logo
22 MART 2026


Yanlıştan vazgeçilmeli

30.06.2005 00:00:00
Bu normal büyüme değilBTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi politikasını değerlendirdi. Açıklanan yüzde 9.9'luk büyüme oranının ekonominin şartlarına göre oluşmuş bir büyüme olmadığına işaret eden Prof. Dr. Baş, "Bu şekilde olan büyüme Türkiye'nin geriye gittiğini, iflas noktasında olduğunu gösteren büyümedir" dedi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu haftaki "Haftanın Sohbeti"nde Nihat Hekimoğlu'nun, büyüme, enflasyon, tarım ve hayvancılık, stratejik KİT'lerin özelleştirilmesi, AB ve Güneydoğu'da yeniden başlayan PKK terörü konularındaki sorularını cevaplandırdı. n Hocam, IMF son bir açıklama yaptı. Türkiye'deki  % 9,9 olduğu söylenen büyümenin stok artışından kaynaklandığını söyledi. Bu, sizce ne anlama geliyor?Prof. Dr. Haydar Baş- Biz, bunu zamanında söyledik. Türkiye'de olan büyüme ekonominin şartlarına göre bizim anladığımız büyüme değil. Bu şekilde olan büyüme Türkiye'nin geriye gittiğini, iflas noktasında olduğunu gösteren büyümedir. Olayı net olarak ortaya koyarsak bizi takip edenler meseleyi çok daha net anlarlar. Siz imalatçısınız. Mamulünüzü hammadde olarak alıyorsunuz, imal ediyorsunuz. Ve fakat satamıyorsunuz. Yani bir iş yapıyorsunuz. Mevcut olan işçi ile birlikte kapasitenizi arttırmak istiyorsunuz, imalatınızı devreye koyuyorsunuz ve onu mamul haline getiriyorsunuz. Fakat bu mamulü pazarda satamıyorsunuz. Bunu fabrikanızda tutmanız da mümkün değil. Ambarınızda stok edeceksiniz. Bu şekilde ambarlarınız malla dolup taşacak. Ambarların malla dolup taşması demek vatandaşın sizin imal ettiğiniz mamule müşteri olmaması demektir. Bunun adına büyüme denmez. Bunun adına ekonomide tıkanma denir. Ekonomi tıkandı. Niye tıkandı? Sizin imal ettiğiniz mamulün müşterisi olmadığı için alıcı yok. Görünüşte müthiş bir üretim var. Hakikatte pazarlama olmadığı için ardından da "ben bu üretimi neden yaptım?" diye korkunç bir pişmanlık var. Hatırlarsanız bu olaylar başladığı zaman bendeniz ne demiştim? "Sakın KOBİ'ler, sanayi kesimi kredi alıp imalat yapmasın. Zira imal ettiği mamulleri satması hiç mümkün değildir. Stokları artacak, bu mamuller ellerinde kalacaktır" demiştim. Bir mamul arz edildiği zaman ona talep olması lazım. Müşterinin talebini ortaya koyan tek amil cebindeki parasıdır. Türkiye'de hatırlarsanız uzun zamandan beri bizim üzerinde durduğumuz konu, tüketim bitmiştir. Tüketici kimdir? İşçidir, memurdur, esnaftır, emeklidir, tarım kesimidir, ormancısıdır, köylüsüdür, denizcisidir, hülasa her gün içiçe olduğumuz insanımızdır. Bu bitti. Aldığı maaş yetmiyor. Sen yılda % 4-8 zam vereceksin, "Türkiye'de % 8 enflasyon var" diyerek hakikatleri gizlemeye çalışacaksın, ayda benzine en az % 8-10 zam yapacaksın. Ondan sonra yılda da "%8 oranında enflasyon var" diyeceksin. Vatandaşın maaşına da bu oranda zam yapacaksın. Dolayısıyla vatandaşta alım gücü tükenmiştir, bitmiştir. Müşteri mala talip olmayınca senin imal ettiğin mamuller ambarda kalacak. Bunun adına stokların artışı denir. Biz onun için "Hele borç alıp da kredilerle beraber imalatınızı yapmayın. Bu malınızı satamayacaksınız. Elinizde kalacak. Korkunç derecede zarar edecek, iflasa sürükleneceksiniz" dedik. Aynen böyle oldu. IMF bunu bugün gördü. Türkiye'de öyle ifade edildiği gibi %9 büyüme yok. bunlar laf ü güzaftır. Büyüme olduğu zaman her taraf şantiye demektir. Her taraf iş yapıyor, harıl harıl çalışıyor, demektir. İnşaatçısı, tarım kesimi, ormancısın, sanayicisi, işçisi, emeklisi, herkes çalışıyor demektir. Böyle bir şey var mı? Yok. Olmadığına göre bizde büyüme yoktur. Enflasyon düşmedin Hocam, Türkiye'de enflasyon düştü diyorlar. Ama ayda da benzine üç dört defa zam yapıyorlar. Bu ne anlama geliyor?Prof. Dr. Haydar Baş- Zaten bunun dışında başka bir şey olması da hiç mümkün değil. Türkiye'deki imalat fiyatları almış başını gidiyor. Yalnız, yiğidi öldür hakkını ketmetme. Enerji fiyatlarında bir düşüş olmaya başladı. Sigorta fiyatları, Bağ Kur pirimleri aşağı çekilecekmiş deniliyor. Bunlar biraz biraz olursa imalat fiyatları aşağı düşmeye başlar. Yalnız, bunları aşağı düşürseniz bile hammadde almış başını gitmiş. İmalatçıların çoğu bundan şikayet ediyor. Hammaddenin fiyatları aşağı düşmesi lazım. Asıl maliyet enflasyonunu vücuda getiren amil de bu. Kredi faizlerini nominal olarak aşağı düşürüyorlar reel olarak düşüremiyorlar. Bunlar olmadığı müddetçe düştü gibi söylenmesine rağmen enflasyonun aşağı düşmesi hiç mümkün