logo
24 HAZİRAN 2026

Vatandaşın tepkisi hükümete

14.04.2005 00:00:00


Bazı illerde meydana gelen olayların ısrarla yanlış tahlil edildiğine dikkat çeken BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu olayların, gerçek gündemler yerine ülkemizi sun'î gündemlerle oyalayan siyasî iktidara halkın bir tepkisi olduğunu söyledi

Hastalık teşhis edilmeli"Trabzon'da cereyan eden son olaylarda esasen ortaya bir netice çıkıyor. Burada suçlu aramak, bilhassa siyasilerin 'filancı bu işi organize ediyor, filancı bu işin tezgahlamasının şu noktasındadır, o sebepten de bu hadiseler ortaya çıkıyor' tarzında yorumlaması yerine, 'bir hastalık var. bu hastalığın teşhisi gerekiyor'; bunu yapması lazım. Bunu yapmıyor, olayı kapatmaya çalışıyorlar. İşte 'Bu işi şu organize edebilir, filancı organize edebilir' diyorlar. Güzel de sen, şeytana bütün kapıları kapat bakalım, o zaman o şeytan senin vücut ülkene nasıl girecek?"

Millet bir mesaj verdi"Esasen bayrak hadisesinde millet bir mesaj verdi. 'Senin bez parçası gördüğün o mukaddes değer benim için canımın feda edildiği değerdir. Orada benim milletimin kanı, inandığı Peygamberi, Allah'ı var. Kafana akıl koy' mesajını verdi. Siviliyle verdi, askeriyle verdi. Farklı bir yerde ikinci bir hadise çıkıyor. Neden sen birinci nükseden hadiseden örnek alarak çözüm aramıyorsun da fail arama sevdasına koşuyorsun? Yok burada, 'milliyetçilik akımı bilmem ne olmuş da, şövenizme kaymış da... Senin yaptığın tiyatro." Mersin'de ayyıldızlı Türk bayrağının ayaklar altında çiğnenmesinin ardından Türkiye adeta çalkalanıyor. Çeşitli illerde birtakım olaylar zuhur ediyor. Başta iktidar olmak üzere "aydın" kisvesi altında bu milletin ruh köküne yabancı birtakım isimler, olayların mahiyetini ya yanlış algılıyor, tanımlıyor, ya da bilerek-isteyerek saptırmaya çalışıyor. İşte böyle bir konjonktürde BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son zamanlarda ülkemizin gündemine iyice yerleşen bu olayların gerçek fotoğrafını kamuoyunun dikkatlerine sunuyor. Ahmet Erimhan'ın sorularına verdiği cevaplarda olayların mahiyetini anlatan Prof. Dr. Haydar Baş'ın açıklamalarına BTP Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Berk de yorumlarıyla katkıda bulunuyor. n Hocam, Türkiye yaklaşık iki haftadan bu tarafa, Mersin'de bir bayrak çiğnemenin ardından başlayan bir tartışmayı yaşıyor. Bir taraftan bayraklar evlerimizi süslerken bir taraftan da buna karşı bir değerlendirme yapılıyor. Derken sonra Trabzon'da bir süreç yaşandı. Burada vatandaşın refleks tepkisini Türkiye'nin nasıl okuması gerekiyor? Çünkü genel olarak olaylarla ilişkin bir tek yanlı okuma söz konusu. Bir farklı bakış açısıyla meselenin esasını okumak ve Türkiye'nin geleceğine katkı yapmak açısından bu temel tartışmaları acaba nasıl yerli yerine oturtmamız gerekiyor?Prof. Dr. Haydar Baş- Trabzon'da cereyan eden son olaylarda esasen ortaya bir netice çıkıyor. Burada suçlu aramak, bilhassa siyasilerin "filancı bu işi organize ediyor, filancı bu işin tezgahlamasının şu noktasındadır, o sebepten de bu hadiseler ortaya çıkıyor" tarzında yorumlaması yerine, "bir hastalık var. bu hastalığın teşhisi gerekiyor"; bunu yapması lazım. Bunu yapmıyor, olayı kapatmaya