logo
24 EKİM 2026

15 ilde itlaf edilen kanatlı sayısı 306 bin

11.01.2006 00:00:00
 
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca, kuş gribi hastalığı tespit edilen 16 ilde, itlaf edilen toplam kanatlı sayısının 306 bini bulduğu bildirildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Iğdır ili Aralık ilçesinde 26 Aralık 2005 tarihinde tespit edilen kuş gribi hastalığının ardından virüsle mücadele konusunda çalışmaların Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından tüm hızıyla sürdürüldüğü ifade edildi. 10 Ocak tarihi itibarıyla kuş gribi hastalığı belirlenen 16 ilde itlaf edilen toplam kanatlı sayısının 306 bini bulduğu kaydedilen açıklamada, bugüne kadar kuş gribi pozitif vakalarının tespit edildiği iler şöyle sıralandı:"Iğdır, Erzurum, Ağrı, Bursa, İstanbul, Şanlıurfa, Erzincan, Bitlis, Yozgat, Van, Siirt, Bingöl, Kars, Çorum ve Ankara."

Açıklamada, bakanlık görevlilerinin kuş gribi ile mücadele konusundaki çalışmalarının bayram süresince de hız kesmeden devam edeceği vurgulandı.

TÜRKİYE NE HALE GELDİ!

Tekirdağ merkezli 4 ilde yasa dışı bahis suçuna yönelik düzenlenen eş zamanlı şafak operasyonunda yakalanan 14 şüpheliden 11'i tutuklandı

24.10.2026 10:33:00
İhlas Haber Ajansı
 
TÜRKİYE NE HALE GELDİ!
TÜRKİYE NE HALE GELDİ!
Tekirdağ merkezli 4 ilde yasa dışı bahis suçuna yönelik düzenlenen eş zamanlı şafak operasyonunda yakalanan 14 şüpheliden 11'i tutuklandı. Şüphelilerin hesaplarında toplam 2 milyar 146 milyon 143 bin 816 TL işlem hacmi tespit edildi.

Tekirdağ İl Jandarma Komutanlığı Siber, JASAT, KOM ve İstihbarat Şube müdürlükleri ile Çerkezköy İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik çalışma yürüttü. Bu kapsamda 20 Ekim 2026 tarihinde saat 06.30'da Tekirdağ, İstanbul, Kütahya ve Eskişehir'de belirlenen adreslere eş zamanlı şafak operasyonu düzenlendi. 7258 sayılı Kanun'a muhalefet suçlamasıyla 14 şüpheli gözaltına alındı.

Dijital materyaller ele geçirildi



Şüphelilerin evlerinde yapılan aramalarda 16 cep telefonu, 9 SIM kart, 1 hard disk, 2 dizüstü bilgisayar, 2 bilgisayar, 1 Micro SD kart ve 4 USB bellek ele geçirildi. Şüphelilerin hesaplarında toplam 2 milyar 146 milyon 143 bin 816 TL işlem hacmi bulunduğu belirlendi.

11 şüpheli tutuklandı

Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 14 şüpheliden 11'i çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, 3 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Jandarma ekiplerinin suç ve suçlularla mücadele çalışmalarının kararlılıkla sürdüğü bildirildi.

Ankara'da suç gelirlerinin aklanmasına yönelik operasyonda 650 milyon liralık mal varlığı inceleniyor



Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2022 yılında suç gelirlerinin aklandığı şüphesiyle başlatılan soruşturma kapsamında değeri yaklaşık 650 milyon lira olduğu belirlenen 12 taşınmaz, 8 taşıt ve 3 alkollü eğlence işletmesiyle ilgili inceleme başlatılırken, düzenlenen operasyonda 7 şüpheli gözaltına alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen suç gelirlerinin aklanmasına yönelik soruşturma kapsamında, bugün Ankara merkezli olarak çok sayıda adrese eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmalarda, suç gelirlerinin farklı ticari faaliyetler ve malvarlığı değerleri üzerinden ekonomik sisteme dahil edildiği şüphesi üzerinde duruldu.

Şirket devirleri ve para hareketleri mercek altında

2022 yılında başlatılan soruşturma kapsamında gerçekleştirilen mali incelemelerde, öncül suçlardan elde edildiği değerlendirilen gelirlerin turizm, yemek ve inşaat faaliyetleri ile alkollü eğlence mekanları üzerinden ekonomik sisteme sokularak farklı malvarlığı değerlerine dönüştürüldüğüne ilişkin bulgulara ulaşıldı.
İncelemelerde bazı şirketlerin belirli aralıklarla el değiştirdiği, devir işlemlerini açıklayabilecek nitelikte para hareketlerinin bulunmadığı ve şirketleri devralan bazı kişilerin daha önce şirketleri devreden kişilerin yanında çalıştıklarına ilişkin kayıtların olduğu tespit edildi.
Şirketlerin ortaklık yapılarında değişiklikler yaşanmasına rağmen ilgili kişiler arasındaki ticari ve fiilî bağlantıların devam ettiğine ilişkin bulgular da soruşturma dosyasında değerlendirildi. Bu kapsamda şirket devirlerinin ve mali hareketlerin suç gelirlerinin aktarılması ve aklanmasındaki olası rolü de mercek altına alındı.

650 milyon lira değerinde malvarlığı tespit edildi

Soruşturma kapsamında 9 şüpheliyle bağlantılı 8 şirket incelemeye alındı. Yapılan çalışmalar sonucunda 12 taşınmaz, 8 taşıt ve 3 alkollü eğlence işletmesi tespit edildi.
İncelemeye konu malvarlığı unsurlarının güncel toplam değerinin yaklaşık 650 milyon lira olduğu belirlendi. Söz konusu varlıkların suç gelirleriyle bağlantısının ortaya çıkarılması amacıyla şirketlerin mali yapıları, devir işlemleri ve kişiler arasındaki ticari ilişkiler ayrıntılı şekilde incelendi.

Çok sayıda adrese eş zamanlı baskın

Elde edilen deliller doğrultusunda bugün Ankara merkezli olarak çok sayıda adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyon kapsamında 9 ikamet, 7 şirket ve 8 araçta arama yapıldı. Aramalarda 9,19 mm çapında 1 tabanca, 7,65 mm çapında 1 tabanca ve toplam 19 fişek ele geçirildi. Ayrıca 1 milyon 261 bin 500 lira, 17 bin 500 euro ve 24 bin 400 dolarının yanı sıra farklı şahıslar adına düzenlenmiş yaklaşık 15 çek ve senet bulundu.
Soruşturmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen dijital materyaller, belgeler ve diğer delil niteliğindeki eşya hakkında da gerekli adli işlemler gerçekleştirildi.

7 şüpheli gözaltında, 1 firari aranıyor

Operasyon kapsamında 7 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Firari durumdaki 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği bildirildi. Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde sürdürülen soruşturmanın; suç gelirlerinin kaynağının, aktarım yöntemlerinin ve tespit edilen malvarlığı değerleriyle bağlantılarının ortaya çıkarılması amacıyla çok yönlü ve titizlikle devam ettiği belirtildi.


