logo
28 NİSAN 2026

Uluslararası piyasalarda moraller iyi

31.07.2005 00:00:00
Uluslararası piyasalarda geçen hafta ABD Doları, Japon Yeni ve Kanada Doları dışında önemli paralar karşısında gerilerken, altın fiyatları yükseldi. ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan'in bir önceki hafta Kongre'de yaptığı sunumda faiz oranlarının artmaya devam edeceğini ima etmesi, ABD Doları'nın kısa bir süre de olsa değerlenmesine yol açmıştı. Çin'in uzun süredir beklenen revalüasyonu 21 Temmuz'da yüzde 2.1'lik de olsa gerçekleştirmesi, piyasalar üzerinde etkili oldu. Çin Merkez Bankası, hafta içinde yaptığı açıklamayla yeni revalüasyon beklentilerinin önüne set çekerken, sıcak para hareketlerine karşı tedbirli davranacaklarını ortaya koydu. Revalüasyon öncesinde dolara karşı 8.276-8.28 bandında işlem görmesine izin verilen Çin parası yuan, revalüasyonun ardından sadece dolar yerine içinde yen ve avronun da bulunduğu döviz sepetine endekslendi. Yapılan yeni ayarlamada "8.11 yuan = 1 dolar" dönüşüm kuru, aradan geçen sürede yuanın daha da değerlenmesiyle haftayı "8.1056 yuan = 1 dolar" seviyesinden tamamladı. Böylece 1997 yılındaki Asya finansal krizinin ardından dönüşüm değeri Çin yönetimince belirlenmeye başlanan yuan, revalüasyonla birlikte dolar karşısında yüzde 2.6 değer kazanmış oldu.  Hafta içinde bir diğer önemli gelişme de, ABD'nin yılın ikinci çeyreğine ait büyüme verileriydi. Buna göre yılın ilk çeyreğinde yüzde3.8 artan ABD'nin gayri safi yurtiçi hasılası, ikinci çeyrekte hızını yüzde 3.4'e düşürdü. Büyüme oranı beklentilere uygun gelse de, yatırımcıları memnun edemedi. Buna bağlı olarak da dolar, önemli paralar karşısında haftanın son günü önemli oranda geriledi.   ABD tahvillerinde faiz oranları da, geçen hafta zirve yaptı. 10 yıllık gösterge kağıdında perşembe günü yüzde 4.19 olan faiz oranı, cuma günü son 3 ayın en yüksek seviyesi, yüzde 4.296'ya çıktı. ABD'de ekonomiyi canlandırması için uzun süredir yüzde 1 seviyesinde tutulan dolar gösterge faizini Haziran 2004-Haziran 2005 döneminde 9 kez çeyrek puan artırarak yüzde 3.25'e yükselten ABD Merkez Bankası FED'in bir sonraki 9 Ağustos toplantısında da aynı politikayı sürdürmesi bekleniyor.

İBB davasına devam ediliyor: Adem Soytekin savunma yaptı

92'si tutuklu, 5'i müşteki sanık olmak üzere 414 sanığın yargılandığı İBB davasının 28. duruşması sanık savunmalarıyla devam ediyor

28.04.2026 15:32:00
AA
İBB davasına devam ediliyor: Adem Soytekin savunma yaptı
İBB davasına devam ediliyor: Adem Soytekin savunma yaptı

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki salonda yapılan duruşmada, tutuklu sanık Adem Soytekin savunma yaptı.

Soytekin, müteahhit olduğunu belirterek, bugüne kadar kendi şirketleri ve kurduğu ortaklıklar aracılığıyla 4 bin 500 konut ve iş yeri inşa ettiğini söyledi.

Ayıplı hiçbir iş yapmadığını savunan Soytekin, "Bugüne kadar iş almak için kimsenin kapısına gitmedim, birilerinin nüfuzuna sığınarak iş istemedim. Aksine yaptığım işlerin kalitesinden hep tercih edilen tarafta oldum. Burada olmamın sebebi hayatım boyunca sevdiğim şeyi, inşaat işi yapmamdır. Ortada hayali bir iş yoktur, yaptığım yapılar hala ayakta ve kamunun kullanımındadır, dolayısıyla bu işlerde alınan hak edişler de gerçektir. İş yapan ve yaptığı işin karşılığını alan bir müteahhidim." ifadelerini kullandı.

Soytekin 2000 yılından beri inşaat işi yaptığını, dava dosyasında hakkına isnat edilen suçlamaların çoğunluğunun Beylikdüzü bölgesindeki işleriyle ilgili olduğunu, İmamoğlu İnşaat ile ticari ilişkilerinin 2008'de başladığını anlattı.

Beylikdüzü Belediyesine yaptığı işleri anlattı

Kendisinin iş yaptığı dönemde Beylikdüzü Belediyesinin her belediye gibi kamu hizmetine tahsis edilecek tesisler yaptığını dile getiren Soytekin, şunları anlattı:

"Kamu tesisleri genelde bağışlarla yapılır, bu herkesin malumudur. Belediyeler de bu tesisleri aynı yöntemle yapar. Adına gönüllü bağış, sosyal donatı katkısı veya her ne derseniz deyin iş böyle yürür. İşte ben, Beylikdüzü Belediyesinin yaptırdığı bu tesisleri inşa eden müteahhidim. Beylikdüzü Belediyesinden hemen hemen tamamı ihalesiz olarak yapılan bu işleri aldım ve yaptım. Bu inşaat işlerini tek başına yapmadım. Bir yapının inşası 300'ün üzerinde bileşenden oluşur. Belediye bize kreş, yurt gibi işi verirdi, karşılığını kimi zaman daire, dükkan, kimi zaman da çek şeklinde alacaksın, derdi. İşimi yapar belediyenin beni yönlendirdiği bağışçılardan alacağımı alırım, cariden düşerim. Elbette bu noktada bağış adı altında belediyeye bu ödemeleri yapan kişilerin, o dönemde o bölgede iş yapan, yani belediye ile işi olan müteahhitler olduğunu da bilmekteyim. Dolayısıyla bu ödemelerin her durumda herhangi bir zorlama olmaksızın, gönüllü bağış olarak verilmediğini hem meslek erbabı olmam hem de aynı işleri yaparken benzer muamelelerle karşılaşmam nedeniyle tahmin edebilecek ve bilecek durumdayım."

