logo
08 AĞUSTOS 2026

Sıra Milli Ekonomi Modeli'nde

Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada, Atatürk'ün mirasına sahip çıkmanın tek yolunun Prof. Dr. Haydar Baş'la beraber olmaktan geçtiğini belirten araştırmacı yazar Dr. Nuri Kaplan, "Şimdi sıra, Türkiye'yi kainat devleti yapacak olan liderin önderliğine ve O'nun dünyaya mal olmuş Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanmasına gelmiştir" dedi.

11.09.2017 00:00:00
 
Trabzon'da gerçekleştirilen Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda Dr. Nuri  Kaplan tarafından sunulan 'Atatürk Ekonomide Neler Yaptı?' başlıklı tebliği aynen yayınlıyoruz:

Genç Türkiye Cumhuriyeti devleti, ekonomik olarak Osmanlı'dan kelimenin tam anlamıyla bir "enkaz" devralmıştır. Osmanlı devleti, batıya bağımlı ve yarı sömürge bir devlet durumundadır. Sebebi; kapitülasyonların yaygınlaştırılması, sanayi devrimi, dış borç ve Duyun-u Umumiye İdaresi, Reji İdaresi ve ülkedeki yabancı sermaye yatırımlarıdır.

Osmanlı Devleti, ilk dış borcunu 1854 yılında İngiltere'den almıştır.

Alınan borçlar yatırıma dönüştürülemediği için her geçen yıl ağırlaşan borçlar ödenememiş ve devlet 1875 yılında iflas ettiğini, iç ve dış borçlarını ödeyemeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Bunun üzerine önceleri Galata bankerlerinin daha sonra batılı devletlerin alacaklarını haciz yoluyla tahsil etmek amacıyla Duyunu Umumiye İdaresi kurulmuştur.

DUİ, özerk yapısı itibariyle Osmanlı Maliye Bakanlığı'ndan daha fazla personele sahiptir, devlet vergilerinin %30'unu kontrol eder. Devlet içinde devlet gibi hareket eden bir yapıdır.

Osmanlı'nın son dönemindeki bu yarı sömürge durumu, ülkeyi askeri ve siyasi açıdan da batının denetimine girmesine zemin hazırlamıştır. 

Cumhuriyet kadrosunun ekonomi alanındaki hedefi: Tam bağımsızlık

Cumhuriyetin kurucu kadrosunun ekonomi alanındaki hedefi, milli ve bağımsız bir ekonomiye sahip, hızla kalkınan, öz kaynaklarını kendisi kullanabilen ve refah seviyesi yüksek bir ülke kurmaktır. Bunun için kapitülasyonların tüm sonuçlarıyla kaldırılması ve ülkenin yarı sömürge durumundan kurtulması gerekmektedir.

Milli mücadelenin her aşamasında "tam bağımsızlık" kavramı sürekli gündemde tutulmuştur. Tam bağımsızlık kavramıyla; siyasi, askeri, adli ve kültürel bağımsızlıkla birlikte, mali ve ekonomik bağımsızlık kastedilmiştir. Yeni Türkiye devletinin siyasi ve hukuki varlığının dünyada tanınmasını sağlayan Lozan Barış Konferansı'nda Türk heyetini uğraştıran en çetin konulardan biri de mali ve ekonomik sorunlardır. Yani kapitülasyonlar, Duyun-u Umumiye ve Reji İdaresi.

Lozan Barış Konferansı'nın kapitülasyonlar konusundaki anlaşmazlık sebebiyle kesintiye uğraması bir fırsata çevrilir ve Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanır.

Kongrede alınan kararlar doğrultusunda Türkiye'nin ekonomik gelişmesi şu 4 esas prensibe göre yönlendirilmiştir:

1- Üreticilerin korunması,

2- İhracatı özendirme,

3- Milli sanayii ve işçiyi koruma,

4- Demiryolu siyaseti.

Bu noktada, Atatürk'ün ekonomi konusundaki düşünce ve hedeflerini ortaya koyan ifadelerini bilmemiz gerekir:

Ekonomik Bağımsızlık:

"Güzel vatanımızı fakirliğe, memleketimizi haraplığa sürükleyen çeşitli sebepler içinde en kuvvetli ve en önemlisi ekonomimizde bağımsızlıktan mahrumiyetimizdir."

Millet yaşamında ekonominin önemi:

"Askeri siyasi zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa husule gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner."

"Hakikaten Türk tarihi tetkik olunursa bütün yükseliş ve çöküş sebebinin bir ekonomi meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır. Tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zaferler veyahut mağlubiyetler, yokluk ve felaketler, bunların hepsi meydana geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla ilgili ve ilişkilidir. Yeni Türkiye'mizi layık olduğu seviyeye eriştirebilmek için, mutlaka ekonomimize birinci derecede ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz.  Çünkü zamanımız, tamamen bir ekonomi devresinden başka bir şey değildir."

"Bilirsiniz ki, ekonomisi zayıf bir millet fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; toplumsal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz."  

