Ülkemizde eğitim kalitesi, eğitim seviyesi, çocuklarını maddi-manevi gelişimi hep tartışılan başlıklardı.
Tek parti iktidarı ile bu başlıklara akran zorbalığı, yeni nesil çeteler, sigara, alkol, uyuşturucu kullanım yaşının ortaokul seviyesine inmesi, cinsel taciz, okul baskınları ve son yaşadığımız dehşet verici olaylar da eklendi.
Bu süreçte zerre sorumluluk hissetmeyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: 'Türkiye eğitim, öğretim süreçlerinde son 20 yılda devrim yaptı. İçinde yaşadığımız için farkında değiliz' dedi.
Sahi ne yaptınız?
Örneğin her insan eşit doğar. Zengin aile çocuğu ile fakir aile çocuğu arasında, bakan-vekil çocuğu ile hamal çocuğu arasında eğitimde fırsat eşitliği olması lazım değil mi? İtiraz olan var mı?
Peki, 20 yılda bu eşitliği bireylere tanıdınız mı? Yok, tanımadınız. Halkın içinden geldiniz, kendi çocuklarını sağladığınız imkanları milletin çocuklarından esirgediniz.
Devrim, okul yapmak mıdır, derslik sayısını çoğaltmak mıdır yoksa insanların doğuştan gelen haklarını doya doya yaşayacağım bir ortamı oluşturmak mıdır?
Eğitimde fırsat eşitsizliği gençlerin ve toplumun geçeceğini karatıyor. Bugün 'ev genci' diye bir tabirimiz var ve rakamın 5 milyon civarında olduğu ifade ediliyor.
Neden? Çünkü bu gençler ve hala okullardaki okuyan çocuklarımız artık şunu biliyorlar ki, 'ne kadar okursam okuyayım, ne kadar çalışırsam çalışayım, bu sistem beni ödüllendirmeyecek, beni kenara atacak, beni, birilerinin daha da zenginleşmesi için kullanacak'.
Eğitim ve ekonomi
Birbirini tamamlayan iki kavram. Bir ülkede eğitimse fırsat eşitliği yoksa ve gelir adaletsizliği tavan yapmışsa o ülkede milli ve manevi çöküntü, toplumsal bunalımlar, akıl almaz vahşetler, suçun sıradanlaşması kaçınılmazdır.
Bu eşitsizlikler, adaletsizlikler aynı zamanda insan haklarını ihlaldir ki, temel haklarını yaşayamayan, temel ihtiyaçlarını sağlayamayan ve pek çok alanda yaşanan zorluklar, sosyal patlamaların ve toplumsal huzursuzluğun temel kaynağıdır.
İhtiyacımız olan her alanda sosyal adaletin sağlanması ve de ekonominin tam bağımsız olmasıdır.
Fırsat eşitliği mi sadakat mi?
Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Tümgeneral tarafından komuta edilen bir makam.
Liyakatten asla taviz vermeyiz diyen Sayın Erdoğan bu makama, 33 yaşında bir sivili (kaymakamı) atadı.
TSK'nın yapısı, işleyişi vurguları ve yapılan eleştirileri iktidar kale bile almadı. Çünkü devletimiz 'ben öyle takdir ettim' mantığı ile yönetiliyor.
Diğer taraftan atıyorum öğretmen, doktor yani bir devlet memuru, televizyon veya sosyal medyadan muhalefet partilerini, başkanlarını övse başına gelecekleri biliyorsunuz.
Kaymakamlarda devlet memurudur ve tümgeneralliğe atanan kaymakamımız, 'Davamızın lideri' "Ümmetin umudu' 'Yolun yolumuzdur' 'Sonuna kadar yanındayız' sloganlarının sahibi.
Demek ki liyakatten önce sadakat geliyor.
Bilal Erdoğan'ın itirazı var
Bu atamadan sonra Sayın Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın açıklamaları medyaya düştü.
Şöyle diyordu: "Peygamber Efendimizin ümmeti olmak; doğruluk, dürüstlük, namuslu olmak ve işi hakkıyla yapmaktır.
Başkaları yapınca torpil, adam kayırma diye kızarız. Ama kendimize olursa ne ala... Böyle Muhammed ümmeti olabilir miyiz?"
Kimi kastediyor anlayamadım!
Türkiye, Avrupa'nın ayrılmaz bir parçasıdır mıdır?
Türk Milleti tarih boyu başka hiçbir ve gücün boyunduruğuna girmemiş, kurdukları devletler çöktüğünde bile yeniden devlet kurmuş, sığınmacı olmayı, asimile olmayı reddetmiş Mustafa Kemal'in ifadesi ile 'bağımsızlığı karakter' edinmiş bir millettir.
