Acayip, renksiz, kimliksiz, karaktersiz bir kalabalığa dönüştürüldük!
Milletliğimizi, halklara bölerek ziyan ettiler, halklığı da beceremedik!
Diplomalar geçersiz, tahsil gereksiz, usta-çırak ilişkisi masallarda kaldı.
Gazetelerde; patron kim, gazeteci kim, muharrir (köşe yazarı) kim? Belli değil, at izi it izine karıştı!
Hatırlar mısınız?
Bir-kaç ay öncesine kadar karalama notlarıyla bile para kazanan, ekranlarda geğirmeleri bile para eden bir "Fehmi Koru" vardı...
Ne yapardı, neye yarardı hiç bilemedim ama uzunca bir süre; sosyal-siyasî-içtimaî hayatın hangi kulvarına bakarsak orada başköşede vardı! Dünyalığını da ziyâdesiyle kazandı...
Şimdi yok!
Yerine bir Abdulkadir Selvi ikame edildi!
Polisiye sırlar, köşesinde!
İstihbarî sırlar, köşesinde!
İç politika, dış politika; demokrasi, diplomasi köşesinde!
Bütün gazetelerin ve medyanın omurgası olan muhabirlerin esamisi yok ama hangi konuda haber ararsanız Abdulkadir Selvi'nin köşesinde!
Bu adam; muharrir midir, muhabir midir, kimdir? Nedir? Necidir?
Ne iş yapar bu adam?
En son Reina Katliamı faili ile ilgili istihbarî bilgileri de onun köşesinde gördüm!
Şaşırdım mı? Hayır!
Hâlâ; "Şaşırırsam şaşırın!" tezimde iddialıyım...
Halbuki ben ise mesela son İzmir Adliye saldırısında, olaydan hemen sonra olay mahallinde çektiğim görüntüleri paylaşmaktan imtina ettim!
Neden mi? Çünkü çok zor şartlarda, olay mahallinde görev yapmaya çalışan kadın-erkek muhabirler gördüm. Onlar kilolarca ağırlıktaki kameralarıyla oradan-oraya koşarken, koşturulurken, akıllı telefonumla çektiğim görüntüleri paylaşmayı, meslek ahlakına uygun görmedim! Vicdanım izin vermedi!
Elimde Rabbim'in nasibi kalemim olmasaydı, çok rahatlıkla paylaşır vicdanen de karşılığını alırdım ama şükürler olsun kalemim elimde ve ben muhabirlik yapamadım...
Dinci Kulvarda bir başka îman ve takva murakıbı; "İmamlar ve öğretmenler aslında toplumun iki temel baş belasıdır" diyebiliyor!
Ya Hu!
Be edepten nasipsiz!
Be hayâsız!
Öğretmen misin, imam mısın, ahlâksız?
Çocuklarını okula göndermeyip, dışarıdan diploma aldırdığını övünerek söyledikten sonra senin öğretmenler hakkında laf etmeye ne hakkın olabilir?
Başımıza belâ mısın Be Dolma Kalem?
Velhasıl; kimin elinin kimin cebinde olduğu bilinemeyen, ellerin ve ceplerin sahipsizleştirildiği İleri Demokrat Yeni Türkiye'de hâlâ algılayamadığım, dolayısıyla da anlayamadığım ve anlatamadığım olaylar var!
Gerçekten at izi, it izine karıştı!
Oysa süvarinin av köpeği ile çıktığı "Sürek avı"nda karışır atla itin izi...
Sürek avı varsa; avcı kim, av köpekleri kimler?
Kimler, kimlerin izini sürüyor?
FETÖ'yü soruşturmak için kurulan Meclis Komisyonunda kontrol Fetullahçılarda!
Seçilmiş Cumhurbaşkanı, kendisine uyarlanmasını -sabırsızlıkla- beklediği Anayasa Değişikliği sürecinde, FETÖ itirafçısı olarak ortaya çıkanlardan çok iyi tanıdıklarının olduğunu, Başbakanken görüştüklerini söyleyebiliyor!