Sağlıklı yaşamın 10 sırrı


 
Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde enerjiniz hızla düşüyor, sık hastalanıyor, kilo vermekte zorlanıyor ya da stresle eskisinden daha zor başa çıkıyorsanız, bunları yaşlanmanın doğal sonucu olarak görüyor olabilirsiniz. Oysa bu belirtiler sağlığınıza yeterince yatırım yapmadığınızın sinyalleri olabilir.

24.10.2026 00:30:00
Murat Çorbacı
 
Sağlıklı yaşamın 10 sırrı
Sağlıklı yaşamın 10 sırrı

Uzun yıllar boyunca sağlık, büyük ölçüde "Hasta mıyım, değil miyim?" sorusuyla değerlendirildi. Oysa günümüzde bu yaklaşım tek başına yeterli değil. Çünkü kronik hastalıkların önemli bir bölümü ortaya çıkmadan yıllar önce; uyku kalitesinde bozulma, enerji kaybı, kas gücünde azalma, metabolik esnekliğin kaybı, stres toleransının düşmesi ve bağışıklık sistemindeki değişiklikler gibi erken sinyaller vermeye başlıyor. İnsan sağlığında olumsuz seyreden tabloyu değiştirmek çoğu zaman günlük yaşamda yapılacak küçük ama düzenli değişikliklerle mümkün. Kişisel 'iyi yaşam' yaklaşımının bu noktada önem kazandığına dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, "Wellness yani iyi yaşam; kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal sağlığını her gün bilinçli seçimlerle desteklemesidir" ifadesini kullanarak, sağlıklı yaşamın kaldırım taşı olan günlük hayatta kullanacağınız 10 kişisel wellness rutinini anlattı.

1. Wellness'ın ilk sorusu: Uykumu koruyacak ne yapıyorum?

Uykunun bağışıklık sisteminin, hormon dengesinin, hafızanın, iştah kontrolünün, kan şekeri regülasyonunun ve hücresel tamir süreçlerinin yeniden organize olduğu biyolojik bir dönem olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk, "Kötü uyku yalnızca ertesi gün yorgun hissettirmez. Uzun vadede insülin direncini, iştah artışını, tansiyon problemlerini, inflamasyonu, duygu durum dalgalanmalarını ve bilişsel performans düşüklüğünü tetikleyebilir" diyerek, kaliteli uykunun temel adımlarını paylaştı:

• Sabah saatlerinde gün ışığı almak,
• Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak,
• Akşam geç saatte ağır yemek yememek,
• Kafeini öğleden sonra sınırlamak,
• Yatak odasını serin, karanlık ve sessiz tutmak,
• Uyumadan önce zihinsel ve dijital uyarıyı azaltmak.

2. Akdeniz tipi beslenme metabolik sağlığı destekliyor

Karmaşık diyetler yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarını öneren Dr. Halil Ertürk, zeytinyağı, sebze, baklagiller, balık, tam tahıllar ve yeterli protein içeren Akdeniz tipi beslenmenin kan şekeri dengesinden bağırsak sağlığına kadar birçok sistemi olumlu etkilediğini belirtiyor. Özellikle 40 yaşından sonra yeterli protein tüketimi kas kütlesini korumak açısından önem taşıyor.

3. Yemekten sonra 10 dakikalık yürüyüş fark yaratıyor

Sağlıklı yaşam için uzun egzersiz programlarına gerek yok. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk'e göre öğle veya akşam yemeğinin ardından yapılacak 10-15 dakikalık tempolu yürüyüş sindirimi destekliyor ve yemek sonrası kan şekeri yükselmelerini dengelemeye yardımcı oluyor.

4. Uzun oturmanın etkilerini azaltın

Kas dokusunun yalnızca hareket etmek için değil, metabolizma, bağışıklık ve sağlıklı yaşlanma için de önemli olduğunu vurgulayan Dr. Ertürk, "Wellness yaklaşımında hareket yalnızca kalori yakmak için yapılmaz. Hareket; kası, kalbi, damarları, beyni, eklemleri ve metabolizmayı canlı tutan temel biyolojik uyarıdır" diyerek, günlük wellness için iki hedefi paylaştı:
• Daha az oturmak.
• Düzenli kas uyarısı vermek.
• Pahalı ekipman olmaksızın yapılan tempolu yürüyüş, merdiven çıkma, squat (çömelme), duvara şınav, plank, esneme hareketleri ve vücut ağırlığıyla yapılan basit egzersizler güçlü bir başlangıç sağlıyor. Her 45-60 dakikada bir ayağa kalkmak, kısa bir yürüyüş yapmak veya birkaç esneme hareketi bile uzun oturmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor.

5. Amaç stresi yok etmek değil, toparlanabilmek

Stresin yaşamın doğal bir parçası olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, asıl önemli olanın stres sonrası bedenin yeniden dengeye dönebilmesi olduğunu söylüyor. Yavaş nefes egzersizleri, doğada zaman geçirmek, dijital molalar vermek ve sosyal ilişkileri güçlendirmek sinir sisteminin toparlanmasına katkı sağlayabiliyor.

6. Hormetik stres: Dozunda zorlanma, daha güçlü beden

Bedenimizin her zaman konfor alanında kalmaya değil, zaman zaman kontrollü şekilde zorlanmaya da ihtiyacı var. Bilim dünyası buna "hormetik stres" adını veriyor. Sağlıklı bir bedenin zaman zaman kontrollü uyaranlara da ihtiyacı olduğunu ve burada "hormetik stres" kavramının devreye girdiğini belirten Dr. Halil Ertürk, "Hormetik stres; düşük dozda, kısa süreli ve kontrollü bir stresin vücutta adaptasyon yanıtı oluşturmasıdır. Yani bedene küçük bir zorlanma verilir; vücut buna yanıt olarak savunma, onarım ve dayanıklılık mekanizmalarını aktive eder. Egzersiz bunun en bilinen örneğidir. Kısa süreli soğuk veya sıcak maruziyeti, açlık penceresi, nefes egzersizleri ve doğa yürüyüşleri de doğru kişide, doğru dozda kullanıldığında benzer adaptif sinyaller oluşturabilir" dedi.

7. Buz banyosuna gerek yok, her duşun sonuna ekleyin

Soğuk duş veya duşun sonunda kısa süreli serin su uygulaması, evde yapılabilecek basit hormetik pratiklerden biri. Başlangıç için uzun buz banyolarına gerek olmaksızın duşun sonunda 20-30 saniye daha serin suyla bitirmek bile kontrollü bir uyaran olabilir. Buradaki amaç dayanıklılık geliştirmek ve bedene kısa süreli bir adaptasyon sinyali vermektir. Kalp hastalığı, ritim bozukluğu, kontrolsüz hipertansiyon, Raynaud sendromu, panik atak eğilimi veya ciddi kronik hastalığı olan kişiler bu tür uygulamalarda dikkatli olmalı.

