Doğu Akdeniz'de yıllardır süren mücadelede Libya'dan gelen karar, Türkiye açısından önemli bir gelişme. Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Ankara'nın bölgedeki tezlerine yeni bir siyasi dayanak sağlıyor. Avrupa Birliği yönetiminin karara sert tepki göstermesi ise anlaşmazlığın kolayca sona ermeyeceğini gösteriyor. Şimdi asıl soru, Türkiye'nin bu gelişmeyi nasıl değerlendireceği ve bölgedeki çıkarlarını korumak için hangi adımları atacağı.
Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019'da İstanbul'da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, 8 Aralık 2019'da yürürlüğe girdi ve 11 Aralık 2019'da Birleşmiş Milletler Sekretaryasına kaydedildi. Libya Temsilciler Meclisi, 20 Ekim 2026'da mutabakatı oy birliğiyle onayladı. Ayrıca 2020'de mutabakatların onaylanmasını reddeden ve Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören kararlarını iptal etti. Ankara bu gelişmeyi memnuniyetle karşıladı. Karar, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve deniz yetki alanları konusundaki iş birliğinin ilerletilmesi için yeni bir fırsat oluşturuyor.
Mutabakat, yalnızca deniz sınırlarını belirleyen bir belge değil; doğal kaynaklar konusunda iş birliğinin de önünü açabilecek bir çerçeve sunuyor. Bunun ekonomik kazanca dönüşmesi için Türkiye ile Libya'nın ortak teknik çalışmalar yürütmesi, deniz alanlarına ilişkin araştırmaları ilerletmesi ve uygun koşullarda enerji projelerini değerlendirmesi gerekiyor. Böylece anlaşma, diplomatik tartışmaların ötesine geçerek iki ülkenin ekonomik ilişkilerine de katkı sağlayabilir.
Anlaşmazlığın merkezinde, Yunan adalarının deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında ne ölçüde etkili olacağı sorusu bulunuyor. Yunanistan adalarının uluslararası hukuktan doğan haklarını savunurken Türkiye, bu adalara verilecek etkinin karşı kıyılardaki ana kara ülkelerinin deniz alanlarını orantısız biçimde daraltmaması gerektiğini vurguluyor. Adaların deniz yetki alanı oluşturması, sınırlandırmada her durumda ana karayla aynı ağırlığa sahip olacakları anlamına gelmiyor. Girit, Kerpe, Kaşot ve Rodos'un konumu da bu tartışmanın önemli bir parçası. Türkiye'nin yaklaşımı, ada haklarını bütünüyle reddetmekten ziyade coğrafi koşulların ve hakkaniyetin birlikte değerlendirilmesine dayanıyor. Ankara'nın bu görüş ayrılığını aşmak için Doğu Akdeniz'deki kıyıdaşlarla müzakere kanallarını açık tutması gerekiyor.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 21 Ekim 2026'da yayımladıkları ortak açıklamada Libya Temsilciler Meclisinin kararından duydukları üzüntüyü dile getirdi. İki isim, Türkiye-Libya mutabakatının üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, deniz hukukuyla bağdaşmadığını ve geçersiz olduğunu savundu; Yunanistan ve Güney Kıbrıs'la dayanışmalarını yineledi. Bu açıklama, AB'nin mutabakata karşı tutumunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu değerlendirme, taraflar arasındaki hukuki görüş ayrılığını tek başına çözen bir mahkeme kararı değil.
Bölgedeki anlaşmazlıkların çözümünde tutarlı hukuki ölçütlerin uygulanması da önem taşıyor. Yunanistan'ın 2020'de Mısır'la yaptığı deniz yetki alanları anlaşması ile Türkiye-Libya mutabakatı farklı coğrafi koşullara dayanıyor; bu nedenle iki düzenlemeyi bütünüyle eşdeğer saymak doğru olmaz. Türkiye'nin kendi tezlerini uluslararası hukuk çerçevesinde gerekçelendirmesi ve diplomatik temaslarla desteklemesi, bölgedeki konumunu güçlendirmek açısından önemli.
Libya Temsilciler Meclisinin onayı, Türkiye'nin önündeki bütün sorunları çözmüyor; ancak yeni bir hareket alanı açıyor. Ankara'nın önünde üç öncelik bulunuyor. İlk olarak, Libya'daki farklı siyasi kesimlerle diyaloğu sürdürerek mutabakatın ülkedeki siyasi desteğini korumasını sağlamalı. İkinci olarak, Mısır, Lübnan ve İsrail başta olmak üzere Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerle deniz yetki alanları konusunda görüşme yollarını açık tutmalı; Yunanistan'la da müzakere imkanlarını değerlendirmeli. Üçüncü olarak, Libya'yla ortak araştırmaları ve enerji projelerini ilerleterek anlaşmayı ekonomik iş birliğine dönüştürmeli.
Türkiye için asıl mesele, Libya'yla imzalanan anlaşmayı savunmanın ötesine geçerek Doğu Akdeniz'de yeni iş birliği kapıları açabilmek.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin önündeki sınav / 24.10.2026
- Ukrayna'da barışın şartlarını kim, nasıl belirleyecek? / 23.10.2026
- Latin Amerika'da sol neden oy kaybediyor? / 21.10.2026
- Avrupa'da geçim mücadelesi: Eğitim, ücret ve konut krizi / 20.10.2026
- Avrupa Rusya'dan uzaklaşırken Slovakya Moskova'ya yaklaşıyor / 17.10.2026
- ABD'siz NATO mümkün mü? / 15.10.2026
- ABD ve Rusya hesap yaparken Ukrayna ne yapacak? / 13.10.2026
- Hibrit tehlike: Savaş ilan edilmeden savaş başlar mı? / 09.10.2026
- Le Pen'in 2027 hesabı: NATO'ya yakın, Brüksel'e mesafeli / 08.10.2026
- Hürmüz'de yedi şart: Boğaz ne zaman açılacak? / 07.10.2026
- Ukrayna'da barışın şartlarını kim, nasıl belirleyecek? / 23.10.2026
- Latin Amerika'da sol neden oy kaybediyor? / 21.10.2026
- Avrupa'da geçim mücadelesi: Eğitim, ücret ve konut krizi / 20.10.2026
- Avrupa Rusya'dan uzaklaşırken Slovakya Moskova'ya yaklaşıyor / 17.10.2026
- ABD'siz NATO mümkün mü? / 15.10.2026
- ABD ve Rusya hesap yaparken Ukrayna ne yapacak? / 13.10.2026
- Hibrit tehlike: Savaş ilan edilmeden savaş başlar mı? / 09.10.2026
- Le Pen'in 2027 hesabı: NATO'ya yakın, Brüksel'e mesafeli / 08.10.2026
- Hürmüz'de yedi şart: Boğaz ne zaman açılacak? / 07.10.2026

























































