logo
07 EYLÜL 2026

Uçuş ve yükseklik fobisine sanal terapi çözümü

Sanal gerçeklik terapisi, korku ve kaygı yaşayan kişilere güvenli bir ortamda korktukları durumlarla yüzleşme imkânı sunuyor

07.09.2026 15:34:00
Ahmet Turan Yiğit
 
Uçuş ve yükseklik fobisine sanal terapi çözümü
Uçuş ve yükseklik fobisine sanal terapi çözümü
Sanal gerçeklik terapisi, korku ve kaygı yaşayan kişilere güvenli bir ortamda korktukları durumlarla yüzleşme imkânı sunuyor. Özellikle yükseklik, uçuş ve kapalı alan korkularında kullanılan bu yöntem, kişiye kontrollü bir maruz kalma deneyimi yaşatarak korku ve kaçınma döngüsünü kırmayı hedefliyor.

Güvenli ortamda kontrollü maruz kalma 
Sanal gerçeklik terapisi, bilişsel davranışçı terapilerde kullanılan geleneksel maruz bırakma yöntemlerine ek olarak kişiye daha pratik ve güvenli bir deneyim sunuyor. Kişi korktuğu uyaranlarla tekrar tekrar karşılaşarak bu duygunun zamanla yatıştığını deneyimliyor. Böylece kalıcı bir başa çıkma becerisi kazanması amaçlanıyor.

Bedenin tepkisi sürecin bir parçası 
Yükseklik korkusu ya da kapalı alan kaygısı çalışılırken bedenin verdiği tepkiler terapi sürecinde kullanılıyor. Kalp atım hızının ve ritminin biofeedback cihazlarıyla takip edilmesi, kişinin kontrollü bir şekilde ilerlemesine yardımcı oluyor. Bedensel tepkilerle yüzleşmek, zamanla bu tepkilerin yatışmasını sağlıyor.

Korku kendiliğinden yatışabiliyor 
Kişi sanal ortamda güvenli ellerde olduğunu bildiğinde, panik duygusu ortaya çıksa bile daha sakin kalabiliyor. Uyaranlara tekrar tekrar maruz kalmak, beynin görsel ve işitsel alanlarıyla mantık merkezleri arasındaki çatışmayı azaltıyor. Böylece kişi gerçekten tehlikede olmadığını deneyimleyerek korkusunu yönetmeyi öğreniyor.

Uçuş ve kapalı alan korkusunda etkili 
Sanal gerçeklik terapisi, uçuş fobisi ve kapalı alan korkusu gibi özgül fobilerde sıkça kullanılıyor. Kişi, tehlike algısının zihinsel bir yanılsama olduğunu fark ediyor. Kontrollü maruz bırakma çalışmalarıyla bu algı adım adım ortadan kalkıyor ve kişi günlük yaşamında daha özgür hareket edebiliyor.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) camiası, İstanbul’da düzenlenen düğün töreninde bir araya geldi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) camiası, İstanbul'da düzenlenen düğün töreninde bir araya geldi

07.09.2026 16:04:00 / Güncelleme: 07.09.2026 16:08:04
Haber Merkezi
 
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) camiası, İstanbul’da düzenlenen düğün töreninde bir araya geldi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) camiası, İstanbul’da düzenlenen düğün töreninde bir araya geldi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) camiası, İstanbul'da düzenlenen düğün töreninde bir araya geldi.

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın yeğeni, BTP MYK Üyesi Mustafa Hayri Baş'ın kızı Banu Sultan ile BTP Genel Başkan Yardımcısı Sabri Terzi'nin oğlu Emirhan Terzi, düzenlenen törenle dünya evine girdi.

Avcılar'daki düğüne ailelerin ve yakınlarının yanı sıra BTP teşkilatından çok sayıda isim de katıldı.

Düğün öncesinde gerçekleştirilen nikâh merasiminde genç çiftin nikâh şahitlerinden biri de BTP Lideri Hüseyin Baş oldu.
Hüseyin Baş, nikâhın ardından genç çifti tebrik ederek bir ömür boyu mutluluk ve aile saadeti diledi.

Hüseyin Baş düğünde renkli görüntülere eşlik etti

Düğün töreni, nikâhın ardından renkli görüntülere sahne oldu.
Hüseyin Baş, düğünde seslendirilen şarkılara eşlik ederken, davetlilerle birlikte horon ve halay çekti.


Yoğun katılımın olduğu düğünde BTP teşkilat mensupları da genç çiftin mutluluğuna ortak oldu.

Samsun'da 12 Afgan yakalandı

Samsun'da polis ekiplerinin düzenlediği operasyonda yasa dışı yollarla Türkiye'ye girdikleri belirlenen 13 Afganistan uyruklu göçmen yakalanırken, göçmen kaçakçılığı yaptığı belirlenen 4 şüpheli gözaltına alındı

07.09.2026 15:03:00
İhlas Haber Ajansı
 
Samsun'da 12 Afgan yakalandı
Samsun'da 12 Afgan yakalandı
Samsun'da polis ekiplerinin düzenlediği operasyonda yasa dışı yollarla Türkiye'ye girdikleri belirlenen 13 Afganistan uyruklu göçmen yakalanırken, göçmen kaçakçılığı yaptığı belirlenen 4 şüpheli gözaltına alındı.

Edinilen bilgiye göre, Samsun Emniyet Müdürlüğü Göçmen Kaçakçılığı ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü ekipleri, göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında yürüttükleri çalışmalar doğrultusunda Ağrı'dan İstanbul'a gitmekte olan şüphelileri takibe aldı.



Öncü ve artçı araçlarla ilerledikleri tespit edilen şüphelilerin bulunduğu araçlar, Samsun girişinde durduruldu. Yapılan aramada, yurda yasa dışı yollarla Türkiye'ye girdiği belirlenen 13 Afganistan uyruklu kaçak göçmen yakalandı. Kaçak göçmenler hakkında sınır dışı işlemleri başlatıldı.

Operasyon kapsamında Samsun'da A.D., A.B. ve T.İ. gözaltına alınırken, olayla bağlantısı olduğu belirlenen A.E. ise Ağrı'da yakalandı. Ağrı'da yakalanan A.E.'nin de Samsun'a getirileceği öğrenildi.