8. Gece atıştırmalarını bırakmak iyi bir başlangıç olabilir

Aralıklı oruç, FMD benzeri beslenme protokolleri ve uzun açlık uygulamaları wellness dünyasında sık konuşuluyor. Çoğu kişi için ilk adımın akşam yemeğinden sonra atıştırmayı bırakmak ve doğal bir gece açlığı oluşturmak olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk, "Yaklaşık 12 saatlik bu doğal gece açlığı metabolik ritmi desteklemeye yardımcı olur. Diyabet ilacı veya insülin kullananlar, hipoglisemi eğilimi olanlar, gebeler, emzirenler, yeme bozukluğu öyküsü olanlar, ileri yaşta kırılgan bireyler ve ciddi kronik hastalığı olanlar bu uygulamadan önce kişisel değerlendirme yapmalı" diyor.

9. En güçlü biyohack, alışkanlıklarınızdır

'Biyohacking'in (Vücudu ve yaşam tarzını optimize etmek) en temel halinin biyolojiyi anlayarak günlük davranışları doğru sıraya koymak olduğunu söyleyen Dr. Halil Ertürk, sabah gün ışığı almak, düzenli hareket etmek, yeterli protein tüketmek, nefes egzersizleri yapmak ve zamanında uyumanın biyolojik açıdan en etkili uygulamalar arasında yer aldığını söylüyor ve ekliyor: "Bazen en iyi biyohack, akşam telefonu kapatıp zamanında uyumaktır."

10. Mükemmel değil, sürdürülebilir bir rutin oluşturun

Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk 'e göre sağlıklı yaşamın sırrı kusursuz bir program uygulamak değil; her gün sürdürülebilecek küçük alışkanlıklar geliştirmek. Gün ışığıyla güne başlamak, gün içinde hareket etmek, öğünlerden sonra kısa yürüyüşler yapmak, ekran kullanımını azaltmak ve düzenli uyku saatleri oluşturmak uzun vadede büyük fark yaratabiliyor.

Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!


 
Erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen pankreas kanseri çoğunlukla başka bir hastalık için doktora gidildiğinde ortaya çıkıyor. Genetik faktörler, ileri yaş ve sigara kullanımı kişide risk faktörünü artırabiliyor. En önemli belirtileri arasında sarılık, açıklanamayan kilo kaybı, karın ve sırt ağrısı bulunan pankreas tümörlerinde erken tanı tedavide önemli katkı sağlıyor. 
 

23.10.2026 20:36:00
Murat Çorbacı
 
Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!
Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Emin Köse, pankreas tümörlerinin türleri, belirtileri, risk faktörleri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi: Midenin arkasında, karın boşluğunun üst bölümünde yer alan pankreas, sindirim sisteminin ve hormon dengesinin önemli organlarından biri... Pankreasın dış salgı işleviyle üretilen enzimler, besinlerin özellikle yağ, protein ve karbonhidratların sindirilmesine yardımcı olmakta. İç salgı işleviyle üretilen insülin ve glukagon gibi hormonlar ise kan şekeri düzeyinin düzenlenmesinde rol oynamakta. Pankreasta gelişen tümörler, hücrelerin kökenine ve özelliklerine göre farklı gruplara ayrılmakta.


Belirti vermiyor

Pankreasın karın boşluğunun derininde yer alması ve erken evrede belirgin şikâyetlere yol açmaması, hastalığın tanısını güçleştirebilmekte. Belirtiler tümörün pankreasın baş, gövde veya kuyruk bölümünde yerleşmesine, büyüklüğüne ve çevre dokularla ilişkisine göre değişmekte. Pankreas tümörlerinde dikkat edilmesi gereken başlıca belirtiler şunlar:

Sarılık: Ciltte ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, dışkı renginde açılma ve kaşıntı görülebilmekte. Özellikle pankreasın baş kısmındaki tümörler safra kanalına baskı yaparak sarılığa neden olabilmekte.

Karın ve sırt ağrısı: Üst karın bölgesinde başlayan ve sırta yayılabilen, devamlılık gösteren veya giderek artan ağrılar ortaya çıkabilmekte.

İstem dışı kilo kaybı: Beslenme düzeninde belirgin bir değişiklik olmaksızın kilo kaybı ve iştahsızlık gelişebilmekte.

Sindirim sorunları: Şişkinlik, bulantı, hazımsızlık ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik görülebilmekte.

Halsizlik ve yorgunluk: Hastalığa eşlik eden metabolik değişiklikler ve beslenme sorunları kişinin günlük yaşamını etkileyebilmekte.

Kan şekeri değişiklikleri: Daha önce diyabet tanısı bulunmayan kişilerde yeni başlayan diyabet veya mevcut diyabette kan şekeri kontrolünün bozulması, özellikle başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken bir durumdur.

Sigara kullanımı ve ileri yaş pankreas kanseri riskini artırıyor

Genetik faktörler, ileri yaş, yaşam tarzı ve sigara kullanımı kişide pankreas tümörü riskini artırmakta. Ayrıca kronik pankreatit, obezite ve diyabet de riski yükseltiyor. Pankreas tümörlerinin tanı ve tedavi planlaması, hastanın şikâyetlerine ve tıbbi öyküsüne göre planlanıyor. Fizik muayene ve kan testlerinin ardından, klinik gereklilik doğrultusunda bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve endoskopik ultrasonografi gibi yöntemlerden yararlanılıyor. Kan testleri, karaciğer ve safra yollarının durumunu değerlendirmeye yardımcı olurken bazı hastalarda CA 19-9 gibi tümör belirteçleri de incelenmeli. Ancak bu belirteçler tek başına kanser tanısı koymak için yeterli değil. Gerekli görülen durumlarda endoskopik ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılarak dokudan örnek alınabilmekte. Tanı aşamasında yalnızca tümörün varlığının belirlenmesi değil, türünün, büyüklüğünün, çevre damarlarla ilişkisinin ve uzak organlara yayılımının değerlendirilmesi de önem taşıyor.
Tedavide ise tümörün yerine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanıyor. Hastaya özel uygulanan robotik cerrahi tedavi konforunu artırıyor.

Girne'deki gemi faciasının kara kutu kayıtları ortaya çıktı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne kenti açıklarında 27 kişinin hayatını kaybettiği "Filo Jet" isimli gemi faciasına ilişkin yürütülen soruşturmada, geminin kara kutusu (VDR) kayıtları kan donduran ihmalleri gözler önüne serdi. Mürettebatın geminin batma riskini ve teknik arızaları önceden bildiği, su almasına rağmen seyre devam edildiği ortaya çıktı. Mahkeme, aralarında kaptan ve şirket direktörünün de bulunduğu 9 şüphelinin tutukluluk süresini 7 gün daha uzattı

23.10.2026 18:10:00
Haber Merkezi
 
Girne'deki gemi faciasının kara kutu kayıtları ortaya çıktı
Girne'deki gemi faciasının kara kutu kayıtları ortaya çıktı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) sularında 30 Ağustos 2026 tarihinde meydana gelen, 27 kişinin yaşamını yitirdiği ve 3 yaşındaki Anni Asel Hilaloğlu'nun kaybolduğu Filo Jet gemi kazası soruşturmasında çok kritik bir gelişme yaşandı. Geminin kara kutusu olarak bilinen Seyir Veri Kayıt Cihazı (VDR) incelemelerinden elde edilen diyaloglar, felaketin adeta "geliyorum" dediğini ortaya koydu.