çalışıyorlar. İşte "Bu işi şu organize edebilir, filancı organize edebilir" diyorlar. Güzel de sen, şeytana bütün kapıları kapat bakalım, o zaman o şeytan senin vücut ülkene nasıl girecek? Yani iktidar, olayın özüne vakıf olarak meseleye çözüm getirmesi, halkın beklentilerini karşılaması gereken politik sahaya girmesi gerekirken tam aksine gazetecisini, televizyoncusunu konuşturuyor, olayı kapatmaya çalışıyor. Futbolda bir ver-kaç vardır. Bunlar, şimdi bu oyunu oynuyorlar. Millet iktidara mesaj verdiEsasen bayrak hadisesinde millet bir mesaj verdi. "Senin bez parçası gördüğün o mukaddes değer benim için canımın feda edildiği değerdir. Orada benim milletimin kanı, inandığı Peygamberi, Allah'ı var. Kafana akıl koy" mesajını verdi. Siviliyle verdi, askeriyle verdi. Farklı bir yerde ikinci bir hadise çıkıyor. Neden sen birinci nükseden hadiseden örnek alarak çözüm aramıyorsun da fail arama sevdasına koşuyorsun? Yok burada, "milliyetçilik akımı bilmem ne olmuş da, şövenizme kaymış da..." Senin yaptığın tiyatro. Aslında milletin geldiği bir nokta var. "Ben seni bunun için mi seçtim? Ben sana % 34 oy verdim. Mahalli seçimlerde % 44 ile bunu teyid ettim, destekledim. Bunu ben babama vermedim, sana verdim. Ben sana bu kadar itimat ettim. Ben sana teslim oldum, senin yaptığın işe bak. Sen, Kıbrıs'ı gidip Rum'a teslim ediyorsun. Türkiye'yi Avrupa'ya teslim ediyorsun. Ben bayrağıma sahibim; benim bayrağımı gönderden indiriyorsun, Avrupa'nınkini oraya çıkartıyorsun. Senin kafanı kırarım" diyor. Mesaj bu! "Ben bir elim yağda, bir elim balda olarak senin beni bakacağına inanırken, sen, ahırımdaki inekten bile vergi aldın. Nedir senden çektiğim?" Mesaj bu! Bu mesaj hükümetedir. "Yanlış yapıyorsun. Kendine gel. Aklını başına al" mesajıdır bu. Büyüme 9,9'muş! "Benim tabağımda bu görünmedi. Tenceremde, mutfağımda bu yok. Esnafımda, işçimde, memurumda, ormancımda, denizcimde yok. Ekonominin neresi büyüdü? Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" diyor millet. "Aklını başına devşir" uyarısıAslında biz, taa başından, bu arkadaşların yaptığı icraatları ifade ederken, "çok yanlış gidiyorsunuz. Böyle giderseniz sonunda bir Molla Kasım gelir, sizi hesaba çeker" dedik. Şimdi millet, Molla Kasım oldu. Bunu böyle değerlendirecekler. "Yok! Şövenizme kaydı, bilmem şuna kaydı" ile olmaz. Yani millet aidiyet duygusunu mu kaybetsin? "Sen Çanakkale'yi bir tiyatro olarak görüyorsun. 257 bin insanımız şehit düştü, orada şüheda rütbesini elde etti. Şehitlik makamına yükseldi. Sen geliyorsun, Anzakla beni bir tutuyorsun. Tiyatrocunu, sanatkârını, gazetecini konuşturuyorsun, orada benim mânâmı yok ediyorsun." Milletin cevabı bu. "Kendine gel. Aklını başına devşir" diyor. Aydınlar toplanmış da bildiri yayınlamışlar! Nasıl aydın bu? Milletine sahip çıkmaz. Milletinin acısından haberi yoktur. Açlığından, çıplaklığından haberi yoktur. Milletine sahip çıkıp kendisini yönetenleri yönlendirmesi gerekirken milletin kafasına vuracak! Hatırlarsanız İmparatorluğun inkırazı döneminde mütareke basını da aynısını yapıyordu. Merhum Mustafa Kemal Atatürk'e de bunlar az mı yaptı? Kuvay-ı Milliye harekâtında merhum, Anadolu'yu gezerken gittiği yerlere telgraflar çekiliyor, "takip