logo
24 NİSAN 2026

TÜRKİYE 4 YILDA DÜNYA LİDERİ OLUR

24.07.2001 00:00:00
Kuvay-ı milliye kadrosunun Bursa ve İstanbul'da gerçekleştirdiği toplantılara katılan Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin çözülemeyecek tek bir probleminin olmadığını söyledi. Kuvay-ı milliye ruhu ile hareket edilirse Türkiye'nin 2 yılda Avrupa, 3 yılda ABD'nin geçeceğini, 4 yılda da dünya lideri olacağını belirtti. Baş'ın bu sözleri üzerine toplantı mahalli, "Bu vatan bu millet seni bekliyor" sloganı ile inledi

Türkiye'yi köşe bucak dolaşan kuvay-ı milliye kadrosu için Bursa ve İstanbul'da düzenlenen toplantılara, bu kadronun mimarı Prof. Dr. Haydar Baş da katıldı. Prof. Dr. Baş, bu toplantılara iştirak ederek kuvay-ı milliye ruhuna kucak açan binlerce Bursalı ve İstanbulluya hitaben yaptığı konuşmada, memleketimizin çok ciddi bir buhran içinde olduğunu, içinden çıkılması zor badirelere düştüğünü, problemin ağırlığının omuzları çökerttiğini, moralleri bozduğunu ve fakat çözümün de var olduğunu söyledi. Çözümün adresini, fikir ve mana mimarlığını, önderliğini yaptığı kuvay-ı milliye kadrosu olarak gösterdi.

BATI HAYDAR HOCA'YA MUHTAÇ

Bundan iki yıl evvel başlatılan enflasyonu yenme proğramının tutmayacağını söyleyen tek aykırı ses olduklarını, "bu proğramla enflasyon düşmez" diye avaz avaz bağırdıklarını belirten Prof. Dr. Haydar Baş, gerçeğin iki yıl sonra Türkiye'nin maliyesinin dibe vurmasıyla ancak anlaşıldığını ifade etti. "Bir insan, hayat boyu çabalasa, gölgeyi tutması mümkün değildir. Ama gölgesi mutlaka onu takip eder. Bizim siyasilerimiz enflasyonla mücadele konusunda maalesef gölgeyi tutma yarışına girdiler" diyen Prof. Dr. Baş, şöyle devam etti:

"İlk defa Trabzon'daki mitingte söyledim. ' 24 saatte bu işi çözeriz' dedim. Ama gelip bir şey sormadılar. İstanbul Çağlayan Meydanında aynı şeyi söyledik. 'Şehit torunu olduğum için mi bize sormuyorlar. Gelsinler sorsunlar' dedik. Yine sormadılar. Adam ithal ediyorlar. Bilmiyorlar ki benim ilmimin zekatı ithal edilen adamın sülalesine yeter. Bilmiyorlar ki, onların biyografi merkezleri benim iktisadi görüşlerime altın madalya verdiler. Çünkü Batı, Haydar Hocaya muhtaçtır. Bizimkiler de, 'Ya bu adamın dediği çıkarsa' diye endişe ediyorlar. Böyle bir mantıkla enflasyon düşürülebilir mi?"

ENFLASYONUN BELİNİ

KIRACAK FORMÜL

Enflasyonu düşürecek, hatta sıfırlayacak reçetenin kendisinde olduğunu ifade eden ve "bu meseleyi ancak biz çözeriz" diyen Baş, herkesin anlayacağı bir dille çözümü şöyle anlattı:

"Enflasyonun talep ve maliyet olmak üzere iki ana sebebi vardır. Elimizde para alabildiğine bol, mamul az ise talep enflasyonu söz konusu olur. Müşteri arttıkça fiyatın arttırılması mantığıyla doğan enflasyonun adına talep enflasyonu deniliyor. Bir de maliyet enflasyonu vardır. Maliye ve sigorta vergileri, hammadde girdileri, banka kredi faizleri, işletme ve işçi giderlerinin imal edilen mamulün fiyatına eklenmesiyle doğan enflasyonun adına maliyet enflasyonu denilir. Maliyet enflasyonunun olduğu yerde para yoktur, mal fazladır. Bugün hangi dükkana giderseniz gidin mal vardır. Cepte para yoktur. O halde şu andaki enflasyon talep değil, maliyet enflasyonudur. Talep enflasyonunda çözüm cepteki parayı azaltmak, maliyet enflasyonunda ise bollaştırmaktır. Bizimkiler ise aksini yapıyor, maliyet enflasyonu ortamında parayı tamamen piyasadan çekiyorlar. Bursalı kardeşlerimin dükkanına da müşteriler uğramıyor. Halbuki maliyet enflasyonunu düşürmek için maliyeti düşürmek lazımdır.

Türkiye'de maliye ve sigorta vergisi düşmeden, işçi giderleri, banka kredi faizleri, hammadde girdi değerleri düşmeden enflasyonun düşmesi mümkün değildir. O halde maliye ve sigorta vergisini düşüreceğiz. Hammadde fiyatlarını ucuzlatacağız. Kredi faizlerini düşüreceğiz. İşte bunu yaptığınız zaman enflasyon kendiliğinden düşer.

Türkiye'de kamunun bir yılda verdiği faiz 50-60 milyar dolar arasındadır. Bütün bu faizler maliyete yansıyor. Emisyonu % 50 genişlettiğinizde, faizleri % 50 kaldırdığınızda, otomatikman bugünkü enflasyon % 50 aşağıya düşer. Emisyonu proje mukabili genişlettiğinizde ise % 100 enflasyonsuz bir piyasa ile karşı karşıya gelirsiniz."