68 günlük kaydın 32 günü incelendi


Girne Kaza Mahkemesi'ne sunulan tahkikat raporuna göre, cihazda yer alan 68 günlük ses kaydının 32 günlük bölümünün incelenmesi tamamlandı. Ortaya çıkan kayıtlarda, gemi mürettebatının dümen sistemi, radar, kameralar ve sancak tarafında yaşanan ciddi teknik arızaları kendi aralarında defalarca tartıştığı belirlendi.

Kayıtlarda personelin, şirketin gemiye yeterli yatırım yapmamasından şikayetçi olduğu ve mevcut teknik kusurların yakın zamanda geminin batmasına yol açabileceği yönünde açıkça endişe belirttikleri saptandı.


İkinci makinistin isyanı


Kara kutu çözümlerinde en dikkat çeken unsurlardan biri ise geminin ikinci makinistine ait olan ifadeler oldu. İkinci makinistin, geminin durumunu özetlerken, "Gemide tek biz sağlamız, geriye kalan her şey yarım" diyerek isyan ettiği kayıtlara geçti.

Daha da vahimi, kayıtlarda geminin su aldığına dair açık konuşmalar ve uyarılar bulunmasına rağmen, kaptanın tehlikeye göz yumarak seyre devam etme kararı aldığı anlaşıldı.


9 şüphelinin tutukluluğu uzatıldı


Gelişmelerin ardından Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarılan, aralarında şirket direktörü, kaptanlar, makinistler ve mürettebatın da yer aldığı 9 şüphelinin tutukluluk süresi, soruşturmanın selameti açısından 7 gün daha uzatıldı. Polis, yürütülen geniş çaplı tahkikat kapsamında dosyaya 1 kişinin daha eklenmesiyle birlikte aranan şüpheli sayısının 6'ya yükseldiğini bildirdi.


Türkiye'den uzman heyet gidecek


Kazanın teknik geçmişini ve hasarlı parçaları incelemek üzere Türkiye'den uzman bir heyetin KKTC'ye gideceği ve üniversitelerden görevlendirilecek bilirkişilerle birlikte kapsamlı bir rapor hazırlayacağı duyuruldu.

Duruşma esnasında, kazada sevdiklerini ve yakınlarını kaybeden acılı ailelerin mahkeme salonundaki şüphelilere yoğun tepki göstermesi üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Yaşanan büyük ihmaller zincirine dair adli inceleme çok yönlü olarak devam ediyor.

Bakan Kurum COP31 hazırlıklarını paylaştı

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile İstanbul'da bir araya geldi. Kurum, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31'e 85 hükümet ve devlet başkanının katılımını bildirdiğini, yaklaşık 3 bin gazetecinin akredite olduğunu açıkladı. Zirvenin 10 başlıklı eylem gündemini ve 2035'e yönelik 6 küresel hedefini paylaşan Kurum, "Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak" dedi

23.10.2026 17:15:00
İhlas Haber Ajansı
 
Bakan Kurum COP31 hazırlıklarını paylaştı
Bakan Kurum COP31 hazırlıklarını paylaştı
COP31 Başkanı Murat Kurum, yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile İstanbul'da bir araya gelerek, Türkiye'nin COP31 hazırlıklarına ilişkin bilgilendirme yaptı. COP31 Başkanlığı'nın Eylem Gündemi'nin 10 başlığını, 2035'e ilişkin 6 küresel hedefini anlatan Kurum, Antalya'da kurulan 1 milyon 100 bin metrekarelik COP31 Alanı'nın detaylarını paylaştı. Türkiye'nin hazırladığı "Let's COP" şarkısını ilk kez dinleten Kurum, iklim farkındalığını sanat organizasyonlarıyla anlatacak COPArt Projesi'ni basın mensuplarıyla paylaştı. Türkiye'nin iklim krizine karşı ülkemizin, dünyanın geleceği için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sorumluluk aldığını belirten Bakan Kurum, "COP31'i biz sadece bir zirve olarak görmüyoruz. Küresel görünürlük, diplomatik etki, uluslararası işbirlikleri, yatırım ve yeşil dönüşüm açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimini, istihdamını, sanayisini, teknolojisini bu konuya göre revize eden, yenileyen bir Türkiye olmak istiyoruz. Biz bu anlamda geleceği beklemiyoruz. Onu şekillendirmeye gayret gösteriyoruz ve ülkemizin ve dünyamızın önümüzdeki 50 yılını etkileyecek belki de tarihin akışına olumlu anlamda en büyük katkıyı sunacak o iradeyi ortaya koyuyoruz. Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak. Türkiye tüm insanlığın geleceğine inşallah mührünü vuracaktır" dedi.

Dünyanın en önemli iklim organizasyonu olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ilk kez ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye'nin çalışmaları sürüyor. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bu kapsamda İstanbul'da yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile bir araya geldi. Türkiye'nin COP31'e yönelik son hazırlıklarını anlatan COP31 Başkanı Kurum, temsilcilerin sorularını yanıtladı. COP31 Başkanı Kurum, "Antalya'daki buluşmanın dünyaya anlatılmasında sizlerin katkısını çok önemsiyoruz. Sizlerin kalemi, ekranı ve haberi bu büyük buluşmayı milyonlarca insanla buluşturacak. İstiyoruz ki Antalya'dan yükselen mesaj, daha yaşanabilir şehirler kurma irademizi, çevremizi koruma kararlılığımızı ve ülkeler arasında güçlenecek iş birliğini dünyanın her köşesine ulaştırsın" diye konuştu.

"Asıl kriz, insanlığın ve doğanın geri dönüşü olmayan bir eşiğe sürüklenmesi"

Bugün dünyada siyasi istikrarsızlıkların derinleştiği, çatışmaların ve sıcak savaşların milyonları yerinden ettiği, ekonomik krizlerin ve barınma gibi temel insani sorunların tüm coğrafyaları sarstığının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, "Bu süreçlerin aşılabileceğini ancak iklim krizinin geri dönülemez sonuçlarla insanları baş başa bırakacağına dikkat çekti: Asıl ve kalıcı olan, insanlığın ve doğanın geri dönüşü olmayan bir eşiğe doğru sürükleniyor olmasıdır. Asıl büyük kriz; iklim değişikliğiyle birlikte, bu gezegenin artık üzerinde nefes alınamayacak, yaşanılamayacak bir yere dönüşme tehlikesidir. İşte tam da böyle bir dönemde, Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Dünya iklimin geleceğini konuşmak üzere ülkemize Antalya'ya gelecek" diye konuştu.

COP BM çatısı altındaki üst düzey iklim görüşmeleri

COP organizasyonunun (Taraflar Konferansı) Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen küresel iklim görüşmelerinin üst düzey buluşması olduğunu belirten COP31 Başkanı Kurum, Paris Anlaşması ile resmileşen Türkiye'nin iklim eylemi yolculuğuna ilişkin bilgilendirme yaptı. Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, İklim Şurası, İklim Kanunu, Sıfır Atık Projesi gibi kararlı adımları hayata geçirdiğine işaret eden Bakan Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen bu çalışmaların da Türkiye'nin örnek uygulamaları olarak COP31'de anlatılacağını dile getirdi.