Emniyetteki sorguları tamamlanan 3 şüpheli bugün Samsun Adliyesine sevk edildi. Nöbetçi mahkemeye çıkarılan A.D. ve A.B. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, T.İ. ise mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genişletilmiş Teşkilat Toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. BTP lideri Hüseyin Baş'ın da katıldığı toplantıda ülke genelinde üye kampanyasında dereceye giren partililere ödülleri verildi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genişletilmiş Teşkilat Toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. BTP lideri Hüseyin Baş'ın da katıldığı toplantıda ülke genelinde üye kampanyasında dereceye giren partililere ödülleri verildi

07.09.2026 14:39:00 / Güncelleme: 07.09.2026 15:03:43
Haber Merkezi
 
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genişletilmiş Teşkilat Toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. BTP lideri Hüseyin Baş'ın da katıldığı toplantıda ülke genelinde üye kampanyasında dereceye giren partililere ödülleri verildi
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genişletilmiş Teşkilat Toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. BTP lideri Hüseyin Baş'ın da katıldığı toplantıda ülke genelinde üye kampanyasında dereceye giren partililere ödülleri verildi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genişletilmiş Teşkilat Toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. BTP lideri Hüseyin Baş'ın da katıldığı toplantıda ülke genelinde üye kampanyasında dereceye giren partililere ödülleri verildi. Hüseyin Baş konuşmasında ise ekonomi üzerine değerlendirmeler yaptı ve "Makro meseleleri çözdüğümüz takdirde geri kalan mikro meseleler hızlıca çözülecektir. Yani kronik sorunlara müdahale etmemiz lazım"  dedi. Hüseyin Baş'ın konuşması şöyle;

"Bütün sorunlara çözüm önerilerimiz var"

"Bağımsız Türkiye Partisi olarak ebedi liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş'ın açtığı yolda ve bize gösterdiği hedef doğrultusunda fikirlerimizi her daim güncel tutmaya ve zenginleştirmeye gayret ettik ve ediyoruz. Bizim elimizde diğer hiçbir siyasi partide olmayan bir şey var. Bizim Türkiye'nin bütün meselelerine, sadece Türkiye'nin değil bütün dünyanın kronikleşmiş ve çözümsüz sorunlarına çözüm önerilerimiz var. Biz bunları Türkiye'de 20 yılı aşkın zamandan beri hiç durmadan anlattık ve anlatıyoruz.


"Bu bir siyasi etik problemi…"

Biz 'Bu ülkede emekli maaşı düşük. Bunu yükseltelim' diyoruz ama bunun karşılığında 'Sen ajansın' denebiliyor. Biz 'asgari ücret düşük, asgari ücreti yüksek yapabiliriz ve bunu yaparken esnafın ve vatandaşın sırtına yük yüklemeden bu meseleyi çözebiliriz' dediğiniz zaman, konu asgari ücret tartışmasından çıkıp başka yerlere geliyor. Bu bir siyasi etik problemi. Siyasi etiği kazanmak istiyorsak siyaseti konuşmamız lazım. Toplumun sorunlarını konuşmamız lazım ve toplumun sorunlarına hangimizin çözüm önerileri olduğunu konuşmamız lazım.

"Ekonomi, eğitim ve adalet en büyük problemler"

Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak şunu çok rahatlıkla ortaya koyabiliyoruz: Biz bu ülkenin bütün sorunlarını çözebiliriz. Aklınıza hangi problem geliyorsa onun ya ekonomiyle ya eğitimle ya da hukuk ve adaletle ilintili bir problemi var. Bir ülkede açlık varsa ekonomi çözüldüğünde açlık çözülür. Dolayısıyla bizim biraz da Türkiye'de meseleleri makro bir şekilde analiz etmemiz, makro bir şekilde görmemiz gerekiyor. Makro meseleleri çözdüğümüz takdirde geri kalan mikro meseleler hızlıca çözülecektir. Yani kronik sorunlara müdahale etmemiz lazım. Türkiye'nin en büyük kronik sorunları da biz en başından beri söylüyoruz: ekonomidir, eğitimdir, hukuk ve adalettir. Bunları biz BTP olarak çözebiliriz.


"İktidar değişse emin ol, emekli maaşı 23 bin liradan aşağı düşmez"

Devletin ekonomiye ve vatandaşına bakışı şudur: Ben öyle bir düzen kuracağım ki kimse aç kalmayacak. Herkes mutlu ve memnun olacak! Şimdi sen eğer bu formülü üretebiliyorsan ekonomiyi yönetiyorsun. Yoksa piyasadaki bütün parayı çekelim, enflasyon düşsün... Bütün parayı çekelim, enflasyon düşer! Zaten buna karşın toplumumuzda 20 yıldan beri süregelen, 'Bu iktidar giderse daha kötü de olabilir endişesi de var' endişesi var. Biz bunu da gözlemliyoruz halk arasında bazı kesimlerde. Ama onlara da şunu söylemek istiyorum; değerli kardeşim… Bugün ülkede iktidar değişse, emin ol, emekli maaşı 23 bin liradan aşağı düşmez, asgari ücret 28 bin liradan aşağı düşmez. İstanbul'da ortalama kira 40-45 bin liranın üstüne çıkmaz. Yani bu iktidar ekonomik olarak bir şeyleri iyi yapıyor da o gidince daha kötü olmaz! Zaten biz şu anda Türkiye'de halkımız ekonomik olarak gerçekten çok zor günler yaşıyor. Bundan daha zoru yok. O yüzden ekonomiye ilişkin bir reçetesi olan, bir çözüm önerisi olan siyasi iradenin peşine takılmak gerekiyor. O da Türkiye'de tek Bağımsız Türkiye Partisi.


Özgür Özel'e 'ev hanımlarına maaş' cevabı…

Sayın Prof. Dr. Haydar Baş'ın çok önemli projelerinden biri ev hanımlarını maaşa bağlamaktı. Haydar Baş, 'Bu insanlara devletin sırf evde iş yaptıkları için maaş bağlaması ve yaşları geldiğinde onları emekli etmesi gerekiyor' diye anlatıyor. Şimdi bunun kaynağını soranlar, bunu küçümseyenler, bununla mücadele edenlere bugün bakıyorsunuz... Mesela Sayın Özgür Özel geçenlerde, 'Ev hanımlarını emekli yapacağız' diyor. Şimdi ben de o zaman soruyorum: Kaynağınız ne? Nasıl yapacaksınız? Bizimle diğer bütün siyasi partilerin en temel farkı: Biz söylediğimizi yaparız. Onlar söylediklerini yapamazlar! Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin büyük problemleri var ve bu problemlere Bağımsız Türkiye Partisi olarak bizlerin çözümleri var."

Süresiz nafaka konusunda Akın Gürlek tarih verdi. Bakan Gürlek "Süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler ekim ayında" dedi

Süresiz nafaka konusunda Akın Gürlek tarih verdi. Bakan Gürlek "Süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler ekim ayında" dedi

07.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
 Süresiz nafaka konusunda Akın Gürlek tarih verdi. Bakan Gürlek "Süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler ekim ayında" dedi
 Süresiz nafaka konusunda Akın Gürlek tarih verdi. Bakan Gürlek "Süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler ekim ayında" dedi
Süresiz nafaka konusunda Akın Gürlek tarih verdi. Bakan Gürlek "Süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler ekim ayında" dedi.

