logo
28 EYLÜL 2026

Sıra Milli Ekonomi Modeli'nde

Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada, Atatürk'ün mirasına sahip çıkmanın tek yolunun Prof. Dr. Haydar Baş'la beraber olmaktan geçtiğini belirten araştırmacı yazar Dr. Nuri Kaplan, "Şimdi sıra, Türkiye'yi kainat devleti yapacak olan liderin önderliğine ve O'nun dünyaya mal olmuş Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanmasına gelmiştir" dedi.

11.09.2017 00:00:00
 
Trabzon'da gerçekleştirilen Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda Dr. Nuri  Kaplan tarafından sunulan 'Atatürk Ekonomide Neler Yaptı?' başlıklı tebliği aynen yayınlıyoruz:

Genç Türkiye Cumhuriyeti devleti, ekonomik olarak Osmanlı'dan kelimenin tam anlamıyla bir "enkaz" devralmıştır. Osmanlı devleti, batıya bağımlı ve yarı sömürge bir devlet durumundadır. Sebebi; kapitülasyonların yaygınlaştırılması, sanayi devrimi, dış borç ve Duyun-u Umumiye İdaresi, Reji İdaresi ve ülkedeki yabancı sermaye yatırımlarıdır.

Osmanlı Devleti, ilk dış borcunu 1854 yılında İngiltere'den almıştır.

Alınan borçlar yatırıma dönüştürülemediği için her geçen yıl ağırlaşan borçlar ödenememiş ve devlet 1875 yılında iflas ettiğini, iç ve dış borçlarını ödeyemeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Bunun üzerine önceleri Galata bankerlerinin daha sonra batılı devletlerin alacaklarını haciz yoluyla tahsil etmek amacıyla Duyunu Umumiye İdaresi kurulmuştur.

DUİ, özerk yapısı itibariyle Osmanlı Maliye Bakanlığı'ndan daha fazla personele sahiptir, devlet vergilerinin %30'unu kontrol eder. Devlet içinde devlet gibi hareket eden bir yapıdır.

Osmanlı'nın son dönemindeki bu yarı sömürge durumu, ülkeyi askeri ve siyasi açıdan da batının denetimine girmesine zemin hazırlamıştır. 

Cumhuriyet kadrosunun ekonomi alanındaki hedefi: Tam bağımsızlık

Cumhuriyetin kurucu kadrosunun ekonomi alanındaki hedefi, milli ve bağımsız bir ekonomiye sahip, hızla kalkınan, öz kaynaklarını kendisi kullanabilen ve refah seviyesi yüksek bir ülke kurmaktır. Bunun için kapitülasyonların tüm sonuçlarıyla kaldırılması ve ülkenin yarı sömürge durumundan kurtulması gerekmektedir.

Milli mücadelenin her aşamasında "tam bağımsızlık" kavramı sürekli gündemde tutulmuştur. Tam bağımsızlık kavramıyla; siyasi, askeri, adli ve kültürel bağımsızlıkla birlikte, mali ve ekonomik bağımsızlık kastedilmiştir. Yeni Türkiye devletinin siyasi ve hukuki varlığının dünyada tanınmasını sağlayan Lozan Barış Konferansı'nda Türk heyetini uğraştıran en çetin konulardan biri de mali ve ekonomik sorunlardır. Yani kapitülasyonlar, Duyun-u Umumiye ve Reji İdaresi.

Lozan Barış Konferansı'nın kapitülasyonlar konusundaki anlaşmazlık sebebiyle kesintiye uğraması bir fırsata çevrilir ve Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanır.

Kongrede alınan kararlar doğrultusunda Türkiye'nin ekonomik gelişmesi şu 4 esas prensibe göre yönlendirilmiştir:

1- Üreticilerin korunması,

2- İhracatı özendirme,

3- Milli sanayii ve işçiyi koruma,

4- Demiryolu siyaseti.

Bu noktada, Atatürk'ün ekonomi konusundaki düşünce ve hedeflerini ortaya koyan ifadelerini bilmemiz gerekir:

Ekonomik Bağımsızlık:

"Güzel vatanımızı fakirliğe, memleketimizi haraplığa sürükleyen çeşitli sebepler içinde en kuvvetli ve en önemlisi ekonomimizde bağımsızlıktan mahrumiyetimizdir."

Millet yaşamında ekonominin önemi:

"Askeri siyasi zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa husule gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner."

"Hakikaten Türk tarihi tetkik olunursa bütün yükseliş ve çöküş sebebinin bir ekonomi meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır. Tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zaferler veyahut mağlubiyetler, yokluk ve felaketler, bunların hepsi meydana geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla ilgili ve ilişkilidir. Yeni Türkiye'mizi layık olduğu seviyeye eriştirebilmek için, mutlaka ekonomimize birinci derecede ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz.  Çünkü zamanımız, tamamen bir ekonomi devresinden başka bir şey değildir."

"Bilirsiniz ki, ekonomisi zayıf bir millet fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; toplumsal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz."  

Günümüzde yaşadığımız başta terör olmak üzere, hırsızlık, dolandırıcılık, ahlaksızlık, fuhuş, uyuşturucu, boşanmalar, hacizler vs. gibi  toplumsal ve siyasi felaketleri  düşündüğümüzde Atatürk'ün ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Atatürk'ün, kapitülasyonların başlangıcını, zararlarını ve tarihi gelişimini anlatan muhteşem  tahlili de şu şekildedir: "Kapitülasyonlar, bir devleti mutlaka çökertir. Osmanlı devleti ile Hindistan Türk ve İslam imparatorlukları bunun en büyük delilidir."