EMİSYON HACMİ GENİŞLETİLEREK ÜRETİM TAHRİK EDİLMELİ

Çalışmadan, üretmeden bir ülkenin kalkınmasının mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, Türk insanının atıl vaziyette bekleyen emeğini harekete geçirmek için paranın bir tahrik unsuru olarak kullanılması, emisyon hacminin genişletilmesi gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Baş, emisyon hacminin genişletilmesi suretiyle üretim seferberliği projesini şöyle anlattı:

"Devlet olarak vatandaşa soruyor, 'Ne istiyorsun' diyorum. 'Ben 10 bin adet hindi besleyeceğim. 20 milyar lira kredi istiyorum' diyor. Bütçede param yoksa, bu insana para vermezsem, emeği devreye girmeyecek, demektir. Bu durumda emisyon hacmini genişleterek, para basarak vatandaşa vermek şarttır. Devletin bastığı paranın karşılığı olup olmadığından vatandaşın haberi yoktur. Bu incelik önemlidir. Fakat krediyi verirken işi çok sıkı tutuyorum. 'Bir yıl sonra 20 milyar karşılığında 10 bin adet hindi getirmezsen kodese hazırlan' diyorum. Adam da ona göre elindeki kapitali değerlendiriyor. Elindeki kapitali hakiki paraya tebdil ediyor. Yani adam hindi yetiştirecek. Devlet de mesela Suriye ile Irak'la konuşacak. Hele Irak açlıktan karınlarına taş bağlıyor. Bunları ihraç ettiğimiz zaman senin kağıdın et ve biraz sonra altın, döviz olarak eline geçecek. İşte bunu organize edecek bir irade, sistematik bir kurum gereklidir. Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu fakirliğin sebebi bunu yapmaması, bu mekanizmayı harekete geçirmemesidir."

ÜLKEYİ KALKINDIRACAK MODEL

Türkiye'yi kalkındıracak modelin milli ekonomik model olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baş, bunun Atatürk döneminde tecrübe edilmiş örnekleriyle kendini gösterdiğini belirterek şöyle dedi: "Bizi kalkındıracak model, merhum Atatürk'ün döneminde hayata geçen milli ekonomik modeldir. Bu modelle, Düyun-u umumiyeden kalan ve 10 tane devletin bile ödeyemeyeceği borçların tamamı ödendikten sonra Atatürk hayatta iken bugünkü Belçika'ya uçak ihracatı dahi yapıldı. 2.Dünya Savaşında da bütün dünya ülkelerine gaz maskesini yine sadece biz ihraç ettik. O günkü zihniyet bugün devam etmiş olsaydı, Fantom'un mucidi başkaları mı Türkiye mi olurdu? O anlayış devam etmiş olsaydı Türkiye bugün atom bombasını yapar mıydı yapmaz mıydı? Bana öyle geliyor ki aynı mantık, aynı gaye devam etmiş olsaydı bugün atom başlıklı füzelerinden hidrojen başlıklı füzelerine kadar silahlı kuvvetlerine silahını kendi kazandıran bir ülke, bir Türkiye gerçeği ile karşılaşacaktık. Ama maalesef bugün elimizi açıp para dileniyoruz. TSK'ya yapılması gereken yatırımlardan vazgeçiyoruz. Bir millet kendini koruma hasletini gerek madden gerekse manen kaybettiği zaman o milletin devlet olarak ayakta durması mümkün değildir."

TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDEN MİSYONERLİ?İN MAHİYETİ

Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin içinde bulunduğu buhrandan kurtulması ve kalkınması için sunduğu bu reçetelerden sonra karşı karşıya bulunduğumuz bir tehlikeye, Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü maskesi arkasına sığınmış misyonerlik faaliyetlerinin toprak bütünlüğümüze yönelik tehlikesine dikkat çekti. Prof. Dr. Baş, bu tehlikenin mahiyetini şöyle dile getirdi:

"Benim bir insanın kendi dinini anlatmasına karşı olmam kesinlikle mümkün değildir. Herkesin dini kendisinedir. Ama Türkiye'de öylesine oyunlar oynanıyor ki hayretler içerisinde kalıyorsunuz. Ben Trabzonluyum. Ganita denilen yerde Santa Maria Kilisesi vardır. Bundan 15 sene evvel ben bu kilisenin yanından geçtim. Baştan aşağıya bit ve pire doldum. Pislikten geçilmiyordu. Şimdi orayı yalancı cennete çevirdiler. Trabzon Belediye Başkanı bekçisini tuttu. Bedava suyunu temin etti. Bu arkadaşlar yola çıkarken de din, iman, Allah, peygamber diye yola çıktılar. Zeytinlik Camiini yıktılar. Ama kiliseyi onarıyorlar. Kızlar Manastırını onarıyorlar. Geldikleri netice bu. 2000 yılında 2700 Trabzonlu kardeşimiz Hıristiyan oldu. Papaz ne diyor biliyor musunuz? 'Siz Hıristiyan olan kardeşlerimiz, biliyor muydunuz ki sizin aslınız Rum'dur' diyor."

"Avrupalının Türkiye'ye gelip Hıristiyanlık propogandası yapmasının ardındaki espri Hıristiyanlığı anlatmak değildir. Bizi köklerimizden kopartıp kendi kendimize ters düşürmektir. Böyle bir niyeti olsa bu faaliyeti kendi ülkesinde yapardı. Almanya'daki kardeşlerimiz bilirler. Biz, orada bir sürü kiliseyi camiye çevirdik. Bunu yaparken hiçbir Alman'ın kılı kıpırdamadı. İtalya'da, Fransa'da kiliseyi camiye çevirdik. Hiç sesleri çıkmadı. Yani, 'Bizim çocuklarımız müslüman olur' endişesine kapılıp da onları cami yapmamıza müsaade etmemezlik yapmadılar. Peki orada kendi çocuğunu korumayan Batılılar, Türkiye'de böyle bir faaliyetin içine neden girerler? Batılılara iddiasına göre Alpaslan Anadolu'ya girdikten sonra buradaki insanlar İslam ile assimile edildi. Onun için özü Ermeni, Rum kabul ettikleri bu insanları eski dinlerine döndürmek istiyorlar. 'Rum, Ermeni olduklarını anlasınlar. Topraklarına sahip çıksınlar' diyorlar. Bugün Türkiye'de oynanan oyun budur. Biz işte buna karşıyız."

