logo
08 AĞUSTOS 2026

Sivil toplum kuruluşları ve sözde demokrasi projesi

Ülkelerin kontrolleri için 1980’li yıllara kadar diktatörleri destekleyenler, o ülkelerdeki halk hareketlerinin önüne geçemeyeceklerini gördüklerinde; tam tersi bir uygulama içerisine girdiler

20.06.2026 00:18:00
Haber Merkezi
 
Sivil toplum kuruluşları ve sözde demokrasi projesi
Sivil toplum kuruluşları ve sözde demokrasi projesi
Ülkelerin kontrolleri için 1980'li yıllara kadar diktatörleri destekleyenler, o ülkelerdeki halk hareketlerinin önüne geçemeyeceklerini gördüklerinde; tam tersi bir uygulama içerisine girdiler.

Bu tarihten sonra kullanılan sloganlar demokrasi ve insan hakları oluverdi. İnsan hakları adı altında çok kültürlülük ve azınlık hakları kavramları devreye konarak, devletlerin içlerinden milli bütünlüğü bozacak ve devlet–millet çatışmasını sağlayacak faaliyetler başlatıldı.

Etnik parçalanma ile güçlü devletler yerine her şeyi ile global firmaların kontrolüne ve ABD hegemonyasına dahil olmuş devletçikler hedeflenmektedir. Sözde demokrasinin desteklenmesi adı altında oluşturulan sivil toplum kuruluşları, devletlerin idari yapılanmasına ve hükümetlere yön vermeye başlamışlardır.

Hem global tefecilerin çıkarlarına hizmet eden bu zümre sayesinde; bu güçler, ellerini bu tarz kirli işlere sokmamakta, hem de bu yöntem çok daha ucuza mal olmaktadır.

Çok az paraya değerlerini ve kimliklerini satan bu azdan da az grup üzerinden yürütülen sözde demokrasi projesi ile, kitleler yönlendirilmektedir. Böylece devlet kendi milleti ile, millet de kendi devleti ile kavgalı hale getirilerek, bilerek veya bilmeyerek global odakların ve sömürgeci ülkelerin çıkarlarına hizmet etmektedirler.







Özellikle Müslüman ülkelerde dindarların kendi topraklarında inançlarını yaşayamadıkları iddiası ile, kitleler, önce kendi devleti ile kavgalı hale getirilmiş; ancak dini yaşantının AB ve ABD gibi sözde uygar toplumlarda yaşanacağı yalanları ile, devletinden koparılan kitleler emperyalist devletlerin istismarına açık hale getirilmiştir.

Bunu izleyen sürecin hemen ardından şimdilerde ise dinler arası diyalog adı altında kendi kültüründen ve toprağından koparılan kitlelerin, dinleri değiştirilerek topraklarının ve kaynaklarının global odaklar tarafından sömürülmesine tepkisiz hale getirilmek istenmektedir.

İşin ilginç tarafı, dün güya din adına kendi devletleri ile kavga edenler, bugün kendi inançları ile taban tabana zıt olmasına rağmen yabancı devletlerle kol kola vaziyettedirler.

Bu bağlamda eski CIA ajanı Philip Agee'nin itirafları son derece manidardır: "Liberal demokrasi ve çoğulculuk denen şey sonuçta bu amaçlarımız için bir araçtı.







Özgür seçimler demek, gerçekte bizim desteklediğimiz adaylara gizliden para ödeyerek müdahale etmemiz demektir. Hür sendikalar demek, bizim kendimize bağlı sendikalar kurma hürriyetimiz demekti. Basın özgürlüğü demek, bizim hazırladığımız materyalleri kendisi yazmış gibi yayınlayan gazetecilere ödeme yapma özgürlüğümüz demekti.

Seçilmiş bir hükümet, ABD'nin iktisadi ve siyasal çıkarlarını tehdit etmeye başlarsa görevden uzaklaştırılmalıydı. Sosyal ve iktisadi adalet, halkla ilişkilerde hoş kavramlardı, hepsi o kadar..." 

1983 yılında ABD Kongresi'nin onayı ile NED (National Endowment for Democracy), yani Ulusal Demokrasi Fonu kuruldu. Eski CIA ajanı Ralph Mcgehee, NED'in görevlerini şöyle anlatmaktadır:

"CIA'nın ülkelerin karıştırılması operasyonlarında kullanılan birçok işlevin NED'e transfer edilmesiyle, Demokrasi için Ulusal Fon'un kullanımına gidildi. CIA'in örtülü eylemlerine ek olarak, Uluslararası Kalkınma Ajansı (AID) ve Birleşik Devletler İstihbarat Ajansı (USIA) da "demokrasi yayma" operasyonlarında yer almaktadırlar.