değildir. Aslında parayı piyasadan çekerek yapmak istedikleri talep darlığı enflasyonu aşağı çekmek yerine ekonomiyi durdurmak, yok etmek manasınadır. Liberal ekonomistlerin bilmedikleri şu husus vardır: Piyasanın, piyasa fiyatlarını dengeleyebilmesi için aynı cins mamullerin piyasada rekabet imkanına sahip olması lazımdır. Herkes kendi mamulünü, hem de kalitelisini arz eder. Arz ettiği bu mamuller arasında rekabet imkanı doğar. O takdirde enflasyon aşağı düşer. Satıcı mamulüne az kâr koyar. Bu şekilde hem alan hem  satan memnun olur. Halbuki şu anda zoraki aşağı çekilmek istenen enflasyon mantığı bir anda hortlayabilir. Cebindeki parayı alırsın. Talep olmaz. Para cebine girdiği zaman aynı mamul hortlayarak yukarı çıkar. O zaman ne anladım ben bu enflasyonun aşağı düşmesinden. O da olmuyor ya. Yani rekabet piyasasını oluşturarak kaliteli malla piyasaya girmek ve az kârla onu satma durumuna getirmektir enflasyonu aşağı çekmek. Bunu yapmadıktan sonra yapılan çalışmalar akamete mahkumdur.TÜPRAŞ, PETKİM, Telekom, Erdemir neden özelleştiriliyor? n Türkiye'nin en önemli kuruluşları, TÜPRAŞ, Erdemir, Türk Telekom vs. özelleştirmede son aşamaya getirildi. Bu firmalar Türkiye'nin en güçlü, önemli, çok kazanan, stratejik firmaları. Böyle firmaların özelleştirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Bu özelleştirme furyası rahmetli Özal zamanında KİT'lerin özelleştirilmesi programı ile ortaya çıkmıştı. Gerçekten de o tarihlerde KİT'ler millet, devlet için çok büyük bir yüktü. Hantal bir yapıya sahiptiler. Bu hantal yapının kâr etmesi bir yana yürümesi bile mümkün değildi. Bunun üzerine kamu kurum ve kuruluşları KİT'ler başta olmak üzere özelleştirilecek denildi, bunun da hayata geçmesi için faaliyetler başladı. O gün hakikaten hantal kuruluşların özelleştirilmesi devletin sırtından bir yükün atılması manasına gelebilir. Ama şu anda özelleştirmeye gayret ettiğimiz kurumların tamamı devlete mütemadiyen kâr getiren kurumlar. Ve devlet için olmazsa olmaz kurumlar. Yani tabiri caizse adamın gözlerini çıkarması gibi bir şey. Bu göz olmazsa sen görmeyeceksin, bu kulak olmazsa işitmeyeceksin. TÜPRAŞ'ı, PETKİM'i, Telekom'u sen niye özelleştiriyorsun? Bu kadar işçi istihdam ediyorsun. Bu kadar kâr elde ediyorsun. Burada bunu özelleştirmeye çalışmak rant kesimine hibe etmek gibi bir manaya geliyor. Şayet bundan milletin kârı var da millet buna karşı çıkıyorsa o zaman milletin muhakemesinin noksan olduğu ifade edilebilir. Ama rakamlar milletin gözünün önünde. Dolayısıyla yanılması mümkün olmayan milletin halidir. Millet yanılmıyor. Yanılan kim? Bu kâr getiren kurumları milletin elinden alarak şu veya bu kuruma devretme düşüncesinde bulunan kim ise onlardır. Ben bu tip kurumların özelleştirilmesine tamamen karşıyım. Bunlar millete ve devlete, eskilerin tabiriyle akar getiriyor. Bu, senin için ciddi bir akar. Bir noktada Arabın petrolü varsa senin de bu kurumların var. Sen şimdi bu kurumları özelleştiriyorsun. Bu, devleti zaafiyete uğratmak ve biçare hale getirmek gibi bir olaydır. Sayın idarecilere tavsiyem, bu yanlış tavır ve düşüncelerden acele vazgeçmeleridir. Vazgeçebilirler mi? Şayet söz vermemişlerse, evet; vermişlerse, hayır. Bunu netice gösterecek.Tarım ve hayvancılık bitirildin Hocam, tarımda özellikle hububatta uygulanan politikalarda devlet, adeta, "ben devlet olarak hububat almayacağım. Dileyen dilediği fiyatı versin, alsın" gibi bir politika uyguluyor. Bu politika ne getirir, ne götürür?Prof. Dr. Haydar Baş- Bu politikanın ne getirip götürdüğü mühim değil. Devletin Türk tarımını bitirmeye karar verdiği realitesi ortada var. Sen, tahkimi koyuyorsun. Sen tahditi koyuyorsun. Şeker yasasını çıkartıyorsun. Tütün yasasını çıkartıyorsun. Ondan sonra bana bu ne getirir diyorsun. Bu, bela getirir, kârı alıp götürür. Bunun da serbest piyasa ekonomisine geçmek için yapıldığı iddiası var. Bunların tamamı yanlıştır. Bizim Batı ile aramızda bu konularda fersah fersah farklar var. ABD çiftçisinin yetiştirdiği ürünlere pazar bulmuyor. AB ülkeleri çiftçisinin yetiştirdiği ürünlere Pazar bulmuyor. Doğru. Ama aynı ABD, aynı AB tarım kesimin acayip derecede sübvanse ediyor. Bir yıl içinde 50 milyar dolarlık destek fonları ile sübvanse ediyor. Bu adam malını bedavaya satsa zarar etmez. AB ülkelerinde tarım kesimine 60 milyar dolar destek veriliyor. Değil mi ki devlet bu kadar yüklü destek veriyor, onun malının satılmasına gerek yok ki. Kaldı ki bu derece büyük imkanlara malik olan tarım kesimi kendine elbette pazar da bulabilir. Dünyanın her tarafına mamulünü götürür. Zaten IMF ve AB şartlarından bir tanesi de "Gümrük duvarlarını kaldıracaksınız. Bizim tarım mamullerimiz sizin dünyanıza girecek"tir. Kabul edelim bu insan mısırını, buğdayını dörde üretti. Dörde ürettiğinin bir mislini devletten aldı. Niye bunu 2 liradan gelip Türkiye'de pazarlamasın. Pazarlar. Aldığım yanına kâr diyecek. AB'de, ABD'de böyle. Bu insanlar gümrük duvarını da sana aşağı indirttikleri için getirip senin elindeki mamulün karşısında kendi ürettiğini ucuz fiyattan sattırıyor. Bu sefer ne oluyor? Senin köylünün elindeki buğday, mısır talepsiz kalıyor. Çürümeye terk ediliyor. 