AB projesi ve Kapitalizm sebebiyle büyük bir krize giren Yunanistan’ın önüne aynen Osmanlı’ya yapıldığı gibi Duyunu Umumiye formülü konuldu.
AB’nin 120 kişilik denetim ekibi Yunanistan’ın bütün ekonomik tablosunu masaya yatırıyor. Yunanistan’ın bütün gelir ve harcama kalemleri değişik AB ülkelerinin temsilcilerinden seçilen bu denetimcilere veriliyor.
Örneğin, Almanlar vergileri, Hollandalılar devlete ait gayrimenkulleri, İsveçliler Almanlarla birlikte sağlık kalemini, Avusturyalılar e-devlet organizasyonunu, Fransızlar yine Almanlarla birlikte yerel yönetimleri ve devletin yeniden yapılanmasını inceleyecek.
Tabi Batılı ülkeler böyle bir fırsat ellerine geçtiğinde sineği yaşatma değil de, ondan kendi menfaatlerine yağ çıkarma derdine düşüyorlar.
Din onlar için amaç değil de dünyevi menfaatlere ulaşmada bir vasıta olduğu için yağını çıkardıkları Yunanistan’ın Hıristiyan olması; yeri geldiğinde babalarını bile tanımadıkları için Yunan medeniyetinin Batının temeli olması onlar için hiçbir şey ifade etmiyor.
500 milyar dolar borcu olan Yunanistan bu duruma düştü de, 800 milyar doları aşkın borcu olan, borçlarının faizini bile ödeyemeyen Türkiye’nin durumu farklı mı?
Esasen Yunanistan’ın AB’li denetimciler tarafından incelemeye tabi tutulması dikkatimizi çekiyor da, Türkiye’nin yıllardan beri AB komiserleri ve IMF denetçileri tarafından didik didik edilmesi neden hiç dikkatimizi çekmiyor?
Biz Yunanistan’ın bugün geldiği bu noktaya yıllar öncesinden gelmiştik.
Sadece, Yunanistan’a yaptıkları gibi direkt olarak, sancı çektirerek değil de, hazmede hazmede hazmettire hazmettire bu süreci bize yaşattılar.
Bu IMF’li AB’li dönemde, devlete ait ne kadar karlı kurum varsa haraç mezat satıldı, maden sahalarımız toprak fiyatına yabancılara devredildi, yabancı para ekonomiye hakim oldu, yerli para tamamen devre dışı kaldı, vergi gelirlerinin çoğu borçlara ve faizine ayrıldı, siyasi, ekonomik, hukuki, askeri birçok sahada taviz üstüne taviz verildi.
Yunanistan’a bugün dayatılanlar, bizlere yıllardır dayatılanlarla aynıdır, hatta daha azıdır. Osmanlı’nın yıkılmasına neden olan Duyunu Umumiye de Osmanlı yönetiminden Türkiye’ye dayatılan bu yaptırımlardan farklı bir şey istememişti.
Osmanlı Devleti ilk borcunu 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında, savaş maliyetlerini karşılamak için almıştır. Devlet mali durumunu düzeltemeyince borçlanmaya devam etti ve bir süre sonra da borçlanmayı alışkanlık haline getirdi.
Türkiye’de bugün bu tür borçlanmaya “sürdürülebilir borçlanma” diyorlar.
Fakat bu alışkanlık fazla uzun sürmedi, borçlar sürdürülemedi. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı Devleti yeni bir mali bunalıma sürüklendi. Borçları çevirmede zorlanan devlet, alacaklılarla masaya oturmak zorunda kaldı.
Burada bir parantez açalım. Ne hikmetse hep Batılı ülkeler bizi borç batağına sürüklüyor ardından da Rusya ile karşı karşıya getirip bizi daha da zor duruma sokuyorlar. Bugün de Suriye ve İran politikalarımızda yapılan yanlışlıklar, Malatya’ya kurulan füze kalkanı bizleri Rusya ile yine krize sürüklemektedir. Dikkatinizi çekerim, “Tarih tekerrür ediyor”.