Günümüzde yaşadığımız başta terör olmak üzere, hırsızlık, dolandırıcılık, ahlaksızlık, fuhuş, uyuşturucu, boşanmalar, hacizler vs. gibi  toplumsal ve siyasi felaketleri  düşündüğümüzde Atatürk'ün ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Atatürk'ün, kapitülasyonların başlangıcını, zararlarını ve tarihi gelişimini anlatan muhteşem  tahlili de şu şekildedir: "Kapitülasyonlar, bir devleti mutlaka çökertir. Osmanlı devleti ile Hindistan Türk ve İslam imparatorlukları bunun en büyük delilidir."

"Kayda değer ki, bütün bu fenalıklar, (kapitülasyonlar) milletin boynuna geçirilmiş bütün bu zincirler, milletimizin herhangi bir hastalığından, devletin güçsüzlüğünden ileri gelmiş değildi. Bilakis bütün bu esaret zincirleri devletin en güçlü, en kudretli bulunduğu bir zamanda boynumuza, devletin boynuna geçirilmiştir. Efendiler, bu halin hikmetini, devlet kavramını anlayış şeklinde aramak lazımdır. Biliyorsunuz ki tacidarlar, hükümdarlar ve bilhassa kendilerine 'Allah'ın gölgesi' diyen padişahlar, memleketi kendi malikanesi ve bütün asli unsur olan milleti de yine Allah tarafından kayıtsız şartsız emrine boyun eğen bir kütle farz ederler. Bundan başka padişahların etrafında birtakım menfaatperestler bulunur ki, onlar da padişahın lütfuna, himayesine erişmek için bu görüş tarzını iyi imiş gibi gösterirlerdi. Bütün bu görüş ve yorumlar karşısında masum millet, hakikaten bunun doğru olduğunu, dinin icabından bulunduğunu farz zanneder. İşte Osmanlı padişahları, milletin bu telakkisinden istifade ederek milletin hakkı olan, milletin şerefi, haysiyeti ve bütün mevcudiyeti ile ilgili olan birçok kaynakları, hediye ve bağış olarak yabancılara vermekte tereddüt etmemişlerdir.

Biliyorsunuz ki ilk kapitülasyon Fatih zamanında, İstanbul'da oturan Cenevizlilere verilmiş, biraz sonra genişletilmiş ve başka milletleri de içine almıştır. Yine pekala biliyorsunuz ki milletin içinde yaşayan Hristiyan unsurlara imtiyaz aynı tarihte verilmiştir. (Kanuni Sultan Süleyman zamanında da Venediklilerle ticaret anlaşması yapıldığını hatırlatalım)?

Fakat milletin hayati kaynaklarıyla o kadar ilgili olan bu imtiyazlar verile verile o kadar büyüdü ki, millet, sırtına yüklenen bu yükün altında kıvranmaya başladı. Tahammül edememeye başladı.

Onları bir hediye ve bağış olarak alanlar, sonraları bu imtiyazları bir kazanılmış hak telakki ettiler, onunla da kanaat etmediler. Her vesileden istifade ile onları artırmak ve genişletmek vasıtalarına gittiler. Hükümeti tehdide kalkıştılar.

Efendiler, haşmet ve gösteriş içinde vakit geçirmeye alışan bu padişahlar, saray ve erkanı, debdebeyi devam ettirmek kanaatinde bulunuyorlardı.

Onun için devletin hakiki kaynaklarını kuruttuktan sonra muhtaç oldukları parayı hariçten tedarike kalkıştılar. Bunun için de birçok borçlanmalar yaptılar. Milletin bütün kaynaklarını vermek ve haysiyet ve şerefini feda etmek suretiyle o borçlanmaları yaptılar.

Bir gün, o paraların faizlerini ödeyemeyecek hale geldiler. Devlet, cihan gözünde iflas etmiş sayıldı."

Ülkemizin ekonomisi nasıl çöktü?

Şimdi buraya gelmişken, 1994'de imzalanan ve halen yürürlükte olan Gümrük Birliği anlaşmasının ülkemizi uğrattığı milyarlarca dolar zararı hatırlamamız lazım. Yine "15 günde 15 yasa" diye bilinen ve Türkiye'de tarımı çökerten, çiftçiyi ve hayvancılıkla geçinenleri bitiren AB uyum yasalarını hatırlayalım.

Kapitalizmin kurallarının acımasızca halen ülkemizde uygulanıyor olmasını, petrol başta olmak üzere birçok madenlerin ve KİT teşebbüslerinin yabancılaştırılmasını burada hatırlatmak babında zikretmemiz gerekli. Mevcut siyasi iradede "Babalar gibi satarım" anlayışının halen hüküm sürmesini de unutmayalım.

Kapitülasyonların Lozan'da müzakeresini Atatürk şöyle değerlendirir:

"Kapitülasyonların konferansta söz konusu edilmesi ve görüşülmesi bile milli onurumuza yöneltilmiş bir hakarettir. Kapitülasyonların Türk milleti için ne derece iğrenç bir şey olduğunu size tarife gücüm yetmez.

