Türkiye 2026'ya böyle giriyor
Türkiye 2025'i ekonomik eşitsizlik, siyasi gerilim ve sosyal çatlaklarla kapatıyor. Hükümetin başarı anlatıları gerçekleri maskeliyor. 2026 yılında her açıdan daha kötü günler bizi bekliyor
Eyüp Kabil





Enflasyon ve asgari ücret tuzağı
Enflasyon, resmi verilere göre yüzde 31 civarına geriledi ancak bu düşüş, ücretleri baskılayarak sağlandı. Aralık 2025'te belirlenen asgari ücret 28 bin 75 TL olarak açıklandı, ancak bu rakam açlık sınırının altında kalıyor ve tepkilere yol açtı.
Vatandaşlar "yazıklar olsun" diyerek isyan ederken, genel olarak ücretliler boğulma noktasında. Geniş tanımlı işsizlik yüzde 29,6'ya ulaşmışken, büyüme "istikrarlı" görünse de, tarımsal üretim daralıyor ve enerji maliyetleri rekabet gücünü eritiyor.
Hükümetin maliye politikaları, zenginleri korurken yoksulları ezer nitelikte. Dolar milyoner sayısı hızla artarken, halk otobüs terminallerinde uyumak zorunda kalıyor.
Cari açık sürdürülebilir deniyor, ama aramalı ithalatındaki gerileme ve enerji fiyatları geçici bir rahatlama sağlıyor, 2026'da açığın genişlemesi kaçınılmaz. Bu tablo, "büyüyen ekonomi"nin halka yansımadığını gösteriyor.
Terör, Suriye ve uyuşturucu operasyonları
Terörsüz Türkiye Komisyonu'nun süresi iki ay uzatıldı ancak, gerçekte terörle mücadele iç siyasete alet ediliyor. Suriye ile diplomatik gerginlikler artarken, Ankara sınır güvenliği ve mülteci dönüşü taleplerini sertleştiriyor ama bu, HTŞ, İsrail ve ABD arasında sıkışan bir tablo yaratıyor.
S-400 fiyaskosu ise dış politikayı kilitlemiş durumda. Milyarlarca dolarlık yatırım, NATO ilişkilerini dondururken, Erdoğan'ı köşeye sıkıştırıyor.
Uyuşturucu operasyonları ise siyasi bir araca dönüşmüş durumda. Ünlü gazetecilerden Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran'a uzanan iddialar, "hayatlar mahvoluyor" eleştirilerini getiriyor. Bu operasyonlar, muhalifleri susturmak için mi kullanılıyor? İstanbul'un "after-party ağları" gibi resmi olmayan yapılar, kurumların zayıfladığı bir "parti devleti"ni işaret ediyor.
Gelir adaletsizliği ve unutturma mekanizması
Türkiye'de sorunlar çözülmüyor, unutturuluyor. Gündem şokları yaratılarak magazin, polemik veya yapay tartışmalarla asıl meseleler arka plana itiliyor. Yargıdaki adaletsizlik, kamudaki israf, çevre katliamları... bunlardan bazıları.
Yoksulluk sistematik bir tehdit haline geldi, esnaf kira ve vergi yükü altında eziliyor, çiftçiler mazot ve gübre maliyetleriyle boğuşuyor. Kadınlara yönelik şiddet iddiaları (örneğin şarkıcı Güllü'nün kızının cezaevi şiddeti) gündeme otururken, taciz skandalları Meclis'e sıçrıyor. Eğitim ve sağlıkta reform ihtiyacı artarken, kayıt dışılık haksız rekabeti körüklüyor. Bu mekanizma, "unutturulma" ile hesap sormayı engelliyor. Halk konuşuyor, ama sorunlar rafta kalıyor.
Sonuç olarak, 2025 Türkiye'si kırılgan bir denge üzerinde duruyor. Hükümetin başarı anlatıları, gerçek hayattaki eşitsizlikleri maskeliyor.
























































