edin, yakalayın" emri veriliyordu. Allah selametini versin! Bizim Ata Selçuk Hocamızın babası da Kuvay-ı Milliye'de merhum Mustafa Kemal Atatürk'ün sekreteriydi, yardımcısıydı. O anlatıyor. "Bizim kaderimiz galiba oraya doğru gidiyor" diyor. Biz adamlara yol gösteriyoruz. Elimizi öpüp, "Allah razı olsun! Bizi senelerce evvel uyardınız" demesi lazım gelen adamlar, farklı farklı kulvarlara kaymaya çalışıyorlar.Tepki, siyasetin kendisinedirKısaca bu tepki halkın oradaki çocuklara olan tepkisi değildir. Üç tane PKK'lı imiş, dört tane bilmem ne imiş; bunlar sembolik bir şeydir. Bu tepki, bizzat siyasetin kendisinedir. Sayın Başbakanımızı severim. Buradan ona bir kardeş gibi sesleniyorum: Yanlış yapıyor. O yanlışları yapa yapa öyle bir noktaya geliyor ki artık geldiği kaderin izharı onun iflasının belki de alameti ve işareti olma noktasına gidiyor. Henüz her şey bitmiş değil. Çark etsin. Milletine dönsün. Milletin sevgisiyle buluşsun. Sandıkta onu kucaklayanı bugün o kucaklasın. Bak o zaman ülke nasıl güllük gülistanlık oluyor. Hayat berkemal oluyor. Başkasının dolmuşuna binmesinler. Eğer "Siz kim oluyorsunuz?" derlerse biz, kenara çekiliriz, milletin şamarı onları ıslah etmesini bilir. Bu, milletin cevabıdır. Başka bir şey değildir.n Yani bunu böyle okumak lazım.Prof. Dr. Haydar Baş- Bunu böyle okumak lazım. Burada sayın Trabzon Emniyet Müdürünü de kutluyoruz. Çünkü Trabzonlunun ruhunu çok iyi kavramıştır. Zaten tertemiz bir insan olmasa netice de belki böyle olmazdı. Ama bir de olaya şu mantıkla bakmak lazım: Eğer o gençler linç edilmek istenseydi bana göre olabilirdi. Orada aslında iktidara ikaz var. "Aklını başına al. Bizim maksadımız bu çocukları dövmek, kılını incitmek değil, senin ders almandır. Tedbirini al!" demektir. Yoksa "o öyle olmuş, bu böyle olmuş" ile hiçbir neticenin ortaya çıkması mümkün olamaz. Zararın neresinden dönülürse kârdırn Bu, aslında şimdiye kadar yapılmayan bir değerlendirme de değil mi?Prof. Dr. Haydar Baş- Milletin can emniyeti, mal emniyeti tehlikeye giriyor. Din ve vicdan emniyeti tehlikeye giriyor. Öyle bir prosedür, öyle bir anlayış, öyle bir hukuki zemin ortaya çıkıyor ki "AB'ye gireceğiz" gerekçesiyle milletin en vazgeçilmez mukaddesleri ile oynanmaya başlandı. Sen, bu ülkede kalkıyorsun, bir sürü kilise evi açıyorsun. "Biz, hür, demokratik, laik bir ülkeyiz" diyorsun. Sana "olma" diyen yok ki. Ama sen, bana, kilise evi açtığın mahallede bir tane Hıristiyan göster de ondan sonra "bunun için ben bunu açtım" gerekçene ben inanayım. Bir tane Hıristiyanın olmadığı mahalleye sen kilise evi açıyorsun. Kime ne yapmak istiyorsun? Ne mesaj vermek istiyorsun? Yani "Hıristiyan olduk" mu demek istiyorsun? Sana, seve seve, "Benim inancımı koruyacak. Başımın örtüsüne sahip çıkacak. Çoluk-çocuğumu rahatça okutacak" diye güvenen vatandaş senin bu halini gördükten sonra niye tepkisini koymasın? Bu millet enayi mi? Elbette tepkisini koyacak. Derslerini almaları lazım. Kendilerini düzeltmeleri lazım. Bunu yaparlarsa, zararın neresinden dönersen kârdır. İnşaallah dönerler.Milletin isyanı AB gündemine n Sizin bu çizdiğiniz fotoğraf önemli ve anlamlı bir fotoğraf. Bunun altını doldurmak anlamında İbrahim Berk'le birkaç noktanın altını