Avrupa ülkelerinde elden ele dolaşan Türkiye'ye ilişkin "parçalı AB haritaları" ve "ABD'nin çok parselli plan-beyanları", gündemden hiç düşmez iken; yerli aymazların adeta bu "yap-boz"un taşeronları gibi davranmada ısrar etmeleri dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu sebeple, manşetlere çıkmış ifadelerden ziyade "satır aralarını çok iyi okumak" lazım gelir.
Bugün, birkaç ciddi konuda satır aralarına gizlenmiş "yap-boz" oyununun parçalarına değinmeyi faydalı buluyorum. Zira, ilk ağızlardan çok ciddi beyanlar bunlar?
Kredi dolapları
ABD, 8.5 milyarlık kredi konusunda ipe un seriyor. Bazıları, kredinin "ABD askeri yerine ölecek Türk askerinin Irak'a gönderilmesi"yle ilişkili olmadığının altını çizse de, iş öyle değil? Dolayısıyla Ankara'dakiler, Washington'u su yoluna çevirdiler; ama dananın kuyruğunu kopartamıyorlar.
Önceki gece New York St. Regis Oteli?
"Krediye, ABD Kongresi'nden itiraz gelip gelmeyeceğinin anlaşılması için 15 günlük bekleme süresi bulunduğunu'' söyleyen Devlet Bakanı Ali Babacan, kesin imza tarihinin henüz belli olmadığını belirterek, "Dubai toplantısında da olabilir, daha sonraya da kalabilir. Dubai'de olması kesin değil'' şeklinde konuşuyor.
Daha önce Türkiye ve ABD Hazinesi'nin Bakan ve yardımcısı düzeyinde koca adamlar, kredi anlaşmasının Dubai'de imzalanacağını açıklamamış mıydı?
Yan çizmeye başladıkları Babacan'ın halinden belli.
Öğleden sonra günaydın sayın Bakanım!
Saman altından yürüyen AB suyu
AB süreci sıkıştığı için olacak, son birkaç hafta KTTC konusu da öne çıkmaya başladı. Hatırlarsanız, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'cileri için açıkça "Beni iki villaya sattılar" açıklaması yapıyor. Anadolu halkını arkama alır, bu davayı sonuna kadar götürürüm, deyiveriyor. Keşke demez olaydı...
KKTC Cumhurbaşkanı'nı, Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül, "sayın Denktaş önce Kıbrıs halkını arkasına alsın" AB refleksiyle karşılıyor.
Denktaş, Annan Planı'na alternatif plan hazırladığını belirtiyor. Denktaş'ın önünü kesen yine Bakan Gül oluyor.
Kıbrıs işinde de saman altından AB suları yürütülüyor. Hatta birkaç hafta önce milletimizi sevindiren Ankara'nın "KKTC ile Gümrük Birliği" manevrası bile tiyatro...
Önceki gün Ankara Hilton Oteli? Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkelerin büyükelçilerine Gül'ün öğle yemeği ikramı.
Kulak verin bakalım, neler duyacaksınız?
KKTC Cumhurbaşkanı Dektaş'ın, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planına karşılık yeni plan hazırladığı ve Ankara'nın bunlardan hangisini dikkate alacağı yolundaki soruya Gül, Annan'ın planını temel alacaklarını söylüyor. Gül, ayrıca, Türkiye ile KKTC'nin imzaladığı Gümrük Birliği anlaşmasının onayı için kısa vadede TBMM'ye gelmeyeceğini açıklıyor.
Ayıkmak için başka bir şey söylemesine gerek var mı?
İhtiyaçtan değil;
ekümenik cebelleşme
Son olarak şu ekümenik sevdalı Patrik ile hükümet arasındaki Ruhban diyaloguna göz atalım.
Patrik Bartholomeos, önce Dışişleri Bakanı Gül'e gidiyor; Ruhban Okulu'na vize alıyor.
Niye önce ona gidiyor; halbuki okul Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı değil mi?