1881 yılında damga, alkollü içki, balık avı, tuz, tütün ve ipekten alınan vergilerin tüm geliri iç ve dış borçlara ayrıldı. Bu vergileri toplama ve alacaklılara dağıtma görevi de yeni kurulan Duyunu Umumiye İdaresi’ne verildi. Yani Batılı borç verenler işlerini şansa bırakmadılar. Osmanlı bir taraftan borçlanmaya devam etti, bir taraftan da gelirlerini kaptırdı. Çöküş daha da hızlanmış oldu.
Normal gidişatla bu borçların ödenebilmesi asla mümkün değildi ve öyle de oldu. Osmanlı çöktü ve Türk milleti bu borçlardan ancak büyük bedel ödediği İstiklal Savaşı ve akabinde imzalanan Lozan Antlaşması ile kurtulabildi.
Yine aynı bataklığa doğru sürükleniyoruz. Her türlü kültürel, ahlaki ve dini tahribata maruz kalmış olan Türk milleti aynı istiklal mücadelesini bu sefer verebilir mi bilemeyiz.
AB’nin 120 kişilik denetim ekibi Yunanistan’ın bütün ekonomik tablosunu masaya yatırıyor. Yunanistan’ın bütün gelir ve harcama kalemleri değişik AB ülkelerinin temsilcilerinden seçilen bu denetimcilere veriliyor.
Örneğin, Almanlar vergileri, Hollandalılar devlete ait gayrimenkulleri, İsveçliler Almanlarla birlikte sağlık kalemini, Avusturyalılar e-devlet organizasyonunu, Fransızlar yine Almanlarla birlikte yerel yönetimleri ve devletin yeniden yapılanmasını inceleyecek.
Tabi Batılı ülkeler böyle bir fırsat ellerine geçtiğinde sineği yaşatma değil de, ondan kendi menfaatlerine yağ çıkarma derdine düşüyorlar.
Din onlar için amaç değil de dünyevi menfaatlere ulaşmada bir vasıta olduğu için yağını çıkardıkları Yunanistan’ın Hıristiyan olması; yeri geldiğinde babalarını bile tanımadıkları için Yunan medeniyetinin Batının temeli olması onlar için hiçbir şey ifade etmiyor.
500 milyar dolar borcu olan Yunanistan bu duruma düştü de, 800 milyar doları aşkın borcu olan, borçlarının faizini bile ödeyemeyen Türkiye’nin durumu farklı mı?
Esasen Yunanistan’ın AB’li denetimciler tarafından incelemeye tabi tutulması dikkatimizi çekiyor da, Türkiye’nin yıllardan beri AB komiserleri ve IMF denetçileri tarafından didik didik edilmesi neden hiç dikkatimizi çekmiyor?
Biz Yunanistan’ın bugün geldiği bu noktaya yıllar öncesinden gelmiştik.
Sadece, Yunanistan’a yaptıkları gibi direkt olarak, sancı çektirerek değil de, hazmede hazmede hazmettire hazmettire bu süreci bize yaşattılar.
Bu IMF’li AB’li dönemde, devlete ait ne kadar karlı kurum varsa haraç mezat satıldı, maden sahalarımız toprak fiyatına yabancılara devredildi, yabancı para ekonomiye hakim oldu, yerli para tamamen devre dışı kaldı, vergi gelirlerinin çoğu borçlara ve faizine ayrıldı, siyasi, ekonomik, hukuki, askeri birçok sahada taviz üstüne taviz verildi.
Yunanistan’a bugün dayatılanlar, bizlere yıllardır dayatılanlarla aynıdır, hatta daha azıdır. Osmanlı’nın yıkılmasına neden olan Duyunu Umumiye de Osmanlı yönetiminden Türkiye’ye dayatılan bu yaptırımlardan farklı bir şey istememişti.
Osmanlı Devleti ilk borcunu 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında, savaş maliyetlerini karşılamak için almıştır. Devlet mali durumunu düzeltemeyince borçlanmaya devam etti ve bir süre sonra da borçlanmayı alışkanlık haline getirdi.