çizebiliriz. Vatandaşın tepkisi niye? Hükümete olduğunu biliyoruz ama hükümetin hangi icraatları tepki alıyor? Başbakan iki hafta kadar evvel, "Başörtüsü konusunda biz vatandaşa söz vermedik" dedi. AİHM, Apo'nun yeniden yargılanmasına ilişkin bir karar aldı ve bu kararı hükümet ciddi ciddi tartışıyor. Aslında TCK'nın bekletilmesinde Apo'nun yeniden yargılanmasının önünün açılması çabalarının olduğu ve bunun hükümet içinde ciddi bir tartışma yarattığı medyaya sızmış durumda. Ermenistan sınır kapısı açıldı, açılıyor ve soykırım iddiaları ciddi olarak gündemde. Ege ile ilişkin de"savaş sebebi saymaktan vazgeçmeliyiz" diyen bir Meclis Başkanı var. Bu fotoğraf hakkında ne dersiniz?İbrahim Berk- Hocam ifade etti. Gerçekten burada vatandaşın üç-beş eylemciye verdiği tepkiden ziyade milletin bir sahipsizlik duygusuna son 2-2,5 yıldır itilmiş olması ve milletimize verilen sözlerin aksine ekonomide milletin tamamına hizmet götürme mantığından çok borçları büyüterek, sıcak paraya hizmet ederek, döviz-faiz-borsa üçgeninde çoğu da yabancı olan bir mutlu azınlığa hizmet etmesi dolayısıyla bu, iktidara bir tepkiydi, diye düşünüyorum.Büyüyen şeylere bakıyorsunuz, borçlar büyümüş. Vatandaş bunu görüyor. Büyüyenlere bakıyorsunuz, yabancı sermaye sahipleri döviz cinsinden parayı bozdurup, Türkiye'de bir senede iktidara borç verdikleri zaman % 50 net gelir elde etmişler; düşük kur ve yüksek faizle... İthalat patlamış, sonuçta yerli üretim çökmüş ve biz, tabir-i caizse yabancı sermayeye vergi ödemişiz. Dışarıdaki sanayii finanse etmişiz. İşsizlik büyümüş. Prof. Dr. Haydar Baş- Tarım çökmüş. Vatandaş 4 liraya buğdayını mal ediyor, 3 liraya satamıyor. Müşteri bulamıyor. Sen kalkıyorsun, bu vatandaşın mamulüne pazar bulmak yerine elindeki pazarını alıyorsun. Buğdayı ithal ediyorsun, onu piyasadan çıkartıyorsun. Sen kimin başbakanısın, kimin kabinesisin, kime hizmet ediyorsun?İbrahim Berk- Çiftçi toprağını satıp geçinir noktaya mahkum edilmiş. Hırsızlık, kap-kaç olayları büyümüş. Topladığınız zaman ekonomide sorunlar büyümüş, her tarafta kriz yaşanıyor. Diğer alana geçiyorsunuz. Milletin mağduriyetini giderme vaadiyle geldin. Azınlıklara ilişkin ve yabancıların Türkiye'deki temsilcilerinin önünü açan uygulamalara imza attın. İş geldi, geldi, nerede ise sözde Ermeni soykırımı olayını adeta bir suçluluk duygusuyla Meclis'te ele alıyoruz. Bugüne kadar Türkiye'nin böyle bir ihtiyacı yoktu. AB gündemine aslında milletin isyanı var. Maalesef bugün en yetkili mevkideki insanlar, işte o Yunanistan'a şirin gözükmek için "ona gerek yok, buna gerek yok" diyenler, AB aşkından söz ediyorlar. Yani bir Avrupa fanatizmine, milliyetçiliğine karşı Türk milliyetçiliği haklı olarak bir nefs-i müdafaa tarzında ortaya çıkıyor. Vatanına sahip çıkıyor. Papa'nın ölümü bahanesiyle adeta bu millete yeni bir din ithal edilmeye çalışılıyor. Toplum, bütün bunları topluyor, topluyor, bir noktada da patlıyor.Tabiî burada toplumun haklı tepkisini, milletimizin haklı tepkisini belki de provoke edip farklı kulvarlara çekmek isteyenler olacaktır. Bunun bile iktidarın gerçeği görmesini engellemek dışında bir sonuca varması mümkün değil. Çünkü toplum gerçekten yanlış gördüğü şeye tepki koymak istiyor.

Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşan NATO Liderler Zirvesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştireceğini açıkladı. Kritik zirvede küresel güvenlik ve ikili ilişkiler masaya yatırılacak

24.06.2026 18:20:00
Haber Merkezi
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada NATO Liderler Zirvesi'ndeki diplomasi trafiğinin en önemli ayağını duyurdu. Erdoğan, zirve programı kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa bir araya geleceğini açıkladı. Bu görüşme, iki liderin küresel ve bölgesel gelişmeleri en üst düzeyde değerlendirmesi açısından stratejik bir önem taşıyor.

Masadaki kritik başlıklar

İki lider arasında gerçekleşecek baş başa görüşmenin ajandası oldukça yoğun. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre masada yer alacak öncelikli konular şunlar:

• NATO'nun Geleceği: İttifakın genişleme stratejileri ve savunma harcamaları.

• Bölgesel Güvenlik: Orta Doğu'daki son durum ve terörle mücadelede iş birliği.

• Ukrayna Krizi: Savaşın sonlandırılmasına yönelik barış girişimleri ve stratejik adımlar.

• Ekonomik İlişkiler: Türkiye ve ABD arasındaki ticaret hacmini artırma hedefleri.

Küresel siyasette gözler bu randevuda

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklaması, uluslararası kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, iki liderin yapacağı bu baş başa görüşmenin sadece Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini değil, NATO zirvesinden çıkacak ortak kararları da doğrudan etkileyebileceğini belirtiyor. Zirve sürecinde iki liderin heyetler arası görüşmelerin yanı sıra bu özel formatta bir araya gelmesi, stratejik ortaklığın kritik başlıklarında doğrudan uzlaşı arayışı olarak yorumlanıyor.

Görüşmenin kesin saati ve yerine ilişkin detayların önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir

Dünya Ekonomik Forumu’nun son raporuna göre, gün boyu otoparklarda atıl bekleyen milyonlarca elektrikli araç, enerji krizine karşı devasa birer mobil bataryaya dönüşüyor

24.06.2026 18:00:00
Eyüp Kabil
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Çin'de düzenlenen "Summer Davos" liderler zirvesinde yayımlanan güncel rapora göre, Araçtan Izgaraya (Vehicle-to-Grid / V2G) yani "Her Şeyden Şebekeye" enerji aktarım teknolojisi küresel enerji altyapısını kurtaracak en önemli hamlelerden biri olarak kabul edildi. Yapay zeka yazılımları ve gelişmiş akıllı şebeke altyapılarıyla desteklenen bu sistem, elektrikli araçların sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda şebekeyi besleyen aktif birer güç istasyonu olmasını sağlıyor.