400 liraya mal ettiği buğdayı 230 liraya satamıyor. Bu çok yanlış, korkunç bir yok etme, çürütme politikasıdır. Siyasetin acilen karar verip Türk tarımının yanında yer alması lazım. Bunu yaptığımız zaman tamamen tarım kesimi desteklenecektir. Bunu yapabilmek için de bütçede çok ciddi pay ayırması lazım. Böyle bir şey de şu ana kadar olmamış. Yapmaları da hiç mümkün değil. Zaten IMF, AB buna müsaade etmez. Bu siyasi gidişle Türk tarımı ve hayvancılığı bitirilmiştir. Şöyle bir tehlike daha var. Vatandaş geçimini temin etmek için mamulünü satamadığı için ne yapacaktır? Elindeki tarlasını satmak durumunda kalacaktır. Dikkat ederseniz Anadolu'da vatandaşımız yüzde yüz muhtaç olduğu elindeki toprakları geçimini temin etmek maksadıyla ecnebi eşhasa satma durumunda kalıyor. Her zaman bunu söylüyorum. Kimse elindeki bir karış toprağı satmasın. Onlar, altından daha kıymetli varlıklarımızdır. İleride bu işler düzelecek. Bu, çok devam etmez. İki yıl sonra aklımızı başımıza devşirirsek onlarla siyasette buluşuruz. Her yönü ile kârımıza olan hayata geçer. Daha malımız tarlamızda iken % 50'si avans adı altında cebimizde olur. Devlet bunu pazarlar. Geri kalanı da o zaman cebine koyar. Sıkıntıdan kurtulur. Yani her darlığın arkasından tarım kesimi iyi bilsin bir kolaylık vardır. İnancımıza, itikadımıza da bağlı kalalım. Ye'se düşmeyelim. Ama çalışmayı da ihmal etmeyelim. Bunu nasıl hayata geçireceğiz diye düşünüp, senin yanında olanla el ele vereceksin, beraberce bu işi halledeceksin. İş de nihai noktaya varacak. Elini böğrüne koyup ağlamak da senin yapacağın iş değil.Aklın yolu birdirn Hocam, AB'de son anayasa oylamalarından sonra yapılan liderler zirvesinin ardından eski AB Komisyonu başkanı Romano Prodi'nin bir açıklaması oldu. Avrupa ülkelerinde annelerin çocuklarını korkutmak için anneciğim Türkler geliyor demelerini hatırlattı. Ardından yeni Papanın açıklaması yansıdı. "Türkiye Hıristiyan kökene sahip olmayan İslam kültüründen etkilenmiş bir ülkedir..." ile başlayan, yani Hıristiyan olanlar AB'ye girebilir, olmayanlar giremez manasında bir açıklama yaptı. Ortada böyle bir tablo var. Ne diyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Biz, Romano Prodi'nin ifade ettiği hususu 20 sene evvel dedik. O günden bugüne de diyoruz. Bu bir kanundur. Ne hikmetse bizim aydınımız meseleleri görmek istemiyor. Toplumda kabul etseniz de etmeseniz de toplumu toplum yapan değerler vardır. Bu değerler üzerine bireyler yetişir, toplum kuralları belirlenir, insanlar o toplumun malı olurlar. Bizi yetiştiren kurallarla Batı arasında mukayesesi mümkün olmayacak farklar var. Adam diyor ki "Sen İslam kültürü ile yetiştin. Benimki ile bir değilsin. Seninki Tevhid, benimki Teslistir. Senden ben, benden de sen olmaz" diyor. Burada Batılı haklı. Haksız olan biziz. Ama diyeceksiniz ki "Siz vazifenizi yerine getirin. Biz sizi alacağız." Oradaki espri de şu: Türkiye'den alınması gereken bir takım tavizler var. Bunu ona düz yoldan yaptıramıyorlar. Baktı ki bunlar da ona âşık. Bari alınması gereken tavizleri bu yolla alalım, ondan sonra bir tekme kovalım, diyorlar. Bu mantıkla Kıbrıs elimizden gidiyor. Kıbrıs bu noktaya gelir miydi? Ege, İstanbul Suriçi, Güneydoğu elimizden gidiyor. Kuzey Irak'ta federasyon kuruldu. Musul-Kerkük elimizden gitti. AB gelişmeleri olmamış olsa, "müzakere edilecek, gireceksiniz" ihtimalleri olmamış olsa bunların hiç biri olamazdı. Aklın yolu birdir.n Hocam, medyaya Başbakan'ın bir ifadesi yansıdı. Mercedes fabrikasındaki bir törende, "Türk insanı yaşarken Mercedes'e binemiyor. Bari öldüğünde binsin diye Mercedes marka cenaze arabaları aldık" dedi. Türk milleti buna mı layık?Prof. Dr. Haydar Baş- Sayın Başbakan, herhalde bunların dirisi değil ölüsü hayırlı, diyor. Ben ona katılmıyorum. Türk milletinin dirisine Mercedes layık. Altının kıymetini sarraf bilir. n