Soytekin, yaptığı işler karşılığında aldığı tüm paralara ilişkin evrakları dosyaya sunduğunu belirtti.

Kendisiyle hiç görüşme kaydı olmayan kişilerin hakkındaki soyut beyanlarını kabul etmediğini söyleyen Soytekin, "Suçlamaları reddediyorum, hayatımın tamamı, ticari geçmişim ortadadır. Nüfuz ticaretine ihtiyacım olmadığım bugüne kadarki iş hacmimden görülecektir." dedi.

Soytekin, Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendisine açılan davadan mahkum olduğunu belirterek, "Belediye karşısında kendi işini dahi çözemeyen böyle birinin, 'örgüt yöneticisi' olarak diğer müteahhitlerin problemini çözen kişi olarak gösterilmesi normal midir'" beyanında bulundu.

"O toplantı hayal falan değil, bal gibi de yapılmış"

Adem Soytekin, kendisine yönelik "Etkin pişmanlık yapan iftiracıdır, yalancıdır, iftira atıyor" şeklindeki söylemleri kabul etmediğini anlatarak, şunları kaydetti:

"İfademin hiçbir aşamasında baskıyla ya da 'Şunu imzala, evine git' gibi bir söylemle karşılaşmadım, önüme imzalamam için hazır bir evrak konulmadı. Peki, ben neden etkin pişmanlık talebinde bulundum' Suç işlemediğimi anlatabilmek, eğer bir örgüt iddiası varsa ve ben bilmeden de olsa bu örgütün içindeysem pişmanım demek için yaptım. Tutuklanmamın ardından tanıklar ve şikayetçi müteahhitlerin 'Parayı Fatih Keleş'e, dükkanları ve daireleri Adem Soytekin'e veriyorduk şeklinde ifadeler vermesi üzerine rahatsız oldum. Avukatım aracılığıyla belediyeden konuyla ilgili bir açıklama yapılmasını, verilen gayrimenkullerin hak ediş bedeli olduğunu söylemelerini istedim. Bir açıklama yapılmayacağı tarafıma bildirilince etkin pişmanlık sürecimi başlattım."

Soytekin, kimseye rüşvet vermediğini, rüşvet alması için yönlendirmediğini ve kimsenin iskan alma süresine dahil olmadığını anlatarak, İBB'nin Saraçhane binasına da 2 kez gittiğini söyledi.

Mal varlığına tedbir konulması üzerine dosyanın sanıklarından avukat Mehmet Pehlivan'ı aradığını, akabinde YTT Hukuk Bürosu'nda görüştüklerini dile getiren Soytekin, ancak Pehlivan'ın duruşmadaki savunmasında bunu kabul etmediğini aktardı.

Soytekin, "Mehmet Pehlivan benim anlattıklarımın tamamen yalan olduğunu, hatta işi ileriye götürüp hayal ürünü toplantı olduğunu söylüyor. Ama gerçek öyle değil. O toplantı hayal falan değil, bal gibi de yapılmış. Burada yapılmış. Son tutukluluk incelenmesinde kendi vekilleri çıkıp 'Evet bu toplantı yapıldı.' diyor, üstüne bir de organizasyonu benim yaptığımı söylüyorlar. Beni yönetici yazdılar ya muhtemelen o yüzdendir. Şimdi soruyorum, hem böyle bir toplantı yok diyeceksin hem de kendi avukatların toplantı yapıldı diyecek. Bu nasıl iş' Gerçek ortada. İstediğiniz kadar inkar edin Mehmet Bey. Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorsunuz." açıklamasında bulundu.

Duruşma, Soytekin'in çapraz sorgusuyla devam ediyor. 

Sosyal medyada kurallar değişiyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 15 yaş altı sosyal medya düzenlemesiyle sosyal ağ sağlayıcılara yaş doğrulama sistemi getirileceğini, 1 milyondan fazla kullanıcısı olan platformlarda temsilci bulundurulmasını ve uygunsuz içeriklerin 1 saat içinde kaldırılmasını istediklerini bildirdi

28.04.2026 14:41:00 / Güncelleme: 28.04.2026 14:49:00
AA
Sosyal medyada kurallar değişiyor
Sosyal medyada kurallar değişiyor
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Nüfus konusunda uzun süredir çalıştıklarını belirterek 2024-2028 Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı'nı anımsatan Bakan Göktaş, Türkiye'de doğurganlıkla ilgili saha çalışmaları yapıldığını; doğurganlık oranlarının en yüksek ve en düşük olduğu 12 ilde bizzat ailelerle ve annelerle görüştüklerini söyledi.