Türkler, kapitülasyonların devamının kendilerini pek az bir zamanda ölüme sevk edeceğini pek iyi anlamıştır. Türkiye, esir olarak mahvolmaktansa son nefesine kadar mücadele etmeye ve savaşmaya karar vermiştir."

Kapitülasyonların kaldırılmasından sonra da, "Bugün için düşündüğüm tek şey, maddeten, fiilen, kanla kaldırılmış olan kapitülasyonların bir daha dirilmemek üzere yokluğa gömülmesini temin etmektir" demektedir Atatürk.

Milli Ekonomi Modeli'nden başka çözüm yok

Bugünkü Türkiye'mizde sürmekte olduğu genel kabul gören post-modern kapitülasyonlara da ancak ve ancak, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Beyefendi'ye ait olan ve en başta Rusya olmak üzere tüm dünyaya mal olmuş Milli Ekonomi Modeli ile son verilebileceği ilmi, akademik, ekonomik ve siyasi bir realitedir.

Milli Ekonomi Modeli, 2005 yılından bu yana tam dokuz uluslar arası kongrede yüzlerce ilim adamı tarafından enine boyuna tartışılmış, değerlendirilmiş ve modelin sahibi Sayın Baş, Nobel ödülüne aday gösterilmiştir.

Sayın Baş, 2013 yılında Rus siyasiler tarafından Rusya meclisi Duma'ya davet edilmiş ve modeli bizzat kendisinden dinlenilmiştir. Rusya, Milli Ekonomi Modeli'ni 2013 yılından bu yana hayata geçirmiştir. Ekonomide güçlü hale gelişi Rusya'yı başta Suriye olmak üzere tüm sahalarda ABD'nin önüne geçirmiştir.

Atatürk "Milli Ekonomi" hususunda şöyle demektedir: "Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer bir vatandır. İşte bu memleketi böyle bayındır hale, cennet hale getirecek olan ekonomik etkenler ve ekonomik faaliyettir. Artık bu memleket, böyle fakir ve bu millet yoksul değil, belki memleketimize zengin memleketi, zenginler memleketi bu yeni Türkiye'nin adına da çalışkanlar diyarı denilsin. Bu halk, zengin olmaya mecburdur. Memleket bayındır olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hala yaşamak imkanından bahsederlerse inanmayınız."

Yeri gelmişken hatırlatayım: Oğuz Kağan dedemiz, "fakirlik benim yurdumda suç olsun" dememiş miydi? Ve yine Prof. Dr. Haydar Baş, "Benim dönemimde zekat verecek insan bulamayacaksınız" ve "et yemekten bıkacaksınız" dememiş miydi?

Ekonomik kaynaklarımızın zenginliğini Atatürk şöyle izah eder: "Memleketimizin ekonomik kaynakları bütün dünyanın hırslarını çekecek verim ve servete maliktir. Memleketimiz baştan nihayete kadar, hazinelerle doludur. Biz, o hazineler üstünde aç kalmış insanlar gibiyiz. Hepimiz bütün bu hazineleri meydana çıkarmak ve servet ve refahımızın kaynaklarını bulmak vazifesiyle yükümlüyüz."

Atatürk: "Hedefimiz ekonomik zaferlerdir"

"Yeni Türkiye devleti temellerini süngü ile değil süngünün de dayandığı ekonomiyle kuracaktır."

"Biz bu milleti bugünkü şeklinden daha yüksek derecelere çıkarmakla yükümlü adamlarız. Bu yükseliş, yalnız meydan muharebelerinde kazandığımız şereflerle olamaz; bu, buna kafi değil. Asıl yükseliş , iktisat sahasında yükseliş olacak."

Atatürk'ün milli ticaret ile ilgili düşüncelerine gelince: "Sırtınıza giydiğiniz elbise, ayağınıza geçirdiğiniz kunduradan en ufak şeylere kadar sanat sahiplerine muhtaçsınız. Bütün bu ihtiyacınızı temin için paranızı düşmanlara vermemek lazımdır. Kazancınızın heba olmaması için, başkalarına haraçgüzar olmamak için dindaşınız olan , kendinizden olan sanatkarlara koşacaksınız. Onlara yardım etmek hem borcunuz hem menfaatinizdir."

"Ticarette çok kazanmak değil, sağlam ve temiz kazanmak kuralı hakimdir."

Atatürk'ün; milli endüstri, kooperatifçilik, denizcilik, sanat, madenlerin işletilmesi, yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaştırma vasıtaları, ormanların korunması sahalarında birbirinden güzel, son derece isabetli ve yol gösterici sözlerinin olduğunu da ifade etmeliyim.

Atatürk, kendi döneminde Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemiyle ilgili şu izahları yapmaktadır: "Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemi, 19.asırdan beri sosyalizm nazariyecilerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye'ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin özel teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdi ve hususi teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmaya muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizmden başka bir yoldur."

Yani Atatürk dönemindeki uygulanan ekonomik sistem, ne sosyalizm ne de liberalizmdir.