Yalnızlık pek çok hastalığı tetikliyor


 
Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2025'te yayımladığı "Yalnızlıktan Sosyal Bağlantıya: Daha Sağlıklı Toplumlar İçin Bir Yol Haritası" başlıklı raporu, yalnızlığın küresel ölçekte yaygın bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. 

21.03.2026 22:52:00
MURAT ÇORBACI
 Yalnızlık pek çok hastalığı tetikliyor
 Yalnızlık pek çok hastalığı tetikliyor

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2025'te yayımladığı "Yalnızlıktan Sosyal Bağlantıya: Daha Sağlıklı Toplumlar İçin Bir Yol Haritası" başlıklı raporu, yalnızlığın küresel ölçekte yaygın bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.

Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, konuya ilişkin açıklamasında, yalnızlığın beyinde sürekli bir tehdit algısı oluşturduğunu belirterek, "Kortizol yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres hali içinde kalıyor" ifadelerini kullandı. Yalnızlığın sadece ruhsal bir durum olmadığını ifade eden Zahmacıoğlu, "Kalp hastalıkları, diyabet, demans ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor. Yalnızlık beyinde sürekli bir tehdit algısı yaratıyor, kortizol yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres hali içinde kalıyor" değerlendirmelerinde bulundu.

Zahmacıoğlu, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinin tek kişilik hane sayısının 5.5 milyonu aştığını ortaya koyduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: "Son 10 yılda yalnız yaşayanların sayısındaki artış yüzde 60'ın üzerinde. En yüksek oranlar İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde görülüyor. Bu artış, toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu. Bireyselleşme sosyal bağları zayıflatıyor. Yalnızlık artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geliyor." Öte yandan araştırmalar, 18-25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60'a ulaştığını gösteriyor. Bu, 'kimsem yok' yalnızlığı değil, kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik."

İsrail'in gözü Anadolu'da


 
Çin-Kanada asıllı eğitimci, yorumcu ve Youtuber Ciang Şüeçin, "İsrail'in 'Büyük İsrail Projesi' adı verilen bir hedefi var. Haritanın tamamına bakıldığında bu, Anadolu'ya, Türkiye'nin güneyine ve hatta Suudi Arabistan'a kadar uzanıyor" dedi.

21.03.2026 22:43:00
Haber Merkezi/AA
İsrail'in gözü Anadolu'da
İsrail'in gözü Anadolu'da

Youtuber kimliğiyle ön plana çıkan eğitimci Ciang Şüeçin, ABD'li gazeteci Tucker Carlson'a verdiği mülakatta, ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

İsrail'in gözü Anadou'da

Söz konusu savaşın en çok "İsrail'in lehine olduğunu" söyleyen Ciang, "Çünkü İsrail'in 'Büyük İsrail Projesi' adı verilen bir hedefi var. Haritanın tamamına bakıldığında bu, Anadolu'ya, Türkiye'nin güneyine ve hatta Suudi Arabistan'a kadar uzanıyor" ifadelerini kullandı. Ciang, oyun teorisine göre İsrail'in "Büyük İsrail Projesi"ni gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engelin İran değil ABD olduğunu savunarak, şu ifadeleri kullandı: "İsrail baskın hale gelirse, Orta Doğu'nun egemen gücü olur. ABD'yi denklemden çıkarmanın bir yolunu bulması gerekiyor. Ve açıkçası bu savaş, ABD'nin gücünün sınırlarını da ortaya koydu."