"Kayda değer ki, bütün bu fenalıklar, (kapitülasyonlar) milletin boynuna geçirilmiş bütün bu zincirler, milletimizin herhangi bir hastalığından, devletin güçsüzlüğünden ileri gelmiş değildi. Bilakis bütün bu esaret zincirleri devletin en güçlü, en kudretli bulunduğu bir zamanda boynumuza, devletin boynuna geçirilmiştir. Efendiler, bu halin hikmetini, devlet kavramını anlayış şeklinde aramak lazımdır. Biliyorsunuz ki tacidarlar, hükümdarlar ve bilhassa kendilerine 'Allah'ın gölgesi' diyen padişahlar, memleketi kendi malikanesi ve bütün asli unsur olan milleti de yine Allah tarafından kayıtsız şartsız emrine boyun eğen bir kütle farz ederler. Bundan başka padişahların etrafında birtakım menfaatperestler bulunur ki, onlar da padişahın lütfuna, himayesine erişmek için bu görüş tarzını iyi imiş gibi gösterirlerdi. Bütün bu görüş ve yorumlar karşısında masum millet, hakikaten bunun doğru olduğunu, dinin icabından bulunduğunu farz zanneder. İşte Osmanlı padişahları, milletin bu telakkisinden istifade ederek milletin hakkı olan, milletin şerefi, haysiyeti ve bütün mevcudiyeti ile ilgili olan birçok kaynakları, hediye ve bağış olarak yabancılara vermekte tereddüt etmemişlerdir.

Biliyorsunuz ki ilk kapitülasyon Fatih zamanında, İstanbul'da oturan Cenevizlilere verilmiş, biraz sonra genişletilmiş ve başka milletleri de içine almıştır. Yine pekala biliyorsunuz ki milletin içinde yaşayan Hristiyan unsurlara imtiyaz aynı tarihte verilmiştir. (Kanuni Sultan Süleyman zamanında da Venediklilerle ticaret anlaşması yapıldığını hatırlatalım)?

Fakat milletin hayati kaynaklarıyla o kadar ilgili olan bu imtiyazlar verile verile o kadar büyüdü ki, millet, sırtına yüklenen bu yükün altında kıvranmaya başladı. Tahammül edememeye başladı.

Onları bir hediye ve bağış olarak alanlar, sonraları bu imtiyazları bir kazanılmış hak telakki ettiler, onunla da kanaat etmediler. Her vesileden istifade ile onları artırmak ve genişletmek vasıtalarına gittiler. Hükümeti tehdide kalkıştılar.

Efendiler, haşmet ve gösteriş içinde vakit geçirmeye alışan bu padişahlar, saray ve erkanı, debdebeyi devam ettirmek kanaatinde bulunuyorlardı.

Onun için devletin hakiki kaynaklarını kuruttuktan sonra muhtaç oldukları parayı hariçten tedarike kalkıştılar. Bunun için de birçok borçlanmalar yaptılar. Milletin bütün kaynaklarını vermek ve haysiyet ve şerefini feda etmek suretiyle o borçlanmaları yaptılar.

Bir gün, o paraların faizlerini ödeyemeyecek hale geldiler. Devlet, cihan gözünde iflas etmiş sayıldı."

Ülkemizin ekonomisi nasıl çöktü?

Şimdi buraya gelmişken, 1994'de imzalanan ve halen yürürlükte olan Gümrük Birliği anlaşmasının ülkemizi uğrattığı milyarlarca dolar zararı hatırlamamız lazım. Yine "15 günde 15 yasa" diye bilinen ve Türkiye'de tarımı çökerten, çiftçiyi ve hayvancılıkla geçinenleri bitiren AB uyum yasalarını hatırlayalım.

Kapitalizmin kurallarının acımasızca halen ülkemizde uygulanıyor olmasını, petrol başta olmak üzere birçok madenlerin ve KİT teşebbüslerinin yabancılaştırılmasını burada hatırlatmak babında zikretmemiz gerekli. Mevcut siyasi iradede "Babalar gibi satarım" anlayışının halen hüküm sürmesini de unutmayalım.

Kapitülasyonların Lozan'da müzakeresini Atatürk şöyle değerlendirir:

"Kapitülasyonların konferansta söz konusu edilmesi ve görüşülmesi bile milli onurumuza yöneltilmiş bir hakarettir. Kapitülasyonların Türk milleti için ne derece iğrenç bir şey olduğunu size tarife gücüm yetmez.

Türkler, kapitülasyonların devamının kendilerini pek az bir zamanda ölüme sevk edeceğini pek iyi anlamıştır. Türkiye, esir olarak mahvolmaktansa son nefesine kadar mücadele etmeye ve savaşmaya karar vermiştir."

Kapitülasyonların kaldırılmasından sonra da, "Bugün için düşündüğüm tek şey, maddeten, fiilen, kanla kaldırılmış olan kapitülasyonların bir daha dirilmemek üzere yokluğa gömülmesini temin etmektir" demektedir Atatürk.