Atatürk, mali bağımsızlık ve dış borçlanma ile ilgili olarak da, "Bugünkü savaşımlarımızın gayesi, tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın tamlığı ise ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca o devletin bütün hayati kuruluşlarında bağımsızlık felce uğramıştır" demektedir.

"Para, her türlü vasıtanın üstünde bir mevcudiyet silahıdır." diyen Atatürk'ün bu bakış açısı, yine Milli Ekonomi Modeli'ndeki paraya getirilen yeni iki tanımla birlikte ete kemiğe büründürülmektedir.

Ziraat, Türk köylüsü ve çiftçilik

"Milli ekonominin temeli ziraattır."

"Bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır."

"Küçük, büyük bütün çiftçilerin iş vasıtalarını artırmak, yenileştirmek ve korumak tedbirleri vakit geçirmeden alınmalıdır."

"Her Türk çiftçi ailesinin, geçineceği ve çalışacağı toprağa malik olması mutlaka lazımdır." "Vatanın sağlam temeli ve bayındır hale getirilmesi bu esastadır." "Köylü hepimizin veli nimetimizdir. Bu soylu unsurun refahını düşüneceğiz." "Türk köylüsünü efendi yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez" diyen ve Türk köylüsünü "Milletin Efendisi" olarak tanımlayan Atatürk, sonuna kadar haklıdır.

Köylü, çiftçi ve hayvancı bugün adeta "maraba" konumuna düşürülmüşse bunun sebebi Atatürk'ün bu bakış açısından uzaklaşılmasıdır. Köylüyü tekrar milletin efendisi yapacak politikalar bugün yine ve sadece Milli Ekonomi Modeli'nde fazlasıyla mevcuttur. Köylü bugün "efendi" değil, "maraba" olmayı kendi oylarıyla tercih etmiştir, faturasını da ödemeyi sürdürmektedir maalesef.

Atatürk'ün ekonomide yaptıklarını özetlersek;

Prof. Dr. Haydar Baş'ın 10 Kasım 2016 tarihli Yeni Mesaj gazetesinde yayınlanan "Rahmetle Anıyoruz" başlıklı makalesini esas alarak konuşmamızı sürdürelim:

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildi.

1924'te Lozan Anlaşması hayata geçirildi.

Yine 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi.

Gölcük'te ilk tersane açıldı; Devlet Demiryolları kuruldu.

İstanbul-Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferleri başlatıldı.

1925'de, Danıştay, Türk Hava Kurumu, Türkiye Liman İşleri inhisar, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansı kuruldu.

Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.

Ticaret ve Sanayi Odaları kanunu kabul edildi.

Şeker fabrikalarının ve demir çelik sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yürürlüğe girdi.

Tayyare Cemiyeti'nin katkıları ile Ankara'da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.

(1925'te çıkarılan bir kanunla Aşar vergisi kaldırıldı, köylüye para tohum ve alet yardımları yapıldı.

1924'te çıkarılan bir kanunla fındık ve çay ziraatının geliştirilmesi için bir dizi teşvik tedbirleri alındı)

1926'da, Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu. Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.

Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıklar kaldırıldı, Kabotaj Kanunu kabul edildi.

İlk şeker fabrikası, Alpullu şeker fabrikası; İstanbul'da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.

Tarım Satış Kooperatifleri ve birlikleri kuruldu.

Yine 1926'da, Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı.

Adnan Menderes hükümeti döneminde kapatılana kadar 112 savaş uçağı üretildi.

1927'de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk kâğıt parası tedavüle çıktı.

(Yüksek Ziraat ve Baytar Mektepleri ve Enstitüleri kuruldu).

(Teşvik-i Sanayi kanunu çıkarıldı).

1928'de, Gaziantep'te Mensucat Fabrikası açıldı.

Trabzon Vizera'da hidroelektrik santrali hizmete girdi.

1929'da, Anadolu-Bağdat; Mersin-Tarsus demiryolları Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.

(Topraksız çiftçiye toprak verilmesi hakkında kanun çıkarıldı).

1931'de, Bursa-Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kuruldu.

1932'de, İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.

Türk Dil Kurumu kuruldu (1932).

1933'de, Samsun-Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.

(Sümerbank kuruldu. Gayesi sanayi yatırımlarını finanse etmek, ağır ve hafif sanayinin gelişmesine öncülük etmek, devlet fabrikalarını işletmek, yeni fabrikalar açmak).

1934'de, Bandırma-Menemen-Manisa demiryolu hattı yabancılardan alındı.

İzmir-Kasaba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.

Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası'ndaki ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.

İzmir Basmane-Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.

(1934-38 yılları arasında uygulanmak üzere birinci beş yıllık kalkınma planı hazırlandı. Plan ile kimya demir kağıt kükürt sünger pamuklu ve yünlü kumaş, şeker sanayi vs. geliştirildi).

1935'de Aydın demiryolu yabancılardan satın alındı.

MTA, Etibank, Türk Şeker Fabrikaları kuruldu.

İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan alındı.

(Millileştirilen ticaret gemileri, liman ve rıhtımları işletmek amacıyla Denizcilik Bankası kuruldu).

