Yakın geçmişte İslâm dünyasında, İslâm'ı ideolojileştiren, sloganlaştıran ve siyasete alet eden bir güruh türedi. 'Siyasal İslâmcılar' olarak adlandırılan bu güruh, sözde en azılı ABD düşmanı idiler. Yaşanan birçok olay, gerçeğin böyle olmadığını, Siyasi İslâmcıların, ABD tarafından eğitildiğini ve desteklendiğini açık seçik ortaya koymuştur. "Müslümanların beklediği nesil işte budur" diyerek örnek gösterilen Siyasal İslâmcılar, İslâm'ın ahlâk ve faziletinden çok uzak, istismarcı tiplerdir. Bugün çok iyi anlaşılıyor ki, Müslümanların en büyük sorunu, İslâm'ı, Siyasal İslâmcılardan kurtarmaktır.Söz konusu Siyasal İslâmcılar, sahneye çıktıkları günden itibaren, Ortadoğu'ya yönelik dış politikamızı eleştiriyor ve şöyle diyorlardı : "Ortadoğu'da yönetimler, halktan kopuktur ve halkları temsil etmezler. O bakımdan Türkiye'nin dış politikası devletlere değil, halklara yönelik olmalıdır. Halklar eninde sonunda ayaklanıp yönetimleri devirecektir. Halklar yönetimi ele aldığında, Türkiye'ye minnet duyacak ve Türkiye ile çok yakın ilişkiler geliştirecektir." Siyasal İslâmcıların, uzun yıllardır işledikleri fikrin özeti böyle idi. Yazdıklarına, söylediklerine ve uygulamalarına bakıldığında, yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da, bu fikri savunanların öncülerinden olduğu görülecektir.Peki, böyle bir dış politikanın yanlışı nerede? Yanlışı şurada: Batı dünyasının temsilcisi olan ABD ve İsrail, Ortadoğu'da çıkarlarına hizmet etmeyen yönetimlere karşı, işbirlikçiler buluyor, onları eğitiyor ve örgütlüyor. Türkiye de, bu örgütleri halkın içerisinden çıkmış zannedip destekliyor ve böylece kendi ayağına kurşun sıkıyor. Bunun en bariz örneği Suriye politikasıdır. Türkiye, Suriye Devleti ile ilişkileri kesti, ne olduğu belli olmayan muhaliflerle işbirliği yaptı. O muhaliflerin içerisinden, ABD ve İsrail, IŞİD diye ayrı bir belâ çıkardı. Şimdi IŞİD belâsı, akla hayale gelmeyecek vahşet işliyor, Müslümanları kan gölünde boğuyor, ABD ve İsrail de keyifle seyrediyor. Libya'da da aynısı yapıldı. Türkiye, Libya'nın resmi yönetimini tanımadı, muhaliflerin, daha doğrusu isyancıların yanında yer aldı. Yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı sıfatıyla bizzat kendi eliyle isyancılara milletimizin 300 milyon dolarını teslim etti. Dahası, isyancıları teşvik edici konuşmalar yaptı. İyi de sonuç ne oldu? Sonuç tam bir hüsrandır. Başka bir kelime bulamadığımız için hüsran diyoruz. Aslında sonucu anlatabilmek için kelimeler bile kifayetsiz kalır. Hâlbuki devlet geleneğimizde, yönetimde kim olursa olsun, ilişki onunla kurulurdu. Türkiye, bugüne kadar dış politikasını böyle sürdürmüştür. Doğrusu da budur. Aksi halde terör örgütleriyle baş başa kalınır ve devlet ciddiyeti ayaklar altında ezilir. Maalesef Türkiye, bu gerçeği çok acı bir şekilde yaşamaktadır. Siyasal İslâmcıların dediği ve düşündüğü gibi, dış politikada zikzaklar çizilmez. Dış politika, tarihten süzülüp gelen sabit doğrular üzerinden yürütülür. Tarih kadar coğrafya da dış politikanın oluşmasında rol oynar. İbn Haldun der ki: "Coğrafya kaderdir." Anadolu coğrafyası, Müslüman Türklerin, Ortadoğu coğrafyası Müslüman Arapların kaderidir. Bunu değiştirmeye kalkarsanız şaşkın ördek gibi olursunuz. Dostlara düşman, düşmanlarına dost diye sarılırsınız. Tarihçiler derler ki: "Anadolu'nun omuzları Kafkaslar ve Balkanlar, göğsü de Ortadoğu'dur." Eğer azıcık aklımız ve basiretimiz kalmışsa, omuzlarımıza ve göğsümüze bakıp, hal-i pür melâlimizi anlayabiliriz. Sözün özü, dış politikamızın fikri altyapısı çok yanlıştır. Bu fikir, ne milletimize, ne de coğrafyamıza aittir. Bunu mutlaka terk etmek ve aslımıza dönmek zorundayız.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018