"Dinlerarası diyaloğa acizane biz karşı çıktığımız zaman Diyanet de dahil olmak üzere hepsi benim üzerime üşüştü. Dinlerarası Diyalogta mantık, 'onların dini de hak, benim dinim de hak' şeklinde. Devlet adına konuşsam, laiklik ilkesi gereği denilen doğrudur. Ama kendi akaid ölçülerime göre konuştuğum için durum öyle değildir. Allah (cc), "Ehl -i kitaptan hangi birine tabi olursanız iman ettikten sonra sizi kafir yaparlar" buyuruyor. Bu hüküm ortada iken sen benim buz gibi evladımı hem dininden hem Türklüğünden çıkartıyorsun. İşte ben 'bunu yapma', diyorum."

"4 SENEDE DÜNYA LİDERİ OLURUZ"

"Tarihte bu millet dini ile özdeşleşen tek millettir. Geçmişte Türk dendiği zaman hatıra İslam, İslam dendiği zaman Türk gelirdi" şeklinde sözlerine devam eden Prof. Dr. Baş, "Örfümüzün kaynağı maneviyatımızdır. O bakımdan bizde ne Kürt, ne Acem, ne Arap, ne Boşnak vardır. Bu manada bizim hepimiz Türk oğlu Türküz. Böyle bir kardeşliğin yaşanacağı bir ülke olma mecburiyetinde ve mükellefiyetinde iken başka kimlikler ile bu aziz vatanı bölmeye çalışmanın hiç kimseye faydası olmaz. Gemi battı mı hepimiz batarız. Filika bulup kaçamazsın. Aziz milletimizin bekası için devlet ve millet arasını koyu bir şekilde güçlendirmek ve et ve kemik gibi kardeş yapmak durumundayız" dedi. Prof. Dr. Baş, nasıl bir birlik hali yaşanması hususunda şu örneği verdi:

"Mecnun Leyla'ya aşıktır. Leyla diyor ki; 'Madem ki bu deli oğlan beni bu kadar seviyor. O zaman kolunu kessin bana göndersin.' O da bıçağı eline almış tam koluna vuracakken, 'Leyla'ya söyleyin. Bende ona verecek kol yok' diyor. Leyla bu haberi alınca dünyası yıkılır. 'Hani benim için deli olmuştu. Dağlara düşmüştü. Bir kolunu benden esirgedi' der. Bunun üzerine Mecnun şu cevabı verir: 'Ben ondan kolumu esirgemedim. Ama kolumu kesmeye kalktığımda baktım ki bu kol Leyla'nın kolu. Kimin kolunu kesip kime göndereyim.' Aynen onun gibi bu kol sizin kolunuzdur, sizin kolunuz benim kolumdur. Burada bir bünye, bir gövde, bir vücut olduk. Rahmetimiz, bereketimiz bol olsun. İnanın biz bu işleri hallederiz. Biz sıfırdan geldik. Çoğunun dilini ısırttık. Hepsi dilsiz kaldı. Biz, iki senede Avrupa, üç senede Amerika'yı geçer, dördüncü senede dünya lideri oluruz."

BU VATAN BU MİLLET SENİ BEKLİYOR

Prof. Dr. Haydar Baş, kuvay-ı milliye hareketinin ne zaman partiye dönüşeceği şeklinde bir vatandaş tarafından sorulan soruya şu cevabı verdi: "Arkadaşımızın bir tanesi bir soru tevcih ettiler. 'Hocam partiyi niçin ilan etmiyor, kurmuyorsunuz?' dediler. Arkadaşlarımızın bu şekilde ısrarları var. Ben 55 yaşında bir insanım. Siyaset 35 ila 55 yaşları arasında olur. 55 yaşından sonra siyaset olmaz. Fiziki kurallara göre de, siyasi kurallara göre de bu böyledir. İşin mantığı da budur. Ama ülkemizin bize ihtiyacı varsa, cadde cadde gezmem, görmem lazım. İmam-ı Ali'yi Kufe'ye davet ettiler. Davet edenler de şehit ettiler. Bu akıbeti yaşamamak için bu tip proğramlarla karşı karşıya gelip birbirimizi çok iyi anlayalım. Eğer bu harareti, bu aşkı, bu muhabbeti taşıyacak, 'Hocam biz bir bütün olacağız diyecekseniz' o zaman biz de memur ve mecbur oluruz." Prof. Dr. Haydar Baş'ın bu açıklaması üzerine toplantı mahalli, "Bu vatan bu millet seni bekliyor" ve "Bu vatan bizimdir bizim kalacak" sloganlarıyla inledi.

TÜRKİYE ÜZERİNDE OYUN BİTMEDİ

Prof. Dr. Haydar Baş, Şark meselesi bağlamında Batı dünyasının Osmanlı üzerinde oynadığı oyunun bitmediğini, aynı tür oyunun Türkiye üzerinde de oynanmaya devam ettiğini, Hicaz bölgesinin bizim tasarrufumuzdan İngilizler tarafından nasıl koparıldığını örnek vererek şöyle anlattı:

"Batı dünyası, Hicaz bölgesindeki tasarrufumuza mani olmak için çeşitli hile, desise, oyunlara başvurmuştur. İngiltere Sömürgecilik Bakanlığı bu konuda onlarca masa tahsis etmiştir, binlerce ajan kullanmıştır. 100 sene devam eden büyük projelerle üzerimize gelmişlerdir. Bugünkü misyonerlik çalışmaları o güne dayanmaktadır."

"Öyle oyunlar oynanmıştır ki Arap, Fars müslüman kardeşlerimizin ve Türklerin akaidleri ile oynanmıştır. Fitne çıkarmayı başaramayınca yeni bir mezhep üreterek bu işi gerçekleştirmişlerdir. Dini hükümmüş gibi görünen mevzular İngiltere'den pompalanmıştır. O rüzgar dinmemiştir. Aynı mezhebin gerek Türk dünyası ve gerekse İslam ülkelerinden bazılarına pompalanması devam ediyor."