(Toprak Mahsulleri Ofisi ve Reji İdaresiyle Fransızların elinde bulunan şirket satın alınarak devlet tekellerini yönlendiren inhisarlar kuruldu)

1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi kabul edildi.

İstanbul boğazında askerden arındırılmış bölgelere Türk askeri yerleştirildi.

SEKA'nın İzmit'teki fabrikasında ilk kâğıt üretildi.

1937'de, Toprakkale-İskenderun yabancılardan satın alındı.

Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.

İstanbul-Trakya demiryolu yabancılardan satın alındı.

İzmir Telefon İşletmeleri yabancılardan satın alındı.

(Dönemin iktisat vekili Celal Bayar, "bu memleketin çocukları memlekette sanayi vücuda gelsin diye büyük bir külfete katlanırken bunun nimetini ecnebilere kaptıracak değiliz" diyerek hükümetin yabancı sermayeye olan olumsuz bakışını yansıtmıştır).

1938'de Divriği demir madenleri üretime başladı.

İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.

(Birinci beş yıllık kalkınma planı döneminde dokuma, ağır sanayi maden sanayi selülöz sanayi seramik şişe porselen ve kimya sanayi dallarında toplam 16 fabrika açıldı).

Sonuç olarak, 1923-1938 arası Atatürk döneminde;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin milli geliri oran olarak % 104.8 arttı.

Tarım kesimi, %101.3 büyüdü.

Sanayi %148.8 gelişti.

1927'de tarım, ticaret ve sanayide 65 bin işletme vardı.

Genç cumhuriyet, hem tarım hamlesi hem de sanayi devrimi gerçekleştirdi.

Yıkık bir harabeden tam bağımsız bir devleti, Türk Milletine armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü sonsuz şükran ve rahmetle anıyoruz. Şimdi sıra, Türkiye'yi kainat devleti yapacak olan liderin önderliğine ve onun dünyaya mal olmuş Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanmasına gelmiştir. Atatürk'ün bize armağan bıraktığı bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin muasır medeniyetlerin üstüne çıkmasının da, ilelebet payidar kalmasının da tek çaresi budur.

Ne mutlu, Muhteşem Türk Atatürk'ün bu mirasına gerçek anlamda sahip çıkan ve yine O'nu, Türk Milletine ve dünyaya gerçek anlamda tanıtan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e. Ne mutlu O'nunla birlikte yürüyen seçkin topluluğa.

OKAN EGESEL  


Mekke Anlaşması ana gündem


 
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Ortak Savunma Anlaşması imzaladı. Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor. Anlaşmanın İsrail saldırganlığına karşı işleyip işlemeyeceği merak ediliyor. Anlaşmanın özellikle İsrail ve Yunanistan'da menfi karşılanması dikkat çekti. 

08.08.2026 06:53:00
Haber Merkezi
 
Mekke Anlaşması ana gündem
Mekke Anlaşması ana gündem

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından, imzalanan üçlü anlaşmaya ilişkin ortak açıklama paylaşıldı. Açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in, Suudi Arabistan Krallığı'na ziyarette bulunduğu hatırlatıldı.

Görüşmeler Mekke'de yapıldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şerif ile Mekke'deki Safa Sarayı'nda bir araya geldiği, burada resmi görüşmelerin gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, bu görüşmeler esnasında Suudi Arabistan Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti arasındaki müstesna ilişkiler ile karşılıklı çıkar alanına giren konuların ele alındığı kaydedildi.

Anlaşmanın içeriği

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, üç devlet arasındaki derin tarihi ilişkiler, köklü kardeşlik ve İslami dayanışma bağları, müşterek stratejik çıkarları ve köklü savunma işbirlikleri temelinde, kolektif güvenliklerini daha da güçlendirmek, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmek, güvenli ve müreffeh bir geleceği birlikte inşa etmek yönündeki ortak iradelerini yansıtan Ortak Savunma Anlaşması'nı imzalamışlardır. Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma işbirliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir."

Peki, İsrail; Türkiye'ye ya da Suudi Arabistan'a saldırırsa anlaşma işleyecek mi?

Güncel gelişmelere bakıldığında şu anda Pakistan; Hindistan tehdidi altında bulunuyor. İki nükleer güç zaman zaman askeri olarak da karşı karşıya geliyor. Nitekim Mayıs 2025'te Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir bölgesindeki artan gerilim nedeniyle kısa süreli ama şiddetli sınır ötesi hava çatışmaları yaşanmıştı. Günler süren bu askeri kriz, tarafların ateşkes sağlamasıyla sona ermişti.

Suudi Arabistan ise halen ABD üslerinden ötürü İran'ın ve Yemen'deki Husilerin baskısı altında bulunuyor. Anlaşmanın düşük yoğunluklu savaşlarda devreye girip girmeyeceği net değil.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, yakın gelecekte İsrail tehdidi altında bulunuyor. İsrail'in Pakistan'ın ebedi düşmanı Hindistan ile yakın askeri ilişkileri var! İsrail sık sık Türkiye'yi de tehdit ediyor. Yahudi devletinin Suudi Arabistan'a saldırması ise bir kıvılcımla mümkün... Pakistan dün anlaşma imzalayan üç ülke içinde tek nükleer güç olarak öne çıkıyor. Peki Pakistan, Türkiye'ye ya da Suudi Arabistan'a özellikle İsrail'e karşı nükleer şemsiye olur mu?