ABD halkı savaşı istemiyor

ABD halkının savaş istemediğini söyleyen Ciang, ne olursa olsun ABD'nin Orta Doğu'dan çekilmek zorunda kalma ve İsrail'in projesini gerçekleştirme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi.

ABD ordusu çok hantal

İsrail'in, ABD'yi Orta Doğu'dan çıkarabilmek için bu savaşa sürüklediği görüşünü paylaşan Carlson, İsrail'in bu hedefinde başarılı olup olmayacağını sordu. Ciang ise bu soruyu, "Savaşın gidişatına bakılırsa, bu plan işe yarayacak gibi görünüyor. Bunun nedeni ise ABD ordusunun yıllardır gerçek bir savaşta yer almamış olması" şeklinde yanıtladı.
İran'daki durumun 2003'teki Irak'tan çok daha farklı olduğunu vurgulayan Ciang, ABD ordusunun da bu savaşı istemediği değerlendirmesinde bulundu.

İran dronlarla devasa gemileri püskürttü

Ciang, ABD'nin "yıkıcı güce" sahip çok sayıda gemiyle İran'ı tehdit ettiğini ancak bu gemilerin dronların hedefi olmamak için İran'a çok yaklaşamadığını ve bu yüzden "işe yaramadığı"nı savundu. İran'ın 20 yıldan fazla süredir hazırlandığını ve ABD'nin hamlelerini bildiğini ifade eden Ciang, "ABD ordusu çok hantal ve İran ordusu kadar çevik ve dirençli değil." dedi.

İsrail rasyonel davranmıyor

ABD'nin İsrail'i kontrol altına almasının mümkün olup olmadığı sorusuna Ciang, İsrail'in "rasyonel" davranmadığı yanıtını verdi. Ciang, "İsrail'den gelen videolarda din insanları, savaşın Tel Aviv'i yerle bir etmesine rağmen iyi olduğunu çünkü bu sayede Mesih'in geleceğini söylüyorlar. İsrail'in en büyük baskı altında olduğunda ve varlığı tehdit edildiği zamanda Tanrı'nın müdahale edeceğine inanıyorlar" diye konuştu. Ciang, "Amerikalıların dörtte biri Evanjelik ve bu kişilerin çoğu da Hristiyan siyonist. Dolayısıyla, İsrail'in, Tanrı'nın planının gerçekleşmesi ve İsa'nın geri dönüşü için hayati bir öneme sahip olduğuna inanıyorlar." dedi. Milyonlarca üyesi olan "İsrail İçin Birleşen Hristiyanlar Örgütü"nü (CUFI) hatırlatan Ciang, "Bu kişiler, Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini ve Orta Doğu'daki çatışmaların büyük kısmını finanse eden kişiler" ifadesini kullandı. Ciang ayrıca, "Hristiyan siyonizminin" ABD'de çok önemli bir siyasi güç olduğunu dile getirdi.

Türk tatilciler Yunanistan'ın Midilli Adası'nda mahsur kaldı

Ramazan Bayramı tatilini Yunanistan'ın Midilli Adası'nda geçiren Türk tatilciler, adada şap hastalığı salgını nedeniyle greve giden Midilli çiftçilerin başlattığı eylemler nedeniyle adada mahsur kaldı

21.03.2026 19:40:00 / Güncelleme: 21.03.2026 19:59:08
İHA
Türk tatilciler Yunanistan'ın Midilli Adası'nda mahsur kaldı
Türk tatilciler Yunanistan'ın Midilli Adası'nda mahsur kaldı
Midilli Adası'nda şap hastalığı salgını nedeniyle çiftçiler greve gitti. Limanın içinde de eylem yapan çiftçiler, limanın girişini ellerinde sopalarla kapatarak, Ayvalık ve Aliağa'ya dönmek isteyen feribotların iskeleden ayrılmasına engel oldu.



Ramazan Bayramı tatilini Yunanistan'ın Midilli Adası'nda geçiren Türk tatilciler, eylemler nedeniyle adada mahsur kaldı.



Edinilen bilgilere göre, çiftçilerin liman içindeki Türk tatilcilerinin sadece iki feribotla geri dönmesi şartıyla Türkiye'ye dönmelerine izin verdikleri, ancak liman dışında kalan Türk tatilcilerin ise limana sokulmamalarına yönelik eylemlerini sürdürdükleri öğrenildi.

Ordu'da kıyıya insansız deniz aracı vurdu

Ordu'nun Ünye ilçesinde sahilde insansız deniz aracı (İDA) bulundu

21.03.2026 16:25:00 / Güncelleme: 21.03.2026 16:30:12
İHA
Ordu'da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
Ordu'da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
Olay, ilçeye bağlı Yüceler Mahallesi sahilinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, sahilde bir cismin bulunduğunu fark eden vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye jandarma ekipleri sevk edildi.



