logo
24 EKİM 2026

Çiftçinin maliyeti artıyor, vatandaşın sofrası küçülüyor

24.10.2026 00:00:00
 
Türkiye'de enflasyon tartışmaları çoğunlukla market ve pazar fiyatları üzerinden yapılıyor. Oysa vatandaşın alışveriş sepetine yansıyan fiyatların arkasında, tarladan başlayan uzun bir maliyet zinciri bulunuyor.

TÜİK'in 19 Ekim'de açıkladığı Ağustos 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi, bu zincirin üretici tarafında neler yaşandığını ortaya koyuyor.

Tarımsal girdi fiyatları yıllık %30,28 arttı. Enerji ve yağlayıcı maliyetlerindeki artış ise %43,14'e ulaştı. Üstelik bu kalemde yalnızca bir aylık artış %9,58 oldu.

Bu rakamlar sadece çiftçinin giderlerini değil, milyonlarca insanın sofrasını ilgilendiriyor.

Çünkü tarlada artan maliyet, er ya da geç üretim miktarını, ürün fiyatını veya her ikisini birden etkileyebiliyor.


Çiftçi üretiyor ama ne kadar kazanıyor?


TÜİK'in aynı döneme ait bir başka verisi dikkat çekici.

Ağustos ayında tarımsal ürünlerin üretici fiyatları yıllık %21,91 artarken, tarımsal girdi fiyatları %30,28 yükseldi.

Arada 8,37 puanlık bir fark bulunuyor.

Elbette bu iki endeksin kapsamı farklı. Dolayısıyla söz konusu fark, çiftçinin kârının aynı oranda azaldığı anlamına gelmiyor. Ancak üretim girdilerinin satış fiyatlarından daha hızlı pahalanması, üreticinin gelir-gider dengesi açısından önemli bir uyarı.

Bir çiftçi düşünelim.

Geçen yıl aldığı mazotu, tohumu ve gübreyi bu yıl daha pahalıya alıyor. Sulama, hasat ve nakliye giderleri yükseliyor.

Ancak ürününü satarken aynı oranda fiyat artışı elde edemiyor.

Böyle bir durumda çiftçi yalnız kazancını değil, gelecek yıl ne kadar üretim yapacağını da düşünmek zorunda kalıyor.

Gübre kullanımını azaltmak, yatırımını ertelemek veya bazı ürünleri ekmekten vazgeçmek kısa vadede bir tasarruf gibi görünebilir.

Fakat bu kararların toplam üretimi ve verimliliği azaltması, sonraki dönemlerde gıda arzını olumsuz etkileyebilir.

İşte tarımsal maliyet artışının asıl tehlikesi burada başlıyor.


Pazardaki Ayşe teyze, tarladaki Mehmet efendi


Ekonomik göstergelerin insan hayatındaki karşılığını anlamak için pazardaki alışverişe bakmak yeterli.

Ayşe Teyze'yi düşünelim.

Emekli maaşıyla evinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Pazara çıkmadan önce alacaklarını hesaplıyor. Fiyatları karşılaştırıyor, bütçesine göre bazı ürünlerden daha az alıyor.

Artık mesele yalnız domatesin veya biberin kaç lira olduğu değil. Aynı parayla eve ne kadar gıda götürülebildiği.

Pazarın diğer tarafında ise Mehmet Efendi var.

Ürününü yetiştirmek için aylarca emek veren bir çiftçi. Mazotu, gübreyi, tohumu, işçiliği ve taşımayı karşılamak zorunda.

O da ürününün para etmesini istiyor.

Pazar esnafı ise nakliye, tezgâh, fire ve işletme giderleriyle karşı karşıya.

Böylece aynı ekonomik zincirin üç farklı tarafı ortaya çıkıyor:

Çiftçi emeğinin karşılığını almak istiyor. Esnaf işletmesini ayakta tutmaya çalışıyor. Tüketici ise bütçesine uygun gıda arıyor.

Sorun, bu üç kesimden birinin diğerinden daha fazla kazanmak istemesinden ibaret değil. Sorun, üretimden tüketime kadar oluşan maliyetlerin giderek ağırlaşması.

Bu nedenle gıda fiyatları tartışılırken yalnız pazar etiketlerine bakmak yeterli değil.

Ürünün tarladaki maliyetini, üreticinin eline geçen fiyatı, taşıma ve depolama giderlerini ve tüketicinin ödediği son fiyatı birlikte incelemek gerekiyor.


Enerji maliyeti tarladan sofraya taşınıyor


Tarımsal üretimde enerji yalnız traktörün deposuna konulan mazot değildir.

Sulama pompaları, tarım makineleri, soğuk hava depoları, ürün işleme tesisleri ve taşımacılık da enerji kullanır.

