HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 20 HAZİRAN 2021, PAZAR

Yeni tür savaş mı' (2)

25.09.2001 00:00:00
ORTA ASYA'DA AMERİKAN-RUS İTTİFAKI

Yaşadıklarımızı anlamak için bildik kavramlar yetmiyor artık.

Amerikan savaş uçaklarının, terörizme karşı mücadele için seferber edilmeleri sıradan bir misilleme eylemi değil.

Yeni dünya düzeni, yeni bir ittifak cephesi oluşturuyor.

Dün Washington Post Gazetesi'nin verdiği habere göre, misilleme eyleminde yer alacak olan Amerikan askeri gücü ilk kez Sovyet coğrafyasına gidiyor.

Özbekistan ve Tacikistan, Amerikan uçaklarına ve askerlerine topraklarını açma kararı aldı.

Orta Asya'da Rus-Amerikan ittifakının ilk adımı atıldı.

Biz, saldırının arkasında kimin olduğuyla ilgili atmasyon senaryoları tartışadururken ve Amerikan bombalarının hayali ile orgazm olurken, Moskova ve Washington'da günlerden beri çok ciddi bir tartışma sürüyordu.

ÖZBEKİSTAN, İŞGAL GÜZERGAHI

ABD'nin Afganistan'a karşı, hava ya da kara harekatı başlatabilmesi için bölgeye yakın ülkelere ihtiyacı var. Ortadoğu ve Türkiye'deki üsler yetersiz. Buralardan hareket edecek olan uçakların havada ikmal yapmaları gerekiyor.

Ayrıca kara harekatı -yapılacaksa- Körfez Savaşı'ndaki gibi olmayacak. Özel timlerin operasyonlarından söz ediliyor. Bu nedenle başından beri Amerikalı askeri ve siyasi uzmanlar, Afganistan'ın komşuları üzerinde durdular. Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve tabii ki Pakistan.

İlk çağrı Özbekistan'dan geldi. Taşkent, Taliban ve Bin Ladin ile içli dışlı olan İslamcı muhalefetin tehdidi altında. Kerimov göz açtırmamaya çalışıyor muhalefete ama radikal dinciler halk arasında da destek buluyorlar. Çünkü, bu bölgelerde İslamiyet, Sovyetler Birliği'ne karşı, halkın bağımsızlık isteğini sembolize eden bir kimlik niteliği kazanmış.

Gizli ibadet toplantıları, herkesin çocukluk anıları arasında. Bu yıl Özbekistan'a gittiğimde bol bol dinledim, o nostaljik hikayeleri.

Radikal dinci hareketler halkın yönetime karşı muhalefetinden yararlanarak bölgede güçleniyorlar.

ABD ile ittifak bu açıdan Kerimov'un işine geliyor, Özbekistan'ın konumu da bu ittifakı ABD'nin askeri operasyonları açısından önemli kılıyor.

Özbekistan, Sovyet işgali sırasında Afganistan'a sevkiyat güzergahı olarak kullanılmış, dolayısıyla hala yararlanılabilecek tesislere de sahip.

Taliban'a karşı mücadele eden Kuzey İttifakı'nın hakimiyetindeki bölgeye ulaşım olanağı da, Taliban'a karşı muhalefeti güçlendirme planlarına olanak sağlıyor.

Ancak, Özbekistan Yönetimi ne kadar isterse istesin, ABD askerlerinin vizesi için Moskova gerekiyor. Nitekim, Özbekistan'ın yanı sıra Tacikistan da topraklarını açıyor. Oysa, radikal dinci grupların ağır saldırısı altında bulunan bu ülkeyi, Afganistan sınırına konuşlanmış Rus askerleri koruyor. Bu da, Orta Asya vizesinin nereden çıktığını göstermeye yetiyor.

Rusya'nın, Sovyet coğrafyasında etkisini koruması için Amerika ile ittifakı gerekiyor.

KARA PARAYA GÖZALTI

ULEMA Bin Ladin'i Afganistan'ı terk etmeye davet etmiş. Bu karar bana D'Alema'yı anımsattı. İtalyan Başbakanı da Öcalan'dan kurtulmak için böyle davetiyeler çıkartıyordu. Sonunda kapının önüne koydu.