Ankara 2 No'lu Barosu Adli Yıl Açılış Programı'nda konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirmeyi planlıyoruz" dedi.

Süresiz nafaka ve uzun süren boşanma davaları
Bakan Gürlek, boşanma davaları ile nafaka düzenlemesinin ekim ayında gündeme getireceklerini söyledi.
Düzenlemenin, 12'nci Yargı Paketi'nin ikinci kısmında yer alacağını ifade eden Gürlek, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler alacağını kaydetti.
Gürlek, kira tespit ve tahliye davalarına da değindi. Kira tespit davalarının dokuz ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedeflediklerini söyleyen Gürlek, "Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirmeyi hedefliyoruz." diye konuştu.

Umut Altaş’ın FBI ifadesi ortaya çıktı

Hakkında yakalama kararı bulunan ve ABD’den Türkiye’ye iadesi istenen Umut Altaş’ın, FBI tarafından iki gün boyunca sorgulandığı ortaya çıktı

07.09.2026 09:52:00
Haber Merkezi
 
Umut Altaş’ın FBI ifadesi ortaya çıktı
Umut Altaş’ın FBI ifadesi ortaya çıktı
Hakkında yakalama kararı bulunan ve ABD'den Türkiye'ye iadesi istenen Umut Altaş'ın, FBI tarafından iki gün boyunca sorgulandığı ortaya çıktı. Türkiye'ye gönderilen 34 sayfalık tutanakta Altaş, Gülistan Doku'nun öldürülmesine ilişkin doğrudan tanık olduğunu ileri sürdü.

Gülistan Doku'nun 5 Ocak 2020'de ortadan kaybolmasının ardından yürütülen soruşturmada dosyanın seyrini değiştirebilecek yeni bir gelişme yaşandı. Hakkında yakalama kararı bulunan Umut Altaş'ın ABD'de FBI ve ABD İç Güvenlik Soruşturmaları birimleri tarafından iki gün boyunca sorgulandığı ve ifadesinin Türkiye'deki adli makamlara gönderildiği bildirildi.

Edinilen bilgilere göre Türkiye, Altaş'a yöneltilmek üzere Amerikan makamlarına kapsamlı bir soru seti gönderdi. Altaş, 19 ve 20 Ağustos 2026 tarihlerinde Pennsylvania'daki Moshannon Valley İşleme Merkezi'nde sorgulandı. Sorgunun ardından hazırlanan 34 sayfalık tutanak Türkiye'ye ulaştırıldı.

"Gülistan Doku'yu araç içerisinde vurdu"



Altaş'ın ifadesinde en dikkat çekici iddia, Gülistan Doku'nun öldürülmesine ilişkin anlatımı oldu.

Altaş, ifadesinde Doku'nun dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel tarafından araç içerisinde vurulduğunu gördüğünü öne sürdü. Altaş ayrıca olay sırasında araçta bulunduğunu ve Doku'nun cesedinin daha sonra aracın bagajına taşınmasına yardım ettiğini iddia etti.

İddiaya göre Altaş, FBI görevlilerinin olay sırasında gerçekten orada olup olmadığını ve cinayete bizzat tanıklık edip etmediğini sorması üzerine, bu sorulara "evet" yanıtı verdi.

"Cesedi birlikte bagaja taşıdık" iddiası

Altaş'ın anlatımına göre silahlı saldırının ardından Mustafa Türkay Sonel, cesedin araç bagajına taşınmasını istedi. Altaş, ilk aşamada buna karşı çıktığını ancak daha sonra cesedi birlikte bagaja taşıdıklarını ileri sürdü.

Altaş ayrıca olay sonrasında Mustafa Türkay Sonel'in dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in koruma görevlisi olduğu belirtilen Şükrü Eroğlu ile telefon görüşmesi yaptığını iddia etti.

"Babam bu işi halledecek" iddiası

Tutanakta yer aldığı aktarılan bir başka iddia ise olayın sonrasına ilişkin.

Altaş, Mustafa Türkay Sonel'in kendisine "Babam bu işi halledecek" dediğini öne sürdü. Ayrıca olayın ardından kendisine kimseye konuşmaması yönünde telkinde bulunulduğunu iddia etti.

Altaş'ın anlatımında, Gülistan Doku'nun cesedinin daha sonra Pertek istikametine götürülmüş olabileceğine ilişkin iddiaların da yer aldığı bildirildi.

Soruşturmanın seyri değişebilir

Gülistan Doku dosyasında yıllardır sürdürülen soruşturma açısından Altaş'ın FBI ifadesi önemli bir belge olarak değerlendiriliyor. Ancak tutanakta yer alan anlatımların Umut Altaş'ın beyanları ve iddiaları olduğu, bunların tek başına suçlamaların kesinleştiği anlamına gelmediği ve adli makamlar tarafından diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği önem taşıyor.

Dosyada daha önce de Doku'nun kaybolduğu dönemle ilgili çeşitli teknik veriler, telefon sinyalleri ve şüphelilerin hareketlerine ilişkin incelemeler yapılmıştı.

Gözler şimdi Türkiye'deki soruşturma makamlarının 34 sayfalık FBI tutanağını nasıl değerlendireceğine ve Altaş'ın öne sürdüğü iddiaların başka delillerle desteklenip desteklenemeyeceğine çevrildi.

Adidas’ın, 2021'de Gazze'ye yönelik saldırılara katılan ve İsrail ordusunda görev yaparken bacağını kaybeden askeri, şirketin reklam yüzü yapmasına tepkiler artıyor

Spor ürünleri üreticisi Adidas’ın, 2021'de Gazze'ye yönelik saldırılara katılan ve İsrail ordusunda görev yaparken bacağını kaybeden askeri, şirketin "tek ayakkabı hizmeti" (Single Shoe Service) için reklam yüzü yapmasına tepkiler artıyor

06.09.2026 17:42:00
AA
 
Adidas’ın, 2021'de Gazze'ye yönelik saldırılara katılan ve İsrail ordusunda görev yaparken bacağını kaybeden askeri, şirketin reklam yüzü yapmasına tepkiler artıyor
Adidas’ın, 2021'de Gazze'ye yönelik saldırılara katılan ve İsrail ordusunda görev yaparken bacağını kaybeden askeri, şirketin reklam yüzü yapmasına tepkiler artıyor
Gazze Şeridi'nde binlerce Filistinlinin uzuvlarını kaybetmesine neden olan İsrail ordusundan emekli Shalev Biton'u "tek ayakkabı hizmeti" için reklam yüzü olarak tercih etmesi, markaya karşı tepkileri ve boykot çağrılarını artırdı.