İş öyle, ama öyle değil... Bakan Gül, ABD'nin başkenti Washington'a gidiyor, AB'nin başkenti Brüksel'e gidiyor; "Ruhban Okulu'nu derhal açın" talimatını asıl oralardan alıyor. Patrik, sadece iş takipçiliği yapıyor; kime gideceğini de çok iyi biliyor. Gül'e gidiyor.
Oradan Ruhban vizesini kapınca, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kapısına damlıyor. Ne demek, tabii ki açarız, Ruhban Okulu'nu açmak AB'ye-ABD'ye sadakatimizin gereği, cevabını da alınca; sormayın, Patrik'in keyfine diyecek yok?
Bu işi Türkiye'ye dayattıklarına göre acayip bir şey zannedersiniz; bakiye kalan 2-3 bin tane Ortodoks'a ilişkin durum. Hani, ihtiyaca binaen bir iş de olsa?
Öyle değil; ekümenik cebelleşme. AB ve ABD'yi arkasına alan bir avuç azınlık, Türkiye'yi köşeye sıkıştırıyor.
Önceki gün Patrik, CIANEN'in sorularını cevaplıyor. Ruhban Okulu'nun açılacağı teminatının rahatlığıyla, şimdi de, patrik seçiminde "Türk vatandaşı olma şartı"nın kaldırılmasını istiyor. Bu arada kilise mensuplarının 120 binlerden 2-3 bine düştüğünü söylüyor.
İstanbul'da yaşayan 2-3 bin Ortodoks için 2-3 bin kişilik Ruhban Okulu açılacak, papaz üretilecek.
Şimdi, anlaşıldı mı hesap ne?
Satır aralarından Türkiye'mizin, içten ve dıştan iteklemelerle nereye doğru sürüklendiğini okuyabildiniz mi?
Okuduysanız, ne mutlu size; vatanınıza sahip çıkmanın ateşi düşmüştür artık gönlünüze? O ateşi hiç küllenmeyenlerinkisi ise daha da korlanmış olmalı.
Yap-Boz oyununda hesaplar, ancak yüreklerdeki bu kor ateşle bozulur.
Bugün, birkaç ciddi konuda satır aralarına gizlenmiş "yap-boz" oyununun parçalarına değinmeyi faydalı buluyorum. Zira, ilk ağızlardan çok ciddi beyanlar bunlar?
Kredi dolapları
ABD, 8.5 milyarlık kredi konusunda ipe un seriyor. Bazıları, kredinin "ABD askeri yerine ölecek Türk askerinin Irak'a gönderilmesi"yle ilişkili olmadığının altını çizse de, iş öyle değil? Dolayısıyla Ankara'dakiler, Washington'u su yoluna çevirdiler; ama dananın kuyruğunu kopartamıyorlar.
Önceki gece New York St. Regis Oteli?
"Krediye, ABD Kongresi'nden itiraz gelip gelmeyeceğinin anlaşılması için 15 günlük bekleme süresi bulunduğunu'' söyleyen Devlet Bakanı Ali Babacan, kesin imza tarihinin henüz belli olmadığını belirterek, "Dubai toplantısında da olabilir, daha sonraya da kalabilir. Dubai'de olması kesin değil'' şeklinde konuşuyor.
Daha önce Türkiye ve ABD Hazinesi'nin Bakan ve yardımcısı düzeyinde koca adamlar, kredi anlaşmasının Dubai'de imzalanacağını açıklamamış mıydı?
Yan çizmeye başladıkları Babacan'ın halinden belli.
Öğleden sonra günaydın sayın Bakanım!
Saman altından yürüyen AB suyu
AB süreci sıkıştığı için olacak, son birkaç hafta KTTC konusu da öne çıkmaya başladı. Hatırlarsanız, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'cileri için açıkça "Beni iki villaya sattılar" açıklaması yapıyor. Anadolu halkını arkama alır, bu davayı sonuna kadar götürürüm, deyiveriyor. Keşke demez olaydı...
