Dünden bugüne ülkemiz, herhangi bir devlet ile laf dalaşına girse hemen bazı odaklar harekete geçip, listeler yayınlar.
Bu listeleri 90'lı yıllarda üçüncü hamur kağıda basıp, halk arasında, kahvelerde, cami önlerinde, duraklarda dağıtan bu zihniyet zamanla teknolojiyi kullanmaya başladı. Şimdilerde bazı medya organları ve daha sıklıkla sosyal medya üzerinden listeler yayınlıyor. Vatandaş da paylaşıyor.
Geçmişte atıyorum, X ülkesinin ve Y firmasının mallarını almayın, onlar gâvur, o mallarda domuz eti var diyorlardı. Şimdilerde ise bu çağrıları tamamen siyasi amaçla yapıyorlar.
Ben bu çağrıları, Canan Karatay ve diğer sağlık uzmanlarının yaptıkları açıklamalara ve çağrılara benzetiyorum.
Değerli uzmanlarımız yanlış anlamasın. Tespitleri, iddiaları, tavsiyeleri bilimsel veriler ışığında olduğu bir gerçek. Ama bu gerçeğin karşısında da bir gerçek daha var. İşte bu iki gerçeğin çatışmasının çözümü açıklanmadığı için sağlıksız toplum, sağlıksız nesiller gündemde.
Nasıl yani, derseniz!
Sağlık uzmanları televizyonlardan, şunları şunları sakın evinize sokmayın. Şunları şunları da sakın evinizden eksik etmeyin diyorlar ya! Evet, dedikleri çok doğru.. Ama eve gidiyorsun, saydıkları malzemelerden evde sadece tava var. Ne yapacaksınız?
'Sevgili Canan Karatay' başlıklı bir yazı yazmış ve Canan Hanıma bir soru yöneltmiştim; 'sizin dediklerinizi evimize sokmasak açlıktan ölürüz. Yine sizin dediklerinizi soframızdan eksik etmez isek de bu sefer bankalar bırak sofrayı, evimizi de elimizden alırlar' demiş ve Sayın Karatay'dan 'sağlıklı beslenmenin' ilk şartının açıklamasını istemiştim.
Sayın Karatay bu soruma cevap vermedi. Ama gerçek şu ki! Sağlıklı beslenmenin ilk şartı paradır. Devletin belirlediği fakirlik sınırı (4.600 TL) üzerinde bir gelire sahip olmaktır.
Boykot listelerine dönersek! İsrail ile dalaşıyoruz. Hemen İsrailli markaların listesini yayınlıyorlar. ABD ile dalaşıyoruz. ABD markalarını listeliyorlar. Almanya ile dalaşıyoruz. Alman markaları gündemde. Hatta Rusya'ya, 'gazı kesersen kes. Biz de tezek yakarız' postası (!) bile koydular.
Şimdi Hollanda ile dalaşıyoruz. Birileri de hemen Hollanda markalarının listesini çıkarmış ve millete, 'sakın bu markaları almayın' diye sesleniyor.
Biz çocukluktan beri, 'yerli malı, yurdun malı. Herkes bunu kullanmalı' mantığıyla yetiştik. Böyle de olmalı. Amma! Yaşadığımız gerçek, devlet ve millet olarak getirildiğimiz nokta hiç de öyle değil.
Bu liste tetikçilerine soruyorum; Listelediğiniz markaları almaz isek piyasada alınacak bir şey var mı? İşte acı gerçek bu.
Neredeyse yerli markamız yok. Ekonomik işgal altında ülkemiz. Kotundan botuna, arabandan uçağına kadar hep yabancı. Şampuanın yabancı, deterjanın yabancı. Tuvalet kağıdın bile yabancı.
Yediğin ekmeğin, domatesin, biberin, fasulyenin tohumu da yabancı. Pamuğun yabancı, şekerin yabancı. Kurban ettiğin hayvan bile yabancı. Daha ne diyeyim. Bankan yabancı, izlediğin televizyon yabancı.
Diyecek çok söz var da, anlayacak var mı bilmiyorum!
Ha! Boykotçular, tetikçi de olabilir. Öyle ya geçmişten beri bu tetikçiler, halk arasında özellikle çikolata, bisküvi sektöründe 'şu markada domuz eti var' fesadı ile rakip markaları öne geçirdiler. Şimdi o öne geçenler, Türkiye'nin en zengin 5 kişisi arasında ve İngilizler ile ortak. Tesadüfe (!) bakın ki, ürünlerinde domuzdan elde edilen jelatin kullandıkları resmen ispatlandı.
Bu ülkede hiç yerli malı yok mu, diye soranlar olabilir. Var, var. Türkiye gerçeklerini görmeyip, ucuz tetikçilik yapan yerli mal-lar var.
Bu listeleri 90'lı yıllarda üçüncü hamur kağıda basıp, halk arasında, kahvelerde, cami önlerinde, duraklarda dağıtan bu zihniyet zamanla teknolojiyi kullanmaya başladı. Şimdilerde bazı medya organları ve daha sıklıkla sosyal medya üzerinden listeler yayınlıyor. Vatandaş da paylaşıyor.