"Zannediyoruz ki bu fitne bitmiştir. Bugün hala devam ediyor. Eğer bir insan kendi memleketinde yaşadığı şartları mevzuata göre ifade edemiyor ve de ikna edemiyorsa, bunun yolu, kalkıp da deniz aşırı ülkelerden yardım alarak milleti tahrip etmeye yönelik faaliyetler olmaması lazımdır. Bunun yolu mani olduğunu zannettiği insanları ve milleti ikna etmekten geçer. Eğer bir hizmet yapacağız, bir ve beraber olacağız diyorsak, bunun yolu budur. Yoksa, nasıl olmuşsa bunlar, dünyayı elinde tutan şahtır, padişahtır, dercesine, himmet ve tasarruflarına sığınmak, zilletten başka bir şey olamaz."

Zaman zaman bu dünya fötr şapkalıları başımıza geçirirler ve projeleri ile bizi oyalarlar. Şimdi de yeni bir proje ve plan içindedirler. Sakın ha bu oyuna gelmeyelim. 'Amerika'dan icazet alınmadan bu ülkede politika yapılmaz' mantığına dayanarak, adeta milleti hiçe sayar bir görüşün bu ülkede milyonda bir bile şansı olmaması lazımdır."

SERMAYE PİYASASINDA OYNANAN KUMAR

Prof. Dr. Haydar Baş, enflasyonu düşüreceğiz gerekçesiyle piyasadan çekilen paraların sermaye piyasasında iki şişkoyu doyurmak için yapıldığını şöyle dile getirdi:

"Derviş geldi. Borçla bu ülkenin meselesini çözecek dendi. ABD, kovboyun kendisi. İnsan avı ile kazandığı parayı sana borç olarak verir mi? Sonra borçla bir ülke düzlüğe çıkar mı?Bir taraftan borç için türlü zillete katlanırken,Türkiye'de, para, sermaye piyasası ve bankalar olmak üzere iki noktada odaklaşıyor. Sermaye piyasası ile bankaların başında oturanlar küçük adamlar değil, dağ gibi adamlardır. Sermayeye piyasasında resmen kumar oynanıyor. Büyük sermaye sahipleri piyasaya bakıyor. Hangi kağıtlar ucuz ise ona yatırım yapıyor. Fiyatı fırlatıyor. Sonra tıpkı futboldaki gibi ver kaç yapıyor. Bir taraftan elindeki kağıtları aldığından daha fazla fiyata elinden çıkartıyor, diğer taraftan başka kağıt alıyor. Sen de zannediyorsun ki bir hareket var. Halbuki piyasada hareket değil, bir iki cambaz var. Çok iyi oynuyorlar. Bu aldatmacalarla Türkiye bir noktaya gidemez."

"Bu iki noktada mevduat toplanırken piyasadan para emiliyor. İşçinin, çiftçinin cebinde para kalmıyor. Dükkanlar kapanıyor. Damardan kan çekilince yaşamak mümkün müdür? İnsanın damarında dolaşan ne ise piyasada dolaşan para da budur. Paranın niye piyasadan çekildiği sorulduğunda, enflasyonu düşürmek için çekildiği söyleniyor. Yalan söyleniyor. Sermaye Piyasasında, doyması hiç mümkün olmayan iki şişko adamı doyurmak için çekiyorlar."

-YENİMESAJ/İSTANBUL

Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'

Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, 7 Nisan'dan bu yana tedavi gördüğü ve geçtiğimiz haftalarda safra kesesi ameliyatının gerçekleştirildiği Acıbadem Altunizade Hastanesi'nden taburcu edildi. Taburcu olan Tatlıses, "Bana bebekler gibi baktılar bana hepsine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. Hepsini evlat edindim, evladım gibi oldu. Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş kafam kadar taş çıktı" dedi

22.04.2026 14:32:00 / Güncelleme: 22.04.2026 14:35:26
İHA
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, 7 Nisan'da İstanbul'daki evinde rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılmıştı. Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisi'ne başvurmasının ardından ünlü sanatçı tedbir amaçlı olarak yoğun bakıma alınmış, safra kesesi kaynaklı bakteriyel bir enfeksiyon olan kolesistit (safra kesesi iltihabı) tanısı ile antibiyotik tedavisine başlanmıştı. Tedavi sürecinin ardından Tatlıses'in 11 Nisan'da safra kesesi ameliyatı olduğu açıklandı.

Tatlıses'in ameliyatının başarılı bir şekilde tamamlanmasının ardından Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı ve ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, sanatçının bir süre daha yoğun bakımda gözetim altında tutulduktan sonra taburcu edileceğini açıklamıştı.

"Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş kafam kadar taş çıktı"

Ünlü sanatçı bugün Acıbadem Altunizade Hastanesi'nden taburcu oldu. Ailesi ve sevenleri uzun süre hastane önünde beklerken taburcu edilen Tatlıses, hastane çıkışı yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Dünyada hastane arıyorsanız yer burası. Hani yazıyorlar ' İbrahim Tatlıses yoğun bakımda'; yoğun bakım değil bebek bakım orası. Bana bebekler gibi baktılar bana hepsine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. Hepsini evlat edindim, evladım gibi oldu. Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş, kafam kadar taş çıktı. Hocalarıma teşekkür ediyorum."

Hastanede hep haberleri izlediğini belirten Tatlıses, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dünya liderlerini Antalya'ya getirdiği için teşekkür etti. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki silahlı saldırıda ölenlere rahmet dileyen Tatlıses, yaralılara da kendisi gibi taburcu olmalarını diledi.

"Çocuklarımın bazılarının hastaneye alınmamasını ben istemedim"

Sağlığının yerinde olduğunu söyleyen Tatlıses, sözlerine şöyle devam etti:

"Dostlarım hiç yalnız bırakmadılar, İzmir'de ve Ankara'dan geldiler hepsine teşekkür ediyorum. Dost bugünde lazım. Allah çocuklarımdan razı olsun ama hepsinden değil. Tuğçe benim canım, Allah ondan razı olsun. Ama A harfini alfabeden sildim. Çocuklarımın bazılarının hastaneye alınmamasını ben istemedim. Onlar benim kalbim de hakkettikleri yerde değiller. Benim babam bu haldeyken ben babamı yalnız bırakmam, babam için ölürüm. Keşke mezardan kalksa boynumu baltayla kesse. Babaların kıymeti ne zaman anlaşılır bilmiyorum."

