Sömürgecilik -2-
ABD’nin bugün Kızılderililerin köklü değişimlerini sağlayabilmek için kullandığı özel yöntemleri vardı. Önce Kızılderilileri Hıristiyanlaştırabilmek için okullar açılmıştı
14.06.2026 00:51:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





ABD'nin bugün Kızılderililerin köklü değişimlerini sağlayabilmek için kullandığı özel yöntemleri vardı. Önce Kızılderilileri Hıristiyanlaştırabilmek için okullar açılmıştı.
1500'lerin başından itibaren başta Virginia olmak üzere, yerlileri Amerikanlaştırmak için birçok okul kuruldu.
Güney Meto Grosso eyaletinde bulunan oldukça geniş rezervlere sahip maden yatakları, Kızılderili avcısı bir çete tarafından işletilmektedir. 1963'den beri bu çete tarafından devam ettirilen katliamlar, Brezilyalılarca ancak son yıllarda duyulmuştur.

Burada bulunan bazı köylerin tüm halkı, makineli tüfeklerle taranarak katledilmiştir... 1968 yılında yapılan meşhur duruşma ile bu hizmet grubunun bozulduğu, dünya kamuoyuna açıklanmıştır.
Kızılderilileri yok etmek için dinamit ve makineli tüfek kullanıldığı gibi, Kızılderililerin dayanamadığı çiçek hastalığına yakalanmış kişilerin mikroplu elbiseleri onlara giydirilmişti.
25 Ağustos 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki bir haber şöyledir: Brezilya'da altın madencilerinin 73 yerliyi öldürmeleri üzerine Devlet Başkanı Franco, Ulusal Savunma Konseyini acil önlem için toplantıya çağırdı. Ordudan katillerin bulunması için yardım istendi.
Ağustos ayının 15'inde altın arayan madencilerin Venezuela sınırı yakınlarında Yanomami bölgesinde gerçekleştirdikleri toplu kıyımda ölenlerin sayısı büyük güçlükle belirlenebildi...

Öldürülen 73 kişinin arasında 34 çocuk ve iki hamile kadının olduğu da belirtiliyor. Brezilyalı madenciler, aralarında bazılarının kayırılmasına kızarak misilleme yapıyor ve bölgedeki yerlilerin hemen hemen tümünün kökünü kazıyor."
Bugüne dönersek, modern sömürü yöntemi olarak ifade edilebilecek küreselleşme söylemlerinde en sık tekrarlanan ifade yukarıda belirttiğimiz gibi "ulusal çıkar" kavramının artık bir anlam taşımadığıdır.
Dünyanın küresel bir köye dönüştüğünden bahsedenler, ulusal çıkarların arkasından gidenleri çağın gerisinde kalmakla suçlamaktadırlar. Ulusal çıkarları savunmak, ulusal sanayii desteklemek vs. projeler, tutuculuk olarak adlandırılmakta; bu görüşleri savunanlar, çağdışı olmakla itham edilmektedirler.

Küreselleşme taraftarı gelişmiş kabul edilen devletlere baktığımızda ise onlar için durum tam tersinedir: Sınırların kalktığını ve devletlerin ulus anlayışını yitirmesini tavsiye eden bu ülkeler, kendi değerlerini ve sınırları içindeki kültür yapısını korumaya içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda daha da özen göstermektedirler.
Çünkü yeni dünyanın bu sömürü düzeninde, az gelişmiş ve gelişmekte olan devletlerin kaynaklarının kullanılması ve milletlerin kimliğinin yok edilmesi globalizmin esas gayesidir. Bu bağlamda AB, NATO, IMF vb. kuruluşlar, küreselleşmenin ortaya çıkardığı ve devletleri bir şekilde diğerine bağımlı hale getiren, egemenliği kısıtlayan, Milli Devlet fikrine gölge düşüren kuruluşlardır.

AB üyeliğini kabul etmek suretiyle egemenliğin devri, çağımızdaki en önemli örneklerinden biridir. Bayrağını, para birimini, milli marşını değiştirmesi gereken üye ülke; kendi karar mekanizmalarını devre dışı bırakarak AB karar organlarının alacağı kararları ülkesinde aynen hayata geçirmek zorundadır.
NATO da, ulusal egemenliğin paylaşılmasına askeri bir örnek olarak verilebilir. NATO komutanları, çok uluslu birlikleri komuta etmektedir. En büyük müttefiki olan ABD'nin birçok konuda diğer üye devletler üzerinde baskın söz sahibi olması da bilinen bir hakikattir.
Bu manada NATO bağımsız bir teşkilattan ziyade ABD istekleri doğrultusunda hareket eden askeri bir teşkilattır. Egemenliğin uluslarüstü kuruluşlara devri, devletlerin kendi iradeleri ile gerçekleşmektedir.