Çalışmalar kapsamında ihtiyaçlara yönelik tespitleri göz önünde bulundurduklarını ifade eden Göktaş, ailelerin ve özellikle çalışan annelerin taleplerinden birinin doğum izinlerinin uzatılması olduğunu belirtti. Göktaş, "Biz de bu talebe yönelik bir çalışma gerçekleştirdik. Biliyorsunuz anneler için emzirmek, özellikle ilk 3 ayda anne ve çocuk arasındaki o güçlü bağı oluşturmak adına çok kıymetli. Bu minvalde de yasal düzenlememizle 16 hafta olan doğum izinlerimizi 24 haftaya yükselttik. Ailelerimize, annelerimize bunu müjdeledik geçtiğimiz haftaki düzenlememizde." dedi.

Türkiye'nin doğum izni sürelerinde OECD ülkeleri arasında ilk 10'da yer aldığını söyleyen Bakan Göktaş, "Avrupa Birliği ülkelerinin de üzerine yerleştik. Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama 21 hafta olan süre bizde 24 hafta. Bu, gerçekten ailelerimizi destekleyen, aileyi koruyan ve güçlendiren bir adım." ifadesini kullandı.

Babalık izniyle ilgili de bir düzenleme yaptıklarını anlatan Göktaş, "İşçi babaların 5 gün olan doğum sonrası babalık iznini 10 güne çıkararak memurlar ile eşitledik. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın babalara yönelik çağrısı kapsamında, bakım yükünün çoğunlukla annelerin üzerinde olduğu gerçeğinden hareketle, ilk 10 günde babaların annelerin yanında olmasını sağlayacak çok kıymetli bir adım attık." diye konuştu.

Göktaş, Türkiye'nin nüfus artış hızındaki düşüşe yönelik Bakanlık tarafından alınan tedbirlere ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

"Tabii şimdi biz yaşlanıyoruz. Türkiye yaşlanıyor, dünya yaşlanıyor. Doğurganlık hızının azalması, aslına baktığımız zaman nüfusun yaş oranının artması demektir. 65 yaş üstü vatandaş oranımız yüzde 11,1'e yükseldi. Doğurganlık hızımız 1,48'dir. Bizim buradaki amacımız, hem bu tedbirlere yönelik güçlü bir mekanizma oluşturmaktır. Türkiye'nin en güçlü kalesi aile olduğu için aileyi koruyan ve güçlendiren bir yapı kuruyoruz. Aile bizim güvenli limanımızdır. Biz bu çalışmalara Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planı'yla başladıktan sonra, geçtiğimiz yılı biliyorsunuz Aile Yılı olarak ilan ettik. Aile yılında evlenmek isteyen gençlere evlilik kredisi uygulamasını başlattık ve bunu 81 ilimize yaygınlaştırdık. Sayın Cumhurbaşkanı'mız bunu ilan etti. 200 bin gencimiz şu güne kadar bu evlilik kredisinden faydalandı. Bununla beraber yeni doğum yapan her anneye bir destek sunduk. İlk bebek için 5 bin liralık tek seferlik bir destek; iki ve sonraki çocuklar için çocuk 5 yaşını tamamlayana kadar, ikinci çocuk için 1500 lira, 3 ve sonraki çocuklar için 5 bin lira olacak şekilde kalıcı bir destek mekanizması oluşturduk. Tabii biz bunları aile yılında başlattık. Çalışmak isteyen, annelik veya babalık izninde olan, yeni çocuk sahibi olmuş memurlara yönelik de yarı zamanlı çalışma esnekliği getirdik. O da çocuklar 6 yaşını tamamlayana kadar sürecek. Diğer yandan bütün Türkiye'de kreş seferberliği başlattık. Bu kapsamda da çok yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Nüfus Politikaları Kurulu'yla beraber tedbirlerimize sadece kalıcı değil, orta ve uzun vadeli olarak büyük bir projeksiyonla bakıyoruz."

"Yaşlanıyoruz, doğurganlık hızımız azalıyor"

Bakan Göktaş, nüfusun kendini yenileme oranının 2,1 olduğunu, Türkiye'de ise bunun 1,48'de bulunduğunu belirterek, hızlı ve net bir düşüş olduğunu söyledi.

Bunda salgın ve depremin etkisinin olduğunu kaydeden Bakan Göktaş, şu ifadeleri kullandı:

"Dijitalleşmenin hayatımızda bu konuda gerçekten önemli bir payı oldu; zira dijitalleşme ile beraber yalnızlaşıyoruz ve bireyselleşiyoruz. Bu kapsamda da insanlar sosyalleşmediği için aile değerlerini ön plana çıkaran içerikler aslında gitgide azalıyor. Ancak mevcut durumlarla beraber biz bu konuda önemli çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız öncelikle bu düşüşü durdurmaktır. Dolayısıyla bu çocuk teşvikleriyle beraber bütüncül bir yaklaşımı ele almak zorundayız. Şu anda Türkiye'de hanelerin yüzde 57'sinde çocuk bulunmuyor; bu çok büyük bir rakamdır. Bu şekilde gidersek TÜİK'e göre önümüzdeki 5 yıl içinde ilkokuldaki çocuk oranımız 900 bin azalacak. O yüzden biz bu tedbirleri çok hızlı ve öncü bir şekilde alıyoruz. Diğer yandan bildiğiniz üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız TOKİ aracılığıyla çok önemli bir çalışma yürüterek sosyal konut projesi başlattı ve bu projede çocuk sahibi ailelere öncelik tanındı. Aslında biz bu çalışmaları bütüncül bir perspektifle ele alıyoruz ve önümüzdeki süreçte de sürdüreceğiz. Biz Avrupa'ya göre genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahibiz. Evet yaşlanıyoruz, doğurganlık hızımız azalıyor, ancak bu fırsat penceresini kapatmamak adına pek çok çalışmaları, tedbirleri alıyoruz, almaya da devam edeceğiz."