Daha yüz yıl önce 'ya istiklal ya ölüm' anlayışıyla bu karakterini bir kez daha ortaya koymuştu.
Ve bugün
1959'dan beri ülkemizde her zihniyet iktidara geldi ve hepsi Avrupa'nın bir parçası olmaya çalıştıklarını açıkladı.
En sonra Sayın Erdoğan: 'Türkiye'nin yer almadığı herhangi bir Avrupa oluşumu eksik ve zayıf kalacaktır.
Türkiye Avrupa'nın ayrılmaz bir parçasıdır. Biz milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek bu yolda sabırla, vakarla; alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürümeye devam edeceğiz' dedi.
Yusuf Tekin
11 Mayıs'ta "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" kapsamında müfredatta yapılan kavramsal değişiklikleri anlatan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin şu ifadeleri kullandı:
'Müfredatımızın içerisinde hiç farkında olmadığımız bize dayatılan bazı kavramlar var. Mesela tarih kitaplarımızda Haçlı Seferleri diye öğretiliyor... Sefer dediğimizde bizim literatürümüzde makul bir şey çağrıştırıyor. Ama o bir saldırı. Dolayısıyla biz mesela müfredatta 'Haçlı Seferleri' kavramını kaldırdık; 'Haçlı Saldırıları', doğrusu bu'.
2011'de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kurulu'nda Sayın Erdoğan şöyle diyordu: "Haçlı Seferleri, iki kültürün, iki medeniyetin, iki dinin karşı karşıya gelmesinden ziyade, birbirini tanıması, birbirini anlaması ve birbirinden etkilenmesi sonucunu da doğurmuştur…
Haçlı Seferleri tarihi, sadece savaşlar, çatışmalar tarihi değil, aynı zamanda bir kültürel etkileşim, yakınlaşma, birbirini doğrudan tanıma tarihidir'.
Sizce?
Tek parti iktidarı ile bu başlıklara akran zorbalığı, yeni nesil çeteler, sigara, alkol, uyuşturucu kullanım yaşının ortaokul seviyesine inmesi, cinsel taciz, okul baskınları ve son yaşadığımız dehşet verici olaylar da eklendi.
Bu süreçte zerre sorumluluk hissetmeyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: 'Türkiye eğitim, öğretim süreçlerinde son 20 yılda devrim yaptı. İçinde yaşadığımız için farkında değiliz' dedi.
Sahi ne yaptınız?
Örneğin her insan eşit doğar. Zengin aile çocuğu ile fakir aile çocuğu arasında, bakan-vekil çocuğu ile hamal çocuğu arasında eğitimde fırsat eşitliği olması lazım değil mi? İtiraz olan var mı?
Peki, 20 yılda bu eşitliği bireylere tanıdınız mı? Yok, tanımadınız. Halkın içinden geldiniz, kendi çocuklarını sağladığınız imkanları milletin çocuklarından esirgediniz.
Devrim, okul yapmak mıdır, derslik sayısını çoğaltmak mıdır yoksa insanların doğuştan gelen haklarını doya doya yaşayacağım bir ortamı oluşturmak mıdır?
Eğitimde fırsat eşitsizliği gençlerin ve toplumun geçeceğini karatıyor. Bugün 'ev genci' diye bir tabirimiz var ve rakamın 5 milyon civarında olduğu ifade ediliyor.
Neden? Çünkü bu gençler ve hala okullardaki okuyan çocuklarımız artık şunu biliyorlar ki, 'ne kadar okursam okuyayım, ne kadar çalışırsam çalışayım, bu sistem beni ödüllendirmeyecek, beni kenara atacak, beni, birilerinin daha da zenginleşmesi için kullanacak'.
Eğitim ve ekonomi
Birbirini tamamlayan iki kavram. Bir ülkede eğitimse fırsat eşitliği yoksa ve gelir adaletsizliği tavan yapmışsa o ülkede milli ve manevi çöküntü, toplumsal bunalımlar, akıl almaz vahşetler, suçun sıradanlaşması kaçınılmazdır.
Bu eşitsizlikler, adaletsizlikler aynı zamanda insan haklarını ihlaldir ki, temel haklarını yaşayamayan, temel ihtiyaçlarını sağlayamayan ve pek çok alanda yaşanan zorluklar, sosyal patlamaların ve toplumsal huzursuzluğun temel kaynağıdır.
İhtiyacımız olan her alanda sosyal adaletin sağlanması ve de ekonominin tam bağımsız olmasıdır.
Fırsat eşitliği mi sadakat mi?
Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Tümgeneral tarafından komuta edilen bir makam.
Liyakatten asla taviz vermeyiz diyen Sayın Erdoğan bu makama, 33 yaşında bir sivili (kaymakamı) atadı.