Yani; kurulan dev panayırlarda cazgırlar bas-bas; "Cambaza baaaaak!" diye bağırıyorlar! Milletin gözü, dev panayırda dev direkler arasına gerilmiş çelik tellerde ama tellerin üzerinde cambaz yok! Cambazlar aramızda, içimizde!
OHAL (Olağanüstü Hal) var!
Kanun Hükmünde Kararnamelerle Seçilmiş Cumhurbaşkanı hükümranlığı var!
Sanal ve reel dünyada; "Yakalayıp hapse koyarız!" Tehditleri gırla!
Seçilmiş Cumhurbaşkanının defaatle teşekkür ettiği;
Atanmış Eş-Başbakanın sayısız kere teşekkür ettiği;
Yetmez gibi, Ana Muhalefet Genel Başkanı'nın özel randevu ile ziyaret edip, baş-başa 45 dakikalık ikili görüşmeden sonra teşekkür ettiği bir; "Yavru Muhalefet MeHaPe"nin -ne demekse- Devlet adamı bir Genel Başkanı var...
Seçilmiş Cumhurbaşkanı, Anayasayı kendine uyarlamayı tamamladığında "Yavru Muhalefet MeHaPe"den de bakan ataya-bilir söylentileri var!
Devlet Bahçeli'nin asla, kat'a mevki-makam ve şahsî ikbal talepleri yokmuş ama verilene itiraz etmezmiş diye yandaş medyada yorum-haberler var yani olabilirmişşşş!
"İstemem! Yan cebime koy!"culuğun müthiş bir Milliyetçi İleri Demokrat uygulaması!
Ya Rabbi!
Aklıma mukayyet ol...
Allah'ım!
Türk Milletine ferâset açıklığı ver!
Ulu Tanrım!
Görklü Çalabım!
Bu çalan-çırpan yalancıları, talancıları Sen yerden yere çal!
"Biz, kısık sesleriz, minareleri,
Sen, ezansız bırakma Allah'ım!
...
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah'ım!
Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;
Ve vatansız bırakma Allah'ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah'ım!"
(Arif Nihat Asya)
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN." Vesselâm..
Selâm, sevgi, duâ...
Milletliğimizi, halklara bölerek ziyan ettiler, halklığı da beceremedik!
Diplomalar geçersiz, tahsil gereksiz, usta-çırak ilişkisi masallarda kaldı.
Gazetelerde; patron kim, gazeteci kim, muharrir (köşe yazarı) kim? Belli değil, at izi it izine karıştı!
Hatırlar mısınız?
Bir-kaç ay öncesine kadar karalama notlarıyla bile para kazanan, ekranlarda geğirmeleri bile para eden bir "Fehmi Koru" vardı...
Ne yapardı, neye yarardı hiç bilemedim ama uzunca bir süre; sosyal-siyasî-içtimaî hayatın hangi kulvarına bakarsak orada başköşede vardı! Dünyalığını da ziyâdesiyle kazandı...
Şimdi yok!
Yerine bir Abdulkadir Selvi ikame edildi!
Polisiye sırlar, köşesinde!
İstihbarî sırlar, köşesinde!
İç politika, dış politika; demokrasi, diplomasi köşesinde!
Bütün gazetelerin ve medyanın omurgası olan muhabirlerin esamisi yok ama hangi konuda haber ararsanız Abdulkadir Selvi'nin köşesinde!
Bu adam; muharrir midir, muhabir midir, kimdir? Nedir? Necidir?
Ne iş yapar bu adam?
En son Reina Katliamı faili ile ilgili istihbarî bilgileri de onun köşesinde gördüm!
Şaşırdım mı? Hayır!
Hâlâ; "Şaşırırsam şaşırın!" tezimde iddialıyım...
Halbuki ben ise mesela son İzmir Adliye saldırısında, olaydan hemen sonra olay mahallinde çektiğim görüntüleri paylaşmaktan imtina ettim!
Neden mi? Çünkü çok zor şartlarda, olay mahallinde görev yapmaya çalışan kadın-erkek muhabirler gördüm. Onlar kilolarca ağırlıktaki kameralarıyla oradan-oraya koşarken, koşturulurken, akıllı telefonumla çektiğim görüntüleri paylaşmayı, meslek ahlakına uygun görmedim! Vicdanım izin vermedi!