Anlaşmanın içeriği detaylarda yumuşatıldı

Öte yandan "Müslüman NATO' olarak adlandırılan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu. Anlaşma, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir işbirliği niteliği taşıyor.
Yetkililer, anlaşmanın yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayisi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliği taşıdığını vurguluyor.
Türk yetkililer, "anlaşmanın saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" olduğunu ifade ediyor.

Şiddetli karın ağrısına dikkat!


 
 
Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.

08.08.2026 06:49:00
Murat Çorbacı
 
Şiddetli karın ağrısına dikkat!
Şiddetli karın ağrısına dikkat!

Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde 'akut kolesistit' olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Ne zaman harekete geçmeli

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, "Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır" dedi. Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ.


Kadınlarda daha sık görülüyor

Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.

Yağlı yemekler azdırıyor

Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Adalet Komisyonu önünde gerginlik

Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" düzenlemesi olarak bilinen 12 maddelik kanun teklifinin görüşmeleri olaylı başladı. Toplantı salonunun kapısında İYİ Partili vekiller ile AK Partili üyeler arasında salonun küçüklüğü ve kapıların açılmaması nedeniyle sert tartışmalar yaşandı

07.08.2026 17:20:00
Haber Merkezi
 
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), tarihi adımlardan biri olarak nitelendirilen "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki çerçevesini belirleyecek yasa teklifi için kritik bir viraja girdi.

Resmi adı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" olan 12 maddelik düzenleme, bugün saat 15.30 itibarıyla TBMM Adalet Komisyonu'nda masaya yatırıldı. Ancak görüşmeler öncesinde komisyon salonunun girişinde tansiyon yükseldi.

Kapıda "salon" kavgası: İYİ Partili vekiller tepki gösterdi

Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanacak kurul öncesinde, salon kapısının geç açılması ve toplantının fiziki olarak yetersiz, küçük bir salonda yapılması muhalefetin tepkisini çekti.

TBMM Adalet Komisyonu salonu önünde bekleyen İYİ Parti milletvekilleri ile AK Parti milletvekilleri arasında sert sözlü tartışmalar yaşandı. İYİ Partili vekiller, böylesine kritik bir kanun teklifinin kamuoyundan ve milletvekillerinden kaçırılarak dar alanlarda müzakere edilmek istendiğini öne sürdü. Gerginliğin ardından komisyon, tartışmaların gölgesinde ilk oturumuna başladı.

Komisyon başkanı yüksel: "Bir af düzenlemesi değil"

Gergin başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel, düzenlemenin içeriğine dair net mesajlar verdi. Söz konusu teklifin kesinlikle bir genel af niteliği taşımadığını vurgulayan Yüksel, "Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın sürelik kanayan yarasını sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Tarihi bir sorumluluğu yerine getiriyoruz" ifadelerini kullandı.

12 maddelik teklif neleri içeriyor?

Meclis Başkanlığına sunulan ve önümüzdeki hafta Genel Kurul'dan geçmesi planlanan teklifin öne çıkan hukuki detayları şunlar:

MGK Şartı ve 6 Aylık Süre: Düzenlemenin hayata geçmesi için Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) terör örgütünün fiilen lağvedildiğini ve silah bıraktığını Resmi Gazete'de ilan etmesi gerekiyor. Bu ilanın ardından örgüt mensuplarına adli makamlara başvurmaları için 6 aylık süre tanınacak.

Ceza Ertelemeleri: Silah bırakma şartına uyanların; örgüt üyeliği, yardım ve propaganda gibi suçlardan aldıkları cezalar belirli sürelerle ertelenecek. 15 yıl altı hapis cezaları için 5 yıl, 15 yıl üzeri cezalar için 10 yıl infaz erteleme uygulanacak.

Hak Yoksunluğu Kontrolü: Cezası ertelenen kişilere erteleme süresine göre 2 ya da 3 yıl boyunca seçme ve seçilme gibi hak yoksunlukları uygulanacak. Süreç içinde yeni bir terör suçu işlenirse erteleme kararı düşecek ve infaz kaldığı yerden devam edecek.

Öcalan ve Yönetim Kadrosu Kapsam Dışı: Düzenlemede 1 Haziran 2005 öncesindeki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları ile kasten adam öldürme gibi ağır suçlar tamamen kapsam dışı bırakıldı. Böylece teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Kandil'deki tepe yöneticilerin yasadan yararlanmasının hukuken önüne geçildi.

Komisyondaki görüşmelerin hızla tamamlanarak kanun teklifinin önümüzdeki hafta Genel Kurul'a indirilmesi ve yasalaşması bekleniyor.

"Terörsüz Türkiye" sürecinde bugüne nasıl gelindi?