Geçmişte atıyorum, X ülkesinin ve Y firmasının mallarını almayın, onlar gâvur, o mallarda domuz eti var diyorlardı. Şimdilerde ise bu çağrıları tamamen siyasi amaçla yapıyorlar.
Ben bu çağrıları, Canan Karatay ve diğer sağlık uzmanlarının yaptıkları açıklamalara ve çağrılara benzetiyorum.
Değerli uzmanlarımız yanlış anlamasın. Tespitleri, iddiaları, tavsiyeleri bilimsel veriler ışığında olduğu bir gerçek. Ama bu gerçeğin karşısında da bir gerçek daha var. İşte bu iki gerçeğin çatışmasının çözümü açıklanmadığı için sağlıksız toplum, sağlıksız nesiller gündemde.
Nasıl yani, derseniz!
Sağlık uzmanları televizyonlardan, şunları şunları sakın evinize sokmayın. Şunları şunları da sakın evinizden eksik etmeyin diyorlar ya! Evet, dedikleri çok doğru.. Ama eve gidiyorsun, saydıkları malzemelerden evde sadece tava var. Ne yapacaksınız?
'Sevgili Canan Karatay' başlıklı bir yazı yazmış ve Canan Hanıma bir soru yöneltmiştim; 'sizin dediklerinizi evimize sokmasak açlıktan ölürüz. Yine sizin dediklerinizi soframızdan eksik etmez isek de bu sefer bankalar bırak sofrayı, evimizi de elimizden alırlar' demiş ve Sayın Karatay'dan 'sağlıklı beslenmenin' ilk şartının açıklamasını istemiştim.
Sayın Karatay bu soruma cevap vermedi. Ama gerçek şu ki! Sağlıklı beslenmenin ilk şartı paradır. Devletin belirlediği fakirlik sınırı (4.600 TL) üzerinde bir gelire sahip olmaktır.
Boykot listelerine dönersek! İsrail ile dalaşıyoruz. Hemen İsrailli markaların listesini yayınlıyorlar. ABD ile dalaşıyoruz. ABD markalarını listeliyorlar. Almanya ile dalaşıyoruz. Alman markaları gündemde. Hatta Rusya'ya, 'gazı kesersen kes. Biz de tezek yakarız' postası (!) bile koydular.
Şimdi Hollanda ile dalaşıyoruz. Birileri de hemen Hollanda markalarının listesini çıkarmış ve millete, 'sakın bu markaları almayın' diye sesleniyor.
Biz çocukluktan beri, 'yerli malı, yurdun malı. Herkes bunu kullanmalı' mantığıyla yetiştik. Böyle de olmalı. Amma! Yaşadığımız gerçek, devlet ve millet olarak getirildiğimiz nokta hiç de öyle değil.
Bu liste tetikçilerine soruyorum; Listelediğiniz markaları almaz isek piyasada alınacak bir şey var mı? İşte acı gerçek bu.
Neredeyse yerli markamız yok. Ekonomik işgal altında ülkemiz. Kotundan botuna, arabandan uçağına kadar hep yabancı. Şampuanın yabancı, deterjanın yabancı. Tuvalet kağıdın bile yabancı.
Yediğin ekmeğin, domatesin, biberin, fasulyenin tohumu da yabancı. Pamuğun yabancı, şekerin yabancı. Kurban ettiğin hayvan bile yabancı. Daha ne diyeyim. Bankan yabancı, izlediğin televizyon yabancı.
Diyecek çok söz var da, anlayacak var mı bilmiyorum!
Ha! Boykotçular, tetikçi de olabilir. Öyle ya geçmişten beri bu tetikçiler, halk arasında özellikle çikolata, bisküvi sektöründe 'şu markada domuz eti var' fesadı ile rakip markaları öne geçirdiler. Şimdi o öne geçenler, Türkiye'nin en zengin 5 kişisi arasında ve İngilizler ile ortak. Tesadüfe (!) bakın ki, ürünlerinde domuzdan elde edilen jelatin kullandıkları resmen ispatlandı.
Bu ülkede hiç yerli malı yok mu, diye soranlar olabilir. Var, var. Türkiye gerçeklerini görmeyip, ucuz tetikçilik yapan yerli mal-lar var.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Orta Çağ senyörleri, senyoraj, ABD ve MEM / 05.02.2026
- Bu ülkede ‘TÜRK’ sorunu vardır / 04.02.2026
- Mademki bu gece kader kalemleri hareket halindedir… / 02.02.2026
- Vekil maaş, asıl evlat derdinde ve Ekrem İmamoğlu / 01.02.2026
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Bu ülkede ‘TÜRK’ sorunu vardır / 04.02.2026
- Mademki bu gece kader kalemleri hareket halindedir… / 02.02.2026
- Vekil maaş, asıl evlat derdinde ve Ekrem İmamoğlu / 01.02.2026
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026





















