COP31 Başkanı Kurum, 50'den fazla ülke ile doğrudan temas kurdu

Türkiye'nin COP31 Başkanı olarak bugüne kadar yürüttüğü diplomasi trafiğine ilişkin de bilgilendirme yapan COP31 Başkanı Kurum, 50'den fazla ülkeyle doğrudan ikili temas kurduklarını 'bugüne kadar tek bir günü bile boşa geçirmediklerinin' altını çizdi. Mart ayında Tokyo'daki iklim görüşmelerine, nisan ayında Antalya Diplomasi Forumu'na, Berlin'deki Petersberg İklim Diyaloğu'na, Kore İklim Haftası'na, mayısta Kopenhag'da İklim Bakanları Buluşmasına katıldığını belirten Kurum, 8-9 Mayıs'ta ise Hatay'da dünyanın farklı ülkelerinden temsilcilerini Türkiye'nin Dirençli Şehirler çalışmalarını yerinde görmeleri için ağırladıklarını kaydetti. Haziranda Bonn müzakerelerinde COP31 Eylem Gündemi'ni genişlettiklerini, Londra İklim Eylem Haftası'na katıldıklarını ifade eden Bakan Kurum, temmuz ayında ise İstanbul'daki D-8 Bakanlar Toplantısı'nda gelişmekte olan ülkelerin finansman ve teknoloji ihtiyaçlarını ele aldıklarını belirtti. Eylül ayında İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'ni gerçekleştirdiklerini, Bakü İklim Haftası'na katıldıklarını ve Trabzon Mavi Diyaloğu'nda denizlerin korunması, kıyıların dayanıklılığı ve mavi ekonomi gündemini dünya kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlattı. Diplomasi trafiğinin New York İklim Haftası ve Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası ile zirveye ulaştığını dile getiren Kurum, ekim ayında Fiji'deki COP31 Ön Konferansı ve Tuvalu'daki liderler buluşmasında Pasifik ülkelerinin özellikle kırılganlık, uyum ve iklim finansmanı alanındaki beklentilerini ele aldıklarını vurguladı, "Antalya'ya giderken bütün bu görüşmelerin birikimini de yanımızda götürüyoruz. Herkesi dinledik. Herkesin taleplerini, isteklerini, arzularını, beklentilerini aldık. Gelişmekte olan ülkelerin öncelikleri ile gelişmiş ülkelerin endişelerini dinledik" dedi.

85 Hükümet ve Devlet Başkanı katılımını bildirdi, 3 bin gazeteci akredite oldu

Antalya'daki zirvenin 2016 yılında Botanik EXPO'suna ev sahipliği yapan Antalya EXPO alanında gerçekleştirileceğini yineleyen Kurum, alana ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"1 milyon 100 bin metrekarelik bir alandan bahsediyoruz. Buluşmaya gerçekten heyecanlı bir şekilde hazırlanıyoruz. Hazırlık planımızda 527 bin metrekarelik Mavi Bölgemiz var ve yine 582 bin metrekarelik Yeşil Bölge'de etkinliklerimiz olacak. Çok kapsamlı bir çalışma yürüttük. Yani ulaşım bağlantılarından güvenlik sistemlerine, toplantı salonlarından basın ve yayın altyapısına kadar her ayrıntı üzerinde çalıştık ve burada gelen her misafirin güvenli, huzurlu bir şekilde alandan istifade etmesini sağlayacak yatırımlarımızı yaptık. Mavi Bölge'de Birleşmiş Milletler'in resmi müzakereleri yürütülecek ve 11-12 Kasım'da Dünya Liderler Zirvesi de burada yapılacak. Şu ana kadar 85 hükümet ve devlet başkanı katılımını bildirdi. Uluslararası medyanın oldukça yoğun ilgisi var. Yaklaşık 3 bin gazeteci akredite oldu. Yeşil Bölge'de ise ne yapacağız' Ülkemizin aslında dünyaya açılan vitrini olacak Yeşil Bölge. Binlerce insanın iklim çözümlerini yakından takip ettiği, bilimle, sanatla, teknolojiyle buluşabileceği bir alan olacak. Ve burada üniversiteler, girişimciler, gençler, sivil toplum kuruluşları aynı çatı altında bir araya gelecekler. Mavi Bölgede iklim finansmanı ele alınırken Yeşil Bölge'de de aslında bu alandaki uygulamaları bilimi ve yeni projeleri tanıtmış olacağız. Bu anlamda da bilhassa gelişmekte olan ülkelerin bilime, teknolojiye erişimi, bu projelere erişimi adına yeşil bölgedeki bu faaliyeti de önemsiyoruz. Tabii bu iki bölgede elde ettiğimiz deneyimler sonrasında da müzakere masasında konuşulan aslında her başlığın günlük hayattaki karşılığını da görebilmiş olacağız."

"Ülkemizin ve dünyanın önümüzdeki 50 yılını etkileyecek iradeyi ortaya koyuyoruz"

COP31 Başkanı Kurum, Türkiye'nin COP31'i her açıdan güçlü bir liderlikle sahiplendiğinin altını çizerek "COP31'i biz sadece bir zirve olarak görmüyoruz. Küresel görünürlük, diplomatik etki, uluslararası işbirlikleri, yatırım ve yeşil dönüşüm açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz ve Türkiye olarak önümüzdeki süreçte bu sürece liderlik eden, bu süreci tüm sektörleriyle birlikte benimseyen bir ülke olarak COP Başkanlığı sürecini yürütüyoruz. Bu bizim için gerçekten bir konferansın çok daha ötesinde. O yüzden COP31'in Türkiye'ye sağlayacağı kazanımları finansman, yatırım, teknoloji, şehircilik, sanayi, istihdam ve uluslararası itibar boyutları olmak üzere bu fırsata liderlik eden ve önümüzdeki süreçte üretimini, istihdamını, sanayisini, teknolojisini bu konuya göre revize eden, yenileyen bir Türkiye olmak istiyoruz. Biz bu anlamda geleceği beklemiyoruz. Onu şekillendirmeye gayret gösteriyoruz ve ülkemizin ve dünyamızın önümüzdeki 50 yılını etkileyecek belki de tarihin akışına olumlu anlamda en büyük katkıyı sunacak o iradeyi ortaya koyuyoruz. İşte Türkiye olarak devletimiz ve milletimizden aldığımız güçle hiçbir tereddüde yer bırakmadan, en net ve kararlı duruşumuzla, aksiyon gücümüzle, kimseyi bu anlamda geride bırakmadan herkesi sürece dahil ederek doğuyla batı, kuzeyle güney arasında köprü vazifesi görecek ve bu anlamda tüm medeniyetlerin buluşma noktası olan Türkiye'de, Antalya'da bu büyük dönüşüme liderlik edeceğiz" dedi.