Dünya genelinde elektrik şebekelerinin aşırı yüklenme ve fosil yakıt bağımlılığıyla boğuştuğu bu dönemde, laboratuvardan çıkıp kitlesel üretime hazır hale gelen bu teknoloji, enerji yönetiminde tamamen merkezsiz bir dönemi başlatıyor.


Atıl duran araçlar enerji depolama merkezine dönüşüyor


İstatistiklere göre, dünyadaki binek araçlar ve ev tipi lityum piller günün ortalama yüzde 90'ından fazlasında otoparklarda veya garajlarda hiçbir işlev görmeden bekliyor. V2G teknolojisi, tam da bu atıl kapasiteyi küresel enerji arzını dengelemek üzere devreye sokuyor.

Çift Yönlü Şarj Akışı: Geliştirilen yeni nesil entegre altyapılar sayesinde, elektrikli araç sahipleri pillerini sadece doldurmakla kalmıyor; ihtiyaç anında bu enerjiyi evlerine ya da doğrudan şehir şebekesine geri satabiliyor.

Zirve Saatleri Yönetimi: Elektrik talebinin tavan yaptığı ve kesinti risklerinin arttığı akşam saatlerinde, sisteme bağlı binlerce araçtan şebekeye anlık enerji pompalanıyor.

Maliyet Avantajı: Tüketiciler elektriğin ucuz olduğu gece saatlerinde araçlarını şarj edip, enerjinin pahalı olduğu yoğun saatlerde sisteme geri satarak doğrudan gelir elde edebiliyor.


Yapay zeka ve yenilenebilir enerjinin entegrasyonu


Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük problemi, hava durumuna bağlı olarak sürekli dalgalanma göstermeleridir. Yapay zeka destekli V2G yazılımları, hava tahminlerini ve şehirlerin anlık enerji tüketim verilerini analiz ederek milyonlarca aracın ne zaman şarj olacağını, ne zaman şebekeyi besleyeceğini saniyeler içinde optimize ediyor.

Bu entegrasyon sayesinde yeşil enerji kaynaklarından üretilen fazla elektrik ziyan edilmeden milyonlarca aracın bataryasında depolanıyor. Elektrik üretiminin düştüğü anlarda ise bu piller devreye girerek fosil yakıtlı ek santrallerin çalıştırılması ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyor. Küresel çapta test edilen pilot bölgelerde, bu yöntemle karbon salınımında ciddi düşüşler kaydedildi.


Küresel devlerin altyapı yarışı başladı


Teknolojinin ticari olarak ölçeklenmesiyle birlikte hem otomotiv hem de enerji yazılımı şirketleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Enerji ve akıllı şebeke yönetimi üzerine çalışan yeni nesil teknoloji öncüleri, mevcut elektrik şebekelerinin "gizli" kapasitelerini açığa çıkarmak üzere dijital ikizler ve yeni nesil hibrit transformatörler üretiyor.

Apple, Google ve önde gelen küresel otomotiv üreticileri, araç içi yazılımlarını ve şarj ünitelerini bu çift yönlü enerji aktarım standardına uygun hale getirmeye başladı. Sadece batarya kalitesini koruyan değil, aynı zamanda şebekeyle mikro saniyeler düzeyinde güvenli iletişim kuran bu sistemler, geleceğin akıllı şehirlerinin ana omurgasını oluşturuyor.

Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı

Yapay zekadan fiziksel dünyaya geçiş hızlanırken, bu yılın parlayan yıldızları kanser aşıları, kuantum simülasyonları ve sıfır elektrikle soğutma sağlayan malzemeler oldu

24.06.2026 16:00:00
Eyüp Kabil
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), her yıl merakla beklenen ve geleceği şekillendirecek olan "Top 10 Emerging Technologies" (2026'nın En Önemli 10 Gelişen Teknolojisi) raporunu yayımladı. Frontiers iş birliğiyle yapay zeka analizleri kullanılarak hazırlanan rapor, teknoloji yarışının artık sadece yazılım ve sohbet botlarından ibaret olmadığını; doğrudan sağlık, enerji, altyapı ve gıda gibi fiziksel alanlara kaydığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

2026 yılı, laboratuvarda geliştirilen teorik buluşların küresel ölçekte ticari ve kitlesel üretime geçtiği kritik bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçiyor.