Bakan Göktaş, 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya kısıtlaması düzenlemesine ilişkin soru üzerine, 2024 yılından bu yana bu konu üzerinde çalıştıklarını, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planı'nın en önemli başlıklarından birinin de dijital çağda aileyi korumak ve güçlendirmek olduğunu belirtti. Göktaş, "Bir yandan ailelerde dijital okuryazarlık farkındalığı oluşturmayı hedefliyoruz ancak diğer yandan çocuklarımızı algoritmaların, büyük şirketlerin, dijital ve teknoloji şirketlerinin insafına bırakmayacağız. Zira onların bu ortamlarda aslında para kazandıklarını ve çocuklarımız üzerinden çok ciddi kar elde ettiklerini çok iyi biliyoruz." dedi.

2024 yılında dijital bağımlılıkla ilgili çalıştay düzenlediklerini anımsatan Bakan Göktaş, anne, baba, çocuk ve uzmanları dinlediklerini, çocukları dijital dünyadan korumaya yönelik de bir çalıştay düzenlediklerini söyledi.

Çocukların, özellikle oyun oynarken daha karanlık, daha güçlü, elinde silah bulunduran karakterleri tercih ettiklerini ve zaman zaman kendilerini gerçek dünyada da onunla bağdaştırdığını söylediklerini kaydeden Bakan Göktaş, bunun çok önemli ve çok çarpıcı olduğuna dikkati çekti.

Ekran süresinin hızla arttığına işaret eden Bakan Göktaş; çocukların sosyal medyaya giriş yaşının 6'ya kadar düştüğünü belirtti.

Dijital ayak izine değinen Göktaş, "Dijital ayak izini çok ihmal ediyoruz. Önümüzdeki yıllarda 15 yaş altındaki çocukların, küçük yaştaki çocukların sadece belli paylaşımları yaptıklarından dolayı önümüzdeki yıllarda karşılarında farklı farklı davalar çıkabilir. Ve bunu aslında görünmez bir yüzü fakat biz bu anda şu anda görüyoruz, bizim karşımıza geliyor bu davalar. 14 yaşındaki çocukların sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlardan dolayı 17-18 yaşlarında karşılarına çıkıyor ve aslında hayatlarını zor durumda bırakabilecek kararlar, bazı hukuki sonuçlarla karşılaşabilirler. Bunlar da çok tehlikeli. Ebeveynler bunun farkında olması lazım." dedi.

"Amacımız denetlemek ve çocuklara daha güvenli bir dijital ortam sağlamak"

Bakan Göktaş, dünyada da benzer düzenlemelerin gündemde olduğunu vurgulayarak, "Avrupa Birliği şu anda önemli düzenlemeler hayata geçirdi. Avustralya ilk ülke, Fransa, İspanya... Biz Avustralya'nın raporunu aldık. Bu raporda eksik olan taraflarını gördük. Dolayısıyla biz kendi ülkemize özgü bir model gerçekleştirdik. 15 yaş altı sosyal medya düzenlemesiyle sosyal ağ sağlayıcılara yaş doğrulama sistemi getiriyoruz. 1 milyondan fazla kullanıcı varsa özellikle bir temsilci bulundurulmasını istiyoruz. Uygunsuz içeriklerin 1 saat içerisinde kaldırılmasını istiyoruz, aldatıcı reklamların kaldırılmasını istiyoruz, ebeveyn kontrol araçlarının da güçlendirilmesini istiyoruz." diye konuştu.

Oyunlarla ilgili ilk defa bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini belirten Göktaş, şunları kaydetti:

"Bu kapsamda oyun platformunun tanımını da eklediğimiz 5651 sayılı kanunumuzla beraber, 100 binden fazla kullanıcısı olan oyunların da Türkiye temsilcisi bulundurmasını istiyoruz. Yaptırımlarımız mevcuttur. Bir yönetmelik çıkacaktır. 6 ay içerisinde bu yönetmelik düzenlemeye geçtiğinde, inşallah tüm Türkiye'de sosyal medya düzenlememiz fiilen hayata geçmiş olacak. Bu düzenleme için 6 aylık bir süre gerekiyor, yani bir yönetmelik çıkması gerekiyor. Yönetmelik çalışmalarında BTK ve Siber Güvenlik dairesinin yanı sıra uzmanlar ve diğer paydaşlar da yer alacak. Biz de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak kendi görüşlerimizi vereceğiz; zira çocuklarımızı korumak aslında bir zorunluluktur. Sadece bizim için değil, aileleri de bu sürecin bir parçası haline getirmemiz lazım. Amacımız denetlemek ve çocuklara daha güvenli bir dijital ortam sağlamaktır. Yani biz burada çocuklarımızın daha güvenli bir dijital ortamda var olmasını ve orada güçlendirilmesini istiyoruz ancak bir bağımlılık oluşacaksa bunun da önüne geçmek istiyoruz. Biz bir norm oluşturuyoruz."

"Bütün ülkeler benzer bir süreçten geçiyor"

Göktaş, geçen hafta çocukların dijital ortamda korunmasına ilişkin uluslararası zirveye ev sahipliği yaptıklarını ve UNICEF'le ortak bir bildiri yayımladıklarını hatırlatarak, şunları söyledi:

"Bütün ülkeler benzer bir süreçten geçiyor. Yani bu zirvede özellikle öne çıkan konulardan bir tanesi bir ülkenin tek başına bununla mücadele etmesinin de mümkün olmadığının farkındayız, zira teknoloji hızla gelişiyor. Bu bildiride şunu söylüyoruz teknoloji firmalarına da, oyun yaptığınız andan itibaren veya bir içerik sağladığınız andan itibaren özellikle çocuklara yönelik zararlı içerikleri önleyici bir şekilde icra etsinler. Bir de yaş doğrulama sistemini hayata geçiriyoruz. Aslında çok kapsamlı bir politika ve güvenli. Türkiye bu konuda öncü ülkelerden bir tanesi. Amacımız çocukları korumak, daha güvenli bir dijital ortam sağlamak, aileleri de bu süreçte yalnız bırakmamak."