ABD'li sosyal medya fenomeni Guy Christensen, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Gazze'deki çocukların bir daha asla yürüyemeyebileceğini bilmek gerçekten iğrenç." ifadesini kullanarak şirkete karşı boykot çağrısında bulundu.

"Filistinliler için Boykot, Tecrit ve Yaptırım" (BDS) hareketinin parçası olan "İsrail'in Akademik ve Kültürel Boykotu için Filistin Kampanyası"nın (PACBI) koordinatörü Stephanie Westbrook da Adidas'ın kampanyasını "Filistinlilere hakaret" olarak niteledi.

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) tahminlerine göre Ekim 2023'ten bu yana 5 binden fazla Filistinlinin uzuv kaybı yaşadığına dikkati çeken Westbrook, "Bu, sadece Adidas'ın duyarsızlığı veya hassasiyeti değil. İsrail tarafından öldürülen, sevdiklerini kaybeden veya İsrail yüzünden uzuvlarını kaybeden Filistinlilere karşı mutlak bir hakarettir." değerlendirmesinde bulundu.

"Markalar suçluları seçtiğinde insanlar da direnişi seçer"
İtalyan aktivist Vincenzo Fullone de sosyal medya hesabından reklam filmine ilişkin paylaşımda bulundu.

Adidas marka ayakkabıların çöpe atıldığı anların videosunu paylaşan Fullone, "Markalar suçluları seçtiğinde insanlar da direnişi seçer." ifadesine yer vererek boykot çağrısında bulundu.

İspanyol aktör Javier Bardem de Fullone'nin çektiği videoyu sosyal medya hesabından paylaşarak Adidas'ın boykot edilmesini istedi.

Arizona Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Khaled Beydoun da Adidas'ın reklam filmine tepki gösteren isimlerden oldu.

Gazze'de ampute edilmiş çocuğun görseli ile Adidas'ın reklam filminde oynayan İsrailli askerin fotoğrafını paylaşan Beydoun, "Adidas, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) askerini öne çıkaran tek ayakkabı programını başlattı ancak Gazze'de bacakları kesilmiş çocukları görmezden gelmeye devam ediyor." ifadesini kullandı.

"Filistinli mağdurların trajedisini tamamen görmezden geliyor"
Shalev Biton'un ve İsrail'deki Kanal 12'nin Instagram hesaplarından Biton'un reklam yüzü olmasına ilişkin yapılan ortak paylaşıma da çok sayıda tepki geldi.

"Özgür Filistin", "Filistin için Adalet", "Filistinlilerin acılarını görmezden gelmeyin" ve "Boykot Adidas" yazılı yorumlarda Adidas'a ve İsrail'e karşı çok sayıda tepki yer aldı.

Adidas'ın X hesabından yaptığı farklı paylaşımların altına da reklama yönelik birçok tepki gösterildi. Paylaşımlarda, "Asla başka ürün almayacağım", "Ürünlerinizi asla tekrar almayacağım", "Adidas çocuk katillerini desteklememeli", "Bir savaş suçlusuna sponsor oluyorsunuz" ve "İsrail'in soykırımını desteklediği için Adidas'ı boykot ediyorum" gibi çok sayıda yorum yer aldı.

"Eye on Palestine" tarafından Adidas reklamına ilişkin sosyal medya paylaşımında ise markanın ampute bireylere yönelik "tek ayakkabı" hizmetini tanıttığı İsrailli asker Shalev Biton'un 2021'de Gazze'ye yapılan saldırılar sırasında bir ayağını kaybettiği belirtildi.

Paylaşımda, bu reklamın tepki aldığına işaret edilerek, "(Reklam) Dünyada en fazla çocuğun ampute edilmesinden sorumlu bir işgal ordusu mensubuna dikkati çekiyor ve şu anda devam eden saldırılar nedeniyle uzuvlarını kaybeden Filistinli mağdurların trajedisini tamamen görmezden geliyor." ifadesi kullanıldı.

Paylaşıma gelen çok sayıda yorumda reklam tercihi nedeniyle Adidas'a yönelik boykot çağrısı yapıldı.

"Adidas'a soykırımı desteklemenin bedelini öğretin"
Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Rima Hassan da ABD merkezli sosyal medya platformu Instagram hesabından Adidas'ın reklamına ilişkin paylaşımında, dünyada çocukların en fazla ampute edilme oranının Gazze'de olduğuna dikkati çekti. Bu paylaşımın altında çok sayıda boykot çağrısı yapıldı.

Amerikalı yazar ve insan hakları savunucusu Susan Abulhawa, X hesabından yaptığı paylaşımda, "Adidas'a soykırımı desteklemenin bedelini öğretin ve bu ders, şirketin temelleri tamamen sarsılana kadar etkisini sürdürsün." çağrısında bulundu.

İsrail'e yönelik "muafiyet" Alman politikası
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam Dünyası ve Küresel İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Sami Al Arian, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Almanya menşeli firmanın "Alman politikası" izlediğini ve İsrail'e yönelik "muafiyet" uyguladığını söyledi.

Arian, "Şirket, yaşananlardan ders çıkarmıyor. Bu, bir siyonist tavırdır. Burada şirketin ders çıkarabileceği tek yaptırım boykottur. Herkes tarafından desteklenmeli ve tanıtılmalı." dedi.

Adidas, Filistin kökenli Amerikalı model Hadid'i reklamdan çıkarmıştı
Şirket, 2024 yılında da Filistin'e verdiği destekle bilinen ünlü model Bella Hadid'i reklam kampanyasından çıkarması sonrası boykot çağrılarının hedefi olmuştu.

Paylaşımda Hadid "antisemitizm" ile suçlanmış ve şiddet çağrısında bulunan bir isim olduğu öne sürülmüştü.

Şirketin sözcüsü, Hadid'in, 1972 Münih Olimpiyatları'nda kullanılan ayakkabının reklamında yer almasının "üzüntü ve sıkıntıya" sebep olduğunu savunarak özür dilemişti. Sözcü, ayakkabı reklamı nedeniyle "trajik tarihi olaylar" ile bağlantı kurulduğunu iddia etmişti.

Neden boykot ediliyor?
İsrail askeri Biton'un "tek ayakkabı hizmeti" için reklam yüzü olarak tercih edilmesi, markaya karşı tepkileri ve boykot çağrılarını artırdı.

BDS hareketinin sosyal medya hesaplarındaki açıklamalara göre İsrail askerini reklam yüzü seçen Adidas, uzun yıllar İsrail Futbol Federasyonunun (IFA) sponsorluğunu yapmıştı.

