Söylem ‘NAS’ eylem ‘Faiz’
"Faiz sebep, enflasyon neticedir" teziyle yola çıkan ve dini referansları (Nas) öne sürerek faiz karşıtı bir politika izlediğini iddia eden AK Parti iktidarının yarattığı ekonomik model, hem devleti hem de milleti cumhuriyet tarihinin en büyük faiz sarmalına itti
15.08.2026 19:20:00 / Güncelleme: 15.08.2026 19:59:31
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Faiz sebep, enflasyon neticedir" teziyle yola çıkan ve dini referansları (Nas) öne sürerek faiz karşıtı bir politika izlediğini iddia eden AK Parti iktidarının yarattığı ekonomik model, hem devleti hem de milleti cumhuriyet tarihinin en büyük faiz sarmalına itti.
Seçim meydanlarında faize karşı savaş açtığını ilan eden yönetim, izlediği irrasyonel politikaların ardından Merkez Bankası politika faizini yüzde 50 seviyesine fırlatmak zorunda kalırken, bütçeden faiz lobilerine aktarılan trilyonlarca lira ülkenin geleceğini ipotek altına aldı. Söylemde faize meydan okuyan iktidar, eylemde devleti ve vatandaşı faiz lobilerinin en büyük müşterisi haline getirdi.
Devletin Bütçesi Faiz Lobisine Çalışıyor

Hükümetin "faizi indireceğiz" diyerek Merkez Bankası'nı baskıladığı dönemlerde patlayan enflasyon ve döviz kuru, kamunun borçlanma maliyetlerini geometrik olarak artırdı. Ardından gelen "rasyonel politikalara dönüş" adımlarıyla faizler rekor seviyeye çekilince, devletin borç yükü taşınamaz bir boyuta ulaştı.
Devletin topladığı vergilerin aslan payı artık yatırıma, eğitime veya sağlığa değil, doğrudan faiz ödemelerine gidiyor. Yıllık bütçe kanunlarında faiz giderlerine ayrılan pay trilyonlarca lirayı bulurken, devlet her gün yüz milyonlarca lira faiz ödüyor.
Sadece Kur Korumalı Mevduat (KKM) ve kamu-özel işbirliği projeleri (şehir hastaneleri, köprüler) üzerinden ödenen kur farkları ve garantiler, gizli birer faiz yükü olarak kamunun sırtına yüklendi.
Vatandaş Gırtlağına Kadar Borca ve Faize Battı

İktidarın yarattığı yüksek enflasyon ortamında alım gücü tamamen yok olan halk, hayatta kalabilmek ve günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bankalara sığınmak zorunda kaldı. "Faize karşıyız" diyen yönetimin döneminde, Türk halkı cumhuriyet tarihinin en borçlu dönemini yaşıyor.
Milyonlarca vatandaş market alışverişini bile kredi kartı taksitleriyle ya da kredili mevduat hesaplarıyla (KMH) yapıyor.
Bankaların ihtiyaç ve nakit avans faizleri yıllık yüzde 70-80 bandını aşmış durumda. Faiz karşıtı söylemlerin gölgesinde, asgari ücretli ve emekli maaşıyla geçinemeyen kitleler, dünyanın en yüksek bireysel kredi faizlerini ödemeye mahkum edildi.
Yüksek faiz sarmalında borcunu borçla kapatmaya çalışan milyonlarca vatandaş icralık oldu. Bankaların takibe aldığı tasfiye olunacak alacaklar ve icra dosyaları rekor seviyelere ulaştı.
Esnaf ve Sanayici Çarkı Döndüremiyor

Sadece bireyler değil, Türkiye'nin üretim damarları olan esnaf ve sanayici de faiz kıskacında can çekişiyor. Merkez Bankası'nın fonlama maliyetlerini artırmasıyla birlikte ticari kredi faizleri uçuşa geçti.
Şirketler borçlarını döndürmek veya ham madde almak için yüzde 60'ları bulan faizlerle kredi kullanmak zorunda kalıyor. Bu durum, üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu daha da körüklüyor.
Bu denli yüksek faiz oranlarıyla hiçbir sanayici yeni bir fabrika açamıyor, istihdam yaratamıyor. Para, üretime gitmek yerine yüksek faiz getirisi sunan rantiye hesaplarına akıyor.
Söylem Nas, Gerçek Faiz Bataklığı
Türkiye, "faizle mücadele ediyorum" diyen bir iktidarın elinde, küresel finans sisteminin ve yerli faiz lobilerinin en yüksek getiri elde ettiği pazar haline getirilmiştir. İktidarın hamasi söylemleri meydanları süslerken, mutfaktaki vatandaş ve hazinedeki bürokrat faiz faturasını ödemekle mükelleftir. Ortaya çıkan bu tablo, ekonomi yönetiminin ideolojik inatlaşmalar ve yanlış hamlelerle koskoca bir ülkeyi tefeci faizlerine nasıl mahkum ettiğinin en net ve acı belgesidir.
Seçim meydanlarında faize karşı savaş açtığını ilan eden yönetim, izlediği irrasyonel politikaların ardından Merkez Bankası politika faizini yüzde 50 seviyesine fırlatmak zorunda kalırken, bütçeden faiz lobilerine aktarılan trilyonlarca lira ülkenin geleceğini ipotek altına aldı. Söylemde faize meydan okuyan iktidar, eylemde devleti ve vatandaşı faiz lobilerinin en büyük müşterisi haline getirdi.
Devletin Bütçesi Faiz Lobisine Çalışıyor