Acıbadem Hastanelerinin sahibi Mehmet Ali Aydınlar'dan Şanlıurfa'da hastane açmasını rica ettiğini söyleyen Tatlıses, "Şanlıurfa'da 4 buçuk dönüm arsam var. Şanlıurfa'da da özel hastane yok herkes Gaziantep'e gidiyor. Gelin bu 4 buçuk dönüm yeri görün eğer imkanınız varsa orada da bir Acıbadem Hastanesi istiyoruz" dedi.

Vasiyetinde de her şeyi devlete bıraktığını ifade eden Tatlıses, "Kuruş yok, bazıları yüzünden ailemin de bir kısmı mağdur kaldı. Bana babam para bırakmadı, babam ciğerciydi. Parayı kendim kazandım, saçarım dağıtım kime ne ' Parayı ben kazanmışım. Ben onlara çok büyük miras bıraktım farkında değiller. İbrahim Tatlıses deyince bütün kapılar açılıyor, onu kullanmasını bilemediler" diye konuştu.

Tatlıses, konuşmasının sonunda "Baboş" isimli yeni şarkısının hafta içinde çıkacağını ifade etti.

Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi

Aziz İhsan Aktaş davasında cumhuriyet savcısı sanıkların tutukluluk durumuna ve taleplere ilişkin görüşünü açıkladı. Savcı, 3 tutuklu sanığın tahliyesini talep etti. Duruşma sanıkların tutukluluğa ilişkin beyanları ile sürüyor

22.04.2026 13:51:00
İHA
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi
Liderliğini Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı öne sürülen Çıkar Amaçlı Suç Örgütü tarafından tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı sanık Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı sanık Utku Caner Çaykara ve Ceyhan Belediye Başkanı sanık Kadir Aydar'ın arasında bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 16'sı tutuklu 200 sanığın yargılanmasına devam edildi.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde bulunan salonda görülen duruşmada, cumhuriyet savcısı, sanıkların tutukluluk durumu ve taleplere ilişkin görüşünü açıkladı.

Duruşma savcısı, Beşiktaş Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Çağdaş Ateşçi, Beşiktaş Belediyesi personeli Gülşah Ocak, Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Ferit Tutşi'nin tutuklulukla geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliyelerine karar verilmesini talep etti.

Rıza Akpolat, Kadir Aydar, Utku Caner Çaykara ve Oya Tekin'in aralarında bulunduğu diğer tutuklu sanıkların ise kuvvetli suç şüphesi, mevcut delil durumu ile üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti dolayısıyla tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep edildi.

Tanık dinletilmesi, tefrik ve mal varlığı tedbirlerinin kaldırılması taleplerinin mevcut delil durumu ve dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak reddine karar verilmesi talep edildi.

Duruşma sanıkların tutukluluğa ilişkin beyanları ile sürüyor.

İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı

Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), İstanbul'da Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkili olacağının tahmin edildiğini belirterek, beklenen kuvvetli yağış nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli olunması yönünde vatandaşları uyardı

22.04.2026 13:40:00
İHA
İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı
İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı
AKOM'dan İstanbul ve Marmara Bölgesi için yağış uyarısı geldi. İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesi genelinin Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkisi altına girmesinin beklendiği belirtilerek, cuma gününe kadar aralıklı yağış geçişlerinin görüleceği, sıcaklıkların 12-16 derece aralığında mevsim normallerinin altında seyretmeye devam edeceğinin tahmin edildiği ifade edildi.

Yağışların özellikle öğle saatlerinden itibaren etkisini artırarak yer yer kuvvetli şekilde görüleceğinin tahmin edildiği belirtildi. AKOM, beklenen kuvvetli yağış nedeni ile yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli olunması yönünde vatandaşları uyardı.

Hafta sonu itibari ile çoğunlukla güneşli bir gökyüzünün hakim olacağının, sıcaklıkların 20 dereceler civarına yükseleceğinin öngörüldüğünü belirtildi.

Öte yandan İstanbul'daki barajlarda doluluk oranının ise yüzde 70,39 seviyesinde bulunduğu, barajlardaki su miktarının 611 milyon metreküp olarak ölçüldüğü kaydedildi.

Trakya’da "Nükleer Santral İstemiyoruz" paneli yapıldı

Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde, Trakya Belediyeler Birliği'nin desteği ile Kırklareli'nin Vize ilçesinde 18 Nisan 2026 tarihinde "Trakya'da Nükleer Santral İstemiyoruz" başlıklı bir panel gerçekleşti. Panele, bilim insanları, hukukçular, yerel yöneticiler ile bölge halkı katıldı. Panelin sonuç bildirgesinde, "Kurulacak bir nükleer santral, başta soğutma suyu deşarjı olmak üzere deniz ekosistemlerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilecek; deniz çayırlarını ve balıkçılık faaliyetlerini ciddi biçimde tehdit edecek ve bölgenin ekolojik dengesini bozacaktır" uyarısı yapıldı

22.04.2026 12:57:00 / Güncelleme: 22.04.2026 13:00:38
Haber Merkezi
Trakya’da "Nükleer Santral İstemiyoruz" paneli yapıldı
Trakya’da "Nükleer Santral İstemiyoruz" paneli yapıldı
Kırklareli'nin Vize ilçesinde 18 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen "Trakya'da Nükleer Santral İstemiyoruz" panelinin sonuç bildirgesinde şunlar ifade edildi:

"Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde, Trakya Belediyeler Birliği'nin desteği ve farklı disiplinlerden bilim insanları, hukukçular, yerel yöneticiler ile bölge halkının katılımıyla 18 Nisan 2026 tarihinde Vize'de gerçekleştirilen "Trakya'da Nükleer Santral İstemiyoruz" başlıklı panel sonucunda aşağıdaki değerlendirmeler kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

Panel süresince ortaya konulan bilimsel, hukuki ve toplumsal veriler birlikte değerlendirildiğinde ve panele katılım dikkate alındığında, nükleer santralin istenmediği açıkça görülmektedir. Trakya'da planlanan yaklaşık 14 bin dönümlük nükleer santral projesinin kamu yararı, çevre hakkı ve yaşam hakkı ilkeleriyle bağdaşmadığı ortaya konmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti yalnızca bir hukuk devleti değil, aynı zamanda bir çevre devletidir. Başta Anayasa'nın 56. maddesi olmak üzere, kıyıların, ormanların ve tarım alanlarının korunmasına ilişkin hükümler, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına almaktadır. Bu çerçevede, yaşam hakkını riske atan bir projenin kamu yararı ile gerekçelendirilmesi mümkün değildir.