Elimde Rabbim'in nasibi kalemim olmasaydı, çok rahatlıkla paylaşır vicdanen de karşılığını alırdım ama şükürler olsun kalemim elimde ve ben muhabirlik yapamadım...
Dinci Kulvarda bir başka îman ve takva murakıbı; "İmamlar ve öğretmenler aslında toplumun iki temel baş belasıdır" diyebiliyor!
Ya Hu!
Be edepten nasipsiz!
Be hayâsız!
Öğretmen misin, imam mısın, ahlâksız?
Çocuklarını okula göndermeyip, dışarıdan diploma aldırdığını övünerek söyledikten sonra senin öğretmenler hakkında laf etmeye ne hakkın olabilir?
Başımıza belâ mısın Be Dolma Kalem?
Velhasıl; kimin elinin kimin cebinde olduğu bilinemeyen, ellerin ve ceplerin sahipsizleştirildiği İleri Demokrat Yeni Türkiye'de hâlâ algılayamadığım, dolayısıyla da anlayamadığım ve anlatamadığım olaylar var!
Gerçekten at izi, it izine karıştı!
Oysa süvarinin av köpeği ile çıktığı "Sürek avı"nda karışır atla itin izi...
Sürek avı varsa; avcı kim, av köpekleri kimler?
Kimler, kimlerin izini sürüyor?
FETÖ'yü soruşturmak için kurulan Meclis Komisyonunda kontrol Fetullahçılarda!
Seçilmiş Cumhurbaşkanı, kendisine uyarlanmasını -sabırsızlıkla- beklediği Anayasa Değişikliği sürecinde, FETÖ itirafçısı olarak ortaya çıkanlardan çok iyi tanıdıklarının olduğunu, Başbakanken görüştüklerini söyleyebiliyor!
Yani; kurulan dev panayırlarda cazgırlar bas-bas; "Cambaza baaaaak!" diye bağırıyorlar! Milletin gözü, dev panayırda dev direkler arasına gerilmiş çelik tellerde ama tellerin üzerinde cambaz yok! Cambazlar aramızda, içimizde!
OHAL (Olağanüstü Hal) var!
Kanun Hükmünde Kararnamelerle Seçilmiş Cumhurbaşkanı hükümranlığı var!
Sanal ve reel dünyada; "Yakalayıp hapse koyarız!" Tehditleri gırla!
Seçilmiş Cumhurbaşkanının defaatle teşekkür ettiği;
Atanmış Eş-Başbakanın sayısız kere teşekkür ettiği;
Yetmez gibi, Ana Muhalefet Genel Başkanı'nın özel randevu ile ziyaret edip, baş-başa 45 dakikalık ikili görüşmeden sonra teşekkür ettiği bir; "Yavru Muhalefet MeHaPe"nin -ne demekse- Devlet adamı bir Genel Başkanı var...
Seçilmiş Cumhurbaşkanı, Anayasayı kendine uyarlamayı tamamladığında "Yavru Muhalefet MeHaPe"den de bakan ataya-bilir söylentileri var!
Devlet Bahçeli'nin asla, kat'a mevki-makam ve şahsî ikbal talepleri yokmuş ama verilene itiraz etmezmiş diye yandaş medyada yorum-haberler var yani olabilirmişşşş!
"İstemem! Yan cebime koy!"culuğun müthiş bir Milliyetçi İleri Demokrat uygulaması!
Ya Rabbi!
Aklıma mukayyet ol...
Allah'ım!
Türk Milletine ferâset açıklığı ver!
Ulu Tanrım!
Görklü Çalabım!
Bu çalan-çırpan yalancıları, talancıları Sen yerden yere çal!
"Biz, kısık sesleriz, minareleri,
Sen, ezansız bırakma Allah'ım!
...
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah'ım!
Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;
Ve vatansız bırakma Allah'ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah'ım!"
(Arif Nihat Asya)
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN." Vesselâm..
Selâm, sevgi, duâ...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017


































































