Eylem gündeminin 10 başlığını ve 6 hedefini anlattı

Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı'nın Eylem Gündemi'nde yer alan Sıfır Atık, Temiz Enerji Dönüşümü/ Elektrifikasyon, Gıda Güvenliği, İklim Uygulama Köprüsü, Okyanuslar ve Denizler, İklim Dirençli Şehirler, Gençlik ve Eğitim, Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri, Rio Sinerjisi, Yeşil Sanayileşme başlıklarına ilişkin detaylı açıklamalar yaptı. COP31 Başkanı Kurum bu 10 başlığı, 2035 yılına uzanan 6 küresel uygulama hedefiyle desteklediklerini ifade ederek bu hedefleri şöyle sıraladı:

"Elektriğin dünya genelindeki nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 35'e yükselmesi, küresel atık üretimindeki artış hızını yarıya indirme, binalarda enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması, üretim ve imalatta döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15'e çıkarılması, Tarım ve iklim eğitimi alanında farkındalığı büyütmek, İklim Uygulama Köprüsü'nü yaygınlaştırmak."

"Amerikan ticaret odası da bu işin tam göbeğindedir"

Bakan Kurum, taahhütlerin eyleme geçmesini sağlayacak anlayışı gerçekleştirmede kararlı olduklarını belirterek COP31'in önemli iş birlikleriyle ilgili şu bilgileri verdi:

"Uluslararası Enerji Ajansı, OECD gibi birçok kuruluş, yine Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı bizim COP31'de stratejik ortağımız. Bu ortaklarımızla birlikte elektrifikasyon ve temiz enerji alanında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programıyla ülkelerin iklim hedeflerini uygulanabilir projelere yine dönüştürme alanlarında birlikte çalışıyoruz. Yine kalkınma bankaları. Yani bu işleri hayata geçirmemiz için evet bu taahhütler var, bu eylemler var ama bunları hayata geçirecek finansa ulaşıma için de kalkınma bankaları, uluslararası finans kuruluşları, yerel yönetimler ki bu konuyu da çok çok önemsiyoruz. Bugün bana soruyorlar işte 'Amerika bu toplantıya gelmeyecek, Paris Anlaşması'ndan çıktı mı veya buraya taraf mı'' Yani biz burada aslında sektörlerin, üretim ve istihdamın ne istediğini ne beklediğini değerlendiriyoruz ve bu kapsamda Amerikan Ticaret Odası da bu işin tam göbeğindedir. COP31 sürecinin yanındadır. Dolayısıyla orada sektörün dönüşümü, insanlığın bu konudaki beklentilerini de çok iyi biliyoruz."

"Dirençli şehirlere ayrı bir parantez açacağız"

Bakan Kurum, Türkiye'nin dünyaya COP31'in Dirençli Şehirler başlığına uygulama örneği olarak deprem bölgesinde tamamlanan Asrın İnşa Seferberliği'ni anlatacağını belirtti. Kurum, "Dirençli şehirlere ayrı bir parantez açacağız. Bu konuda büyük bir tecrübemiz var. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde deprem bölgesinde 100 milyar doları aşan yatırımla orada 11 ilimizi, 14 milyon vatandaşımızı yeniden ayağa kaldırdık. Saatte 23, günde 550 konut üreterek yani tarihe not düşeceğimiz bir başarı hikayesini aziz milletimizle birlikte ortaya koyduk. Bugün orada yaptığımız konutlar enerji alanında yüzde 39 daha az enerji üretiyor. Hepsi Sıfır Atık uyumlu ve daha yaşanabilir şehirleri deprem bölgesinde 11 ilimizde ayağa kaldırmış olduk. Buradaki birikimi tüm dünyayla paylaşacağız" diye konuştu.

"Sıfır atık köyleriyle dönüşümü yaşatarak anlatacağız"

Bakan Kurum, Emine Erdoğan'ın himayesinde yürütülen Sıfır Atık Hareketi'nin de yine COP31'in metan azaltımı hedefi doğrultusunda dünyaya ilham vereceğini dile getirerek "Sıfır Atık Hareketi de ülkemizin dünyaya sunduğu en güçlü örneklerden, projelerden biri. Türkiye'nin bu anlamda dünyaya imzası. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde başlayan Sıfır Atık anlayışını COP31 alanının her köşesinde hissettirmek istiyoruz. Sıfır Atık Müzesi, çocuk ve gençlik atölyeleri ve Sıfır Atık köyleriyle ziyaretçilerimize bu dönüşümü yaşatarak anlatacağız" dedi.

LET'S COP şarkısını dinletti, COPArt projesini anlattı

Türkiye'nin kültür ve sanat organizasyonlarıyla COP31 sahnesine çıkacağını ve iklim farkındalığını tüm dünyaya yansıtacağını anlatan Kurum, bu kapsamda COP31 için özel hazırlanan "Let's COP" isimli İngilizce şarkıyı yayın yönetmelerine ilk kez dinletti. COpArt başlıklı etkinlikler kapsamında alanın tamamının açık hava sahnesi olarak kullanılacağını vurgulayan Kurum, "COPArt kapsamında tabii çok kapsamlı bir program hazırlıyoruz. Yani operasyon planımızda 70 yabancı, 120 yerli sanatçının eserlerini kapsayan 4 tematik sergi de bulunuyor. Ulusal ve uluslararası birçok sanatçımızın eserleri, senfonik konserler, dünyaca ünlü şarkıcıların konserleri yine panelleri olacak. Amacımız dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize aslında çevre duyarlılığını sanatın diliyle anlatan unutulmaz bir deneyim sunmak istiyoruz. Bu açık hava müzesinde düşünün bir senfoni orkestrası doğanın sesini sahneye taşıyor. Geri kazanılmış malzemelerden bir heykel yükseliyor. Dijital bir eser, iklim verilerini herkesin anlayabileceği bir görüntüye dönüştürüyor. Böyle bir buluşma, insanları aynı duygu etrafında bir araya getirir. Antalya'da işte bu etkiyi oluşturmak istiyoruz" diye konuştu.

Anadolu medeniyeti, gençler, çocuklar ve gastronomi

Anadolu Bahçesi ve kültür-medeniyet alanlarında birbirinden farklı tanıtım etkinlikleri düzenleneceğini anlatan Bakan Kurum, 7 bölgenin mutfak kültürünü, yerel üretimi ve sürdürülebilir gastronomi örneklerini dünyaya sunacaklarını söyledi. Gençler ve çocuklar için özel programlar hazırlandığını ifade eden Bakan Kurum, Gençlik ve Bilim Merkezi, Çocuk Adası, eğitim alanları ve uygulamalı atölyelerin alanda kurulduğundan bahsetti.