İsrail merkezli tekstil şirketi Delta Galil ile 2019'da küresel iç çamaşırı lisans anlaşması yapan Adidas, Maccabi Haifa ve Maccabi Tel Aviv gibi İsrail merkezli spor kulüpleriyle güncel ticari ortaklıklar yürütüyor.

İsrail pazarına özel resmi internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına sahip şirket, Tel Aviv, Kudüs ve Hayfa gibi büyük şehirlerde birçok resmi mağaza işletiyor.

Şirket, Tel Aviv Maratonu dahil bazı spor etkinliklerinde de sponsorluklar üstlendi.

Adidas Foundation'ın internet sitesindeki açıklamaya göre, "kurucu şirketle güçlü bir ilişkiye sahip bağımsız bir kuruluş" olarak tanımlanan kurum, Yafa merkezli ve 2007-2014'te İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in kurduğu "Peres Center for Peace and Innovation" (Peres Barış ve İnovasyon Merkezi) kuruluşuna 2025-2028 dönemi için 700 bin avro hibe anlaşması sağlamıştı.

Kendisini "tarafsız" olarak tanımlayan şirket, tek uzvunu kaybeden müşterilere ihtiyaç duydukları tek ayakkabıyı, çift ayakkabı fiyatının yüzde 50'sine satın alabilme fırsatı veriyor.​​​​​​​

Üsküdar Belediyesine yönelik soruşturmada 3 kişiye tutuklama talebi

Üsküdar Belediyesinde yapı ve iskan ruhsatı işlemlerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada gözaltına alınan Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik'in de arasında olduğu 3 şüpheli tutuklandı

06.09.2026 00:10:00 / Güncelleme: 06.09.2026 00:28:59
AA
 
Üsküdar Belediyesine yönelik soruşturmada 3 kişiye tutuklama talebi
Üsküdar Belediyesine yönelik soruşturmada 3 kişiye tutuklama talebi

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Üsküdar Belediyesinde yapı ve iskan ruhsatı işlemlerinde usulsüzlük yapılarak "rüşvet" ve "irtikap" suçu işlendiği iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma devam ediyor.

Soruşturma kapsamında devam eden çalışmalarda belediyenin Ruhsat Denetim Müdürü Burak Aydın ve işletmeci Erdem Koyunyerli de gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan Belediye Başkan Yardımcısı Çelik, Aydın ve Koyunyerli adliyeye götürüldü.

Savcılıkta ifadesi alınan şüpheliler, tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik, talep doğrultusunda şüphelilerin tutuklanmalarına karar verdi.

Operasyon

Başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında, Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı F.D, Başkan Danışmanı U.M, Özel Kalem A.K, Kent AŞ Genel Müdürü N.A. ve ilgili birim amirleri ile personelin yapı ruhsatı ve iskan ruhsatı verilmesi sürecinde usulsüzlük yaptıkları yönündeki ihbarlar, mağdur beyanları ile bazı şüphelilerin ifadeleri üzerine Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş hakkında "rüşvet", "irtikap" ve "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme" suçlarından soruşturma başlatılmıştı.

Üsküdar Belediyesince yapı ruhsatı verilmesi sürecinde herhangi bir yetkisi olmamasına rağmen belediye iştiraki Kent AŞ görevlilerinin, kriptolu-kapalı devre e-posta üzerinden oluşturulan iletişim ağı ile ada parsel bazlı renklendirmeler yaparak hazırlanan Excel tablosuyla Üsküdar Belediyesi personelini talimatlandırmak suretiyle yapı ruhsatı verilmesi sürecini koordine ettiği belirlenmişti.

MASAK verilerine göre, Kent AŞ ile müteahhitler arasında toplamda 1 milyon 78 bin 870 lira bedelli çok sayıda paravan nitelikte "danışmanlık hizmeti" sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmelerle 361 milyon 392 bin 264 liranın Üsküdar Belediyesi ve iştiraki Kent AŞ içerisindeki çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyetleri kapsamında gayriresmi olarak yapı ruhsatı almak isteyen müteahhitlerden icbar suretiyle elde edildiği tespit edilmişti.

Toplam inşaat hacminin büyük olması halinde Dedetaş'ın danışmanı U.M. ve Kent AŞ Genel Müdürü N.A. koordinasyonunda müteahhitlerden elden dolar üzerinden rüşvet alındığı, rüşvet karşılığı mevzuata aykırı olmasına rağmen iskan ruhsatları verilirken paranın Üsküdar Belediye binasında Sinem Dedetaş'ın danışmanı U.M'ye parça parça teslim edildiği HTS, baz verileri ve şüpheli ifadeleriyle belirlenmişti.

Yapılan çalışma ve tespitlerin ardından 29 Temmuz'da 11 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda, gözaltına alınan 6 şüpheli İstanbul Anadolu Adliyesi'ne sevk edilmişti.

Şüphelilerden Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, özel kalem Alihan Koçoğlu, mimar Burçin Çevik ve müteahhit Bülent Orhan Tozkoparan çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmış, Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü ile iş takipçisi Adem Altıntaş ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında, 2 Eylül'de Belediye Başkan Yardımcıları Amine Cansu Çelik ve Mithat Özdemir de ifadelerine başvurulmak üzere gözaltına alınmıştı. Adliyeye sevk edilen Belediye Başkan Yardımcısı Özdemir, "yurt dışı çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmıştı. 

Yine aynı mantık! ‘Satmıyoruz, işletmesini devrediyoruz’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararla 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile çok sayıda otoyol ve çevre yolu 30 yıla kadar özelleştirme kapsamına alındı

05.09.2026 14:26:00
Haber Merkezi
 
Yine aynı mantık! ‘Satmıyoruz, işletmesini devrediyoruz’
Yine aynı mantık! ‘Satmıyoruz, işletmesini devrediyoruz’
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararla 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile çok sayıda otoyol ve çevre yolu 30 yıla kadar özelleştirme kapsamına alındı. Karar, "Devlet neden kendi işlettiği gelir kaynaklarını özel sektöre devrediyor?" tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.

Resmî Gazete'de yayımlanan 11750 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Edirne-İstanbul-Ankara Otoyolu, İzmir-Aydın Otoyolu, İzmir-Çeşme Otoyolu, Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu ve diğer bazı otoyolların yanı sıra Niğde-Pozantı Otoyolu ile Gaziantep ve Bursa çevre yollarının belirli bölümleri de özelleştirme programına dahil edildi.