Avrupalı raportörlerden Türkiye'ye demokrasi mektubu


 
Avrupa kurumları raportörleri, Türkiye'de yerel demokrasiyi etkileyen konulara ilişkin, "insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü" vurgusu yapılan ortak mektup kaleme aldı.

28.04.2026 07:19:00
Haber Merkezi
Avrupalı raportörlerden Türkiye'ye demokrasi mektubu
Avrupalı raportörlerden Türkiye'ye demokrasi mektubu

Avrupa kurumları raportörleri, Türkiye'de yerel demokrasiyi etkileyen konulara ilişkin, "insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü" vurgusu yapılan ortak mektup kaleme aldı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye hitaben yazılan mektupta Avrupa kurumlarının yetkililerinin, "sorunların aşılması için birlikte çalışma" ve "Türkiye'nin demokratik yükümlülüklerini yerine getirmesine daha fazla destek verme" vurguları dikkat çekiyor.

Pek rastlanılan bir durum değil

Avrupalı farklı kurumların ortak bir mektup girişimde bulunması, örneğine pek rastlanan bir durum değil. İlgili kurumların Türkiye ile iş birliğinin, ortak değerler olan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu olduğunun ve bu değerlerin devam eden ilişkilerin temelini oluşturduğunun altının çizildiği mektupta şu ifadelere yer verildi: "Bu nedenle, ülkenizdeki yerel demokrasiyi etkileyen son gelişmelerle ilgili ortak endişelerimizi dile getirmek ve bu sorunların üstesinden gelmek için nasıl birlikte çalışabileceğimizi görüşmek amacıyla size ortaklaşa sesleniyoruz."

İmamoğlu'nun yargılanmasına atıf

Mektupta, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu yargılanmasında ikinci yıla girildiği ve Türkiye'de muhalefete bağlı birçok yerel seçilmiş temsilcinin de uzun süredir tutuklu olduğu hatırlatıldı.

Ortak mektupta, "Mevcut durum, seçmenlerin temsilcilerini özgürce seçme hakkını zedeleyerek genel olarak demokrasiyi zayıflatmaktadır" denildi.
Bu konulardaki endişelerin Türk yetkililerle yürütülen siyasi diyalog aracılığıyla sistematik olarak dile getirildiği de mektuptaki vurgular arasında yer aldı. Demokrasi, adalet ve insan hakları gibi temel ilkelere bağlılık ve seçilmiş temsilcilerin tutuklu yargılanması konusu bağlamında diyaloğu sürdürmeye hazır olunduğunun belirtildiği mektupta şu mesaj verildi:
"Avrupa Konseyi üyesi ve Avrupa Birliği'nin stratejik ortağı olan Türkiye'nin demokratik taahhütlerini yerine getirmesine daha fazla destek vermeye hazırız."

"Süregelen zorlukların üstesinden birlikte gelerek, Türkiye'de demokratik ilke ve değerlerin korunmasında somut ve sürdürülebilir ilerlemeler kaydedilebileceğine" olan inançlarını dile getiren imzacılar, mektubu şu ifadelerle sonlandırdılar: "Ortaklık ruhu ve ortak sorumluluk bilinci içinde iş birliğimizin devam etmesini dört gözle bekliyoruz."

Mektupta kimlerin imzası var?

Mektupta, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türkiye Raportörleri Lord David Blencathra ve Yves Cruchten, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nden Bryony Rudkin, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ve Avrupa Bölgeler Komitesi Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Jelena Drenjanin'in imzaları bulunuyor.
Bu kurumlar insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında Türkiye konusunda zaman zaman benzer mektuplar ya da rapor ve kararlarla devreye giriyor. Son mektubu diğerlerinden farklı kılan en dikkat çekici unsursa, farklı kurumların aynı konuda ortak hareket etmeyi tercih etmesi. Özellikle Avrupa Konseyi ve bağlantılı kurumların Türkiye konusunda Avrupa Parlamentosu'yla ortak girişimde bulunması, örneğine pek rastlanmayan bir durum. Mektubun ortak yazılmış olması, vurgu yapılan konularda Avrupa kurumlarının kurumsal kimlikleri farklı da olsa aynı çizgide olduklarını göstermesi açısından önemli.

Yakından izleniyor

Türkiye'de yerel yöneticilere yönelik tutuklamalar Türkiye'nin de üye olduğu Avrupa Konseyi ile aday ülke olduğu Avrupa Birliği (AB) kurumları tarafından yakından izleniyor.
Bununla birlikte son dönemde özellikle insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında eskisine oranla daha az tepki verilmesi dikkat çekiyor.
AB yetkilileri tepkisizliğin söz konusu olmadığını belirterek, "Raporlarımızda bu konulara detaylı şekilde değiniyoruz" tezini öne çıkarıyorlar.
Mektubun imzacılarından olan Sanchez Amor, Şubatta, Türkiye Raporu taslağının görüşüldüğü AP oturumunda, AB Komisyonu'nun ve AB Konseyi'nin "Türkiye'deki demokratik gerilemeye" karşı sessiz kalarak AB'nin imajına büyük ölçüde zarar verdiğini söyledi.
Amor aynı oturumda, "Türkiye'deki Avrupa ve demokrasi yanlısı sivil toplumu kaybediyoruz" diye konuşmuştu.
Mektuptaki konular, ilgili kurumların raporlarında yer almayı sürdürüyor.
AP'nin, Mayısta yapılacak oylamayla nihai halini alacak Türkiye Raporu taslağında Türkiye'de yerel demokrasinin kötüye gitmesinden ciddi endişe duyulduğu vurgulanıyor.