Bin Ladin'i kim alır bilemiyorum? ABD'nin de onu alıp yargılamak isteyeceğini hiç sanmıyorum. Çünkü bu, bir insana ya da bir ülkeye karşı savaş değil. Yeni bir dünya düzeni kurulmasını engelleyen sistem dışı güç odaklarına karşı savaş.

Saldırıdan sonra CİA'nın, kara para aklama operasyonlarını ve borsa hareketlerini gözaltına alması da bunu gösteriyor. Önümüzdeki günlerde bu konuyu çok konuşacağız.

ANKARA BEKLEYECEK

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlığında dün Çankaya Köşkü'nde gerçekleşen devlet zirvesi, dünyanın geçen hafta girdiği buhrana, Ankara'daki karar alma mekanizmasının oldukça gecikmiş bir tepkisi olarak değerlendirilmelidir.

Devletin üst kademesinin bu kriz nedeniyle bir araya gelebilmesi, ABD'nin hedef olduğu saldırıdan tam dokuz gün sonra mümkün olmuştur.

Bu açıdan bakıldığında, toplantı, krizin diplomatik, askeri ve istihbari olmak üzere bütün yönlerinin değerlendirilmesi açısından yararlı bir ortam yaratırken, bir başka işlev daha görmüştür.

Bu işlev, gerek Cumhurbaşkanı Sezer, gerek Başbakan Ecevit'in krizin ortaya çıkmasından sonra hareketsiz kaldıkları yolunda son günlerde yükselen eleştirilere bir şekilde karşılık vermiş olmasıdır.

Toplantının ilginç bir tarafı daha var. Dünkü toplantı, Sezer'in Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra geçen 17 ay içinde Çankaya'da düzenlenen ikinci dış politika zirvesidir.

İlki, 24 Kasım 2000 tarihinde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da katılımıyla yapılan ve Türk tarafının Kıbrıs görüşmelerinden çekilme kararının açıklandığı toplantıdır.

Toplantıdan sonra yapılan açıklama, Türkiye'nin saldırıdan sonra aldığı resmi tutumun kısa, ancak derli toplu bir şekilde ifade edildiği bir metin olarak dikkat çekiyor. Türkiye'nin aldığı pozisyona yeni bir unsur getirdiği söylenemez.

Ancak bu tutumun bir "devlet zirvesi açıklaması'' şeklinde kuvvetli bir şekilde tekrarlanması, Ankara'nın tutumu konusunda ortaya atılan soru işaretlerini gidermeye yardımcı olacaktır.

Aslında Ankara, enerjik bir şekilde olmasa da, belli gecikmelerle şekillense de, ilkesel planda alması gereken tutumu aldı, söylemesi gerekeni söyledi.

Ancak, bu tutumunu gerek iç kamuoyuna, gerek dış dünyaya aktarabilmekte bir iletişim sorunu yaşadı.

Açıklamanın yeni unsurlar taşımamasını da belli ölçülerde doğal karşılamak gerekiyor. Şu nedenlerle:

Birincisi, özellikle askeri harekát açısından bakıldığında, Türkiye'yi birinci derecede ve hemen içine çekecek bir ihtimaliyat söz konusu değil.

Krizin patlak vermesinden sonra Ankara'nın önemli bir kaygısı Irak üzerinde odaklanıyordu. Irak'ın bu saldırıda rolünün bulunması, Türkiye'yi Körfez krizindekine benzer bir cephe ülkesi durumuna sokabilirdi.

Amerikan yönetiminin, Irak'ın bu terör saldırısının gerisinde olduğuna ilişkin herhangi bir delilin bulunmadığını açıklaması ve askeri harekáta ilişkin planlamasını Afganistan'a yöneltmesi, öncelikle de Pakistan'ın kapısını çalması Ankara'yı büyük ölçüde rahatlattı.

Bu bağlamda bir başka önemli faktör daha var. Ankara, önce Amerikan yönetiminin atacağı adımları beklemek eğiliminde. Washington ise henüz ne yapacağı konusunda nihai kararını vermiş değil. Bu kararın belli bir zaman alacağı da hesaba katılmalıdır.

Dolayısıyla, bu aşamada, Ankara'nın ABD'ye kuvvetli bir siyasi destek vermesinin ilerisinde yapabileceklerinin zaten sınırlı olduğunu teslim etmek gerekir.

Ekonomik kriz, NATO, AB adaylığı ve muhtemel savaşın Türkiye'ye etkileri...

