BM Genel Sekreteri Annan, Kıbrıs'ta şu aşamada anlaşma zemininin hazır olmadığını söyleyerek görüşmeye geçmenin ve planla ilgili nabız tutmanın pek mümkün olmayacağına dikkat çekti.
KKTC Başbakanı Talat ise, Genel Sekreter'in bu açıklamasının doğru olduğunu; ama bu doğruluğun karşı tarafın anlaşmaz tutumundan kaynaklandığını ve özellikle Papadopulos yönetimine baskı yapılmasının gerekliliği üzerinde durdu.
Bir taraftan Serdar Denktaş ve Rum yönetimi ile sürdürülen siyasal diyalog ve flörtler, bir taraftan da Başbakan Talat'ın Avrupa ülkelerinde değişik diplomatlarla yapılan nabız turları Türk tarafının barış için ne derece yoğun gündemle çalıştığını gösteriyor.
Kendini Avrupa Birliği'nin ve Yunanistan'ın güvenlik şemsiyesine alarak ekonomik ve siyasal ambargoların kaldırılabilecek olması ihtimaline müsaade etmeyen Rum tarafı, değişik baskılarla adadaki Türkleri pasifize etmeye çabalıyor.
Durum gün gibi ortada iken; Genel Sekreter Annan'ın Ada'daki Rum baskılarını ve ayak oylarını görmek istememesi masum bir durum olarak nitelendirilebilir mi?
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,önceki gün Serdar Denktaş ile Papadopulos hükümetinin siyasi görüşmelerde bulunduğunu ve bu dirsek temasının iyi değerlendirilmesi gerektiğini, bu tarz ikili görüşmelerde de bir beis olmayacağını söyleyerek Talat Hükümeti'ne olan desteğini gösterdi.
Talat da, Denktaş da Ada'da kalıcı bir barış istiyor. Türk tarafı için barış diye bir sorun sözkonusu değil aslında.
Asıl olan burada Rumlar'ın barışı sabote etme tereddütleri ve ilerisi için sağlam bir siyasal denklemin sağlanamamış olması.
Bunun müsebbibi de Rum tarafı.
Genel Sekreter, Annan Planı olarak adaya biçtiği kumaşın taraflara uymadığını kendisi de kabul etmeye başladı.
Türk tarafına Güvenlik Konseyi ve Avrupa Birliği organlarından verilen söz ve vaadlerin tutulmamış olması, sözkonusu planın çöpe gitmesine neden olacak.
Yeşil Hat'ta uygulamaya sokulan ticari tüzükler ve sınır kapılarında yürürlük kazandırılan kararnamelerin bir anlamı kalmadı.
Teoride sözler ile pratikte eylemler uyuşmuyor.
"Siyasal zemin hazır değil" diyerek Türk tarafının beklentilerini çürütmeye çalışan Annan'ın, Rumlar üzerinde kafa yorması gerekiyor.
Türk tarafına yapılan baskıların yarısı Rumlar'a yapılmış olsa idi Ada eskisinden daha huzurlu olabilirdi.
KKTC siyasilerinin ve Denktaş'ın barışı sağlam zemine oturtma adına yaptığı ziyaretler ve beyanlar görmemezlikten geliniyor.
Şartlar tamam, zemin oyulmak istendiği için zemin hazır değil.
1960'larda Kıbrıs'ta başlatılan ve 70'lerde tırmandırılan kanlı eylemlerden sonra yumuşak zeminde sürdürülen Rum oyununun gayesini bilmeyen ve bilmek istemeyenlerin barış adına atacakları adımın bir anlamı olmasa gerek.
KKTC Başbakanı Talat ise, Genel Sekreter'in bu açıklamasının doğru olduğunu; ama bu doğruluğun karşı tarafın anlaşmaz tutumundan kaynaklandığını ve özellikle Papadopulos yönetimine baskı yapılmasının gerekliliği üzerinde durdu.
Bir taraftan Serdar Denktaş ve Rum yönetimi ile sürdürülen siyasal diyalog ve flörtler, bir taraftan da Başbakan Talat'ın Avrupa ülkelerinde değişik diplomatlarla yapılan nabız turları Türk tarafının barış için ne derece yoğun gündemle çalıştığını gösteriyor.
Kendini Avrupa Birliği'nin ve Yunanistan'ın güvenlik şemsiyesine alarak ekonomik ve siyasal ambargoların kaldırılabilecek olması ihtimaline müsaade etmeyen Rum tarafı, değişik baskılarla adadaki Türkleri pasifize etmeye çabalıyor.
Durum gün gibi ortada iken; Genel Sekreter Annan'ın Ada'daki Rum baskılarını ve ayak oylarını görmek istememesi masum bir durum olarak nitelendirilebilir mi?
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,önceki gün Serdar Denktaş ile Papadopulos hükümetinin siyasi görüşmelerde bulunduğunu ve bu dirsek temasının iyi değerlendirilmesi gerektiğini, bu tarz ikili görüşmelerde de bir beis olmayacağını söyleyerek Talat Hükümeti'ne olan desteğini gösterdi.
Talat da, Denktaş da Ada'da kalıcı bir barış istiyor. Türk tarafı için barış diye bir sorun sözkonusu değil aslında.
Asıl olan burada Rumlar'ın barışı sabote etme tereddütleri ve ilerisi için sağlam bir siyasal denklemin sağlanamamış olması.
Bunun müsebbibi de Rum tarafı.
Genel Sekreter, Annan Planı olarak adaya biçtiği kumaşın taraflara uymadığını kendisi de kabul etmeye başladı.
Türk tarafına Güvenlik Konseyi ve Avrupa Birliği organlarından verilen söz ve vaadlerin tutulmamış olması, sözkonusu planın çöpe gitmesine neden olacak.
Yeşil Hat'ta uygulamaya sokulan ticari tüzükler ve sınır kapılarında yürürlük kazandırılan kararnamelerin bir anlamı kalmadı.
Teoride sözler ile pratikte eylemler uyuşmuyor.
"Siyasal zemin hazır değil" diyerek Türk tarafının beklentilerini çürütmeye çalışan Annan'ın, Rumlar üzerinde kafa yorması gerekiyor.
Türk tarafına yapılan baskıların yarısı Rumlar'a yapılmış olsa idi Ada eskisinden daha huzurlu olabilirdi.
KKTC siyasilerinin ve Denktaş'ın barışı sağlam zemine oturtma adına yaptığı ziyaretler ve beyanlar görmemezlikten geliniyor.
Şartlar tamam, zemin oyulmak istendiği için zemin hazır değil.
1960'larda Kıbrıs'ta başlatılan ve 70'lerde tırmandırılan kanlı eylemlerden sonra yumuşak zeminde sürdürülen Rum oyununun gayesini bilmeyen ve bilmek istemeyenlerin barış adına atacakları adımın bir anlamı olmasa gerek.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005


























