Akciğer kanseri yaygınlaşıyor


 
Çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor, fark edildiğinde ise geç kalınmış olabiliyor… Üstelik öyle yaygın ki, dünyada 2 milyonun üzerinde, ülkemizde ise her yıl yaklaşık 40 bin kişi bu hastalıkla tanışıyor.

28.04.2026 06:48:00
MURAT ÇORBACI
Akciğer kanseri yaygınlaşıyor
Akciğer kanseri yaygınlaşıyor

Akciğer kanseri, hem dünyada hem de Türkiye'de en sık görülen ve en ölümcül kanser türleri arasında yer alıyor. Peki, bu hastalığı önlemenin ya da ölümcül hastalıklar listesinde daha alt sıralara geriletmenin mümkün olduğu yeni tedavi yöntemleri yok mu? Elbette var! Günümüzde geliştirilen tanı yöntemleri ve kişiye özel tedavi yaklaşımları sayesinde akciğer kanserinde umut her geçen gün artıyor. Bu umuda dair bilinmesi gerekenleri aktarmak için Acıbadem Maslak Hastanesi'nde "Akciğer Kanserinde Farkındalık ve Umut" söyleşisi düzenlendi.

Ana neden sigara

Akciğer kanserinin en önemli nedeninin sigara ve tütün ürünleri olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan, özellikle son yıllarda gençler arasında artan kullanımın ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Akciğer kanseri vakalarının yüzde 80'inin tütün kullanımına bağlı olduğunu anlatan Dr. Babaoğlu Karan, yüzde 20'sinin ise asbest gibi mesleki nedenlerden geliştiği bilgisini verdi. Akciğer kanserinin çoğu zaman erken dönemde belirti vermediğine dikkat çeken Karan, bu nedenle risk grubundaki bireylerin, özellikle 50 yaş üzerinde ve en az 20 yıl günde bir paket sigara içmiş kişilerin her yıl düzenli kontrol yaptırmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Düşük doz radyasyonla yapılan BT çekimlerinin hastalığın erken tanısında çok önemli olduğunu belirtti.
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba ise "Özellikle erken evrede teşhis konulan hastalarda cerrahi müdahale ile yüksek başarı oranları elde edilebiliyor. Ayrıca cerrahi yöntemler de hızla gelişiyor. Bu yöntemlerden en yenisi olan robotik cerrahi sayesinde göğüs bölgesi tamamen açılmadan, küçük kesilerle ameliyatlar yapılabiliyor" dedi.


Kişiye özel tedavi dönemi

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez de akciğer kanseri tedavisinde son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Artık her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığını, tümörün genetik ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu ifade etti.
Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, akciğer kanseri tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekerek, şunları söyledi: "Halk arasında ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapide amaç, ameliyat edilemeyen tümörleri ışınlar aracılığıyla yok etmek ya da küçültmektir. Özellikle tıbbi nedenlerle ameliyat olamayacak hastalarda radyoterapi çok etkili bir tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemleri de gelişmekte ve giderek etkinliği artmaktadır. Gelişen teknoloji sayesinde daha hassas ve hedefe yönelik tedavi yapılabilmektedir. Bu sayede yan etkiler azalmakta ve tedavi başarısı artmaktadır." HABER MERKEZİ

Karaya oturan gemi kurtarıldı


 
İstanbul yeniköy'de karaya oturan Türk bayraklı konteyner gemisi, başlatılan çalışmaların ardından kurtarıldı.

28.04.2026 06:42:00
HABER MERKEZİ/AA
Karaya oturan gemi kurtarıldı
Karaya oturan gemi kurtarıldı

Sarıyer'de karaya oturan konteyner gemisi, başlatılan çalışmaların ardından kurtarıldı. İstanbul Boğazı'nda seyreden "KAPPA" isimli 148 metre uzunluğundaki konteyner gemisi, Yeniköy önlerinde karaya oturdu.
İhbar üzerine olay yerine polis ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM) ekipleri sevk edildi.

İstanbul Boğazı'nda gemi trafiği askıya alınmıştı

KEGM'den konuya ilişkin gece saatlerinde yapılan açıklamada, şunlar kaydedilmişti: "Rusya'dan Kocaeli'ye kılavuz kaptan alarak seyir halindeyken İstanbul Boğazı Yeniköy önlerinde karaya oturan KAPPA isimli 148 metre boyundaki konteyner gemisi için KURTARMA-5 ve KURTARMA-6 römorkörlerimiz ile balık adam ekibimiz ve KEGM-5 hızlı tahlisiye botumuz olay yerine ivedilikle yönlendirilmiş olup kurtarma çalışmalarına başlanmıştır. İstanbul Boğazı gemi trafiği çift yönde ve geçici olarak askıya alındı."
KEGM'den yapılan diğer açıklamada ise "Gemi, balık adam ve kurtarma ekiplerimizin yaptığı incelemenin ardından İstanbul Gemi Trafik Hizmetleri Merkezimizin koordinasyonunda, KURTARMA-5, KURTARMA-6 ve KURTARMA-8 römorkörlerimiz tarafından yüzdürüldü" ifadesi kullanıldı.
Ekiplerin başlattığı çalışma sonucunda konteyner gemisi kurtarıldı.

Akabinde Boğaz trafiğe açıldı.