1 Ekim 2025 – İlk Sinyal: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşarak yeni bir sürecin kapısını araladı.

22 Ekim 2025 – Tarihi Çağrı: Devlet Bahçeli, parti grup toplantısında teröristbaşı Abdullah Öcalan'a hitaben, örgütü tasfiye ettiğini ve silah bıraktığını haykırması şartıyla "Umut Hakkı" kullanımı dahil yasal düzenlemelerin yapılabileceği tarihi çağrısını gerçekleştirdi.

Ekim - Aralık 2025 – Siyasi Trafik: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli'nin çağrısına tam destek verdiğini açıkladı. AK Parti, MHP ve DEM Parti hukukçuları arkada yasal zemin oluşturmak için teknik çalışmalara başladı.

Bahar 2026 – Bölgesel Görüşmeler: Sınır ötesindeki gelişmeler ve Türkiye'nin diplomatik adımları doğrultusunda terör örgütünün tasfiye sürecine yönelik uluslararası ve bölgesel istişareler yürütüldü.

5 Ağustos 2026 – Teklif Meclis'te: AK Parti, MHP ve DEM Parti gruplarından 360 milletvekilinin ortak imzasıyla hazırlanan 12 maddelik yasa teklifi resmi olarak TBMM Başkanlığına sunuldu.

7 Ağustos 2026 (Bugün) – Komisyonda İlk Oturum: Teklif, TBMM Adalet Komisyonu'nda muhalefet partilerinin fiziki alan yetersizliği protestoları ve sert tartışmalar eşliğinde ilk kez görüşülmeye başlandı.

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.

KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı aşısının çalışmalarında ilk fazın tamamlanmak üzere olduğunu söyleyerek, "Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz" dedi

07.08.2026 14:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
ERÜ bünyesinde çalışmalarına devam eden ve Turkovac'ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. KKKA aşısı için çalışmalarını sürdüren ekip, aşıda ilk faz çalışmalarını tamamlamak üzere. Çalışmalar hakkında bilgiler veren ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, çalışmaların sürdüğü laboratuvarın daha kapsamlı bir hale geleceğini söyleyerek, "Çok büyük bir laboratuvara kavuşuyoruz.

Bu alanda stratejik araştırmalar yapabileceğimiz kapsamlı bir laboratuvar imkanının olması bizim için önemli. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu laboratuvar imkanına sahip olabilmemiz sadece Kayseri için değil, ülkemiz ve tüm insanlık için de stratejik bir öneme sahip. Laboratuvarımızın da yıl sonu itibarıyla hazırlıklarımız bitmek üzere. İnşaatımız tamamlandı. Laboratuvarın teknik cihazlar anlamında son bağlantıları devam etmekte" dedi.

"Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz"

Çalışmalarına devam edilen KKKA aşısı hakkında bilgiler veren Altun, "Aykut Özdarendeli hocamız çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle çalışmalarına Kırım Kongo Kanamalı Virüslü ateşli hastalığı dediğimiz kene ısırmasının sebep olduğu rahatsızlıkla ilgili aşı çalışmalarına devam ediyor. Birinci fazla ilgili ciddi mesafe almış durumdayız. Burada biz elimizden geldiği kadar bu aşı süreçlerini yönetirken de ulusal ve uluslararası boyutta bunun kabul edilmesi bizim için esastır.

Biz hocamıza o süreçlerini de kolaylaştırmak için destek oluyoruz. Yaz aylarına başladığımızda hep gündemimize gelen bir rahatsızlık süreci olarak durmakta ama biz bu konularda Sağlık Bakanlığımızla ve Sağlık Müdürlüğümüzle koordineli bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Benim tahminim birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisinde olduğumuzu söylemek istiyorum" diye konuştu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi

 

07.08.2026 10:23:00
Anadolu Ajansı
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Cidde'de ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı

07.08.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
 
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince Ezine açıklarında bir grup kaçak göçmen olduğu tespit edildi. Bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik botu 'KB-57' tarafından hareket halinde durdurulan fiber karinalı lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine (GÖKSEM) teslim edildi.

Güvenpark'ta direniş 25. günde

Ankara Güvenpark'ta rütbeli personelle eşit özlük ve sosyal haklar talebiyle 25 gündür oturma eylemi yapan ve son 5 gündür açlık grevini sürdüren er/erbaş şehit yakınları ile malul gazileri, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ziyaret etti. Meclis gündemindeki "Çerçeve Yasa" tartışmalarının gölgesinde konuşan Özel, "Herkes 'Ben bu düzenlemelerden razıyım' diyene kadar arkanızdayız. Gözünüze bakamayacağımız hiçbir işin içinde olmayız" dedi. Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu ise "Eğer bu yasada bizi ağlatırsanız size hakkımızı helal etmiyoruz" diyerek siyasi iradeye sert bir rest çekti

06.08.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Türkiye'nin 81 ilinden Ankara'ya gelerek Güvenpark'ta toplanan er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin hak arayışı kararlılıkla devam ediyor. Rütbeli personelle aralarındaki maaş, sağlık hakları, protez kalitesi ve sosyal imkan adaletsizliklerine karşı 13 Temmuz'dan bu yana oturma eylemi yapan kitle, seslerini duyurabilmek amacıyla 4 Ağustos itibarıyla açlık grevi başlattı. Siyasi partilerin yoğun ziyaret gerçekleştirdiği alana gelen son isim, kısa süre önce CHP'den ayrılarak yeni bir siyasi hareket başlatan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel oldu.