Bu nedenle enerji maliyetlerindeki artış üretimin farklı aşamalarında tekrar tekrar karşımıza çıkar.

Ağustos ayında enerji ve yağlayıcı maliyetlerinin aylık %9,58 yükselmesi, bu açıdan üzerinde durulması gereken bir gelişmedir.

Üstelik sorun yalnız Türkiye'ye özgü değil.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün verilerine göre dünya gıda fiyatları eylül ayında aylık %1,5, yıllık %5,8 arttı.

Enerji maliyetleri, iklim koşulları, gübre fiyatları ve uluslararası taşımacılık sorunları tarımsal üretimi küresel ölçekte etkiliyor.

Ancak ülkelerin bu maliyet artışlarından ne kadar etkileneceği, kendi üretim kapasitelerine ve uyguladıkları tarım politikalarına bağlı.


Milli Ekonomi Modeli tarımda ne öneriyor?


Tam da bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde ortaya koyduğu tarım politikası üzerinde durmak gerekiyor.

Haydar Baş, tarımı yalnız ekonomik bir faaliyet olarak değil, toplumun gıda ihtiyacını karşılayan stratejik bir sektör olarak ele alıyor.

Modelin temel yaklaşımı, çiftçinin üretim yapabilmesi için gerekli şartların önceden oluşturulması ve üretilen ürünün pazarlanmasına ilişkin belirsizliklerin azaltılmasıdır.

Milli Ekonomi Modeli'nde çiftçinin tohum, gübre ve ilaç gibi girdilerde desteklenmesi; üretim öncesinde finansmana erişiminin sağlanması ve ürününe alım garantisi verilmesi öneriliyor.

Bir başka önemli unsur, tarımsal ürünlerin alım fiyatlarının üretim maliyetleri dikkate alınarak ve çiftçiye makul bir kazanç bırakacak şekilde belirlenmesi.

Bu yaklaşım, özellikle maliyetlerin hızla yükseldiği dönemlerde üreticinin gelecek sezon için plan yapabilmesini kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Model ayrıca kooperatifleşmeyi, tarıma dayalı sanayinin geliştirilmesini, modern sulama teknolojilerini ve yerli gübre üretimini destekliyor.

Üretici ile tüketici arasındaki zincirin kısaltılması da öneriler arasında.

Bunun ekonomik mantığı açık:

Üreticinin maliyeti azaltılabilir, verimliliği artırılabilir ve pazara erişimi kolaylaştırılabilirse çiftçinin gelirini korurken tüketicinin ödediği fiyat üzerindeki baskıyı da hafifletmek mümkün olabilir.

Elbette bu politikaların başarısı uygulama biçimine bağlıdır. Alım garantilerinin hangi ürünlere verileceği, desteklerin nasıl finanse edileceği, üretim planlamasının nasıl yapılacağı ve kamu kaynaklarının ne kadar verimli kullanılacağı önemlidir.

Ancak Milli Ekonomi Modeli'nin tarım politikası, bugünkü maliyet sorununa yalnız fiyat etiketinden değil, üretimin başlangıç noktasından müdahale etmeyi öneren somut bir çözüm çerçevesi sunmaktadır.


Üreticinin de tüketicinin de korunduğu bir ekonomi


Tarımsal girdi fiyatlarının %30,28, enerji maliyetlerinin %43,14 arttığı bir dönemde çiftçinin üretime devam etmesini yalnız kendi imkânlarına bırakmak, uzun vadede üretim kapasitesi açısından risk oluşturabilir.

Diğer taraftan tüketicinin satın alma gücü zayıfladığında üretilen gıdaya erişim de zorlaşır.

Bu nedenle tarım politikası, üreticinin kazancı ile tüketicinin alım gücünü birbirinin karşıtı olarak görmemelidir.

Ayşe Teyze'nin pazardan eli boş dönmediği, Mehmet Efendi'nin ürününü zarar endişesi taşımadan yetiştirebildiği bir ekonomik düzen hedeflenmelidir.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde vurguladığı üretimin desteklenmesi ve tüketicinin satın alma gücünün korunması yaklaşımı, bu iki ihtiyacı birlikte ele alması bakımından önemlidir.

Çünkü çiftçi üretemezse pazarın tezgâhı boşalır. Vatandaş satın alamazsa üretimin ekonomik karşılığı zayıflar.

Türkiye'nin ihtiyacı, yalnız gıda fiyatlarının sonuçlarını tartışmak değil, o fiyatları oluşturan üretim ve dağıtım şartlarını iyileştirmektir.

Tarlayı korumadan sofrayı koruyamayız.
 
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.