Milli Ekonomi Modeli'nden başka çözüm yok

Bugünkü Türkiye'mizde sürmekte olduğu genel kabul gören post-modern kapitülasyonlara da ancak ve ancak, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Beyefendi'ye ait olan ve en başta Rusya olmak üzere tüm dünyaya mal olmuş Milli Ekonomi Modeli ile son verilebileceği ilmi, akademik, ekonomik ve siyasi bir realitedir.

Milli Ekonomi Modeli, 2005 yılından bu yana tam dokuz uluslar arası kongrede yüzlerce ilim adamı tarafından enine boyuna tartışılmış, değerlendirilmiş ve modelin sahibi Sayın Baş, Nobel ödülüne aday gösterilmiştir.

Sayın Baş, 2013 yılında Rus siyasiler tarafından Rusya meclisi Duma'ya davet edilmiş ve modeli bizzat kendisinden dinlenilmiştir. Rusya, Milli Ekonomi Modeli'ni 2013 yılından bu yana hayata geçirmiştir. Ekonomide güçlü hale gelişi Rusya'yı başta Suriye olmak üzere tüm sahalarda ABD'nin önüne geçirmiştir.

Atatürk "Milli Ekonomi" hususunda şöyle demektedir: "Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer bir vatandır. İşte bu memleketi böyle bayındır hale, cennet hale getirecek olan ekonomik etkenler ve ekonomik faaliyettir. Artık bu memleket, böyle fakir ve bu millet yoksul değil, belki memleketimize zengin memleketi, zenginler memleketi bu yeni Türkiye'nin adına da çalışkanlar diyarı denilsin. Bu halk, zengin olmaya mecburdur. Memleket bayındır olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hala yaşamak imkanından bahsederlerse inanmayınız."

Yeri gelmişken hatırlatayım: Oğuz Kağan dedemiz, "fakirlik benim yurdumda suç olsun" dememiş miydi? Ve yine Prof. Dr. Haydar Baş, "Benim dönemimde zekat verecek insan bulamayacaksınız" ve "et yemekten bıkacaksınız" dememiş miydi?

Ekonomik kaynaklarımızın zenginliğini Atatürk şöyle izah eder: "Memleketimizin ekonomik kaynakları bütün dünyanın hırslarını çekecek verim ve servete maliktir. Memleketimiz baştan nihayete kadar, hazinelerle doludur. Biz, o hazineler üstünde aç kalmış insanlar gibiyiz. Hepimiz bütün bu hazineleri meydana çıkarmak ve servet ve refahımızın kaynaklarını bulmak vazifesiyle yükümlüyüz."

Atatürk: "Hedefimiz ekonomik zaferlerdir"

"Yeni Türkiye devleti temellerini süngü ile değil süngünün de dayandığı ekonomiyle kuracaktır."

"Biz bu milleti bugünkü şeklinden daha yüksek derecelere çıkarmakla yükümlü adamlarız. Bu yükseliş, yalnız meydan muharebelerinde kazandığımız şereflerle olamaz; bu, buna kafi değil. Asıl yükseliş , iktisat sahasında yükseliş olacak."

Atatürk'ün milli ticaret ile ilgili düşüncelerine gelince: "Sırtınıza giydiğiniz elbise, ayağınıza geçirdiğiniz kunduradan en ufak şeylere kadar sanat sahiplerine muhtaçsınız. Bütün bu ihtiyacınızı temin için paranızı düşmanlara vermemek lazımdır. Kazancınızın heba olmaması için, başkalarına haraçgüzar olmamak için dindaşınız olan , kendinizden olan sanatkarlara koşacaksınız. Onlara yardım etmek hem borcunuz hem menfaatinizdir."

"Ticarette çok kazanmak değil, sağlam ve temiz kazanmak kuralı hakimdir."

Atatürk'ün; milli endüstri, kooperatifçilik, denizcilik, sanat, madenlerin işletilmesi, yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaştırma vasıtaları, ormanların korunması sahalarında birbirinden güzel, son derece isabetli ve yol gösterici sözlerinin olduğunu da ifade etmeliyim.

Atatürk, kendi döneminde Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemiyle ilgili şu izahları yapmaktadır: "Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemi, 19.asırdan beri sosyalizm nazariyecilerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye'ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin özel teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdi ve hususi teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmaya muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizmden başka bir yoldur."

Yani Atatürk dönemindeki uygulanan ekonomik sistem, ne sosyalizm ne de liberalizmdir.

Atatürk, mali bağımsızlık ve dış borçlanma ile ilgili olarak da, "Bugünkü savaşımlarımızın gayesi, tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın tamlığı ise ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca o devletin bütün hayati kuruluşlarında bağımsızlık felce uğramıştır" demektedir.

"Para, her türlü vasıtanın üstünde bir mevcudiyet silahıdır." diyen Atatürk'ün bu bakış açısı, yine Milli Ekonomi Modeli'ndeki paraya getirilen yeni iki tanımla birlikte ete kemiğe büründürülmektedir.

Ziraat, Türk köylüsü ve çiftçilik

"Milli ekonominin temeli ziraattır."

"Bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır."

"Küçük, büyük bütün çiftçilerin iş vasıtalarını artırmak, yenileştirmek ve korumak tedbirleri vakit geçirmeden alınmalıdır."

"Her Türk çiftçi ailesinin, geçineceği ve çalışacağı toprağa malik olması mutlaka lazımdır." "Vatanın sağlam temeli ve bayındır hale getirilmesi bu esastadır." "Köylü hepimizin veli nimetimizdir. Bu soylu unsurun refahını düşüneceğiz." "Türk köylüsünü efendi yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez" diyen ve Türk köylüsünü "Milletin Efendisi" olarak tanımlayan Atatürk, sonuna kadar haklıdır.