Avrupa'da yerleşik ve çoğu Birleşik Devletler tarafından para ile beslenen hükümet–dışı örgütler (STÖ / Sivil Toplum Örgütleri) de, doğrudan ve dolaylı olarak bu operasyonlarda yer alıyorlar. Bu tür örgütler, aşağı yukarı açıktaysalar da CIA, hükümetleri destekleme ve yıkma gibi birincil rolünü elde tutmaktadır."   

Bugün dünyanın birçok köşesinde, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, dini özgürlükler, kültür araştırmaları, sosyal yardımlar ve sağlık taramaları adı altında binlerce dernek, işadamları kuruluşları, sivil toplum örgütleri, fikir üretim merkezleri, mealesef yabancı odaklardan aldıkları paralar ile o ülkelerin ve global sermayenin çıkarlarına hizmet etmektedirler.

Gerek basın kuruluşları üzerinden halkın yönlendirilmesinden tutun da, hükümetlere yapılan baskılarla yasama, yürütme ve yargıya müdahaleye kadar devletlerin iç işlerine müdahale etme fırsatı bulan bu odaklar, demokrasi söylemleri adı altında hem demokrasinin işlemesine engel olmakta, hem de insan haklarını hiçe saymaktadırlar.







Sosyal Devlet/Milli Devlet modelinde her şeyden önce herhangi bir dernek, vakıf, sivil toplum örgütü veya düşünce kuruluşunun dışarıdan maddi yardım almasına müsaade edilmeyecektir. Zira zaten gerekli finansman desteği, Sosyal Devlet/Milli Devlet tarafından sivil toplum örgütlerine sağlanacaktır.

Proje adı altında yabancı ülkelerden alınan para ile ülkenin çıkarlarına hizmet edileceği iddiası akla uygun gelmemektedir. Hiçbir ülke ve hiçbir devlet, kendi toplumsal gelişimine katkıda bulunacak çalışmalar için, başka ülkelerden gelen kaynaklara bel bağlayamaz.

Global sermaye sahipleri, kalkınmakta olan ülkelere borç para verirken bile bunun geri ödemesinde en yüksek orandan faizini isterken; gelişmekte olan ülkelerin sivil toplum örgütlerine toplumsal gelişimin sağlanması için karşılıksız hem de birçok kez para verdiğine inanmak hiç mümkün değildir.







Hayatın akışına ters olan bu süreci Sosyal Devlet/Milli Devlet kabul etmemekte; ülkelerin kendi toplumsal gelişimine katkıda bulunacak her türlü vakıf veya dernek çalışmalarının finansmanının gönüllü vatandaşlar ve devletin desteği ile gerçekleştirilmesine olanak tanımaktadır.

Demokrasi, milletin iradesinin üstünlüğünü esas aldığına göre, bu iradeyi engelleyecek veyahut yönlendirecek hiçbir dış güce müsaade edilmeyecektir. Ancak o zaman millet, kendi hür iradesi ile idareye yön verebilir; ancak o zaman özgürlüklerden ve insan haklarından bahsedilebilir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı

Büyükçekmece'de meydana gelen göçükte 2 kişinin toprak altında kaldığı ihtimali üzerine başlatılan arama kurtarma çalışmaları, göçük altında kimsenin bulunmadığının tespit edilmesinin ardından sona erdi

04.08.2026 00:30:00 / Güncelleme: 04.08.2026 06:17:18
İHA
 
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Mimar Sinan Sahili'nde meydana gelen toprak kaymasının ardından göçük altında 2 kişinin bulunduğu iddiasına ilişkin yürütülen arama kurtarma çalışmaları sona erdi. AFAD, itfaiye, sağlık ve polis ekiplerinin iş makineleri desteğiyle yürüttüğü çalışmalarda herhangi bir kişiye rastlanmadı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından ekipler bölgeden ayrıldı.