Planlanan proje alanı; 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında orman alanı, tarım arazisi ve mutlak içme suyu koruma alanı olarak tanımlanmakta olup, Istranca Ormanları ve longoz ekosistemleri gibi yüksek ekolojik değere sahip hassas alanlarla doğrudan ilişkilidir. Bu alan yalnızca bir arazi değil; yeraltı ve yerüstü su sistemleri, gölleri, dereleri ve kıyı ekosistemleriyle birlikte işleyen bütüncül bir yaşam alanıdır. Nitekim 15.04.2026 tarihinde Kırklareli ili Demirköy ilçesi Sivriler Köyü ile Vize ilçesi Kışlacık Köyü sınırları içerisinde yer alan Panayır İskelesi ve çevresi, Doğal Sit – Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescillenmiştir.



Bu alana kurulacak bir nükleer santral, başta soğutma suyu deşarjı olmak üzere deniz ekosistemlerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilecek; deniz çayırlarını ve balıkçılık faaliyetlerini ciddi biçimde tehdit edecek ve bölgenin ekolojik dengesini bozacaktır. Istrancaların kalbine yapılacak böyle bir müdahale, yalnızca bugünü değil, bölgenin geleceğini geri dönüşü zor bir risk alanına dönüştürmek anlamına gelmektedir.

Nükleer santrallerde risk hiçbir zaman sıfıra indirgenemez. Deprem, sel ve iklim krizine bağlı aşırı hava olayları gibi öngörülemeyen süreçler, teknik güvenlik önlemlerini aşabilmektedir. Geçmişte yaşanan kazalar bu durumu açıkça göstermiştir. Radyasyon il sınırlarını tanımaz; etkisi yalnızca proje alanıyla sınırlı kalmaz, Marmara ve Karadeniz havzasını kapsayan geniş bir coğrafyaya yayılabilir. Nükleer riskin etkileri, gıda zinciri ve su sistemleri aracılığıyla farklı bölgelere taşınabilir.

Bilimsel çalışmalar, iyonize radyasyonun insan sağlığı üzerinde kanserojen etkiler oluşturduğunu ve düşük doz maruziyetlerin dahi uzun vadede genetik sonuçlar doğurabildiğini ortaya koymaktadır. Bu etkiler özellikle çocuklar açısından daha yüksek riskler barındırmaktadır. Nükleer risk yalnızca fiziksel değil; psikolojik, sosyal ve ekonomik sonuçlarıyla da toplum üzerinde kalıcı etkiler yaratmaktadır.

Enerji politikaları açısından yapılan değerlendirmelerde, Türkiye'nin mevcut kurulu gücünün talebin üzerinde olduğu, dolayısıyla kısa ve orta vadede nükleer enerjiye zorunlu bir ihtiyaç bulunmadığı ifade edilmiştir. Nükleer enerji yüksek maliyetli ve dışa bağımlı bir model oluştururken, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar daha ekonomik ve güvenli alternatifler sunmaktadır.

Öte yandan sürecin şeffaf ve katılımcı bir şekilde yürütülmediği; yerel halkın, bilim insanlarının ve ilgili tüm paydaşların karar alma süreçlerine yeterince dâhil edilmediği görülmektedir. Bu durum hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Bu ölçekte bir proje, toplumdan ve bilimsel akıldan kopuk şekilde hayata geçirilemez.

Trakya yalnızca bir bölge değil; başta İstanbul olmak üzere geniş bir coğrafyanın hava, su ve tarımsal gıda deposudur. Bu nedenle kısa vadeli enerji tercihleri uğruna uzun vadeli ekolojik ve toplumsal risklerin göze alınması kabul edilemez. Bölgenin sahip olduğu doğal değerler dikkate alındığında, Istranca Ormanları'nın UNESCO koruma statüsüne kavuşturulması ve bugüne kadar verilen zararlar da göz önüne alınarak Trakya'nın daha güçlü koruma statüleriyle güvence altına alınması gerekmektedir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında; Trakya'da planlanan nükleer santral projesinin durdurulması, sürecin şeffaf, katılımcı ve bilimsel temelde yeniden ele alınması, bölgenin ekolojik ve tarımsal değerlerine sahip çıkılması ve enerji politikalarında yenilenebilir kaynaklara öncelik verilmesi gerektiği açıkça ortaya konmaktadır.

Bizler, yaşam hakkını ve doğayı savunan tüm paydaşlar olarak, hukuki ve demokratik haklarımız çerçevesinde bu sürece karşı durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz. Başta Vize olmak üzere tüm Trakya halkı, yaşam alanlarına yönelik bu tehdide vize vermeyecektir.

Trakya Platformu – Trakya Kent Konseyleri Birliği – Trakya Belediyeler Birliği"

Niksar'da "Okulu tarayacağım" diyen çocuk gözaltına alındı

Tokat'ın Niksar ilçesinde bir öğrenci, arkadaşlarına attığı, "Okula gelmeyin, tarayacağım" mesajı üzerine gözaltına alındı

22.04.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
Niksar'da "Okulu tarayacağım" diyen çocuk gözaltına alındı
Niksar'da "Okulu tarayacağım" diyen çocuk gözaltına alındı
Tokat'ın Niksar ilçesinde bir öğrenci, arkadaşlarına attığı, "Okula gelmeyin, tarayacağım" mesajı üzerine gözaltına alındı.

Edinilen bilgilere göre, 20 Nisan 2026 günü saat 15.30 sıralarında Kaya İsmet Özden Ortaokulu'nda 7'nci sınıf öğrencisi Y.K.'nın aynı sınıfta öğrenim gören arkadaşlarına, "Okula gelmeyin, okulu tarayacağım" şeklinde tehditte bulunduğu öğrenildi.



