Türkiye'nin kalbinde peş peşe patlatılan bombalardan bihaber, ihmalkâr ve sorumluları istifa etmemiş, azil de yememiş bir iktidar, yaklaşık 50 milyon insanımızı hedef alan siber terör karşısında da farklı tutumda değil. Vatandaşlarımız ve ülke için hayati önem taşıyan ve en az nükleer sızıntı kadar tehlikeli olan, kişisel verilerin sızdırılması olayında sorumlu/sorumlular kim olacak?
Adalet Bakanı, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve siyasi partileri suçlarken, Ulaştırma Bakanı da, malum F tipini işaret ediyor.
Paraleli anladık anlamasına da, peki milli güvenlikten sorumlu olan AKP hükümeti değil mi? Madem bu işin arkasındakini biliyorsun, ne önlem aldın? Canlı bombaları da biliyorlardı; patladıktan sonra, önceden almadıkları tedbir yerine karanfil koyabildiler ancak!
E-Sızıntı için önlem alamayan AKP iktidarı, tedbir koyamadık bari yasa koyalım, dedi. İşin içinden çıktılar mı? Ne gezer?
Bundan böyle casusluk neymiş görsünler; ortalığa saçılmış bilgileri haber yapan gazetecileri casus diye hapse attıranlar, sökün edecek Devlet sırları sızıntılarına karşı şaşkınları mı oynayacak?
Ya insanlarımızın mahrem bilgilerini ele geçirip piyasalaştıracak olanların yapacakları, hayli ürkütücü görünmektedir.
Kumpasın her türlüsü sıradadır: Kimliklerden, banka hesaplarına kadar oynanmayacak oyun; polis kayıtlarından mahkeme dosyalarına kadar elde edilemeyecek bilgi; sınav sonuçlarından seçim sonuçlarına değiştirilemeyecek kalem kalmayacak.
Ama bu hükümet için bunlar vızıltı dedik ya!
Nitekim İçişleri Bakanı Efkan, figan edeceğine, vatandaşa rahat olun! Diyebiliyor. Bunlardan biri, Ankara katliamı sonrası basın açıklamasında sırıtmamış mıydı?! Takım aynı takım, tavır aynı tavır.
Vitrin bu...
Vitrin arkasında ise büyük bir hukuki boşluk var. Türkiye'nin 35 yıldır, uluslararası "Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Sözleşme"ye taraf olmaması, ulusal hukukta kişisel verileri korumaya yönelik yeterli düzenleme bulunmaması bu felaketi getirmiştir.
Türkiye'nin hukuk politikasının dış politikasından farklı olmaması, "sıfır sorun" hayalleri, milletçe sükutu hayale dönüşmüştür.
21. yüzyılın yükselen değeri "kişisel veriler", bu iktidarın aymazlığı sayesinde ülkemizde irtifa kaybetmiştir.
Adalet Bakanı, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve siyasi partileri suçlarken, Ulaştırma Bakanı da, malum F tipini işaret ediyor.
Paraleli anladık anlamasına da, peki milli güvenlikten sorumlu olan AKP hükümeti değil mi? Madem bu işin arkasındakini biliyorsun, ne önlem aldın? Canlı bombaları da biliyorlardı; patladıktan sonra, önceden almadıkları tedbir yerine karanfil koyabildiler ancak!
E-Sızıntı için önlem alamayan AKP iktidarı, tedbir koyamadık bari yasa koyalım, dedi. İşin içinden çıktılar mı? Ne gezer?
Bundan böyle casusluk neymiş görsünler; ortalığa saçılmış bilgileri haber yapan gazetecileri casus diye hapse attıranlar, sökün edecek Devlet sırları sızıntılarına karşı şaşkınları mı oynayacak?
Ya insanlarımızın mahrem bilgilerini ele geçirip piyasalaştıracak olanların yapacakları, hayli ürkütücü görünmektedir.
Kumpasın her türlüsü sıradadır: Kimliklerden, banka hesaplarına kadar oynanmayacak oyun; polis kayıtlarından mahkeme dosyalarına kadar elde edilemeyecek bilgi; sınav sonuçlarından seçim sonuçlarına değiştirilemeyecek kalem kalmayacak.
Ama bu hükümet için bunlar vızıltı dedik ya!
Nitekim İçişleri Bakanı Efkan, figan edeceğine, vatandaşa rahat olun! Diyebiliyor. Bunlardan biri, Ankara katliamı sonrası basın açıklamasında sırıtmamış mıydı?! Takım aynı takım, tavır aynı tavır.
Vitrin bu...
Vitrin arkasında ise büyük bir hukuki boşluk var. Türkiye'nin 35 yıldır, uluslararası "Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Sözleşme"ye taraf olmaması, ulusal hukukta kişisel verileri korumaya yönelik yeterli düzenleme bulunmaması bu felaketi getirmiştir.
Türkiye'nin hukuk politikasının dış politikasından farklı olmaması, "sıfır sorun" hayalleri, milletçe sükutu hayale dönüşmüştür.
21. yüzyılın yükselen değeri "kişisel veriler", bu iktidarın aymazlığı sayesinde ülkemizde irtifa kaybetmiştir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023




















































