Akşam saatlerinde olay yerinde inceleme yaparak bilgi alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Nuri Arslan, "Saat 18.00 civarı, Büyükçekmece Mimar Sinan Mahallesi'nde bir toprak kayması oldu. Olay duyulunca itfaiye, AFAD ekiplerimiz, Büyükçekmece Belediye Başkan Vekilimiz, Kaymakamımız, Valiliğimizle berabere olay yerine geldik. Şu an itibariyle toprak kayması olduğu yerde, toprak kaldırıldı. Şu ana kadar herhangi bir olumsuzluk yok. Hiçbir can kaybı ile karşı karşıya değiliz, şu an itibariyle de olay yeri temizlenmiş durumda. Burası, kum kaya dediğimiz bir sistem üzerine oturtulmuş ama yukarıda anladığım kadarıyla, tarım yapmış veya yoğun bahçe sulama nedeniyle oluşan bir toprak kayması. İlk ihbar, bir anne ve bir çocuk kaldığı, sonra üç kişi diye bir ihbar geldi ama tüm yetkililerle birlikte bir çalışma yaptık ve olumsuz bir şeye rastlamadık" dedi.








Toprak kayması anında bölgede olduğunu belirten Metin Küçük isimli bir vatandaş, "Buradan geçip sahile giderken bir patırtı koptu. Orada bir aile gördüm. Toprak gelince aile kalktı, oradan çıktılar" diye konuştu.

Olay hakkında konuşan görgü tanığı Çağlayan İşgören ise, "Yıkım anını görmedim ama ambulanslarla itfaiyeyi görünce yangın vardır diye tahmin ettim. Merak edip aşağı indim. Bir anne ile çocuğunun toprak altında kaldığını söylediler ama tam belli değildi. Allah'tan pazar günü olmadı. Yoksa çok insan altında kalırdı. Çünkü pazar günü iğne atsan yere düşmüyor buralarda" şeklinde konuştu.
 

Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü

Karadeniz'in eşsiz doğası ve yaylalarına ulaştıran karayollarındaki yön ve işaret tabelaları son yıllarda magandaların atış poligonuna dönüştü

01.08.2026 11:56:00 / Güncelleme: 01.08.2026 12:00:52
İHA
 
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Bölge genelinde yollara güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilen yüzlerce trafik işaret ve yön levhası, kimliği belirsiz şahısların ateşli silahlarla hedef tahtası haline getirilmesi sonucu kevgire döndü. Sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atan bu durum, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyonlarca liralık dev bir yük bindiriyor.






Özellikle Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin'in virajlı, dik ve sık sık sis çöken yayla yollarında hayati önem taşıyan "Keskin Viraj", "Dur" ve "Heyelan Riski" gibi uyarı levhaları magandaların kurşunlarıyla parçalanmış durumda. Kurşun delikleri sebebiyle üzerindeki reflektörleri (gece parlayan kaplama) özelliğini yitiren tabelalar, gece seyahat eden sürücüleri adeta kör noktada bırakıyor. Bölgede sürekli yolculuk yapan yerel halk ve sürücüler duruma isyan ederek, "Zaten yollarımız engebeli ve sisli. Tabelalara bakarak yolumuzu bulmaya çalışıyoruz ama tabelalar delik deşik. Virajı göremiyoruz, uçurumu fark edemiyoruz. Bir tabela magandalığı yüzünden her an canımızdan olabiliriz" sözleriyle tepkilerini dile getirdi.








Milli servet çöpe gidiyor, tabela başına maliyet katlanıyor

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ekipleri, kurşunlanan levhaları yenilemek için yoğun mesai harcıyor ancak takılan her yeni tabela kısa süre içinde yeniden hedef tahtası haline geliyor. Yapılan son maliyet hesaplamalarına göre; yalnızca bir tek trafik levhasının sökülmesi, yeniden imal edilmesi ve sahada montajının yapılmasının maliyeti 3-5 bin TL arasında değişiyor. Yılda belki binlerce tabelanın tahrip edildiği ülkede harcanan milyonlarca liralık milli servet magandaların "zevk" uğruna yaptığı atışlar nedeniyle çöpe gidiyor.

Tabelaları kurşunlayan kişilerin tespit edilmesi durumunda ise cezai işlem uygulanıyor. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 152 uyarınca "Kamu malına zarar verme" suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. TCK Madde 170 kapsamında meskun mahalde veya yolda silah ateşlemekten "Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar ek hapis cezası uygulanabiliyor. Zarar verilen tüm tabelaların maliyetleri, faizleriyle birlikte faillerden nakit olarak tazmin ediliyor. Jandarma ve emniyet birimleri, vatandaşları da tabelalara ateş açan kişileri gördüklerinde plakalarıyla birlikte derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbar etmeye çağırıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.