Hükümetin "faizi indireceğiz" diyerek Merkez Bankası'nı baskıladığı dönemlerde patlayan enflasyon ve döviz kuru, kamunun borçlanma maliyetlerini geometrik olarak artırdı. Ardından gelen "rasyonel politikalara dönüş" adımlarıyla faizler rekor seviyeye çekilince, devletin borç yükü taşınamaz bir boyuta ulaştı.
Devletin topladığı vergilerin aslan payı artık yatırıma, eğitime veya sağlığa değil, doğrudan faiz ödemelerine gidiyor. Yıllık bütçe kanunlarında faiz giderlerine ayrılan pay trilyonlarca lirayı bulurken, devlet her gün yüz milyonlarca lira faiz ödüyor.
Sadece Kur Korumalı Mevduat (KKM) ve kamu-özel işbirliği projeleri (şehir hastaneleri, köprüler) üzerinden ödenen kur farkları ve garantiler, gizli birer faiz yükü olarak kamunun sırtına yüklendi.
Vatandaş Gırtlağına Kadar Borca ve Faize Battı

İktidarın yarattığı yüksek enflasyon ortamında alım gücü tamamen yok olan halk, hayatta kalabilmek ve günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bankalara sığınmak zorunda kaldı. "Faize karşıyız" diyen yönetimin döneminde, Türk halkı cumhuriyet tarihinin en borçlu dönemini yaşıyor.
Milyonlarca vatandaş market alışverişini bile kredi kartı taksitleriyle ya da kredili mevduat hesaplarıyla (KMH) yapıyor.
Bankaların ihtiyaç ve nakit avans faizleri yıllık yüzde 70-80 bandını aşmış durumda. Faiz karşıtı söylemlerin gölgesinde, asgari ücretli ve emekli maaşıyla geçinemeyen kitleler, dünyanın en yüksek bireysel kredi faizlerini ödemeye mahkum edildi.
Yüksek faiz sarmalında borcunu borçla kapatmaya çalışan milyonlarca vatandaş icralık oldu. Bankaların takibe aldığı tasfiye olunacak alacaklar ve icra dosyaları rekor seviyelere ulaştı.
Esnaf ve Sanayici Çarkı Döndüremiyor

Sadece bireyler değil, Türkiye'nin üretim damarları olan esnaf ve sanayici de faiz kıskacında can çekişiyor. Merkez Bankası'nın fonlama maliyetlerini artırmasıyla birlikte ticari kredi faizleri uçuşa geçti.
Şirketler borçlarını döndürmek veya ham madde almak için yüzde 60'ları bulan faizlerle kredi kullanmak zorunda kalıyor. Bu durum, üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu daha da körüklüyor.
Bu denli yüksek faiz oranlarıyla hiçbir sanayici yeni bir fabrika açamıyor, istihdam yaratamıyor. Para, üretime gitmek yerine yüksek faiz getirisi sunan rantiye hesaplarına akıyor.
Söylem Nas, Gerçek Faiz Bataklığı
Türkiye, "faizle mücadele ediyorum" diyen bir iktidarın elinde, küresel finans sisteminin ve yerli faiz lobilerinin en yüksek getiri elde ettiği pazar haline getirilmiştir. İktidarın hamasi söylemleri meydanları süslerken, mutfaktaki vatandaş ve hazinedeki bürokrat faiz faturasını ödemekle mükelleftir. Ortaya çıkan bu tablo, ekonomi yönetiminin ideolojik inatlaşmalar ve yanlış hamlelerle koskoca bir ülkeyi tefeci faizlerine nasıl mahkum ettiğinin en net ve acı belgesidir.













































