Köylü, çiftçi ve hayvancı bugün adeta "maraba" konumuna düşürülmüşse bunun sebebi Atatürk'ün bu bakış açısından uzaklaşılmasıdır. Köylüyü tekrar milletin efendisi yapacak politikalar bugün yine ve sadece Milli Ekonomi Modeli'nde fazlasıyla mevcuttur. Köylü bugün "efendi" değil, "maraba" olmayı kendi oylarıyla tercih etmiştir, faturasını da ödemeyi sürdürmektedir maalesef.

Atatürk'ün ekonomide yaptıklarını özetlersek;

Prof. Dr. Haydar Baş'ın 10 Kasım 2016 tarihli Yeni Mesaj gazetesinde yayınlanan "Rahmetle Anıyoruz" başlıklı makalesini esas alarak konuşmamızı sürdürelim:

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildi.

1924'te Lozan Anlaşması hayata geçirildi.

Yine 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi.

Gölcük'te ilk tersane açıldı; Devlet Demiryolları kuruldu.

İstanbul-Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferleri başlatıldı.

1925'de, Danıştay, Türk Hava Kurumu, Türkiye Liman İşleri inhisar, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansı kuruldu.

Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.

Ticaret ve Sanayi Odaları kanunu kabul edildi.

Şeker fabrikalarının ve demir çelik sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yürürlüğe girdi.

Tayyare Cemiyeti'nin katkıları ile Ankara'da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.

(1925'te çıkarılan bir kanunla Aşar vergisi kaldırıldı, köylüye para tohum ve alet yardımları yapıldı.

1924'te çıkarılan bir kanunla fındık ve çay ziraatının geliştirilmesi için bir dizi teşvik tedbirleri alındı)

1926'da, Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu. Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.

Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıklar kaldırıldı, Kabotaj Kanunu kabul edildi.

İlk şeker fabrikası, Alpullu şeker fabrikası; İstanbul'da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.

Tarım Satış Kooperatifleri ve birlikleri kuruldu.

Yine 1926'da, Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı.

Adnan Menderes hükümeti döneminde kapatılana kadar 112 savaş uçağı üretildi.

1927'de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk kâğıt parası tedavüle çıktı.

(Yüksek Ziraat ve Baytar Mektepleri ve Enstitüleri kuruldu).

(Teşvik-i Sanayi kanunu çıkarıldı).

1928'de, Gaziantep'te Mensucat Fabrikası açıldı.

Trabzon Vizera'da hidroelektrik santrali hizmete girdi.

1929'da, Anadolu-Bağdat; Mersin-Tarsus demiryolları Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.

(Topraksız çiftçiye toprak verilmesi hakkında kanun çıkarıldı).

1931'de, Bursa-Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kuruldu.

1932'de, İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.

Türk Dil Kurumu kuruldu (1932).

1933'de, Samsun-Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.

(Sümerbank kuruldu. Gayesi sanayi yatırımlarını finanse etmek, ağır ve hafif sanayinin gelişmesine öncülük etmek, devlet fabrikalarını işletmek, yeni fabrikalar açmak).

1934'de, Bandırma-Menemen-Manisa demiryolu hattı yabancılardan alındı.

İzmir-Kasaba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.

Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası'ndaki ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.

İzmir Basmane-Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.

(1934-38 yılları arasında uygulanmak üzere birinci beş yıllık kalkınma planı hazırlandı. Plan ile kimya demir kağıt kükürt sünger pamuklu ve yünlü kumaş, şeker sanayi vs. geliştirildi).

1935'de Aydın demiryolu yabancılardan satın alındı.

MTA, Etibank, Türk Şeker Fabrikaları kuruldu.

İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan alındı.

(Millileştirilen ticaret gemileri, liman ve rıhtımları işletmek amacıyla Denizcilik Bankası kuruldu).

(Toprak Mahsulleri Ofisi ve Reji İdaresiyle Fransızların elinde bulunan şirket satın alınarak devlet tekellerini yönlendiren inhisarlar kuruldu)

1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi kabul edildi.

İstanbul boğazında askerden arındırılmış bölgelere Türk askeri yerleştirildi.

SEKA'nın İzmit'teki fabrikasında ilk kâğıt üretildi.

1937'de, Toprakkale-İskenderun yabancılardan satın alındı.

Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.

İstanbul-Trakya demiryolu yabancılardan satın alındı.

İzmir Telefon İşletmeleri yabancılardan satın alındı.

(Dönemin iktisat vekili Celal Bayar, "bu memleketin çocukları memlekette sanayi vücuda gelsin diye büyük bir külfete katlanırken bunun nimetini ecnebilere kaptıracak değiliz" diyerek hükümetin yabancı sermayeye olan olumsuz bakışını yansıtmıştır).

1938'de Divriği demir madenleri üretime başladı.

İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.

(Birinci beş yıllık kalkınma planı döneminde dokuma, ağır sanayi maden sanayi selülöz sanayi seramik şişe porselen ve kimya sanayi dallarında toplam 16 fabrika açıldı).

Sonuç olarak, 1923-1938 arası Atatürk döneminde;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin milli geliri oran olarak % 104.8 arttı.