Böylece globalizm, devletleri ve milletleri kendi iradeleri ile modern köleler haline getirmektedir. Uluslararası arenada hukuk sahasında da egemenliğin devri söz konusudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) zorunlu yargı yetkisini kabul eden ülkeler, alınan kararlara uymak zorundadır.
IMF'nin kendisiyle anlaşma yapan devletlerle yaptığı mutabakat, devletler için, borç para almak değil, egemenliklerinin devri demektir. IMF'nin borç para karşılığı sadece Türkiye'den istediği siyasi tavizler bile bunun ispatıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
1500'lerin başından itibaren başta Virginia olmak üzere, yerlileri Amerikanlaştırmak için birçok okul kuruldu.
Güney Meto Grosso eyaletinde bulunan oldukça geniş rezervlere sahip maden yatakları, Kızılderili avcısı bir çete tarafından işletilmektedir. 1963'den beri bu çete tarafından devam ettirilen katliamlar, Brezilyalılarca ancak son yıllarda duyulmuştur.

Burada bulunan bazı köylerin tüm halkı, makineli tüfeklerle taranarak katledilmiştir... 1968 yılında yapılan meşhur duruşma ile bu hizmet grubunun bozulduğu, dünya kamuoyuna açıklanmıştır.
Kızılderilileri yok etmek için dinamit ve makineli tüfek kullanıldığı gibi, Kızılderililerin dayanamadığı çiçek hastalığına yakalanmış kişilerin mikroplu elbiseleri onlara giydirilmişti.
25 Ağustos 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki bir haber şöyledir: Brezilya'da altın madencilerinin 73 yerliyi öldürmeleri üzerine Devlet Başkanı Franco, Ulusal Savunma Konseyini acil önlem için toplantıya çağırdı. Ordudan katillerin bulunması için yardım istendi.
Ağustos ayının 15'inde altın arayan madencilerin Venezuela sınırı yakınlarında Yanomami bölgesinde gerçekleştirdikleri toplu kıyımda ölenlerin sayısı büyük güçlükle belirlenebildi...

Öldürülen 73 kişinin arasında 34 çocuk ve iki hamile kadının olduğu da belirtiliyor. Brezilyalı madenciler, aralarında bazılarının kayırılmasına kızarak misilleme yapıyor ve bölgedeki yerlilerin hemen hemen tümünün kökünü kazıyor."
Bugüne dönersek, modern sömürü yöntemi olarak ifade edilebilecek küreselleşme söylemlerinde en sık tekrarlanan ifade yukarıda belirttiğimiz gibi "ulusal çıkar" kavramının artık bir anlam taşımadığıdır.
Dünyanın küresel bir köye dönüştüğünden bahsedenler, ulusal çıkarların arkasından gidenleri çağın gerisinde kalmakla suçlamaktadırlar. Ulusal çıkarları savunmak, ulusal sanayii desteklemek vs. projeler, tutuculuk olarak adlandırılmakta; bu görüşleri savunanlar, çağdışı olmakla itham edilmektedirler.

Küreselleşme taraftarı gelişmiş kabul edilen devletlere baktığımızda ise onlar için durum tam tersinedir: Sınırların kalktığını ve devletlerin ulus anlayışını yitirmesini tavsiye eden bu ülkeler, kendi değerlerini ve sınırları içindeki kültür yapısını korumaya içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda daha da özen göstermektedirler.
Çünkü yeni dünyanın bu sömürü düzeninde, az gelişmiş ve gelişmekte olan devletlerin kaynaklarının kullanılması ve milletlerin kimliğinin yok edilmesi globalizmin esas gayesidir. Bu bağlamda AB, NATO, IMF vb. kuruluşlar, küreselleşmenin ortaya çıkardığı ve devletleri bir şekilde diğerine bağımlı hale getiren, egemenliği kısıtlayan, Milli Devlet fikrine gölge düşüren kuruluşlardır.

AB üyeliğini kabul etmek suretiyle egemenliğin devri, çağımızdaki en önemli örneklerinden biridir. Bayrağını, para birimini, milli marşını değiştirmesi gereken üye ülke; kendi karar mekanizmalarını devre dışı bırakarak AB karar organlarının alacağı kararları ülkesinde aynen hayata geçirmek zorundadır.
NATO da, ulusal egemenliğin paylaşılmasına askeri bir örnek olarak verilebilir. NATO komutanları, çok uluslu birlikleri komuta etmektedir. En büyük müttefiki olan ABD'nin birçok konuda diğer üye devletler üzerinde baskın söz sahibi olması da bilinen bir hakikattir.
Bu manada NATO bağımsız bir teşkilattan ziyade ABD istekleri doğrultusunda hareket eden askeri bir teşkilattır. Egemenliğin uluslarüstü kuruluşlara devri, devletlerin kendi iradeleri ile gerçekleşmektedir.

Böylece globalizm, devletleri ve milletleri kendi iradeleri ile modern köleler haline getirmektedir. Uluslararası arenada hukuk sahasında da egemenliğin devri söz konusudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) zorunlu yargı yetkisini kabul eden ülkeler, alınan kararlara uymak zorundadır.
IMF'nin kendisiyle anlaşma yapan devletlerle yaptığı mutabakat, devletler için, borç para almak değil, egemenliklerinin devri demektir. IMF'nin borç para karşılığı sadece Türkiye'den istediği siyasi tavizler bile bunun ispatıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)



































