Jeopolitik konum, krizden kurtarır mı?

NATO müttefiki, uzatmalı AB adayı Türkiye için Körfez Savaşı öncesindeki projeksiyonlara benzer senaryolar yazılıyor. Ekonomi, NATO, AB uzmanları ve stratejistlerin yorumları değişik olsa da, "Türkiye bu işten kârlı çıkar" diyenlerin sesi daha gür çıkıyor.

21. yüzyılın miladı haline gelen ABD'ye yönelik saldırının muhtemel bir savaşı doğurması, "Türkiye'nin akıbeti"ni de gündeme getirdi. Malum; tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşayan, NATO müttefiki ve AB adayı Türkiye'nin, ABD'nin uluslararası alanda atacağı adımlardan direkt etkilenmesi kaçınılmaz.

Tartışmalarda ilk projeksiyonlar, zaten zor durumda olan ülke ekonomisinin iyice dibe çökeceği yönünde gelişti. Asaf Savaş Akat 13 eylül tarihli Sabah gazetesinde, son gelişmelerin ekonomiyi daraltıcı etki yapacağını söylüyordu. Akat, "Türkiye'nin işi zorlaşmıştır" diyordu yazısında; "Bu şokun yarattığı dalgaların içeride ve dışarıda güvensizliği arttırması ihtimali yüksektir. Ekonominin tekrar canlanmaya başlaması birkaç ay geriye kalabilir." Muhtemel bir Arap-NATO savaşının ilk ekonomik etkisinin petrol fiyatlarındaki yükseliş olacağı öngörüsü ise tabloyu iyice karartıyordu. Peki ama krizle beli bükülen ülke ekenomisinin iyileşme şansı hiç yok muydu? Bu karanlık tablo, Dünya Bankası Türkiye Direktörü Ajay Chibber'in açıklamalarıyla değişti. Chibber saldırıların Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler üzerinde büyük bir etkisi olacağını tahmin etmediğini söyleyerek finans dünyasını rahatlattı. Hemen ardından Türkiye'nin "meşhur" jeopolitik konumunun olumlu etkisi yönünde işaretler geldi. Dünyanın en önemli yatırım bankalarından J.P. Morgan, portföyünde Türk tahvillerinin ağırlığını arttırdığını açıklayarak, Türkiye'nin rolünü bir kez daha vurguladı. Ardından Türkiye'deki ekonomistlerden de olumlu analizler gelmeye başlamıştı. Marmara Üniversitesi Maliye bölümü Başkanı Prof. Dr. Turgay Berksoy, gelişmelerin sadece piyasaların güven konusundaki bekleme sürecini biraz daha arttırdığını söylüyordu. Ekonomist Can Fuat Gürlesel ise, Para dergisine, NATO bağlantılı olarak "Türkiye'nin dünyadaki rolünün artması, kredi almasını da kolaylaştıracaktır" yorumunu yapıyordu.

PKK, HİZBULLAH VE KIBRIS

Peki ama nasıl bir angajman demekti NATO? Müslüman ama laik, Ortadoğu'nun yakın komşusu ama Avrupalı olma özleminde... Stratejistler Tanrı'nın Türkiye'ye bahşettiği jeopolitik konumun Türkiye'nin önemini yeniden gündeme getireceği konusu hemfikir. Aynı fikirde olan pekçok dış kuruluş da var. Merkezi New York'ta bulunan "Avrasya Grup" isimli düşünce kuruluşunun Türkiye yorumunda, olası savaşın Türk iç politikasına ilk etkisinin İslami köktendincilikle mücadelenin yoğunlaşması olacağı ifade edildi. Aynı raporda AB ve ABD'nin Türkiye'nin PKK ve Hizbullah'a yönelik sınır ötesi harekâtlarına olan itirazının kesileceği, buna karşılık ABD'nin NATO içinde bir kriz çıkmasını önlemek için Türkiye'ye Kıbrıs konusunda baskı yapabileceği tezi de vardı.