Yapılan incelemede cismin insansız deniz aracı (İDA) olduğu değerlendirildi.



Bölgede jandarma ekipleri tarafından güvenlik önlemleri alınırken, çevre güvenlik çemberine alındı. Yapılacak detaylı incelemenin ardından İDA'nın yaklaşık 2 mil açığa çekilerek imha edileceği öğrenildi.



Olayla ilgili inceleme sürüyor.

Bayramın ikinci gününde İstanbul'da trafik yoğunluğu

İstanbul'da trafik yoğunluğu bayramın ikinci gününde yağışında etkisiyle arttı. Trafik yoğunluğu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cep Trafik verilerinde öğlen saatlerinde yüzde 62 olarak ölçüldü

21.03.2026 16:22:00 / Güncelleme: 21.03.2026 16:25:23
İHA
Bayramın ikinci gününde İstanbul'da trafik yoğunluğu
Bayramın ikinci gününde İstanbul'da trafik yoğunluğu
Ramazan Bayramı'nın ikinci gününde yağmurun da etkisini göstermesiyle birlikte İstanbul'da trafik yoğunluğu yaşanıyor.



İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Yoğunluğu Haritası verilerine göre, trafik yoğunluğu saat 13:28 itibarıyla yüzde 62'ye ulaştı.



Öğle saatlerinde Hacıoğlu E-5 Ankara istikametinde her uzun araç kuyrukları oluştu.

Silifke'de hortum seraları yerle bir etti

Mersin'in Silifke ilçesinde etkili olan hortum, tarım alanlarında büyük zarara yol açtı. Atayurt ve Arkum mahallelerinde görülen hortum, örtü altı üretim yapılan seraları adeta yerle bir etti

21.03.2026 15:59:00 / Güncelleme: 21.03.2026 16:04:56
İHA
Silifke'de hortum seraları yerle bir etti
Silifke'de hortum seraları yerle bir etti
Edinilen bilgiye göre, hortum nedeniyle hasadı devam eden çilek, muz, domates, ahududu, gojiberry ve kavun seraları büyük ölçüde zarar gördü. İlk belirlemelere göre yaklaşık 80 dönüm çilek, 50 dönüm muz, 30 dönüm ahududu ve gojiberry, 10 dönüm domates ile 5 dönüm kavun ekili alanın etkilendiği bildirildi.



Şiddetli hortum sadece tarım alanlarıyla sınırlı kalmadı. Bazı evlerin çatıları uçarken, bölgede yaşayan vatandaşlar kısa süreli panik yaşadı. Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmaması sevindirdi.



Silifke Ziraat Odası Başkanı Kemal Gezer, Atayurt ve Arkum mahallelerinde meydana gelen zararın büyük olduğunu belirterek, "Muz, çilek, gojiberry, ahududu, domates ve kavun olmak üzere tam hasada gelmiş ürünlerimizde ciddi zarar oluştu. Üreticilerimizin hem bayramını kutluyor hem de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Allah'tan bir daha böyle afetlerin yaşanmamasını diliyoruz" dedi.



Silifke İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin sahada hasar tespit çalışmalarına başladığı, üreticilerin zararının belirlenmesi için incelemelerin sürdüğü öğrenildi.

Deprem şehitliğinde hüzünlü bayram

Kahramanmaraş'ta depremzede vatandaşlar, Ramazan Bayramı'nın ilk günü yakınlarının kabirlerini ziyaret etti

20.03.2026 14:55:00 / Güncelleme: 20.03.2026 14:58:15
İHA
Deprem şehitliğinde hüzünlü bayram
Deprem şehitliğinde hüzünlü bayram
Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybeden binlerce kişi, Dulkadiroğlu ilçesi Kapıçam Şehir Mezarlığı'na defnedilmişti. Ramazan Bayramı'nın birinci gününde depremzedeler, yakınlarının kabirlerini ziyaret etti. Vatandaşlar, sevdiklerinin mezarlarında Kur'an-ı Kerim okuyarak, dua etti. Bayramı yakınlarından ayrı geçirmenin acısını yaşayan depremzedeler, bu yıl da bayram sevincinin yerini derin bir hüzne bıraktığını dile getirdiler.



Sultan Güzel, depremde hayatını kaybeden kızını ziyarete geldiğini kaydederek, "Duygularımız acı ve acımız da taze. Böyle yaşamaya çalışıyoruz" dedi.



Depremde yakınını kaybeden İsmail Nacar, "Unutamıyoruz, aynı gün gibi 6 Şubat hiç geçmiyor. Allah rahmet eylesin" ifadelerini kullandı.

Hatice Nacar ise, "2 aylık gelindi kızım. Daha kınası elinde duruyordu rahmetli oldu. Onun yanına geldik. Allah rahmet eylesin" dedi.



Devlet Daşçal da depremde yakınlarını kaybettiğini söyleyerek, "Yanımda hissediyorum. Gelip gidiyoruz, dualarımızı yapıyoruz ne yapalım. Hepsine rahmet olsun" diye konuştu.