TSK'nın yapısı, işleyişi vurguları ve yapılan eleştirileri iktidar kale bile almadı. Çünkü devletimiz 'ben öyle takdir ettim' mantığı ile yönetiliyor.
Diğer taraftan atıyorum öğretmen, doktor yani bir devlet memuru, televizyon veya sosyal medyadan muhalefet partilerini, başkanlarını övse başına gelecekleri biliyorsunuz.
Kaymakamlarda devlet memurudur ve tümgeneralliğe atanan kaymakamımız, 'Davamızın lideri' "Ümmetin umudu' 'Yolun yolumuzdur' 'Sonuna kadar yanındayız' sloganlarının sahibi.
Demek ki liyakatten önce sadakat geliyor.
Bilal Erdoğan'ın itirazı var
Bu atamadan sonra Sayın Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın açıklamaları medyaya düştü.
Şöyle diyordu: "Peygamber Efendimizin ümmeti olmak; doğruluk, dürüstlük, namuslu olmak ve işi hakkıyla yapmaktır.
Başkaları yapınca torpil, adam kayırma diye kızarız. Ama kendimize olursa ne ala... Böyle Muhammed ümmeti olabilir miyiz?"
Kimi kastediyor anlayamadım!
Türkiye, Avrupa'nın ayrılmaz bir parçasıdır mıdır?
Türk Milleti tarih boyu başka hiçbir ve gücün boyunduruğuna girmemiş, kurdukları devletler çöktüğünde bile yeniden devlet kurmuş, sığınmacı olmayı, asimile olmayı reddetmiş Mustafa Kemal'in ifadesi ile 'bağımsızlığı karakter' edinmiş bir millettir.
Daha yüz yıl önce 'ya istiklal ya ölüm' anlayışıyla bu karakterini bir kez daha ortaya koymuştu.
Ve bugün
1959'dan beri ülkemizde her zihniyet iktidara geldi ve hepsi Avrupa'nın bir parçası olmaya çalıştıklarını açıkladı.
En sonra Sayın Erdoğan: 'Türkiye'nin yer almadığı herhangi bir Avrupa oluşumu eksik ve zayıf kalacaktır.
Türkiye Avrupa'nın ayrılmaz bir parçasıdır. Biz milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek bu yolda sabırla, vakarla; alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürümeye devam edeceğiz' dedi.
Yusuf Tekin
11 Mayıs'ta "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" kapsamında müfredatta yapılan kavramsal değişiklikleri anlatan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin şu ifadeleri kullandı:
'Müfredatımızın içerisinde hiç farkında olmadığımız bize dayatılan bazı kavramlar var. Mesela tarih kitaplarımızda Haçlı Seferleri diye öğretiliyor... Sefer dediğimizde bizim literatürümüzde makul bir şey çağrıştırıyor. Ama o bir saldırı. Dolayısıyla biz mesela müfredatta 'Haçlı Seferleri' kavramını kaldırdık; 'Haçlı Saldırıları', doğrusu bu'.
2011'de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kurulu'nda Sayın Erdoğan şöyle diyordu: "Haçlı Seferleri, iki kültürün, iki medeniyetin, iki dinin karşı karşıya gelmesinden ziyade, birbirini tanıması, birbirini anlaması ve birbirinden etkilenmesi sonucunu da doğurmuştur…
Haçlı Seferleri tarihi, sadece savaşlar, çatışmalar tarihi değil, aynı zamanda bir kültürel etkileşim, yakınlaşma, birbirini doğrudan tanıma tarihidir'.
Sizce?
Akın Aydın / diğer yazıları
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -3- / 06.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -2- / 05.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -1- / 04.06.2026
- İslam’ın 3. ve 23. Yılı / 03.06.2026
- Kafalardaki Osmanlı ile gerçek Osmanlı aynı değil / 02.06.2026
- Arafat üzerinden Gazze siyaseti / 01.06.2026
- NAS mı, Abraham anlaşması mı? / 31.05.2026
- Herkese düşen kurban / 29.05.2026
- Peygamberimizin ‘kurban’ uyarıları / 27.05.2026
- CHP taktik kurbanı oldu / 26.05.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -2- / 05.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -1- / 04.06.2026
- İslam’ın 3. ve 23. Yılı / 03.06.2026
- Kafalardaki Osmanlı ile gerçek Osmanlı aynı değil / 02.06.2026
- Arafat üzerinden Gazze siyaseti / 01.06.2026
- NAS mı, Abraham anlaşması mı? / 31.05.2026
- Herkese düşen kurban / 29.05.2026
- Peygamberimizin ‘kurban’ uyarıları / 27.05.2026
- CHP taktik kurbanı oldu / 26.05.2026

























