İhbar üzerine harekete geçen ekipler, olayla ilgili çalışma başlattı. Yapılan incelemeler sonucunda ikameti belirlenen 14 yaşındaki çocuk, Niksar İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheli çocuk emniyetteki işlemlerinin ardından Niksar Adliyesi'ne sevk edildi.

Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi

 

21.04.2026 17:29:00 / Güncelleme: 21.04.2026 17:36:02
Anadolu Ajansı
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma çerçevesinde gözaltına alınan Sonel'in emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Erzurum Şehir Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirilen Sonel, yoğun güvenlik önlemi altında adliyeye getirildi.

Savcılık sorgusu tamamlanan Sonel, "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığından Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, Sonel hakkında "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçunu işlediğine ilişkin yeterli şüphe bulunduğu" belirtilmişti.

Gülistan Doku'nun kaybolmasına ilişkin, hakkında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin talimatıyla soruşturma başlatılan Sonel, açığa alınmıştı.

Sonel, 2017-2020 yılları arasında Tunceli'de görev yapmış ve 17 Nisan'da Elazığ'da gözaltına alınmıştı.

11 zanlı tutuklanmıştı

Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in de bulunduğu 15 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Şüphelilerden Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. 



Siirt'te 13 yaşındaki kayıp çocuk bulundu

Siirt'te kayıp ihbarı yapılan 13 yaşındaki çocuk, ekiplerin çalışmasıyla bulunarak ailesine teslim edildi

21.04.2026 14:06:00
İHA
Siirt'te 13 yaşındaki kayıp çocuk bulundu
Siirt'te 13 yaşındaki kayıp çocuk bulundu
Edinilen bilgilere göre, Şirvan ilçesine bağlı Taşlı köyü Yatağan mezrasında akşam saatlerinde kaybolan çocuk için gece saat 01.00'da kayıp ihbarı yapıldığı belirtildi.

İhbarın ardından bölgede geniş çaplı arama kurtarma çalışması başlatıldı. Çalışmalara AFAD, jandarma, komando birlikleri, sağlık ekipleri ve güvenlik korucuları katıldı.

Çalışmalarda, termal ve gece görüş sistemleri ile iz takip unsurlarının da kullanıldığı bildirildi.

Yapılan çalışmaların ardından çocuğun araçla şehir merkezine geldiği belirlendi.

Bulunan çocuk, daha sonra ailesine teslim edildi.

Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak


 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma Dekanı Prof. Dr. Sercan Karav, iklim değişikliği ve artan sıcaklıkların tarımsal üretim üzerinde etkiler oluşturduğunu belirterek, yerli ve ata tohumlara yönelik çalışmaların önem kazandığını söyledi.

21.04.2026 11:14:00
AA
Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak
Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma Dekanı Prof. Dr. Sercan  Karav, "5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi" için geldiği Antalya'da, değişen iklim koşulları nedeniyle yerli genetik kaynakların korunması ve geliştirilmesine yönelik adımların öne çıktığını ifade etti. Artan sıcaklık ve su stresinin ürünlerin yetişme koşullarını doğrudan etkilediğine dikkati çeken Karav, "Bir ürünün geliştirilmesi sırasındaki optimum değerlerin de değiştiğini görüyoruz. Bir bölgede bir ürünü yetiştirebilirken artık o bölge o ürün için optimum bir bölge olmaktan çıkabiliyor. Bu da farklı ürünlere yönelimi beraberinde getiriyor" dedi. Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkan Yardımcısı da olan Karav, bu değişimin üreticileri daha dayanıklı türlere yönelttiğini, özellikle suya daha dirençli ürünlerin tercih edildiğini vurguladı.



Yerli tohum projeleri çok kıymetli

İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerine karşı yürütülen çalışmalara değinen Karav, Türkiye'nin sahip olduğu yerli ve ata tohum varlığının bu süreçte önemli potansiyel oluşturduğunu dile getirdi. Geleceğin koşulları dikkate alınarak üretim planlaması yapılmasının önemine işaret eden Karav, "Özellikle yerli tohum ve ata tohum projelerimiz çok kıymetli. Bu alanda kendi teknolojimizle geleceği dikkate alarak ürünlerimizi yönlendirmemiz gerekiyor" diye konuştu. Protein kaynaklarının da değişmeye başladığını belirten Karav, bilim insanlarının artık alternatif protein kaynakları aramak zorunda olduğunu ifade etti. Karav, üretim süreçlerinden elde edilen atıklardan protein izole edilerek gıda zincirine kazandırılması gerektiğini vurgulayarak, daha önce protein kaynağı olarak düşünülmeyen yosun kökenli ve farklı bitkisel proteinler üzerine bilim camiasında yoğun çalışmalar yürütüldüğünü, bunların klasik ürünlere entegrasyonuna yönelik araştırmaların sürdüğünü sözlerine ekledi.

Kilo verirken kas kaybetmeyin!


 
Günümüzde kilo verme süreci çoğu zaman estetik kaygılar üzerinden ele alınsa da, bu sürecin kalp sağlığıyla olan doğrudan ilişkisi sıklıkla geri planda kalmakta. Bilinçsiz diyetler, hızlı kilo kaybı hedefleri ve yanlış egzersiz alışkanlıkları, kalp ve damar sistemi üzerinde beklenmedik riskler oluşturabilir.

21.04.2026 11:07:00 / Güncelleme: 21.04.2026 11:11:11
MURAT ÇORBACI
 Kilo verirken kas kaybetmeyin!
 Kilo verirken kas kaybetmeyin!

Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, kilo verme sürecinin kalp sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Altınkaynak, "Kilo verme sürecinde yapılan en yaygın hatalardan biri, hızlı sonuç elde etme isteğiyle uygulanan düşük kalorili ve dengesiz diyetlerdir. Bu tür beslenme modelleri kısa vadede kilo kaybı sağlasa da, uzun vadede kalp ritim bozuklukları, tansiyon dalgalanmaları ve elektrolit dengesizlikleri gibi ciddi sorunlara yol açabilir" dedi.