İran'ın kararlılığı geri adım attırdı


 
ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu'ya "İran'ın petrol ve doğalgaz sahalarına saldırmamasını" söylediğini belirtti. Kararın İran'ın Katar'daki doğal gaz sahalarını vurması üzerine alınması dikkat çekti. 
 

20.03.2026 14:35:00 / Güncelleme: 20.03.2026 14:58:35
Haber Merkezi/AA
 İran'ın kararlılığı geri adım attırdı
 İran'ın kararlılığı geri adım attırdı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya, "İran'a ait petrol ve doğalgaz sahalarına saldırmamasını" söylediğini ifade etti. ABD Başkanı Trump, Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae'yi Beyaz Saray'da kabul ederken, Oval Ofis'te basına açık görüşmede İran gündemini değerlendirdi. Trump, Amerikan askerlerinin İran'a ayak basıp basmayacağı konusunda net bir değerlendirme yaparak, "Herhangi bir ABD askerlerini göndermiyorum, göndersem size söylemezdim ama göndermiyorum" dedi.
İsrail'in İran'a ait petrol tesislerini hedef alması konusundaki görüşü sorulan Trump, bu konuyu İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüştüğünü söyledi.
Trump, "Ona bunu yapma dedim. O da yapmayacak. Biz bağımsız ülkeleriz, çok iyi anlaşıyoruz, koordineli çalışıyoruz, ama bazen o (Netanyahu) bir şey yapıyor ve ben bundan hoşlanmıyorsam, artık bunu yapmıyoruz" şeklinde konuştu.

Trump'tan NATO'ya Hürmüz Boğazı tepkisi

Öte yandan Trump, Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda ABD'ye destek olmayacaklarını açıklayan NATO ülkelerine tekrar tepki göstererek, bu konuda hayal kırıklığı yaşadığını vurguladı. NATO'dan farklı olarak Japonya'nın kendilerine İran konusunda yardımcı olacağını düşündüğünü kaydeden Trump, "NATO'ya gelince, Hürmüz Boğazı'nı savunmamıza yardım etmek istemiyorlar, oysa buna en çok ihtiyaç duyanlar onlar" değerlendirmesini yaptı. İran'a ait Hark Adası'nı isteseler kısa sürede ele geçirebileceklerini savunan ABD Başkanı, adadaki petrol boru hatlarına ve altyapıya zarar vermek istemedikleri için adaya dokunmadıklarını savundu.
Trump, İran'ın nükleer silah edinmeye çok yaklaştığı yönündeki söylemini yineleyerek, "Bu geçici askeri müdahaleyi yapmak zorundaydık. İran tüm Orta Doğu için bir tehditti ve bunu herkes biliyordu. İran'da neler olup bittiğini görüyordum, bu geçici askeri müdahaleye başlamak hiç hoşuma gitmiyordu ama bunu yapmak zorundaydık" dedi. ABD Başkanı, "İsterseniz bu işi iki saniyede bitirebilirsiniz. Ama biz çok sağduyulu davranıyoruz" yorumunu yaptı.

Diyanet İşleri Başkanı'ndan Ramazan Bayramı mesajı

Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş bayram mesajında, "Bayram günlerini birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek, gönülden gönüle köprüler kurmak için bir fırsat olarak değerlendirelim" ifadelerini kllandı

20.03.2026 10:19:00
Anadolu Ajansı
Diyanet İşleri Başkanı'ndan Ramazan Bayramı mesajı
Diyanet İşleri Başkanı'ndan Ramazan Bayramı mesajı

Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş, "Bayramlar, kardeşlik bilincinin güçlendiği, muhabbet ve dayanışmanın çoğaldığı ve bizi biz yapan değerlerin hayat bulduğu bereketli zamanlardır. Bu sebeple bayram günlerini birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek, gönülden gönüle köprüler kurmak için bir fırsat olarak değerlendirelim." ifadesini kullandı.

Arpaguş, Ramazan Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, zamanın insana emanet edilen en kıymetli hazine olduğunu belirtti.

Ömür sermayesi durmaksızın akıp giderken insanın bu yolculukta en büyük kazancının, vaktin değerini hakkıyla idrak edebilmesi ve onu en güzel şekilde değerlendirebilmesi olduğuna işaret eden Arpaguş, şunları kaydetti:

"Ramazan, bizlere vaktin önemini yeniden hatırlatan, hayatın geçici telaşları içinde yorulan kalplerimizi ibadet bilinciyle imar eden, iman, sabır ve şükür denkleminde yaşamayı öğreten ilahi bir mektep oldu. Bizler, oruç ibadetiyle açlık ve susuzluk karşısında sabrı öğrendik. Sahip olduklarımızın kıymetini daha iyi idrak ederek şükre yöneldik. Sahur ve iftar sofralarında kardeşliğimizi pekiştirdik. Camilerin manevi ikliminde huzur bulduk. Mukabele meclislerinde ilahi kelamın nuruyla ruhlarımızı aydınlattık. İtikafın deruni ikliminde iç dünyamızı yeniden inşa etme fırsatı bulduk. Zekat, sadaka ve infaklarımızla Rabb'imizin rızasını kazanmaya çalıştık. Bize yaşattıkları ve öğrettikleri ile ramazan ayı, hayatımızda silinmez izler bıraktı. Şimdi bizlere düşen, bu kutlu ayda elde ettiğimiz tüm güzellikleri hayatımızın tamamına yaymaktır. İman, ibadet ve iyilik yolunda attığımız adımları bundan sonra da büyük bir azim ve kararlılıkla devam ettirmektir. Zira kulluk, bir aya hasredilmeyecek kadar büyük, hayatın tamamını kuşatacak kadar uzun bir yolculuktur."