Tarım kesimi, %101.3 büyüdü.

Sanayi %148.8 gelişti.

1927'de tarım, ticaret ve sanayide 65 bin işletme vardı.

Genç cumhuriyet, hem tarım hamlesi hem de sanayi devrimi gerçekleştirdi.

Yıkık bir harabeden tam bağımsız bir devleti, Türk Milletine armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü sonsuz şükran ve rahmetle anıyoruz. Şimdi sıra, Türkiye'yi kainat devleti yapacak olan liderin önderliğine ve onun dünyaya mal olmuş Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanmasına gelmiştir. Atatürk'ün bize armağan bıraktığı bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin muasır medeniyetlerin üstüne çıkmasının da, ilelebet payidar kalmasının da tek çaresi budur.

Ne mutlu, Muhteşem Türk Atatürk'ün bu mirasına gerçek anlamda sahip çıkan ve yine O'nu, Türk Milletine ve dünyaya gerçek anlamda tanıtan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e. Ne mutlu O'nunla birlikte yürüyen seçkin topluluğa.

OKAN EGESEL  


Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

İstanbul'da gök gürültülü sağanak hayatı olumsuz etkiledi, birçok ilçede su baskınları yaşandı

28.09.2026 06:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kısa süreli etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.

Avrupa Yakası'nda Beşiktaş, Fatih, Şişli, Bakırköy, Sultangazi, Eyüpsultan, Esenler, Küçükçekmece ve Kağıthane ilçelerinde gök gürültülü sağanak etkisini gösterdi.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki su basan alt geçitte ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Araç trafiğine kapatılan alt geçidin su tahliyesinin sabah saatlerine kadar süreceği öğrenildi.

Fatih'teki Zeyrek Mahallesi Eski Mutaflar Caddesi'nde bir otomobil ile kamyonet çökme sonucu meydana gelen çukura girdi. Çevredeki vatandaşlar araçları iterek, bulundukları yerden çıkardı. Yola şerit çekilerek trafiğe kapatıldı.

Eyüpsultan Merkez Mahallesi Sayfiye Sokak'ta ise binaların arasında kalan arsada yağışın etkisiyle toprak kayması yaşandı. İhbar üzerine bölgeye gelen itfaiye ve AFAD ekiplerince çevredeki binalarda yaşayan 25 kişi tahliye edildi. Bölge, şerit çekilerek emniyete alındı.

Esenler'de Mehmet Akif İnan Caddesi'nde seyir halindeki motosiklet, yağış nedeniyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Kazada sürücü ve motosiklet savrulurken, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Çalıkuşu Sokak'ta ise bir binanın bodrum katındaki otoparkı su bastı. Vatandaşlar otoparktaki araçlarını kendi imkanlarıyla dışarı çıkardı.

Yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor. 

Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi

27.09.2026 21:00:00
Haber Merkezi
 
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında "rüşvet" suçundan resen soruşturma başlattı. Başsavcılık açıklamasında, soruşturmanın TCK'nin 252. maddesi uyarınca yürütüldüğü belirtildi.

Soruşturmayı ekonomik suçlar bürosu yürütüyor
Açıklamaya göre dosya, Başsavcılığın Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülüyor. Soruşturma kapsamında elde edilen deliller üzerine resen işlem başlatıldığı bildirildi.

Başsavcılık ayrıntı paylaşmadı
Başsavcılığın kamuoyuna duyurduğu açıklamada, iddianın dayanağına, soruşturmanın kapsamına veya izlenecek adımlara ilişkin ek bilgi verilmedi.

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

27.09.2026 19:06:00 / Güncelleme: 27.09.2026 19:08:31
Haber Merkezi
 
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin olarak başlatılan soruşturmada daha önce gözaltına alınıp 4 gün önce serbest bırakılan cezaevi doktoru Turgay Tamer, Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu. Tamer'in kesin ölüm nedeni, otopsinin ardından belirlenecek.

Kozinoğlu'nun 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde ölümüne ilişkin olarak yeniden başlatılan soruşturmada cezaevi ve sağlık kayıtlarında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıkmış, Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısının ardından cezaevi görevlilerinin koğuş kapısını yaklaşık 10 dakika sonra açtığı, 112'ye ise olaydan yaklaşık 17 dakika sonra haber verildiği tespit edilmişti. Ayrıca Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısından sağlık ekibinin kendisine ulaşmasına kadar 29 dakika 36 saniye geçtiği belirlenirken, kampüste bulunması gereken ambulans ekibinin yemek için Silivri merkeze gittiği, nöbetçi doktorun ise olaydan haberdar edilmediğini söylediği belirtilmişti.

Başsavcılık tarafından yapılan bilgilendirmede, Tamer'in Kozinoğluna herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını belirtildi.

Serbest bırakıldı, 4 gün sonra öldü
Soruşturmada ikinci dalga operasyon düzenlenmiş, operasyonda cezaevi doktoru Tamer de gözaltına alınmıştı. Tamer, serbest bırakılmasından 4 gün sonra Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.

Tamer'in hâlihazırda el ayak iltihabı rahatsızlığının bulunduğu ve iltihap şişliklerinden dolayı yürümekte dahi zorlandığı; bu sebeple bir süredir doktorluk mesleğini de yapamadığı belirtildi.

Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı

Sermaye piyasalarını sarsan dev operasyonda çember daralıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı

27.09.2026 16:08:00
Haber Merkezi
 
Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı
Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı
Finans çevrelerinde geniş yankı uyandıran dev soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi. Yürütülen çok yönlü mali takip ve analizler neticesinde savcılık düğmeye bastı.
Daha önce şüpheli sıfatıyla hakkında adli kontrol hükümleri kapsamında yurt dışına çıkış yasağı tedbiri uygulanan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener, kolluk kuvvetlerinin düzenlediği operasyonla yakalanarak emniyete götürüldü. Gözaltı kararıyla birlikte piyasalardaki dikkatler dosyadaki gizemli para akışına çevrildi.

Şüpheli fon hareketleri ve para trafiği masada
Aklama Suçları Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen operasyonda, kurulan fon mekanizmaları üzerinden gerçekleşen devasa finansal transferler ile şüpheli işlem trafiği titizlikle taranıyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları, dijital incelemeler ve hesap hareketlerinin dosyanın seyrinde kilit rol oynadığı ifade ediliyor.
Gözaltındaki Sarpyener'in emniyetteki sorgu ve ifade işlemlerinin devam ettiği öğrenilirken, soruşturmanın aracı kurumlar ve portföy şirketleri ayağında yeni adımların atılabileceği belirtiliyor.

Milyarlık iddia yanıtsız kaldı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, fon ve borsa işlemleriyle ilgili tartışmaların ardından görevlerinden istifa etti

27.09.2026 12:56:00
Haber Merkezi
 
Milyarlık iddia yanıtsız kaldı
Milyarlık iddia yanıtsız kaldı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, fon ve borsa işlemleriyle ilgili tartışmaların ardından görevlerinden istifa etti. Kaya, hakkındaki iddiaların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması amacıyla görevlerinden ayrıldığını belirtti.

Ancak istifanın ardından gözler, YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerine ilişkin ortaya attığı milyarlık iddialara çevrildi.

Emre, Kaya'nın 8 Nisan'da yaklaşık 255 lira seviyesinden 250 bin adet Özata Denizcilik hissesi aldığını, bunun için yaklaşık 63 milyon 359 bin lira yatırdığını ve hisseleri eylül ayında yaklaşık 4 bin 482 liradan satarak 1 milyar 344 milyon lira çektiğini ileri sürdü. Emre, Kaya'nın eşi İlyas Kaya için de benzer işlemler yapıldığı ve yaklaşık 826 milyon lira çekildiği iddiasında bulundu.

Emre ayrıca işlemlerin fon soruşturmasının kamuoyuna yansımasından önce gerçekleştirildiğini savunarak, paraların eylül ayında peş peşe çekildiğini iddia etti.

Şamil Tayyar: "Doğruysa hemen istifa etmeli"

İddiaların ardından AK Parti eski Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar da dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Tayyar, Kaya ve eşine ilişkin iddiaların "çok vahim" olduğunu belirterek, iddialar doğruysa istifa edilmesi gerektiğini, doğru değilse de iddiaların derhal yalanlanarak hukuki yollara başvurulması gerektiğini söyledi.

Tayyar ayrıca kamuoyuna yansıyan iddialara o aşamada Kaya ve eşinden açıklama gelmemesine dikkat çekerek, "Açıkçası yorum için biraz da onu bekledim" ifadelerini kullandı.

Tayyar'ın değerlendirmesinin ardından Kaya'nın istifa etmesi dikkat çekti.

"Neden ayrıntılı açıklama yapılmadı?"

Söz konusu iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Kaya'nın ilk aşamadaki yanıtı ise ayrıntılı bir açıklama yerine "Müsait değilim" şeklinde oldu. Kaya'nın daha sonra yaptığı istifa açıklamasında da Emre'nin gündeme getirdiği 63 milyon liralık alım, 1 milyar 344 milyon liralık çekim ve işlem tarihleri gibi somut iddialara tek tek yanıt verilmedi.

Dolayısıyla kamuoyunun yanıt beklediği temel sorular arasında, hisse alım-satımlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, işlemlerin hangi tarihlerde yapıldığı, satışlardan ne kadar gelir elde edildiği ve iddialarda belirtilen para transferlerinin doğru olup olmadığı bulunuyor.

Öte yandan iddialar şu aşamada Zeynel Emre'nin açıklamalarına dayanıyor; kamuoyuna açık MKK veya aracı kurum kayıtlarıyla bağımsız biçimde doğrulanmış değil. Ayrıca SPK'nın 25 Eylül tarihli kararında OZATD pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, ancak Kaya ve eşinin isimlerinin bu kararda yer almadığı bildirildi.

Ömer Çelik: "Tavizsiz mücadele"

İstifanın ardından AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise fon tartışmasına ilişkin açıklamasında, "Her türlü yanlış, yolsuzluk, istismar ve usulsüzlükle mücadele tavizsiz verilecektir" mesajını verdi.

Çelik ayrıca fon krizi olarak adlandırılan gündemin her bir maddesinin, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla ilk andan itibaren partinin yetkili kurumlarınca takip edildiğini söyledi.

Kaya'nın istifasıyla siyasi sorumluluk tartışması yeni bir boyut kazanırken, kamuoyunda milyarlık hisse işlemi iddialarının belgeleri ve ayrıntıları konusunda yapılacak açıklamalar bekleniyor.

Vücudunuz kışa hazır mı?

