Türkiye’de deflasyon ve talep daralması
“Ülkemiz için de durum bundan farklı değildir. Bir taraftan yüksek girdi maliyetlerinden dolayı maliyetler artarken bir taraftan da gerek maliye gerekse faiz politikaları ile piyasadan para çekildiği için talepte daralma yaşanıyor
Haber Merkezi





Türkiye şartlarında TEFE ve ÜFE hesaplamalarında uygulanan teknik eksik kalmaktadır.
Yapılması gereken; (+) olan ürünler ayrı bir kategoride toplanmalı ve ortalama artış hesaplanmalı; (–) olan ürünler ayrı bir kategoride toplanmalı ve ortalama artış hesaplanmalıdır.

Elektrikli ev eşyası modeli çok hızlı değiştiği için eğer piyasada yeterli talep yoksa üretici mecburen üretim maliyetleri artsa dahi fiyatları düşürerek elindeki stokları satma yoluna gidecektir.
Böyle bir ekonomide, yani hem vergi, enerji, hammadde, istihdam vergileri vb. leri artmasından dolayı maliyetlerin arttığı, hem de yetersiz talepten dolayı stokların yükseldiği bir ortamda TEFE ve ÜFE sonuçları bizi yanıltıcı neticelere ulaştıracaktır.
İki farklı hastalık, yani maliyet enflasyonu ve talep daralması (+)'nın (–)'yi yok etmesi gibi birbirini götürmekte; sanki ekonomide bu hastalıkların hiç bir yokmuş ve ekonomi dengede imiş gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Örneğin buğday ektiğinizi düşünelim.
Buğdayın fiyatı talep azlığından veya arz çokluğundan dolayı %30 düşsün. Ama bu buğdayı elde ederken kullandığınız gübre ve mazot yani maliyetleriniz %35 artsın.
Bu şartlarda bu günkü TEFE hesaplama tekniğine göre eğer enflasyon buğday, mazot ve gübre dikkate alınarak hesaplanmış olsaydı sonuç %2.5 çıkacaktı. + %35 – %30 = %5 bölün ikiye; = enflasyon %2.5 çıkacaktır. (buğday ve mazot + gübrenin ağırlıklı ortalamalarını eşit kabul ediyoruz).
Halbuki köylü için enflasyon %65'tir. Zira üreticinin satın alma gücü %65 daralmıştır.
%30 sattığı üründen, %35'te üretimden bir önceki yıla göre zarar etmiştir. Zaten enflasyon hane halklarının gelirindeki daralmayı gösterir.
Gerçekten ülkemiz şartlarında bir çözüm aranıyorsa; bu gün yapılanın aksine maliyetleri aşağıya çekecek bir maliye politikası ve tüketimi tetikleyecek bir para politikasının aynı anda devreye konması gerekir.

Burada maliyetleri aşağıya çekecek bir maliye politikasından kastımız şudur: Bu kadar yüksek vergi alınmasının sebebi hazinenin bu kadar yüksek oranda borçlanma ihtiyacıdır.
Bu ihtiyacın sebebi de kendi parası yerine maliyetli yabancı para karşılığı emisyonunu genişletme isteğidir.
Dolayısı ile doğru para politikaları uygulanmadan bu borçların, buna bağlı olarak bu kadar yüksek vergilerin de aşağıya düşürülmesi mümkün değildir. Öyleyse sağlam mali politikalar için öncelikle doğru para politikalarının uygulanması gerekir.

Peki, gelir dağılımında bu boyutta bir dengesizlik neden meydana gelmektedir?
Bu gün Dünya'da hakim olan anlayış, üretim ile para kazanma yerine para ile para kazanma anlayışıdır. Günümüzde FX piyasalarında günde ortalama 5,1 trilyon Dolar işlem görmektedir. Bunun yaklaşık 4.48 trilyon Dolar'lık kısmı (yüzde 88) USD doları cinsindendir.
Dünyadaki toplam faiz getirili senetlerin toplam tutarı daha 2010 yılında 200 trilyon doları aşmışken, 2016 yılı itibari ile dünya ekonomisinin toplam büyüklüğü sadece (World GDP) 75.845.109 bin dolardır.
Faizin varlığı ve spekülatif para anlayışı paranın belli ellerde toplanmasını sağladı. Toplumun ciddi bir kısmı geçim derdi yaşarken azınlık bir kesim de milyar Dolarlara sahip oldu.
Sonuçta paranın belli ellerde stoklanması toplumda istenilen talebin ortaya çıkmasına da engel oldu. Bu sebeple bugünkü kapitalist anlayışların deflasyonun sebeplerinden biri olan gelir dağılımındaki dengesizliği çözmesi mümkün değildir. Çünkü uyguladıkları bütün politikaların temeli faize dayanmaktadır.
Deflasyondan kurtulmak için sadece bir tek düzenleme yeterli değildir. Aynı anda hem para politikası, hem maliye politikası, hem bunlara uygun dış ticaret modeli, hem de sosyal devlet anlayışını hayata geçirmek gerekir.

Bu konuda şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz:
Deflasyon kapitalist anlayışın çocuğudur. Bu sistemin kendisi bu hastalığı üretmektedir. Ve bu hastalık kendisini ortaya çıkaran bir modelle çözülemez. O yüzden ortaya koyduğumuz bu Milli Ekonomi Modeli'ni ülkeler hayatlarına geçirip kapitalist anlayışı terk etmeden bu hastalıktan kurtulamazlar. Biz bu görüşümüzü 90'lı yılların başından beri ifade ediyoruz.
Bir dönem ABD'nin faizleri adeta sıfırlama gayreti, kapitalist anlayışın dışında yıllardır ifade ettiğimiz bu modeli kısmen hayatına geçirme gayreti idi.

Ancak ABD faizleri sıfırladığında kendi toprakları dışında bulunan karşılıksız parasının kendisine geri geleceğinden korktuğu için bunu uzun süre devam ettiremedi.
ABD için her iki yol da çıkmaz sokak görünüyor. Şu ana kadar kapitalist anlayışın göremediği ve göremeyeceği ve bu derece batmış bir ekonomiyi dahi kurtaracak bir yol mevcuttur. Ancak buradaki analizimizin dışında kalmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

























































