Özgür Özel: "Sorunlar çözülüyormuş gibi yapılması samimiyetsiz"


Güvenpark'taki eylem alanında gazilerin ve şehit ailelerinin alkışlarıyla karşılanan YENİ Parti lideri Özgür Özel, hükümetin Meclis komisyonuna getirdiği yasal düzenlemeleri sert bir dille eleştirdi. Yapılan hamlelerin bir göz boyamadan ibaret olduğunu savunan Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Bugün burada 25 gün sonra bir kez daha birlikteyiz. Eylemin ilk başladığı gün, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş Genel Başkanı olarak son ziyaretimi buraya gerçekleştirmiştim. Bugün ise YENİ Parti Genel Başkanı olarak yanınızdayım. 25 gün boyunca o kararlılığın gereğini yaptınız, beş gündür de açlık greviyle tepkinizi en üst düzeye çıkardınız. Biz sonuna kadar, siz sonuç alana kadar, hakkınız teslim edilene kadar yanınızdayız. Meclis komisyonunda sanki gazilerin ve şehit ailelerinin sorunları çözülüyormuş gibi bir izlenim yaratılmasını samimiyetsiz buluyoruz. Getirilen teklifler sizin taleplerinizi ve beklentilerinizi hiçbir şekilde karşılamıyor."


"Biz gözünüze bakamayacağımız işlerin içinde olmayız"


Konuşmasında Meclis Başkanlığına sunulan ve kamuoyunda büyük tartışma yaratan yeni "Çerçeve Yasa" sürecine de değinen Özel, partisi üzerinde kurulan siyasi baskılara rağmen taviz vermeyeceklerini açıkladı. Hukukçularla birlikte metin üzerinde sabaha kadar çalıştıklarını aktaran Özel, duruşunu şu sözlerle özetledi:

"Biz zor günlerden geçiyoruz. Seçilmiş kadrolarımızın darbe niteliğinde adımlarla uzaklaştırıldığı bir süreçte, bir yandan da Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik bir süreç yürütülüyor. Emin olun meseleyi ve tüm hassasiyetleri en az sizin kadar yakından takip ediyoruz. İlk gün nerede duruyorsak bugün de tam olarak aynı noktadayız. Bizler şehit ailelerinin yanına varamayacağımız, gözlerinin içine bakamayacağımız hiçbir gizli ya da yanlış işin içinde olmayız. Türkiye'de terörün bitmesi, silahların tamamen susması, tek bir silahın dahi terör örgütünün elinde kalmaması ve bir daha hiçbir ocağa ateş düşmemesi için demokratik zeminde adımlar atılmasını sonuna kadar savunuyoruz."

Özel ayrıca, Türkiye genelinde hak mağduriyeti yaşayan er gazi ve şehit yakını sayısının yaklaşık 5 bin 500 kişi olduğunu belirterek, "Madem artık terör olmayacak, madem artık kan akmayacak; o halde bu vatan uğruna kolunu, bacağını, gözünü, canını vermiş bu insanlara haklarını teslim etmek devlet için hiçbir maddi yük değildir. El insaf diyerek Meclis çatısı altında sesiniz olmaya devam edeceğiz" vurgusunu yaptı.


Erdem Çerçioğlu: "Eğer bizi ağlatırsanız hakkımızı helal etmiyoruz"


Özgür Özel'in ardından söz alan Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu, siyasi partilerin getirdiği alternatif tekliflerin ve hükümetin sunduğu paketlerin mevcut yaraları sarmadığını ifade etti. Çerçioğlu, Meclis'te grubu bulunan tüm milletvekillerine doğrudan seslendiği konuşmasında şu ifadelerle isyan etti:

"Biz Cumhur İttifakı'nın meclise sunduğu kanun teklifini de komisyondaki mevcut yaklaşımları da kabul etmiyoruz. Bizim derdimiz paradan ziyade adaletle ilgilidir, rütbeli personel ile aramızdaki emsal özlük haklarımızın eşitlenmesi mücadelesidir. Er Şehit Aileleri ve Er Gaziler Platformu olarak açlık grevimize kararlılıkla devam edeceğiz. Buradan Meclis'teki tüm siyasilere açıkça haykırıyorum: Eğer bu hazırlanan çerçeve yasada şehit ailelerini ve gazileri bir kez daha boynu bükük bırakır, bizi ağlatırsanız, size de bu devlete de hakkımızı helal etmiyoruz!"

Haber kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, Güvenpark'taki çadırlarda nöbetleşe devam eden açlık grevi eylemine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da daha önce destek ziyaretlerinde bulunarak meclis zemininde hakların savunulacağı sözünü vermişlerdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.