Mevsim geçişlerinde ani sıcaklık dalgalanmaları bağışıklık sistemini zorluyor. Yapay takviyelere sarılmadan önce, bilimin ışığında vücudunuzu bir kalkana dönüştürecek en etkili doğal yöntemleri ve uzman tavsiyelerini bir araya getirdik

27.09.2026 11:40:00
Eyüp Kabil
 
Vücudunuz kışa hazır mı?
Vücudunuz kışa hazır mı?
Mevsim geçişleri, hava sıcaklıklarındaki dalgalanmalar ve azalan güneş ışığı nedeniyle bağışıklık sistemimizin en çok zorlandığı dönemlerin başında geliyor.

Uzmanlar, enfeksiyon riskine karşı hazır olmak için bağışıklık sistemini destekleyecek doğal yöntemlerin hayati önem taşıdığını belirtiyor. Yapay takviyeler yerine doğru beslenme, kaliteli uyku ve stres yönetimi gibi temel yaşam alışkanlıklarını değiştirmek, vücudun savunma mekanizmasını kalıcı olarak güçlendiriyor.

İşte son bilimsel araştırmalar ve uzman tavsiyeleri ışığında, mevsim değişikliklerinde hastalıklardan korunmanızı sağlayacak en etkili ve doğal formüller:

Renkli beslenin: Tabaklarınızı antioksidanlarla doldurun

Bağışıklık sisteminin hücresel düzeyde savaşabilmesi için antioksidanlara ve vitaminlere ihtiyacı vardır. Tek bir mucizevi besine odaklanmak yerine, beslenmenizde çeşitlilik yaratmak en doğru yaklaşımdır.

• C Vitamini Depoları: Portakal ve mandalina gibi klasik narenciyelerin yanı sıra kivi, kuşburnu, kırmızı kapya biber ve brokoli gibi yüksek oranda C vitamini içeren besinleri günlük diyetinize ekleyin.

• Mor ve Kırmızı Meyveler: Yaban mersini, böğürtlen ve mürdüm eriği gibi koyu renkli meyveler, hücre hasarını önleyen güçlü bileşenler (antosiyaninler) içerir.

• Doğal Antibiyotikler: Sarımsak, soğan ve zencefil içerdikleri kükürtlü bileşikler ve aktif maddeler sayesinde antimikrobiyal özellik gösterir.

Bağırsak sağlığı: Savunma hattı burada başlıyor

İnsan bağışıklık sisteminin yaklaşık yüzde 70'i bağırsaklarda yer alır. Güçlü bir mikrobiyota, virüs ve bakterilere karşı en büyük kalkanınızdır.

• Fermente Gıdalar: Ev yapımı yoğurt, kefir, lahana turşusu (sauerkraut) ve tarhana gibi probiyotik zengini besinler bağırsaktaki dost bakterileri artırır.

• Prebiyotik Desteği: Dost bakterileri beslemek için pırasa, enginar, kereviz, muz ve yulaf gibi lifli gıdalara sofranızda daha fazla yer açın.

Uyku ve stres yönetimi: Görünmez kahramanlar

Yetersiz uyku ve kronik stres, bağışıklık sistemini doğrudan baskılayarak vücudu enfeksiyonlara açık hale getirir.

• Kaliteli Melatonin Salgısı: Vücudun kendini yenilediği ve bağışıklık hücrelerinin üretildiği 23.00 ile 03.00 saatleri arasında derin uykuda olmaya özen gösterin.

• Kortizol Seviyesini Düşürün: Kronik stres, kortizol hormonunu artırarak bağışıklık yanıtını zayıflatır. Gün içinde yapacağınız 15-20 dakikalık yürüyüşler veya nefes egzersizleri bu yükü hafifletir.

Bitki çaylarının gücünden faydalanın

Doğru demlenen bitki çayları, üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir duvar örebilir.

• Ekinezya ve Adaçayı: Ekinezya bitkisinin bağışıklık hücrelerini aktive ettiği bilinmektedir. Adaçayı ise ağız ve boğaz mukozasını koruyan antiviral bileşenler içerir.

• Ihlamur ve Karanfil: Göğsü yumuşatan ıhlamuru, karanfil ve bir çay kaşığı ham bal ile tatlandırarak tüketebilirsiniz.

Mevsim dönümlerinde vücudunuzun sesine kulak vermek ve bu basit ama etkili alışkanlıkları hayatınıza dahil etmek, sizi kış aylarındaki salgınlardan korumanın en güvenli yoludur.

Gümrükte tonlarca zehir yakalandı

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerinin Mersin ve İstanbul Havalimanı’nda düzenlediği operasyonlarda toplam 1 ton 716 kilo 500 gram pregabalin ile 20 kilo 260 gram metamfetamin ele geçirildi

26.09.2026 16:15:00
Haber Merkezi
 
Gümrükte tonlarca zehir yakalandı
Gümrükte tonlarca zehir yakalandı
Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerinin Mersin ve İstanbul Havalimanı'nda düzenlediği operasyonlarda toplam 1 ton 716 kilo 500 gram pregabalin ile 20 kilo 260 gram metamfetamin ele geçirildi. Operasyonlar uyuşturucu ve kaçakçılık şebekelerinin Türkiye'yi transit veya hedef pazar olarak kullanma girişimlerinin sürdüğünü bir kez daha gündeme taşıdı.