Türkiye’de bugün bu tür borçlanmaya “sürdürülebilir borçlanma” diyorlar.
Fakat bu alışkanlık fazla uzun sürmedi, borçlar sürdürülemedi. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı Devleti yeni bir mali bunalıma sürüklendi. Borçları çevirmede zorlanan devlet, alacaklılarla masaya oturmak zorunda kaldı.
Burada bir parantez açalım. Ne hikmetse hep Batılı ülkeler bizi borç batağına sürüklüyor ardından da Rusya ile karşı karşıya getirip bizi daha da zor duruma sokuyorlar. Bugün de Suriye ve İran politikalarımızda yapılan yanlışlıklar, Malatya’ya kurulan füze kalkanı bizleri Rusya ile yine krize sürüklemektedir. Dikkatinizi çekerim, “Tarih tekerrür ediyor”.
1881 yılında damga, alkollü içki, balık avı, tuz, tütün ve ipekten alınan vergilerin tüm geliri iç ve dış borçlara ayrıldı. Bu vergileri toplama ve alacaklılara dağıtma görevi de yeni kurulan Duyunu Umumiye İdaresi’ne verildi. Yani Batılı borç verenler işlerini şansa bırakmadılar. Osmanlı bir taraftan borçlanmaya devam etti, bir taraftan da gelirlerini kaptırdı. Çöküş daha da hızlanmış oldu.
Normal gidişatla bu borçların ödenebilmesi asla mümkün değildi ve öyle de oldu. Osmanlı çöktü ve Türk milleti bu borçlardan ancak büyük bedel ödediği İstiklal Savaşı ve akabinde imzalanan Lozan Antlaşması ile kurtulabildi.
Yine aynı bataklığa doğru sürükleniyoruz. Her türlü kültürel, ahlaki ve dini tahribata maruz kalmış olan Türk milleti aynı istiklal mücadelesini bu sefer verebilir mi bilemeyiz.
Murat Çabas / diğer yazıları
- BBC muhabiri: ‘Kimse ABD ve İsrail’e güvenmiyor’ / 25.03.2026
- Trump yönetimi bu yılın sonunu göremez! / 24.03.2026
- Riyad’da toplandılar; ABD ve İsrail’i değil, İran’ı kınadılar! / 20.03.2026
- İran cephesi, savaşa nasıl bakıyor? / 19.03.2026
- Trump yönetimine ABD ve dünya genelinde güven yok / 18.03.2026
- ABD bataklığa saplandı, çıkış arıyor / 17.03.2026
- Netanyahu, Ben Gvir ve Mossad Başkanı öldü mü? / 14.03.2026
- İran İsrail’i vurdukça, Trump’ın kafası karışıyor / 13.03.2026
- İran'ın vurulacak yeri kalmadıysa, bu balistik füzeler nereden ateşleniyor? / 12.03.2026
- Epstein sopasıyla İran savaşı! / 11.03.2026
- Trump yönetimi bu yılın sonunu göremez! / 24.03.2026
- Riyad’da toplandılar; ABD ve İsrail’i değil, İran’ı kınadılar! / 20.03.2026
- İran cephesi, savaşa nasıl bakıyor? / 19.03.2026
- Trump yönetimine ABD ve dünya genelinde güven yok / 18.03.2026
- ABD bataklığa saplandı, çıkış arıyor / 17.03.2026
- Netanyahu, Ben Gvir ve Mossad Başkanı öldü mü? / 14.03.2026
- İran İsrail’i vurdukça, Trump’ın kafası karışıyor / 13.03.2026
- İran'ın vurulacak yeri kalmadıysa, bu balistik füzeler nereden ateşleniyor? / 12.03.2026
- Epstein sopasıyla İran savaşı! / 11.03.2026






















