KKTC Cumhurbaşkanı'nı, Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül, "sayın Denktaş önce Kıbrıs halkını arkasına alsın" AB refleksiyle karşılıyor.
Denktaş, Annan Planı'na alternatif plan hazırladığını belirtiyor. Denktaş'ın önünü kesen yine Bakan Gül oluyor.
Kıbrıs işinde de saman altından AB suları yürütülüyor. Hatta birkaç hafta önce milletimizi sevindiren Ankara'nın "KKTC ile Gümrük Birliği" manevrası bile tiyatro...
Önceki gün Ankara Hilton Oteli? Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkelerin büyükelçilerine Gül'ün öğle yemeği ikramı.
Kulak verin bakalım, neler duyacaksınız?
KKTC Cumhurbaşkanı Dektaş'ın, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planına karşılık yeni plan hazırladığı ve Ankara'nın bunlardan hangisini dikkate alacağı yolundaki soruya Gül, Annan'ın planını temel alacaklarını söylüyor. Gül, ayrıca, Türkiye ile KKTC'nin imzaladığı Gümrük Birliği anlaşmasının onayı için kısa vadede TBMM'ye gelmeyeceğini açıklıyor.
Ayıkmak için başka bir şey söylemesine gerek var mı?
İhtiyaçtan değil;
ekümenik cebelleşme
Son olarak şu ekümenik sevdalı Patrik ile hükümet arasındaki Ruhban diyaloguna göz atalım.
Patrik Bartholomeos, önce Dışişleri Bakanı Gül'e gidiyor; Ruhban Okulu'na vize alıyor.
Niye önce ona gidiyor; halbuki okul Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı değil mi?
İş öyle, ama öyle değil... Bakan Gül, ABD'nin başkenti Washington'a gidiyor, AB'nin başkenti Brüksel'e gidiyor; "Ruhban Okulu'nu derhal açın" talimatını asıl oralardan alıyor. Patrik, sadece iş takipçiliği yapıyor; kime gideceğini de çok iyi biliyor. Gül'e gidiyor.
Oradan Ruhban vizesini kapınca, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kapısına damlıyor. Ne demek, tabii ki açarız, Ruhban Okulu'nu açmak AB'ye-ABD'ye sadakatimizin gereği, cevabını da alınca; sormayın, Patrik'in keyfine diyecek yok?
Bu işi Türkiye'ye dayattıklarına göre acayip bir şey zannedersiniz; bakiye kalan 2-3 bin tane Ortodoks'a ilişkin durum. Hani, ihtiyaca binaen bir iş de olsa?
Öyle değil; ekümenik cebelleşme. AB ve ABD'yi arkasına alan bir avuç azınlık, Türkiye'yi köşeye sıkıştırıyor.
Önceki gün Patrik, CIANEN'in sorularını cevaplıyor. Ruhban Okulu'nun açılacağı teminatının rahatlığıyla, şimdi de, patrik seçiminde "Türk vatandaşı olma şartı"nın kaldırılmasını istiyor. Bu arada kilise mensuplarının 120 binlerden 2-3 bine düştüğünü söylüyor.
İstanbul'da yaşayan 2-3 bin Ortodoks için 2-3 bin kişilik Ruhban Okulu açılacak, papaz üretilecek.
Şimdi, anlaşıldı mı hesap ne?
Satır aralarından Türkiye'mizin, içten ve dıştan iteklemelerle nereye doğru sürüklendiğini okuyabildiniz mi?
Okuduysanız, ne mutlu size; vatanınıza sahip çıkmanın ateşi düşmüştür artık gönlünüze? O ateşi hiç küllenmeyenlerinkisi ise daha da korlanmış olmalı.
Yap-Boz oyununda hesaplar, ancak yüreklerdeki bu kor ateşle bozulur.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019





























