Çin üniversiteleri Türkiye'de öğrenci avında


 
Son yıllarda özellikle liseler arasında yaygınlaşan Çince eğitimi Türk gençlerinin Çin’de üniversite eğitimi alma hedeflerini artırdı. 

28.04.2026 06:32:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
Çin üniversiteleri Türkiye'de öğrenci avında
Çin üniversiteleri Türkiye'de öğrenci avında

Son yıllarda özellikle liseler arasında yaygınlaşan Çince eğitimi Türk gençlerinin Çin'de üniversite eğitimi alma hedeflerini artırdı. Türk Çin Kültür Derneği, düzenlediği bir organizasyonla Çin'in başkenti Pekin'den 19 üst düzey üniversitenin İstanbul'da bir tanıtım fuarı yapmasını sağlıyor.
Dernek Başkan Yardımcısı Mustafa Karslı, fuarın 18 Mayıs'ta İstanbul'da düzenleneceğini kaydetti.

Dünyanın en iyi 14. üniversitesi konumunda bulunan Pekin Üniversitesi, Ay'a araç gönderen ekipte görev alan Pekin Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi de fuarda yer alacak. Teknoloji, enerji, tıp, spor ve sanat gibi alanlarda eğitim veren üniversiteler da fuarda gösterecek.

Çin'de üniversite eğitimi almak isteyen gençlere her alanda destek sağladıklarını belirten Karslı, Çin devletinin çok sayıda burs imkânı olduğunu dile getirdi. Ziyaretçilerin ücretsiz katılabileceği bu fuara girebilmek için fuar katılım formu doldurmak gerekiyor. Fuar kayıt linki: https://cinkultur.com/form/ İstanbul Marriott Hotel Şişli'de gerçekleştirilecek fuar, 09.30-14.30 arasında açık kalacak.

Çin'de üniversiteler istisnalar hariç Çince eğitim veriyor. Bu ülkede eğitim almak isteyen öğrencilerin Çince öğrenmesi gerekiyor! Tümüyle İngilizce eğitim Tsinghua Üniversitesi ve Pekin Üniversitesi'nin bazı bölümlerinde sunuluyor. Eğitim ücreti 198 bin TL ile 680 bin TL arasında değişiyor.

Sarıyer'de karaya oturan gemi için kurtarma çalışması başlatıldı


 
 
İstanbul Yeniköy'de ünlülerin yalıları önünde karaya oturan konteyner gemisinin kurtarılması için çalışma başlatıldı.
 

28.04.2026 06:01:00 / Güncelleme: 28.04.2026 06:48:12
HABER MERKEZİ/AA
Sarıyer'de karaya oturan gemi için kurtarma çalışması başlatıldı
Sarıyer'de karaya oturan gemi için kurtarma çalışması başlatıldı

İstanbul Boğazı'nda seyreden "KAPPA" isimli 148 metre uzunluğundaki Türk bayraklı konteyner gemisi, gece saatlerinde Yeniköy önlerinde karaya oturdu. İhbar üzerine olay yerine polis ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM) ekipleri sevk edildi.
Ekipler, konteyner gemisinin kurtarılması için çalışma başlattı.



İstanbul Boğazı gemi trafiği askıya alındı

KEGM'den konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Rusya'dan Kocaeli'ye kılavuz kaptan alarak seyir halindeyken İstanbul Boğazı Yeniköy önlerinde karaya oturan KAPPA isimli 148 metre boyundaki konteyner gemisi için KURTARMA-5 ve KURTARMA-6 römorkörlerimiz ile balık adam ekibimiz ve KEGM-5 hızlı tahlisiye botumuz olay yerine ivedilikle yönlendirilmiş olup kurtarma çalışmalarına başlanmıştır. İstanbul Boğazı gemi trafiği çift yönde ve geçici olarak askıya alındı" ifadeleri kullanıldı.

Madencilere bu yapılanlar reva mı?

Ankara'da hak arayan madenciler biber gazıyla, gözaltıyla bastırılmaya çalışılıyor. Açlık grevlerinin 8. gününde 'Son kuruşumuza kadar hakkımızı almadan gitmiyoruz' diye haykıran işçiler, “Ekmek isteyene biber gazı!” sloganlarıyla tepkilerini gösterdi 

27.04.2026 15:49:00
Haber Merkezi
Madencilere bu yapılanlar reva mı?
Madencilere bu yapılanlar reva mı?
Aylardır ödenmeyen maaşları, tazminatları ve özlük hakları için Eskişehir'den 190 kilometrelik yolu yürüyerek başkente gelen Doruk Madencilik işçileri, Kurtuluş Parkı'nda 16. gününde de direnişlerini kararlılıkla sürdürüyor. Açlık grevlerinin 8. gününde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yürümek isteyen madenciler, polis barikatıyla karşılaştı. Barikatı aşmaya çalışan işçilere biber gazlı müdahale yapıldı, müdahale sırasında birden fazla madenci fenalaştı, 3'ü hastaneye kaldırıldı.

Gözaltılar var

Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu gözaltına alındı. Daha önce de benzer gözaltı operasyonlarıyla karşı karşıya kalan işçiler, "Ya hakkımızı verin ya bizi öldürün! Biz vatan haini değiliz, biz emekçiyiz, biz madenciyiz" diyerek seslerini yükseltti. Abluka altında kalan madenciler, baretlerini yere vurarak, "Ekmek isteyene biber gazı!" sloganlarıyla tepkilerini gösterdi. Bazı işçiler üstlerini çıkararak "açız, çıplağız, hakkımızı istiyoruz" diye haykırdı.