Asıl nihai arzumuz AB üyeliğine gelince: Genel iyimser tabloda, NATO müttefiki olarak bu savaşta yer almanın AB kulübüne girişte bir avantaj olacağı görüşü hâkim. Bilgi Üniversitesi'nden siyaset bilim profesörü Soli Özel, "Türkiye'nin sadece coğrafyası ile değil, toplumsal yapısı, varlığı, tarihiyle kolay vazgeçilecek bir ülke olmadığının ortaya çıkacağını" söylüyor. Avrasya Stratejik Araştırma Merkezi'nden Dr. Nihat Ali Özcan'a göre de "Jepolitik konumu nedeniyle, 'potansiyel terör' ortamlarına yakınlık Türkiye'nin değerini arttıracak. Öte yandan Türkiye, ortaya çıkacak İslam - Hıristiyan ikileminde de önemli rol oynayacak ve AB küresel politik güç olma kartının bile zayıfladığını görecek."

İzmir Ekonomi Üniversitesi AB Bölüm Başkanı ve Avrupa Birliği Derneği Genel Başkanı Prof. Haluk Günuğur da pozitif beklenti içinde. Günuğur "Mesela terör suçlularına idam cezasının kullanılması konusunda Avrupa'nın bir direnci vardı hep; şimdi ABD'nin de, Avrupa'nın da bu konudaki dirençleri yumuşayacaktır" diyor.

Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi geçen haftaki yazılarından birinde Türkiye'nin önüne çıkan "fırsat"ı vurgulayarak; "Teröre karşı açılacak global bir savaşta Türkiye, en aktif şekilde rol üstlenmeli... Böylelikle yarınki dünyada söz sahibi olma şansını yakalar ve bugün başımızı ağrıtan Avrupa Birliği Üyeliği, Kıbrıs, Türk-Yunan ilişkileri gibi konularda Batı dünyasını yumuşatabilir" diyordu.

11 Eylül 2001 tarihi umarız hem biz, hem de dünya için daha iyi bir tarihin başlangıcı olur.

Handan AKDEMİR [email protected]

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi, NATO Uzmanı Duygu Bazoğlu Sezer

"Türkiye başat rol oynamayacak"

* Globalizmden sonra yeni bir noktaya mı gelindi?

- Evet, yeni bir döneme giriyoruz. Amerika liderlik rolünü oynamak isteyecektir fakat sanırım bunu biraz daha işbirliği ile yapmaya çalışacaktır. Mesela Rusya, Avrupa ve Çin'le. Bu olay diğer büyük güçlerin dünya sistemindeki rollerine güç verecektir. Özellikle de Rusya'nın.

* Türkiye'nin yeni durumu ne olacak?

- Türkiye bölgede kendisini bir lider olarak görme arzusundaydı. Rusya'nın sahneye çıkması Türkiye'nin geri planda yer almasına neden olacaktır. Türkiye bu bölgede başat bir rol oynamayacak çünkü olanakları yok. ABD Türkiye'nin güney kanadında önemli bir rol almasına neden olacak. Ama burada daha militan bir rol oynaması Türkiye'yi zora sokar. Çünkü Ortadoğu ile bizi bağlayan duygusal, dinsel ve kültürel bağlarımız var.

* Türkiye'nin bu rolü AB'ye girişini olumlu etkiler mi?

- Hayır kolaylaştırmayacak. Avrupalılar Amerika'nın etrafında kenetlenelim diyorlarsa da bunu NATO etrafında yapacaklar. Avrupa'nın, ona moral ve maddi açıdan destek olmak konusunda Amerika'ya bakışı farklı Türkiye'ye bakışı farklı. Belki NATO içinde daha çok saygı duyacaklar bize ama AB sürecinde lehimize bir şey olacağını sanmıyorum.

* NATO Antlaşması'nın 5. maddesinin yürürlüğe girmesi Türkiye'yi olumlu etkilemez mi?

- Bu, 1949'dan beri duran bir madde. Hiçbir zaman uygulamaya geçmedi. 1991'de Güneydoğu'ya bu nedenle NATO'yu çağırmıştık, bu nedenle bazı güçler de gelmişti ama savaş ilan edilmedi. Bugün olan, NATO'nun yeniden dönüşümü. Türkiye hep bu 5. maddenin zayıflatılmasından şikayetçiydi, şimdi bu maddenin dimdik ayakta durduğunu anlamış oldu Kara bir ironi ama Türkiye'nin beklediği noktaya gelindi. Türkiye'nin "Suriye veya Irak bana saldırırsa NATO benim için ne yapacak" endişeleri giderilmiş oldu.
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.