Resul Tosun, hem milletvekilliğini hem de köşe yazarlığını devam ettiren ender şahsiyetlerden biri. Kendileri AKP Tokat milletvekili, aynı zamanda partisinin bülteni durumundaki Yeni Şafak gazetesinde günlük yazılar yazıyor.30 Ağustos tarihli gazetede yayınlanan "Barış Gücü" başlıklı yazısını okuyunca gayri ihtiyari acı acı tebessüm ettim ve dedim ki keşke Resul Bey, bu yazıyı yazmadan önce aynı gazeteden İbrahim Karagül'ün yazılarını okusaydı. Karagül'ün, İsrail-Filistin ve Lübnan konularında yazdıklarının hiç olmazsa bir kısmını okumuş olsaydı, böylesine önemli bir konuda bu kadar ayak üstü, bu kadar harcıalem ve ülke gerçeklerinden uzak bir yazı yazma talihsizliğine düşmezdi.Hem milletvekili hem de gazeteci olması hasebiyle millete karşı iki kat sorumluluk taşıyan birisi şu satırları yazmamalıydı diye düşünüyorum: "Barış Gücü'nü taraflar istiyor. Türk askerini ise hem İsrail istemektedir hem de Lübnan ısrarla talep etmektedir. Türk askerini Hizbullah'ın da istediği gelen haberler arasındadır. Ayrıca Türk askerinin Hizbullah'ın silahsızlandırılması gibi çatışma nedeni olacak görevler almayacağı da gittikçe netlik kazanmaktadır. Bu durumda Türkiye'nin inisiyatif alması dış politika açısından önemli bir adımdır. Ayrıca "Lübnan'a asker göndermek Türkiye'nin AB sürecinde, ABD ile ilişkilerinde ve özellikle terörle mücadelede elini güçlendireceği, devlet kurumlarının hükümete verdiği bütün raporlarda vurgulanmaktadır." Bu vurgu da kendi ulusal çıkarımız olarak değerlendirilebilir."Bu satırların yazarını, ister gazetecilik kimliği ile isterse milletvekilliği kimliği ile değerlendirin her iki durumda da sonuç içler acısıdır. Milletin vekili, millet ve devlet için böylesine hayati bir konuda, dört senedir ne mal oldukları belli olan AB ve ABD ilişkilerini, milletin menfaatinin önüne koyuyorsa gerisini varı hesap edin.Şu satırlar da milletvekili değil sadece gazeteci olan bir İngiliz'e ait, sayın Tosun okusun da öğrensin ki, Lübnan'a asker göndermek hangi ulusun çıkarları içinmiş:İngiliz gazeteci Robert Fısk, The Independent'te yayınlanan yazısında "İsrail'i korumaktan sıkıldık" diyor: "Genişletilmiş NATO/UNIFIL gücü 'barış'ı korumaya gitmiyor. Hizbullah'ı yok etmeyi başaramayan İsrail'i korumak için bir tampon bölge oluşturmaya gidiyor. BM bunu reddediyor ama amaç bu son savaşta çok daha fazla kurban veren Lübnanlıları korumak olsaydı, BM gücü İsrail sınırları dahilinde konuşlandırılırdı. Ama hayır, Lübnan'a konuşlandırılacak güç, İsraillileri koruyacak. Arapların ve bizim bunu nasıl kabul ettiğimize dikkat edin; İsrail'in güvenliği ve mutluluğunun aynı bölgede yaşayan Müslümanlarınkinden daha önemli olduğu fikrini nasıl da gururla kabul ettiğimize.. Askerlerimiz İsrail'i korumak için Lübnan'a gidecek. Arapların ve Ortadoğu'ya asker göndermek kararını almaya çalışırken söylenip duran Batılı hükümetlerimizin bunun farkında olmadığını mı sanıyoruz gerçekten?" (Yeni Çağ, Arslan Bulut,30-08-2006)Bu hayati tesbitlerden sonra, dudaklarımızı ısırarak da olsa sayın vekilimizden birkaç satır daha okuyalım dilerseniz:"Hükümetin prensip kararı dış politika açısından son derece isabetlidir. Nihai kararı Meclis vereceği için bu karar hükümetin artıları arasında yer alacaktır. Türk kamuoyunun da İslam dünyasının da endişesi Barış Gücü'nün İsrail'in emellerine hizmet etme ihtimalidir. Türk askeri bu misyondan uzak tutulursa mesele yoktur. Bu şartlarda tezkere Meclis'ten geçebilir bir mahiyet arz etmektedir. Hele Sayın Sezer'in itirazı bu tezkerenin kabulü için yeterli gerekçeyi fazlasıyla oluşturmuştur."Vah ki vah? Eyvah ki eyvah?Vekilin boyunu ölç, hükumetin çapını hesap et.İnsan yazı yazdığı gazetede diğer yazarların yazılarını okumaz mı: "Türkiye'nin asker göndermesine zemin oluşturan 1701 No'lu BM Kararı açıkça silahsızlandırmayı öngörürken, bu karara dayanıp asker gönderenlerin 'Asker göndereceğiz ama kararı uygulamayacağız' demesi ne anlama geliyor? İlk gün dediğimiz gibi: Lübnan'ı Suriye'den çıkaran karar bu silahsızlandırmayı içeriyordu. Başaramadılar. Sonra İsrail saldırılarıyla yapmaya çalıştılar. Başaramadılar. Üçüncü adım bu işi 'uluslararası güce havale etmek' oldu. Kendimizi kandırmayalım. Yine başarısız olacak. Bu teşebbüs, Lübnan'ı ve bölgeyi daha berbat hale getirecek. Üçüncü başarısızlıktan sonra olacak olan şu: İsrail ve ABD yeni bir saldırı dalgası başlatacak. Ama bu sefer, kararı uygulamaya gidecek ülkeler de bu ateşin içinde kalacak. Hizbullah'la anlaşmadan bölgeye gönderilecek askerler, sadece ABD'yi, Lübnan'da bazı grupları ve birkaç Arap rejimini memnun edecek. Gerisi kayıplar listesi... İsrail'le bu kadar askeri yakınlığı olan Türkiye'nin, Lübnan halkını İsrail saldırılarından koruyabileceğini kim düşünebilir? Dünya bekliyor, ateşkesin ömrünü kestirmeye çalışıyor. Peki biz, neden bu kadar aceleci ve hevesliyiz?" (Yeni Şafak, İbrahim Karagül, 24-08-2006)
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Gıda biterse hayat biter nesil biterse millet biter / 24.04.2026
- Kanayan bir yara görünce… / 23.04.2026
- Dert eklemiş eski derdin üstüne / 22.04.2026
- Muhafazakâr iktidar neyi muhafaza etmiş? / 21.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026
- Kanayan bir yara görünce… / 23.04.2026
- Dert eklemiş eski derdin üstüne / 22.04.2026
- Muhafazakâr iktidar neyi muhafaza etmiş? / 21.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026


























