"Satış değil, işletme hakkı devri"

Hazine ve Maliye Bakanlığı, kamuoyundaki "köprüler satılıyor" tartışmasına karşı çıkarak mülkiyetin devlette kalacağını, işletme hakkının ise devredileceğini açıkladı. Sözleşme süresinin 30 yıl olması ve işlemlerin 2031 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

Ancak vatandaş açısından temel soru değişmiyor: Devletin yaptığı yatırımlarla ortaya çıkan ve geçişlerden gelir sağlayan bu altyapılar neden 30 yıllığına özel işletmecilere bırakılıyor?

Tartışmanın merkezinde para var

Karara yönelik eleştirilerde, köprü ve otoyolların gelecekte sağlayacağı gelirlerin kamu yerine özel işletmecilere aktarılabileceği savunuluyor.

Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılı gelirleri üzerinden 30 yıllık dönemde yaklaşık 18 milyar dolarlık bir büyüklük hesapladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı ise bu hesabın "kâr" üzerinden yapılmasının doğru olmadığını, bakım, onarım, yatırım, personel ve işletme giderlerinin dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Yani ortada henüz herkesin üzerinde uzlaştığı bir "30 yıllık kazanç" hesabı bulunmuyor.

Muhalefetten sert tepki

Karar siyasi tartışmayı da beraberinde getirdi. Yavuzyılmaz, uygulamayı Türkiye'nin gelecekteki gelirlerinin devri olarak nitelendirirken, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de ihaleye girecek şirketlere yönelik, iktidar değişikliğinde otoyolları yeniden devletleştirecekleri mesajını verdi.

Kocaeli ve Adana'dan da karara yönelik "peşkeş" ve "halka ait varlıkların devri" eleştirileri geldi.

Asıl soru: Devlet neden satıyor?

Burada tartışmanın ekonomik boyutundan daha büyük bir soru ortaya çıkıyor: Bir devlet, yıllardır gelir sağlayan stratejik altyapılarını neden 30 yıllığına özel sektöre bırakır?

"Satarak ülke yönetilir mi?"

Türkiye'de özelleştirme tartışmasının geldiği nokta tam da burası.

Devletin ekonomik kaynak yaratması elbette gerekiyor. Ancak kamuya ait varlıkların işletme haklarının uzun sürelerle devredilmesi halinde, kararın yalnızca "Bugün bütçeye ne kadar para girecek?" sorusuyla değil, "30 yıl boyunca vatandaş ne ödeyecek, devlet ne kazanacak?" sorusuyla değerlendirilmesi gerekiyor.

Silivri gemi kazasında tutuklanan kaptanların ifadeleri ortaya çıktı

Silivri açıklarında yaşanan gemi kazasına ilişkin tutuklanan Alsu gemisinin 1 ve 3'üncü kaptanlarının ifadeleri ortaya çıktı. Geminin 1'inci kaptanı ifadesinde, "Biz, Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmadık, gemi bize çarpmıştır. Gemi, bizim gemimize 'iskeleye al' uyarısı yaptıktan sonra biz, iskeleye aldığımız halde gemi kendisini iskeleye alması yerine sancağa alması nedeniyle gemimize çarpması neticesinde kazanın meydana geldiğini düşünüyorum. Bilirkişi raporunda hakkımda yapılan tespitleri kabul etmiyorum. Yaşanan olayda benim bir kusurum bulunmamaktadır" dedi

05.09.2026 12:25:00 / Güncelleme: 05.09.2026 12:29:02
İHA
 
Silivri gemi kazasında tutuklanan kaptanların ifadeleri ortaya çıktı
Silivri gemi kazasında tutuklanan kaptanların ifadeleri ortaya çıktı
İstanbul Silivri açıklarının 18 mil güneyinde meydana gelen kazada, Kocaeli'den Aliağa'ya giden Türk bayraklı 90 metre uzunluğundaki Alsu isimli ticari gemi ile İskenderun Limanı'ndan Karadeniz Ereğli'ye giden Tuğberk İmamoğlu isimli ticari gemi çarpışmıştı. Kazaya ilişkin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatmıştı. Bu kapsamda adliyeye sevk edilen şüphelilerden geminin 1. kaptanı Ahmet Erarslan ile 3. kaptan Murat Evciman tutuklanırken, 4 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Alsu Gemisinin kaptanlarının ifadelerine ulaşıldı

Geminin 1'inci kaptanı şüpheli Ahmet Eraslan'ın Sulh Ceza Hakimliği'ndeki ifadesi ortaya çıktı. Eraslan ifadesinde, glay günü Türk bayraklı Alsu isimli geminin birinci kaptanlığını yaptığını ve gemide 1 ay önce göreve başladığını belirterek, "Gemi kazasının yaşadığı saat diliminde istirahatteydim. Kaza esnasında üçüncü kaptanımız Murat Evciman görevdeydi, yani bu saat diliminde geminin sevk ve idaresinden Evciman sorumluydu. Olayın meydana geldiği anda gemi yüksüzdü. Kaza anında yaslama sesi duydum, kalktığımda güverte reisimiz Süleyman Eker'in 'çarpıştık çarpıştık' şeklinde bağırmasını duydum. Bunun üzerine hemen yukarıya çıktım. Köprü üstüne çıktığımda ikinci kaptan Barış Hazar ve Murat Evciman bulunuyordu. Ne olduğunu sorduğumda, 'çarpıştık' diye söylediler. Köprü üstüne çıktığımda Tuğberk İmamoğlu isimli gemiyi sancak kıç omuzluğunda ışıkları yanar vaziyette gördüm. Aramızdaki mesafe yaklaşık 300 metre civarındaydı. Ben, bulunduğum gemi ile sola dönüşe geçtiğim esnada yaklaşık 2-3 dakika geminin ışıklarını gördüm, dönüşün bitmesine yakın Tuğberk İmamoğlu isimli geminin ışıklarının tamamen kaybolduğunu gördüm. Benim dönüşüm yaklaşık 5 dakikaya yakın sürmüştü, bunun üzerine radardan mevkiine baktım ve yaklaşık 1-2 dakika içerisinde gemi kayboldu ve artık radardan da gözükmedi. Ben hemen Sektör Marmara ile irtibat kurdum ve durumu bildirdim" ifadelerini kullandı.

"Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmadık, gemi bize çarpmıştır"

İfadesinin devamında, Tuğberk İmamoğlu geminin kendisine çarptıklarını vurgulayan şüpheli Ahmet Eraslan, "Kaza anında gemi üstünde gözcü bulunmuyordu. Gemide gözcü bulundurmak kaptanın insiyatifine bağlı olup, trafiğin yoğun olduğu kısımlarda gözcü bulundurulması gerekmektedir. Biz, Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmadık, gemi bize çarpmıştır. Gemi, bizim gemimize 'iskeleye al' uyarısı yaptıktan sonra biz, iskeleye aldığımız halde gemi kendisini iskeleye alması yerine sancağa alması nedeniyle gemimize çarpması neticesinde kazanın meydana geldiğini düşünüyorum. Bilirkişi raporunda hakkımda yapılan tespitleri kabul etmiyorum. Yaşanan olayda benim bir kusurum bulunmamaktadır. Şayet bizim gemimiz şiddetli biçimde Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmış olsaydı, bulunduğumuz gemide daha büyük hasar meydana gelirdi. Bizim bulunduğumuz gemi, kazayı yaslama olarak hissetmiştir. Bizim gemimizdeki AIS cihazı aktif bir şekilde çalışmaktaydı. Tuğberk İmamoğlu gemi AIS cihazı ise kapalı konumdaydı çünkü biz gemiyi AIS'den görememiştik. Biz gemiyi yalnızca radardan takip edebilmiştik, kaza Tuğberk İmamoğlu bizim gemimize vurması neticesinde meydana gelmiştir, böyle bir olay yaşandığı için çok üzgünüm, serbest bırakılmayı talep ediyorum" diye konuştu.

"Gemi birden sancağını alıp rotasını benim üzerime doğru çevirdi"

Öte yandan, geminin 3'üncü kaptanı şüpheli Murat Evciman ise hakimlik ifadesinde, meslekte 7 aylık tecrübesinin olduğunu belirterek, "Geminin 3'üncü kaptanı olarak kumanda bendeydi. Köprü üzerinde ayrıca bir gözcü görev yapmıyordu. Vardiya esnasında irademi etkileyecek herhangi bir şey kullanmamıştım. Tuğberk İmamoğlu isimli gemi 'iskeleye al' şeklinde telsizden seslenince ben radardan baktığımda bu gemiyi gördüm. Çıplak gözle baktığımda ise bu geminin fenerini görmemiştim. Bulunduğum gemideki ECDIS ekranına baktığımda AIS görünmüyordu, radar ekranına baktığımda Tuğberk İmamoğlu gemisinin izdüşümünü gördüm. Ben, bulunduğum gemiyi yaklaşık 5 derece iskeleye aldım, yaklaşık 2-3 dakika geçtikten sonra tekrar 'iskeleye al' sesini telsizden duydum, bunun üzerine bulunduğum gemiyi keskin bir şekilde yaklaşık 9 derece iskeleye aldım. Bu şekilde benim bulunduğum gemi Tuğberk İmamoğlu gemisinin sağ tarafında kaldı. Bu konum itibariyle gemiyle aramızda yaklaşık 700-800 metre mesafe vardı, yaklaşık 1-2 dakika sonra aramızdaki mesafe 500 metreye kadar düştü. Bu şekilde karşı gemiyle aramızda her ikimizde kendi rotamızda seyir halinde olduğumuz için bir problem yoktu. Gemi birden sancağını alıp rotasını benim üzerime doğru çevirdi. Ben, bu sırada karşıdaki geminin manevra yapacağını düşündüm ve telsizden, 'Tuğberk İmamoğlu üstüme doğru geliyorsun gelme' şeklinde seslendim. Seslendikten sonra aramızdaki mesafe azaldığı için ben bulunduğum geminin rotasını iskeleye doğru çevirdim, bu sırada gemi sancak yapmaya ve üzerime doğru gelmeye devam etti" dedi.

"Kaza Tuğberk İmamoğlu gemisinin benim bulunduğum gemiye çarpmasıyla meydana geldi"

İfadesinin devamında şüpheli Evcimen, "Tuğberk İmamoğlu gemisi, iskele baş omuzundan benim bulunduğum geminin sancak baş omuz kısmından çarptı. Çarpışma olduğu anda ben hemen köprü üst katından birkaç basamak inerek, 'çarpışma oldu' diyerek bağırdım. Hemen köprü üstüne geldim, Tuğberk İmamoğlu geminin ışıklarını gördüm. Kazadan yaklaşık 20 saniye sonra köprü üstüne ikinci kaptan Barış Hazar geldi ve gemiyi tam sağa doğru çevirip Tuğberk İmamoğlu gemiden uzaklaştırdı. Çatışmadan sonra gemiyle iletişim kurmaya çalıştık ancak bir cevap alamadık. Çatışma hakkında yaklaşık 10-15 dakika sonra Sektör Marmara'ya bilgi verildi. Kaza diğer geminin rotasını üzerimize doğru çevirmesinden kaynaklanmıştır. Bilirkişi raporunda hakkımda yapılan tespitleri kabul etmiyorum, yaşanan olayda benim bir kusurum bulunmamaktadır. Çatışmadan önce Tuğberk İmamoğlu gemisinin AIS'i görünmediği için Sektör Marmara'da bana bir uyarıda bulunmamıştı. Kaza Tuğberk İmamoğlu gemisinin benim bulunduğum gemiye çarpmasıyla meydana geldi. Böyle bir olay yaşandığı için çok üzgünüm, serbest bırakılmayı talep ediyorum" şeklinde konuştu.

Denizolgun'un ölümünde 10 yıl sonra yeni gelişme: Doktor tutuklandı

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un şüpheli ölümüne ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada tanık olarak dinlenen doktor Nurettin Demirkol tutuklandı

05.09.2026 11:58:00 / Güncelleme: 05.09.2026 12:02:56
İHA
 
Denizolgun'un ölümünde 10 yıl sonra yeni gelişme: Doktor tutuklandı
Denizolgun'un ölümünde 10 yıl sonra yeni gelişme: Doktor tutuklandı
Soruşturma kapsamında daha önce tanık olarak dinlenen doktor Nurettin Demirkol, beyanları ile 155 ihbar kaydı, HTS verileri ve diğer tanık anlatımları arasında çelişkiler tespit edilmesi üzerine "yalan tanıklık" suçundan şüpheli sıfatıyla yeniden ifade verdi. Tutuklama talebiyle sevk edildiği Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğinde sorgulanan Demirkol, "10 yıl önceki olayları net hatırlayamıyorum" savunması yaptı. Mahkeme ise HTS kayıtları, diğer tanıkların beyanları ve kolluk tutanaklarını dikkate alarak Demirkol'un tutuklanmasına karar verdi.

Dosyadaki en önemli çelişki, Arif Ahmet Denizolgun'un ölümüne ilişkin yapılan 155 ihbarı üzerinden ortaya çıktı. Demirkol, 26 Ağustos 2026 tarihinde tanık sıfatıyla verdiği ilk ifadesinde, sağlık ve kolluk ekiplerini kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun'un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini söylemişti. Ancak Riva Polis Merkezi Amirliğinin hazırladığı 155 Acil Çağrı çözüm tutanağında, ihbarın Demirkol'un kullandığı telefon üzerinden yapıldığı, arayan kişinin kendisini ailenin hekimi olarak tanıttığı ve ölümün şüpheli olduğunu söylediği belirlendi.