Sağlıkta devrim: Kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşıları


Raporda en çok dikkat çeken unsurların başında sağlık sektöründeki dönüşüm geliyor. Tek tip kanser tedavisi dönemi, yerini hastanın kendi tümör hücrelerine göre tasarlanan kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşılarına bırakıyor.

Çalışma Prensibi: Hastanın tümör dokusu dizilenerek benzersiz mutasyonlar ve proteinler tespit ediliyor.

Bağışıklık Eğitimi: Tespit edilen bu işaretlere özel üretilen mRNA aşısı, hastanın kendi bağışıklık sistemine kanserli hücreleri bulup yok etmeyi öğretiyor.

Klinik Başarı: Güney Karolina'da gerçekleştirilen güncel bir melanom (cilt kanseri) klinik denemesinde, bu kişiselleştirilmiş aşıyı immünoterapi ile birlikte alan hastaların ölüm veya hastalığın nüksetme riskinde yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalma gözlendi.

İlaç keşif süreçlerinde ise Kuantum Simülasyonları devreye giriyor. Klinik denemelere giren her 10 ilaçtan 9'unun başarısız olduğu ilaç sektöründe, kuantum bilgisayarlar moleküllerin atomik seviyedeki davranışlarını simüle ederek milyarlarca kombinasyonu önceden test edebiliyor. IBM ve Moderna ortaklığında yürütülen protein katlanması simülasyonları, yeni ilaçların laboratuvar süreçlerini yıllardan günlere indirmeyi başardı.


İklim ve enerji: Elektriksiz soğutma ve çevre temizliği


2026 yılı küresel sıcaklık rekorlarıyla mücadele ederken, teknoloji dünyası enerji tüketmeyen alternatif çözümlere odaklanıyor. Pasif radyatif soğutma malzemeleri, üzerlerine gelen güneş ışığını doğrudan atmosferin dışına, uzay boşluğuna geri yansıtarak binaların hiç elektrik harcamadan serin kalmasını sağlıyor.

Enerji ve çevre başlıklarında öne çıkan diğer kritik teknolojiler ise şu şekilde devrim yaratıyor:

Doğrudan Lityum Çıkarımı (DLE): Geleneksel buharlaştırma havuzları yerine, tuz düzlüklerinden birkaç saat içinde batarya kalitesinde lityum üreterek elektrikli araç devrimini hızlandırıyor.

PFAS İmhası: Doğada asla yok olmadığı için "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen PFAS maddelerini zararsız bileşenlere ayırarak içme sularını temizliyor.

Hassas Fermentasyon: Genetik olarak programlanmış mikroplar yardımıyla, hayvancılığa ihtiyaç duymadan tanklarda gıda bileşenleri ve ilaç ham maddeleri üretiyor.


Siber güvenlikte yeni çağ: Kafes Tabanlı Kriptografi


Yapay zeka ve kuantum bilgisayarların işlem gücü arttıkça, mevcut internet şifreleme yöntemlerinin siber korsanlar tarafından kırılma riski de büyüyor. WEF raporu, gelecekteki kuantum saldırılarına karşı dijital dünyayı koruyacak olan Kafes Tabanlı Kriptografi (Lattice-based cryptography) teknolojisini yılın en stratejik güvenlik hamlesi olarak ilan etti.

Verileri karmakarışık geometrik kafes yapıları içine gizleyen ve sistemin içine yapay "gürültüler" ekleyen bu yeni nesil matematiksel şifreleme, hem klasik hem de kuantum bilgisayarlarla yapılacak siber saldırıları imkansız hale getiriyor. Teknoloji halihazırda Apple'ın iMessage gibi küresel platformlarında aktif olarak kullanılmaya başlanmış durumda.