MERSİN'DE ÜÇ AYRI OPERASYON

Gümrükler Muhafaza ekipleri, Mersin'de yürütülen risk analizleri ve istihbarat çalışmaları kapsamında üç ayrı operasyon gerçekleştirdi.

Operasyonlarda toplam 1 ton 716 kilogram 500 gram pregabalin ele geçirildi. Yüklü miktardaki maddenin ele geçirilmesiyle kaçakçılık girişiminin piyasaya ulaşması engellendi.

Pregabalin, tıbbi amaçlarla kullanılan bir ilaç etken maddesidir; ancak Türkiye'de ve başka ülkelerde kötüye kullanım ve yasa dışı ticareti nedeniyle kolluk operasyonlarının konusu olabilmektedir. Ele geçirilen ürünün hangi amaçla ve hangi organizasyon tarafından Türkiye'ye sokulmak istendiği ise soruşturmanın konusu.

İSTANBUL HAVALİMANI'NDA KÖPEKLER YAKALADI

İkinci operasyonun adresi ise İstanbul Havalimanı oldu.

Narkotik dedektör köpekleri Csonti ve Queen, yolcu bagajlarına tepki verdi. Bunun üzerine gerçekleştirilen kontrollerde 20 kilo 260 gram metamfetamin ele geçirildi.

Böylece iki farklı noktadaki operasyonlarda ele geçirilen maddelerin toplam ağırlığı 1 ton 736 kilo 760 grama ulaştı.

SINIRLARDAN GİREN ZEHİRLE MÜCADELE

Ticaret Bakanlığı, operasyonların ardından yaptığı açıklamada kaçakçılığın ülke ekonomisine zarar verdiğini, haksız rekabet oluşturduğunu ve toplum sağlığını tehdit ettiğini belirterek Gümrükler Muhafaza ekiplerinin çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Ancak tonlarca maddenin ele geçirilmesi başka bir soruyu da beraberinde getiriyor:

Yakalanan bu sevkiyatlar, Türkiye'ye sokulmaya çalışılan uyuşturucunun ne kadarını oluşturuyor?

Bir tarafta gümrüklerde yakalanan tonlarca madde, diğer tarafta uyuşturucu kullanımına ilişkin toplumsal kaygılar bulunuyor.

ASIL HEDEF: ZİNCİRİN BAŞINDAKİLER

Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede yalnızca kuryelerin veya taşıyıcıların yakalanması yeterli değil. Asıl önemli aşama, sevkiyatın arkasındaki finansman, tedarik, lojistik ve dağıtım ağının ortaya çıkarılması.

Bu nedenle operasyonların ardından şu sorular önem kazanıyor:

Bu maddeler nereden geldi?

Nereye gönderilecekti?

Kim tarafından finanse edildi?

Sevkiyatı kim organize etti?

Türkiye'deki dağıtım ağı kimlerden oluşuyor?

Ve uyuşturucu ticaretinin arkasındaki asıl organizatörlere ulaşılabildi mi?

GÜMRÜKTE YAKALANANLAR… YA GEÇENLER?

Mersin ve İstanbul Havalimanı'nda gerçekleştirilen operasyonlarda 1 ton 736 kilo 760 gram madde ele geçirildi.

Bu rakam, gümrük kontrollerinin önemini ortaya koyarken aynı zamanda uyuşturucu kaçakçılığının ulaştığı boyutun araştırılmasını da gerektiriyor.

Gümrükte yakalananlar kamuoyuna açıklanıyor. Peki ya denetimlerden geçerek Türkiye'ye ulaşanlar?

Uyuşturucu ticaretinin gerçek boyutunu ortaya çıkaracak soru belki de tam burada başlıyor:

"Yakalanan kaçakçılar kim? Asıl baronlar nerede?"

Karaman'da jandarmanın yakaladığı 31 şahıstan 11'i tutuklandı

Karaman'da jandarma ekiplerinin son bir haftada gerçekleştirdiği asayiş, narkotik ve trafik denetimlerinde çeşitli suçlardan aranan 31 şahıs yakalanırken,11'i tutuklandı

26.09.2026 11:32:00 / Güncelleme: 26.09.2026 11:36:03
İHA
 
Karaman'da jandarmanın yakaladığı 31 şahıstan 11'i tutuklandı
Karaman'da jandarmanın yakaladığı 31 şahıstan 11'i tutuklandı
Edinilen bilgiye göre, İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, 18-26 Eylül 2026 tarihleri arasında suçların önlenmesi, aranan şahısların yakalanması ve kentte huzur ve güven ortamının sağlanmasına yönelik denetim ve uygulamalar gerçekleştirdi.



Çalışmalar kapsamında 14 bin 372 şahıs ile 6 bin 695 araç sorgulandı. Jandarma Dedektifleri (JASAT) ve asayiş ekiplerinin koordineli çalışmaları sonucunda çeşitli suçlardan arandığı belirlenen 31 şahıs yakalandı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 11'i tutuklanarak cezaevine gönderildi.



Denetimlerde yapılan aramalarda ise 49 litre etil alkol, 31 litre bandrolsüz kaçak içki, 24 adet alkol aroması kiti, 11 adet sikke ve kenevir bitkisi ele geçirildi.

İl Jandarma Komutanlığından yapılan açıklamada, Karaman'da huzur ve güven ortamının devamının sağlanması amacıyla denetim ve uygulamaların aralıksız sürdürüleceği bildirildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.