Arpaguş, Ramazan-ı Şerif'in ardından bayrama kavuşmanın huzur ve sevincini yaşadıklarını aktararak, bu kutlu vakte ulaşmayı lütfeden Allah'a hamdetti.

Bayramların, müminlerin sevinç ve neşe günleri olduğuna dikkati çeken Arpaguş, şu ifadeleri kullandı:

"Bayramlar, kardeşlik bilincinin güçlendiği, muhabbet ve dayanışmanın çoğaldığı ve bizi biz yapan değerlerin hayat bulduğu bereketli zamanlardır. Bu sebeple bayram günlerini birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek, gönülden gönüle köprüler kurmak için bir fırsat olarak değerlendirelim. Kalplerimizi daraltan kırgınlıkları ve küskünlükleri bir kenara bırakıp gönüller kazanmaya, iyilikleri çoğaltmaya çalışalım. Bayram vesilesiyle başta aile büyüklerimiz olmak üzere eş, dost ve akrabalarımızı ziyaret ederek onların hayır dualarını alalım. Dar-ı bekaya irtihal eden yakınlarımızı rahmetle yad edelim. Bayram sevincinden mahrum kalan yetim, öksüz, garip, hasta ve yaşlıların da bayram sevinci yaşamalarına vesile olalım."

"Dayanışma ve yardımlaşma anlayışına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var"

Arpaguş, gönül coğrafyasının pek çok yerinde Müslümanların bayram sevincine hasret kaldığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:

"Filistin'de, Lübnan'da, Yemen'de, Sudan'da, Somali'de, İran'da ve dünyanın daha pek çok bölgesinde Müslümanlar, emperyalist güçlerin menfur emellerine kurban edilmektedir. Hak, hukuk, vicdan ve ahlak tanımayan odaklar tarafından binlerce insan hunharca katledilmektedir. Körpecik bebekler ömürlerinin baharında hayattan koparılmakta, masum insanlar yurtlarından edilmekte ve Müslümanlara hayat zindan edilmektedir. Dolayısıyla bugün İslam'ın kardeşlik bilincine, ümmet şuuruna, dayanışma ve yardımlaşma anlayışına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Dünyanın neresinde olursa olsun mazlum kardeşlerimizin acılarına karşı daha duyarlı olmak zorundayız. Maddi ve manevi tüm imkanlarımızla onlara destek olmak mecburiyetindeyiz. Bilmeliyiz ki Ankara ile Tahran'ın, Kudüs ile Rabat'ın, Kahire ile Cakarta'nın, Riyad ile İslamabad'ın, Şam ile Saraybosna'nın kaderi birdir. İslam beldelerinde yaşanan bütün acılar bizim acımız, bütün sevinçler bizim sevincimizdir.

Bu mühim hakikati hakkıyla idrak edip Müslümanların vahdetine vesile olacak azmi kuşandığımızda elbette bayramlar gerçek anlamını bulacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve alemi İslam'ın Ramazan Bayramı'nı içtenlikle tebrik ediyorum. Bu mübarek günler vesilesiyle Müslümanlar arasında sevgi, kardeşlik, dostluk duygularının pekişmesini, İslam beldelerine barış, huzur ve güven ikliminin hakim olmasını yüce Rabb'imizden niyaz ediyorum." 

TEM'de bayram yoğunluğu başladı

Ramazan Bayramı tatili için yola çıkan sürücüler TEM Otoyolu'nun Kocaeli geçişinde yoğunluk oluşturmaya başladı

19.03.2026 13:13:00 / Güncelleme: 19.03.2026 13:15:43
İHA
TEM'de bayram yoğunluğu başladı
TEM'de bayram yoğunluğu başladı
Özellikle Bekirdere Viyadüğü mevkisi Anadolu istikametinde araç sayısında belirgin bir artış gözlenirken, trafik akışı kesintisiz sağlanıyor. Güvenli ulaşım için bölgede denetimlerini artıran trafik ekipleri, güzergah boyunca radarla hız kontrolü yapıyor.

Emniyet şeridi ihlalleri, emniyet kemeri takılması ve seyir halindeyken cep telefonu kullanımı konularında denetimlerini sürdüren ekipler, sürücüleri kurallara uymaları yönünde ikaz ediyor.



Öte yandan yetkililer, güzergahta etkili olan yağış ve sis nedeniyle görüş mesafesinin yer yer düştüğünü belirterek, sürücüleri aşırı hız, uykusuzluk ve dikkatsizlik konularında dikkatli olmaları için uyarıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.