"Yazılımdan fiziksel dünyaya geçiş"


Frontiers Baş Editörü Frederick Fenter, bu yılki listeyi değerlendirirken yapay zekanın itici güç olmaya devam ettiğini ancak en büyük etkinin artık yazılım dünyasından fiziksel dünyaya (fabrikalara, hastanelere ve enerji şebekelerine) geçtiğini vurguluyor. 2026 yılı, insanlığın gıda güvensizliği, iklim değişikliği ve tedavisi olmayan hastalıklar karşısında teknolojiyi en somut şekilde sahaya sürdüğü yıl olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.

Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi

Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi

24.06.2026 11:34:00
Haber Merkezi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi.
AFAD verilerine göre, Düzce'de 3.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Deprem saat 08.46'da meydana gelirken sarsıntı 11,32 kilometre derinlikte gerçekleşti.
Deprem Sakarya ve İstanbul'da da hissedildi.

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu

24.06.2026 11:15:00
AA
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı
Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı
Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesindeki imha sahasında, Assan Grup isimli firmanın patlatma faaliyeti sırasında meydana gelen patlamada özel şirket çalışanı 2 personelin hayatını kaybettiği açıklandı

23.06.2026 16:59:00
Anadolu Ajansı
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesinde imha sahasında mühimmatın kazara patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, saat 14.00 sıralarında Yahşihan ilçesi Bedesten mevkisindeki imha sahasında, gerçekleştirilen AR-GE faaliyetleri esnasında mühimmatın kazara patlaması sonucu özel şirket çalışanı 2 personelin vefat ettiği belirtildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Olayın ardından AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlar süratle bölgeye sevk edilmiş, bölgede gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Meydana gelen olayla ilgili adli ve idari inceleme başlatılmış olup süreç ilgili makamlarca titizlikle takip edilmektedir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz."

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Van'da kahreden kaza: 1 şehit

Van-Erciş kara yolunda meydana gelen trafik kazasında 1 jandarma personeli şehit oldu, 5 kişi yaralandı

23.06.2026 14:00:00 / Güncelleme: 23.06.2026 14:02:45
Haber Merkezi
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'ın Erciş ilçesinde Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğu trafik kazasında 3'ü jandarma personeli 5 kişi yaralandı.

Van-Erciş kara yolunda sürücüsünün ismi öğrenilemeyen 06 DJA 494 plakalı hafif ticari araç, jandarma personelinin bulunduğu araca arkadan çarptı.

Çevredekilerin haber vermesi üzerine kaza yerine 112 Acil Sağlık, polis, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Kazada yaralanan 3 jandarma personeli ile hafif ticari araçta bulunan 2 kişi, ambulanslarla Erciş Şehit Rıdvan Çevik Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Bir süre trafiğe kapanan yol, araçların kaldırılması ve incelemelerin tamamlanmasının ardından geçişlere açıldı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, kazada Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğunu açıkladı.

Şehit olan jandarma personelinin Adana nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.

AVM'de racon kesenler enselendi


 
Afyonkarahisar'da bir alışveriş merkezinde (AVM) kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtıp, denetim yaptığı görüntüler sosyal medyada yer alan şüpheli, beraberindeki 5 kişiyle yakalandı.

23.06.2026 10:54:00
HABER MERKEZİ/AA
AVM'de racon kesenler enselendi
AVM'de racon kesenler enselendi

Afyonkarahisar'da bir alışveriş merkezinde (AVM) kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtıp, denetim yaptığı görüntüler sosyal medyada yer alan şüpheli, beraberindeki 5 kişiyle yakalandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi" suçu kapsamında hakkında soruşturma başlatılan Ferhat A. ve 5 şüpheliyle ilgili gözaltı kararı, arama ve el koyma talimatı vermişti.

Bugün düzenlenen operasyonla Ferhat A, Ergin V, Seyit Ahmet A, Mustafa G, Eyüp V. ve Yusuf Y. gözaltına alındı.

Zanlılar, sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.