"Bu hazırlıkların Antalya'ya kalıcı eserler kazandırması bizim için çok kıymetli"

COP31 Alanı'nda 500'ün üzerinde çalışma alanı ve 40 canlı yayın noktası ile 4 bin medya mensubuna hizmet verebilecek bir merkez oluşturduklarını anlatan Kurum, konferans boyunca 300'ü aşkın basın toplantısına imkan sağlayacak bir düzenin hayata geçirileceğini söyledi. Bakan Kurum, Antalya'da yenilikçi fikirlerin yatırımcılarla buluşması için Start-up Zone alanının oluşturulduğunu burada iklim teknolojileri geliştiren girişimlerin projelerini tanıtabileceğini uluslararası paydaşlarla görüşebileceğini vurguladı. Yine Türkiye Pavilyonu'nda enerji, atık yönetimi, şehircilik, bilim ve teknoloji alanlarında hayata geçirilen uygulamaların sergileneceğini kaydetti. Bakan Kurum, bu alanların COP31'den sonra da Antalya ekonomisine katkı sunacağını belirterek, "Elbette bu hazırlıkların Antalya'ya kalıcı eserler kazandırması da bizim için çok kıymetli. Yani bu alan artık Türkiye'nin, Antalya'nın kalıcı bir eseri haline geldi. Burada kongre, fuar ve ulaşım altyapısına yönelik çok önemli yatırımlarla aslında şehrimizin kapasitesini de güçlendirmiş olduk" dedi.

"Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak"

COP organizasyonlarının dünyanın ortak geleceği için hayati önemde olduğunu hatırlatan Bakan Kurum, son olarak şunları kaydetti:

"COP31'i sadece bir zirve olarak değil ülkemizin ve dünyanın önümüzdeki 50 yılını kurtaracak tarihi bir milat olarak ele alıyoruz. Bugün atılacak adımları sadece diplomatik birer protokol veya geçici birer organizasyon olarak görmek aslında karşı karşıya olduğumuz felaketin büyüklüğünü anlamamak demektir. Savaşlar ve krizler ne kadar yıkıcı olursa olsun, ekolojik çöküşün oluşturacağı kalıcı yıkım maalesef telafisi olmayan bir yıkımdır. Geçici krizlerin gürültüsü içinde asıl gerçeği göz ardı etmeyecek, gezegenimizin geleceğini hiçbir şekilde karanlığa teslim etmeyeceğiz. Bu konuda netiz, bu konuda ilk günden itibaren bu şekilde duruyoruz. Bu anlamda palyatif önlemler yerine çocuklarımızın istikbali için o kalıcı ve dönüştürücü iradeyi bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde COP31 Başkanlığı olarak ortaya koyacağız. Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak. Türkiye tüm insanlığın geleceğine inşallah mührünü vuracaktır. Antalya'da bu anlamda hep birlikte çalışacak ve yine Antalya'da tüm dünyaya, tüm dünyanın geleceğine mührümüzü vurmak üzere kalıcı bir tarihi iz bırakacağız. Ben bu kapsamda herkesi Antalya'ya davet ediyorum. Türkiye'nin bu gururuna ortak olmaya çağırıyorum."

Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü

Kütahya'da 3 katlı binada çıkan yangında yaralanan şahıs, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti

23.10.2026 14:18:00
İHA
 
Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü
Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü
Yangın, Bahçelievler Mahallesi Lodos Sokak'taki 3 katlı bir binanın 2. katındaki dairede meydana geldi.

Daireden dumanların yükseldiğini gören vatandaşlar, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi.

İhbar üzerine olay yerine itfaiye, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.

İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın büyümeden kontrol altına alınarak söndürüldü.

Yangında yaralanan Ramazan Öget, sağlık ekiplerince Kütahya Şehir Hastanesi kaldırıldı.

Öget, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Dairede hasara yol açan yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor

Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor

23.10.2026 14:10:00
Ahmet Turan Yiğit
 
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Özellikle büyük kentlerde meydana gelen taşkınlar, yalnızca yoğun yağışların değil, yıllardır biriken plansız yapılaşmanın da sonucu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre sorun sadece gökten düşen yağmur miktarı değil; yağmurun toprağa ulaşamaması.

Kentlerde betonlaşmanın artması, dere yataklarının daraltılması ve doğal su yollarının yapılaşmaya açılması, şiddetli yağışların afete dönüşmesinde önemli rol oynuyor. Uzmanlar, gelecekte benzer felaketlerin daha sık yaşanabileceği uyarısında bulunurken, doğayla uyumlu kentleşmenin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Sel felaketlerinin nedeni sadece yağış değil

Şiddetli yağmurlar her zaman yaşanabiliyor. Ancak uzmanlara göre bir yağışın afete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen temel unsur, kentin bu suyu nasıl karşıladığı.

Yıllar içinde beton ve asfaltla kaplanan şehirlerde yağmurun toprağa sızması zorlaşıyor. Su toprağa karışamadığında ise hızla yüzeyde birikiyor, yolları, alt geçitleri ve yerleşim alanlarını su altında bırakabiliyor.

Bu nedenle uzmanlar, yaşanan felaketleri yalnızca hava koşullarıyla açıklamanın eksik bir yaklaşım olduğunu ifade ediyor.

Dere yatakları unutulduğunda risk büyüyor

Kentleşme sürecinde en çok zarar gören alanların başında dere yatakları geliyor. Uzmanlar, geçmişte suyun doğal geçiş güzergâhı olan birçok bölgenin yıllar içinde yapılaşmaya açıldığına dikkat çekiyor.

Oysa dere yatakları ve taşkın sahaları, yağışlı dönemlerde fazla suyu taşıyan doğal güvenlik koridorları olarak görev yapıyor. Bu alanların daraltılması veya tamamen ortadan kaldırılması halinde, su farklı güzergâhlar arıyor ve bu durum yerleşim alanlarını tehdit eden taşkınlara neden olabiliyor.

Beton yerine suyu emen kentler öneriliyor

Uzmanların çözüm olarak dikkat çektiği yaklaşım ise "mavi-yeşil altyapı" sistemi.

Bu modelde yağmur bahçeleri, geçirimli zeminler, sulak alanlar, bitkilendirilmiş drenaj sistemleri ve yeşil koridorlar birlikte planlanıyor. Amaç, yağmur suyunu mümkün olduğunca düştüğü yerde tutabilmek ve kontrollü şekilde doğaya geri kazandırabilmek.

Uzmanlara göre suyu hızla uzaklaştırmaya çalışan klasik yöntemler tek başına yeterli olmayabiliyor. Bunun yerine suyu yönetebilen ve depolayabilen sistemlere ihtiyaç duyuluyor.

Parklar sadece dinlenme alanı değil

Birçok kişi parkları ve yeşil alanları yalnızca sosyal yaşamın bir parçası olarak görüyor. Ancak uzmanlar bu alanların iklim krizine karşı mücadelede kritik görevler üstlendiğini belirtiyor.

Kent ormanları, sulak alanlar, açık yeşil bölgeler ve ekolojik koridorlar yağmur suyunun tutulmasına yardımcı olurken aynı zamanda kent sıcaklıklarını da düşürebiliyor. Kısacası parklar yalnızca piknik yapılacak yerler değil; aynı zamanda kentin doğal savunma mekanizmaları olarak görülüyor.

İklim krizine karşı doğa temelli çözümler gerekiyor

Uzmanlara göre gelecekte aşırı hava olaylarının sıklığında artış yaşanabilir. Bu nedenle sadece beton kanallar ve mühendislik projeleriyle çözüm aramak yeterli olmayabilir.