Savcılık bu çelişkiyi Demirkol'a doğrudan sordu. Demirkol ise "Olay günü ben mi aradım, başkası mı aradı hatırlamıyorum. Başkası benim telefonumdan da aramış olabilir" savunmasını yaptı.

"Telefonumu ortada bıraktım"

Savcılık, Demirkol'a olay günü polislerle birkaç kez görüştüğünü hatırlamasına rağmen, ilk ihbarı kendisinin yapıp yapmadığını neden hatırlamadığını da sordu. Demirkol, yakın zamanda baktığı hastaları dahi hatırlamakta zorlandığını ileri sürerek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğine dikkat çekti. Şüpheli ayrıca olay yerinde telefonunu "ortada bıraktığını", çiftliğe gelip giden kişilerden birinin de telefonundan ihbar yapmış olabileceğini savundu.

"Aile doktoru muyum bilmiyorum"

Soruşturmada dikkat çeken bir diğer başlık da Demirkol'un Denizolgun'la doktor-hasta ilişkisine ilişkin ifadeleri oldu. Demirkol daha önce "özel doktoru değildim" demişti. Ancak olay yerine giden polis ve olay yeri inceleme görevlilerinin anlatımlarında, olay yerinde kendisini "aile doktoru" olarak tanıtan bir kişinin bulunduğuna ilişkin kayıtların yer aldığı belirtildi. Bu durum sorulduğunda Demirkol "Maktulü 2-3 kere muayene ettim. Ancak aile doktoru nasıl olunur bilmiyorum. Bu tabirden neyin kastedildiğini bilmiyorum" şeklinde savunma yaptı.

HTS kayıtları da masada

Başsavcılık, Demirkol'un ilk ifadesindeki konum bilgileriyle HTS kayıtlarının da örtüşmediğini değerlendirdi. Demirkol, 26 Ağustos'taki ifadesinde olay günü Kısıklı'daki ikametinde bulunduğunu söylemişti. Ancak savcılık sorgusunda kendisine, 6 Eylül 2016 saat 18.12'den 8 Eylül 2016 saat 17.46'ya kadar Kısıklı bölgesinde baz kaydının bulunmadığı bildirildi. Demirkol bu duruma "Benim iki gün baz kaydımın olmaması mümkün değildir. O gün ikametimdeydim. Baz kayıtlarının neden bu şekilde çıktığını bilmiyorum" cevabını verdi. Savcılık ayrıca Demirkol'un, olay yerine gittiğinde Denizolgun'un zaten hayatını kaybettiğini söylediğini ancak HTS kayıtlarında 7 Eylül 2016 günü 21.16-21.42 saatleri arasında Hisar Hastanesi adına kayıtlı telefonla art arda görüşmeler yaptığının görüldüğünü bildirdi.

Bu görüşmelerin nedeni sorulan Demirkol "O gün yaptığım görüşmeleri hatırlamıyorum" dedi.

Dosyada öne çıkan bir diğer isim ise Hilmi Tuna Kuriş oldu. Demirkol, ilk ifadesinde çiftliğe gittiğinde Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu söylemişti. Ancak soruşturma dosyasındaki olay yeri inceleme raporunda Hilmi Tuna Kuriş'in de olay yerinde bulunduğuna ilişkin kayıt yer aldığı; HTS incelemesinde Kuriş'in 7 Eylül 2016 günü saat 20.56'da çiftliğin bulunduğu bölgeden baz verdiği tespit edildi.

Savcılık ayrıca Demirkol ile Hilmi Tuna Kuriş arasında aynı gece 21.13 ve devamında ardışık arama ve aranma kayıtları bulunduğunu belirledi. Bu kayıtlar sorulan Demirkol "O gün Hilmi Tuna Kuriş ile konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum. Gittiğimde orada olup olmadığını bilmiyorum" dedi. Savcılık sorgusunda Demirkol'a Ahmet Yum, Ahmet Gökçen ve Alihan Kuriş'in olay yerine gelip gelmediği de soruldu. Dosyadaki başka bir tanık anlatımında, olay yerine gelen adli tabibin doktorun yanında bir avukat bulunduğunu ve Alihan Kuriş'in olay yerinde olduğunu söylediği belirtildi.

Ayrıca Demirkol ile Ahmet Yum arasında 8 Eylül 2016 sabahı telefon görüşmesi kaydı bulunduğu kendisine hatırlatıldı. Demirkol ise bu isimlerin olay yerine gelip gelmediğini ve Ahmet Yum'la neden görüştüğünü hatırlamadığını savundu.

"Yalan beyanı kesinlikle kabul etmiyorum"

Mahkemedeki sorgusunda Demirkol savcılık ifadesini tekrar ederek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini ve ayrıntıları hatırlamasının mümkün olmadığını söyledi. Demirkol, yıllarca doktorluk yaptığını, çok sayıda hasta ve ölüm vakası gördüğünü belirterek, "Yalan beyanı kesinlikle kabul etmiyorum. Problem 10 sene önceki olayı net hatırlayamamamdan kaynaklıdır" şeklinde savunma yaptı.

Tanık ve şüpheli ifadelerinin stres altında alındığını da söyleyen Demirkol; migreni bulunduğunu, ilaçlarını alamadığını ve ifade süreçlerinde fiziksel olarak zorlandığını ileri sürdü.

"Maktulün ağzında sızıntı vardı"

Mahkeme sorgusunda Denizolgun'un bulunduğu andaki durumuna ilişkin de ayrıntılar veren Demirkol, olay yerine ulaştığında Denizolgun'un hayatını kaybetmiş olduğunu söyledi. Demirkol, maktulün ağzında bir sıvı bulunduğunu ancak bunun kan mı yoksa başka bir sıvı mı olduğunu ayırt edemediğini, adli tıp uzmanı olmadığı için bu konuda kesin değerlendirme yapamayacağını ifade etti. Ayrıca ölümün yeni olmadığını, vücutta şişme, sertlik ve ölüm morluklarını andıran bulgular bulunduğunu söyledi.

Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliği ise savunmayı yeterli görmedi. Mahkeme kararında; olay yerindeki kişilerin geliş ve gidiş saatlerine ilişkin HTS raporları, Demirkol'un tanık sıfatıyla verdiği ifadeler, diğer tanıkların beyanları, kolluk tutanakları arasında çelişkiler bulunduğuna dikkat çekti.

Hâkimlik, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğunu, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını değerlendirerek Nurettin Demirkol'un "yalan tanıklık" suçundan tutuklanmasına karar verdi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasında Arif Ahmet Denizolgun'un ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılmasına yönelik soruşturma sürüyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.