Eylemin başından beri büyük fedakârlık gösteren 110'a yakın Doruk Madencilik işçisi, Yıldızlar SSS Holding'e bağlı madende aylardır maaş alamadıklarını, ücretsiz izne çıkarıldıklarını ve tazminatlarının gasp edildiğini anlatıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bugün 36 milyon TL'lik kısmi ödeme yaptığı açıklansa da işçiler, "Bu bizim toplam alacağımızın çok küçük bir kısmı. Son kuruşumuza kadar almadan buradan gitmiyoruz" diyor. "Ankara bize mezar olsa da alacaklarımızı almadan ayrılmayacağız" vurgusuyla kararlılıklarını ortaya koyuyorlar.

TİP Genel Başkanı polisin müdahalesine tepki gösterdi

Muhalefet partilerinden CHP ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş başta olmak üzere milletvekilleri, sendikalar ve Zonguldak'tan gelen dayanışma grupları madencilerin yanında yer aldı. Erkan Baş, polisin hedef alarak gaz sıktığı sırada elindeki kaskı fırlatarak tepkisini gösterdi. Emek ve özgürlük mücadelesi veren tüm kesimler, "Madenciler yalnız değildir" mesajı verdi.

Bu direniş, sadece bir maaş ve tazminat mücadelesi değil; alın terinin, emeğin ve insanca yaşamanın mücadelesidir. Yıllarca yerin yüzlerce metre altında canları pahasına çalışan madencilerimize biber gazı sıkmak, gözaltı uygulamak, barikat kurmak kabul edilemez. Haklarını arayan emekçilerin sesini bastırmaya çalışanlar değil, onların yanında duranlar tarihe geçecek.

15 Temmuz darbe girişimi genç gazetecilerin manşetleriyle hatırlanacak

Basın İlan Kurumu, iletişim fakültesi öğrencilerinin kriz dönemlerinde doğru, hızlı ve sorumlu habercilik refleksi kazanmalarına katkı sağlamak amacıyla "15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi" programını hayata geçiriyor. Programın ilk etkinliği 29 Nisan'da Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde gerçekleştirilecek

27.04.2026 14:30:00 / Güncelleme: 27.04.2026 14:32:07
Haber Merkezi
15 Temmuz darbe girişimi genç gazetecilerin manşetleriyle hatırlanacak
15 Temmuz darbe girişimi genç gazetecilerin manşetleriyle hatırlanacak
Basın İlan Kurumu tarafından 15 Temmuz Darbe Girişiminin 10. yıl dönümünde "Hafızayı Koru, Hakikati Yaz" temasıyla Türkiye genelinde 7 bölgeyi temsilen 7 üniversiteyle iş birliği içerisinde yürütülecek olan "15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi", genç iletişimcilerin mesleki reflekslerini tarihsel bir olay üzerinden yeniden değerlendirmelerine imkân tanıyacak.

Teori ve uygulamayı bir araya getiren gazetecilik atölyesi, iki bölümden oluşacak. Atölyenin ilk bölümünde medya etiği ve sorumlu yayıncılık, dezenformasyonla mücadele, kriz ve olağanüstü durumlarda hızlı ve doğru haber üretimi ile haber ve kaynak doğrulama başlıklarında akademisyenler ve deneyimli gazeteciler tarafından teorik eğitimler verilecek.

İkinci bölümde ise öğrenciler gerçek bir haber üretim sürecini deneyimleyerek haber yazımı, görsel kullanımı, manşet oluşturma ve gazete birinci sayfasının tasarlanması aşamalarından meydana gelen uygulamalı çalışmayı gerçekleştirecek. Her biri 5 kişiden oluşan gruplar halinde çalışacak katılımcılar; deneyimli gazeteciler ve dizgi ekiplerinin rehberliğinde "O gece sen olsan nasıl manşet atardın?" refleksiyle 15 Temmuz darbe girişimini anlatan gazete birinci sayfasını baskıya hazır hale getirecek.

Basın İlan Kurumu'nun çalışması, özellikle kriz ve olağanüstü dönemlerde medyanın üstlendiği kritik rolü genç kuşaklara aktarmayı amaçlarken; aynı zamanda doğru bilgi, etik yayıncılık ve sorumlu haberciliğin önemine dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra genç gazeteci adaylarının demokrasi, millî birlik ve toplumsal sorumluluk temelli bir gazetecilik bilinci geliştirmesini hedefliyor.

"15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi"nin ilk programı 29 Nisan 2026 Çarşamba günü Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirilecek. Atölye çalışması; Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi İletişim Fakültelerinde düzenlenecek etkinliklerle devam edecek.

Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme: Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü ifadeye çağrıldı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin Tunceli İl Emniyet Müdürü Yılmaz Delen'in Erzurum'da ifadesi alınıyor.

27.04.2026 14:08:00 / Güncelleme: 27.04.2026 14:21:20
Haber Merkezi
Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme: Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü ifadeye çağrıldı
Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme: Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü ifadeye çağrıldı
Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrıldı
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrıldı.
Yalova İl Emniyet Müdürü olan Delen, talimat üzerine Erzurum'a geldi. Delen'in Erzurum Adliyesi'nde ifade işlemleri başladı.
Tunceli'de 2019-2021 yılları arasında İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Yılmaz Delen, 23 Ocak 2026'da Yalova İl Emniyet Müdürlüğüne atanmıştı.

12 zanlı tutuklanmıştı
Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.
Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 15 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Şüphelilerden dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Soruşturma kapsamında, yurt dışında olduğu tespit edilen firari şüpheli Umut Altaş için kırmızı bülten çıkarılmış, Tunceli Devlet Hastanesi'nin bilgi işlem görevlileri B.Y. ve Y.E. de gözaltına alınmıştı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.