Doğa temelli çözümler olarak adlandırılan yöntemler; ekosistemlerin kendi işleyişinden yararlanarak suyu tutmayı, filtrelemeyi ve yönlendirmeyi hedefliyor. Böylece hem taşkın riski azaltılıyor hem de doğal yaşam destekleniyor.

Bu yaklaşımın şehir planlamasına entegre edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Kentler doğayla mücadele ederek değil uyum sağlayarak korunabilir

Uzmanlar, afetlere karşı dayanıklı şehirler oluşturmanın yolunun doğayı kontrol etmeye çalışmaktan değil, doğal süreçlerle uyum içinde yaşamaktan geçtiğini ifade ediyor.

Dere yataklarının korunması, yeşil alanların artırılması, geçirimsiz yüzeylerin azaltılması ve suyun doğal döngüsüne saygı gösteren planlama anlayışının benimsenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Kentleşmenin kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli güvenlik perspektifiyle ele alınmasının önemine dikkat çeken uzmanlar, bugün alınacak doğru kararların gelecekte yaşanabilecek can ve mal kayıplarını azaltabileceğini belirtiyor. Yağmurun düşmesini engellemek mümkün değil; ancak suya hareket edeceği güvenli alanlar bırakıldığında şehirlerin sel felaketlerine karşı çok daha dirençli hale gelebileceği ifade ediliyor.

Şanlıurfa'da yaprak sarması 12 öğrenciyi hastanelik etti

Şanlıurfa'da bir ortaokulda yaprak sarması yiyen 12 öğrenci zehirlenerek hastaneye kaldırıldı

23.10.2026 14:06:00
İHA
 
Şanlıurfa'da yaprak sarması 12 öğrenciyi hastanelik etti
Şanlıurfa'da yaprak sarması 12 öğrenciyi hastanelik etti
Edinilen bilgiye göre olay, Eyyübiye ilçesine bağlı Süleymanşah Mahallesi'nde bulunan Mustafa Vedat Mutlu Ortaokulu'nda meydana geldi. İddiaya göre, bir velinin okula getirdiği yaprak sarmasını yiyen 12 öğrenci, bir süre sonra rahatsızlandı.

Durumun bildirilmesi üzerine okula sağlık ekipleri sevk edildi. Zehirlenme şüphesi bulunan 12 öğrenci, sağlık ekipleri tarafından ambulanslarla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.

Öğrencilerin kent merkezindeki hastanelerde tedavisi sürüyor.

Olayla ilgili inceleme başlatıldı.

Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı

Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı

23.10.2026 12:01:00
AA
 
 Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı
 Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı
Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı.

Gelik beldesi Dereiçi mevkisindeki özel kömür madeni ocağında grizu patlaması meydana geldi.

İhbar üzerine bölgeye AFAD, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Ocaktan çıkarılan 2 kişinin hayatını kaybettiği belirlendi, 5 yaralı hastaneye kaldırıldı.

Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu

Türkiye'de geçen yıl yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı yüzde 2,2 olurken, mezunlar en çok Almanya'ya gitmeyi tercih etti

 

23.10.2026 11:49:00
Anadolu Ajansı
 
Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu
Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu

Türkiye İstatistik Kurumu, geçen yıla ilişkin yükseköğretim beyin göçü istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2025'te bir önceki yıla göre artarak yüzde 2,2 oldu. Bu oran, kadınlarda yüzde 1,8, erkeklerde ise yüzde 2,7 olarak kayıtlara geçti.

Beyin göçünün en yüksek olduğu il İstanbul

Yükseköğretim beyin göçü oranının en yüksek olduğu il 2025'te yüzde 4 ile İstanbul olurken, bu kenti sırasıyla İzmir, Ankara, Eskişehir ve Yalova izledi. Yükseköğretim beyin göçü oranının en düşük olduğu il ise yüzde 0,2 ile Siirt olurken, bunu sırasıyla Hakkari, Kilis, Van ve Bitlis takip etti.

Bu oranın erkeklerde en yüksek olduğu ilk beş il, yüzde 4,7 ile İstanbul, yüzde 4,4 ile İzmir, yüzde 3,6 ile Ankara, yüzde 2,9 ile Eskişehir ve yüzde 2,8 ile Yalova oldu. Yükseköğretim beyin göçü oranının kadınlarda en yüksek olduğu ilk beş il, yüzde 3,4 ile İstanbul, yüzde 2,8 ile İzmir, yüzde 2,4 ile Ankara, yüzde 1,7 ile Eskişehir ve yüzde 1,5 ile Bursa olarak sıralandı.

En yüksek beyin göçü bilişim ve iletişim teknolojilerinde

Devlet üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2024 yılında yüzde 1,7 iken, 2025'te yüzde 1,9'a yükseldi.

Vakıf üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2024'te yüzde 4,3 iken, 2025'te yüzde 4,4'e çıktı.

Vakıf üniversitesi mezunları arasında 2025'te en yüksek beyin göçü oranı yüzde 8,6 ile tam burslu eğitim alanlarda gözlemlenirken, bunu yüzde 3,8 ile kısmi burslu eğitim alanlar ve yüzde 3,7 ile ücretli eğitim alanlar izledi.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı, yüzde 7 ile bilişim ve iletişim teknolojileri olarak belirlendi. Bu alanı yüzde 4,8 ile mühendislik, imalat ve inşaat ve yüzde 3 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik takip etti.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı, erkeklerde yüzde 8,2, kadınlarda yüzde 5,1 ile bilişim ve iletişim teknolojileri olurken, en düşük beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı erkeklerde yüzde 0,8 ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik, kadınlarda yüzde 0,7 ile eğitim olarak kayıtlara geçti.

Mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programı yüzde 13,1 ile moleküler biyoloji ve genetik olarak saptandı. Bu bölümü yüzde 13 ile işletme mühendisliği, yüzde 11 ile matematik mühendisliği, yüzde 10,9 ile elektronik mühendisliği ve yüzde 10,2 ile fizik mühendisliği izledi.

Öğrenim diline göre mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, Fransızca eğitim alan mezunlar yüzde 10,5 ile en yüksek beyin göçü oranına sahip oldu. Fransızcayı, yüzde 7,5 ile Almanca, yüzde 6,8 ile İngilizce ve yüzde 5 ile Rusça takip etti.

Mezunlar en çok Almanya'ya gitti

Bir lisans programını tamamlayanların göç etmeyi en çok tercih ettikleri ülke, yüzde 22 ile Almanya oldu. Almanya'nın ardından yüzde 16,9 ile ABD, yüzde 10,5 ile Birleşik Krallık, yüzde 5,2 ile Hollanda ve yüzde 5,2 ile Kanada geldi.

Almanya'ya göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı bilgisayar mühendisliği olurken, Birleşik Krallık ve Hollanda'yı en fazla tercih eden mezunlar arasında da yine aynı bölüm öne çıktı.

ABD'ye göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı elektrik-elektronik mühendisliği, Kanada'ya göç etmeyi tercih eden mezunlar arasında en fazla paya sahip lisans programı işletme olarak kayıtlara geçti.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.