Dr. Altınkaynak, özellikle ani kilo kaybının kalp kası üzerinde stres oluşturabileceğini belirterek, "Vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerinden mahrum bırakılması, kalp kasının da yeterince beslenememesi anlamına gelir. Bu durum, fark edilmeden ilerleyen ciddi kardiyak problemlere zemin hazırlayabilir" değerlendirmesinde bulundu.


Kalp krizi riski zamanla birikiyor

"Kalp krizi çoğu zaman ani gelişen bir tablo olarak algılansa da arka planda yıllar süren bir süreç yer alır" diyen Dr. Altınkaynak, şunları söyledi: "Bu sürecin temelinde ise damar sertliği, yani arteroskleroz bulunmaktadır. Damar sertliği; damar duvarının iç yüzeyinde başlayan mikroskobik hasarlarla gelişir. Özellikle kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon, damar duvarına her kalp atımıyla birlikte sürekli bir basınç uygular. Bu durum zamanla damar yüzeyinde küçük çatlaklara neden olur. Vücut bu hasarı onarmaya çalışırken kolesterol ve yağ parçacıkları bu alanlara yerleşir ve plak oluşumu başlar.

Zaman içinde bu plaklar büyüyerek damar iç çapını daraltır ve kan akışını zorlaştırır. Bu durumda pıhtı oluşumu hızlanır ve kalp krizi riski yaşanabilir. Bu nedenle damar sertliği, belirti vermeden ilerleyen ancak sonuçları hayati olabilen bir süreçtir. Fazla yağ dokusu, vücutta birçok hormon ve kimyasal sinyal üretir. Bu durum özellikle insülin direncinin gelişmesine zemin hazırlar. İnsülin direnci ise kan şekeri kontrolünü bozarak diyabet riskini artırırken, aynı zamanda damar yapısını da olumsuz etkileyerek kalp hastalıklarına zemin hazırlar. Özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusu, yani visseral yağlanma, kalp-damar hastalıkları açısından en riskli yağlanma türü olarak kabul edilmektedir.

Bu nedenle kilo artışı yalnızca estetik değil, sistemik bir sağlık sorunu olarak ele alınmalıdır. Kilo verme sürecinde en sık göz ardı edilen konulardan biri kas kütlesinin korunmasıdır. İnsan vücudu 30'lu yaşlardan itibaren doğal olarak kas kaybetmeye başlar. Bu sürece yanlış diyetler ve yetersiz fiziksel aktivite eklendiğinde kas kaybı hızlanır. Kas oranı azaldıkça vücudun enerji harcaması düşer ve metabolizma yavaşlar. Bu durum hem kilo vermeyi zorlaştırır hem de verilen kiloların tekrar alınmasına neden olabilir. Kas kaybı arttıkça yağ dokusu oranı yükselir ve bu durum kalbin iş yükünü artırır. Kalp, artan yağ kütlesine kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da uzun vadede kalp-damar sistemi üzerinde ek bir stres oluşturur. Bu nedenle sağlıklı kilo verme sürecinde amaç; kas kütlesini koruyarak yağ oranını azaltmak olmalıdır."

Eşme Belediye Başkanı Tozan ve 2 belediye çalışanı "irtikap" soruşturmasında tutuklandı

Uşak'ta, Eşme Belediyesi'ne yönelik "irtikap" soruşturması kapsamında gözaltına alınan Belediye Başkanı Yılmaz Tozan ve 2 belediye çalışanı tutuklandı

21.04.2026 03:01:00
AA
Eşme Belediye Başkanı Tozan ve 2 belediye çalışanı "irtikap" soruşturmasında tutuklandı
Eşme Belediye Başkanı Tozan ve 2 belediye çalışanı "irtikap" soruşturmasında tutuklandı

Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Eşme Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada gözaltına alınan Belediye Başkanı Yılmaz Tozan, eşi Burcu Tozan, Başkan Tozan'ın şoförü M.F, Eşme Belediyesi Zabıta Müdürlüğünde görevli İ.U, belediye personeli H.D. ve Eşme Belediyesi CHP'li Meclis Üyesi R.S.S. Eşme Adliyesi'ne sevk edildi.

Soruşturma kapsamında Yılmaz Tozan'ın özel kalem müdürü S.B. de gözaltına alındı.

Şüphelilerden Meclis Üyesi R.S.S. ve belediye personeli H.D. savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.

Başkan Yılmaz Tozan, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve irtikap", şoförü M.F. ve zabıta görevlisi İ.U, "suç işleme amacıyla kurulan örgüte üye olma veya yardım etme ve irtikap" suçlarından tutuklanması talebiyle, Burcu Tozan ile özel kalem müdürü S.B. de adli kontrol şartıyla serbest bırakılması istemiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildi.

Zanlılardan Başkan Tozan ile İ.U. ve M.F. tutuklandı. Burcu Tozan ve S.B. de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Yürütülen soruşturma kapsamında şüphelilerin, alkollü mekanların kapanış saatlerinin ileri alınması konusunda işyerlerinden menfaat sağladığı, ilçenin geleneksel festivali olan Uluslararası Eşme Turistik Kilim, Kültür ve Sanat Festivali'ne gelen sanatçılara ödenen ücretin faturasının yüksek gösterilerek haksız kazanç elde edildiği, ilçedeki bazı işyerlerine yönelik uygunsuz ruhsat karşılığında menfaat sağladığının tespit edildiği öğrenildi.

İncelenen banka hesaplarında Tozan'ın şoförü M.F'nin hesabında olağan dışı para hareketliliği tespit edildi.

Eşme Belediyesi'ne yönelik "irtikap" suçuna ilişkin soruşturma kapsamında 17 Nisan'da Belediye Başkanı Yılmaz Tozan, eşi Burcu Tozan, Yılmaz Tozan'ın şoförü M.F, Eşme Belediyesi Zabıta Müdürlüğünde görevli İ.U. ve belediye personeli H.D. gözaltına alınmıştı. Hakkında yakalama kararı çıkarılan CHP'li Eşme Belediyesi Meclis Üyesi R.S.S. de yakalanmıştı.

Şüphelilerden O.Ü'nün ise bir başka suçtan cezaevinde bulunduğu tespit edilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.