logo
18 HAZİRAN 2026

17 Ekim 1961 Paris katliamı

Cezayir Bağımsızlık Savaşı sürerken, ülkelerindeki bağımsızlık hareketine destek için barışcıl gösteri yapan 30 bine yakın Cezayirliden 300-400’e yakını, 17 Ekim 1961’de Fransız polisi tarafından katledildi

16.10.2020 14:35:00
17 Ekim 1961 Paris katliamı
17 Ekim 1961 Paris katliamı
Fransa'da, Cezayir'deki bağımsızlık hareketine destek için toplanan 30 bine yakın Cezayirlinin düzenledikleri barışçıl gösteri sırasında yaklaşık 400 göstericinin katledilerek Seine Nehrine atıldığı "1961 Paris Katliamı", geçen 59 yıla rağmen hafızalardan silinmiyor.
 
Fransa, kurbanların yakınlarının tüm çabalarına rağmen 37 yıl görmezden geldiği katliamla ilgili 1998'de sadece 40 kişinin öldüğünü açıklayarak, katliamın boyutunu gizlemeye çalıştı.
 
Ardından 17 Ekim 2001'de Paris'in sosyalist Belediye Başkanı Bertrand Delanoe tarafından ölenleri anmak için Saint Michel Köprüsü'ne bir levha dikilse de Fransa, katliamı halen "devlet suçu" olarak tanımadı.
 
Tarihindeki katliamları tanımaktan kaçan Fransa, Cezayir'deki sömürge yönetimi sırasında (1830-1962) işlediği soykırımda katlettiği Cezayirli direnişçilerin kalıntılarını Paris'teki İnsan Müzesi'nde bulunduruyor.
 
Katliam öncesi sadece Cezayir kökenlilere yönelik sokağa çıkma yasağı
 
Fransa'da 6 Ekim 1961'de, Paris civarında yaşayan Müslüman Cezayirliler için sokağa çıkma yasağı konuldu.
 
Ülkelerindeki bağımsızlık mücadelesine destek için 17 Ekim 1961'de sokağa çıkan 30 bine yakın Cezayirli, en küçük bir olaya karışmadan barışçıl bir gösteri düzenlerken, göstericiler Nazi iş birlikçisi olarak nitelenen Paris Polis Müdürü Maurice Papon'un emri üzerine polisin sert müdahalesiyle karşılaştı.
 
Binlerce kişinin yaralandığı, yaklaşık 14 bin kişinin gözaltına alındığı olayda kaç kişinin hayatını kaybettiği resmi olarak tespit edilemese de katliamın tanıkları ve bağımsız kaynaklar yaklaşık 400 Cezayirlinin, Fransa polisi tarafından çoğunun vurularak öldürüldüğünü, yaklaşık 400 kadarının ise yaralı olarak Seine Nehri'ne atıldığını belirtiyor.
 

 
Tanıklar göstericilerin bir kısmının da Paris polis karargahının bahçesinde ya da metro istasyonlarında öldürüldüğünü aktarıyor.
 
Fransa'nın 1998'de olayda sadece 40 kişinin öldüğünü açıklamasının ardından tarihçi Jean-Luc Einaudi, 1999'da gösteriye müdahale emrini veren Papon'a karşı açtığı davayı kazandı.
 
Böylece katliamın kasıtlı yapıldığı resmileşse de olay Fransa'daki resmi kurumlar ve yöneticiler tarafından hala tabu muamelesi görüyor.
 
Seine Nehri'ndeki Saint Michel Köprüsü'ne 17 Ekim 2001'de dikilen anıt levhayla en azından görünür olan katliam, 2012'den bu yana yalnızca izin alınarak anma töreniyle hatırlanabiliyor.
 
Öte yandan, onlarca Cezayirlinin nehre atıldığı Saint Michel Köprüsü'ndeki anma levhasının bulunduğu yerde, "boğulma durumunda şu numarayı arayınız" yazılı tabela dikkati çekerken, levhanın yakınlarına gençlerin yazdıkları, "Bu nehirde Cezayirlileri boğuyoruz." yazısı ise polisler tarafından hemen siliniyor.
 
Yasmina Adi tarafından, 2011'de çekilen belgesel filmin isminin de ilham kaynağı olan yazı, 17 Ekim 1961'de yaşananları en çarpıcı şekilde anlatıyor.
 
"Göstericiler çakı bile taşımıyordu"
 

 
Cezayir Bağımsızlık Hareketi'nin (FLN) ve 17 Ekim 1961'deki gösterinin Fransa'daki öncülerinden, olayın bizzat tanığı olan 84 yaşındaki Ait Ouazzou Areski, AA muhabirine, katliamı, öncesi ve sonrasını anlattı.
 
O dönemde yıllarca hapis yatan Areski, Fransa yönetiminin başa getirdiği "ırkçı" Polis Müdürü Papon'un 6 Ekim'de ilan ettiği sokağa çıkma yasağını protesto için gösteri düzenlediklerini belirtti.
 
O zamanki Başbakanın, FLN ile Fransa arasında başlayan müzakereleri baltalamak için bu yönteme başvurduğuna dikkati çeken Areski, "Ayrımcı, keyfi ve sadece Cezayir asıllıları hedef alan bir sokağa çıkma yasağıydı." dedi.
 
Areski, FLN'nin çağrısıyla yapılan gösteriye her yaştan insanın katıldığını belirterek, "Kendim bizzat üst araması yaptım, göstericiler en küçük bir çakı bile taşımıyordu." diye konuştu.
 
Gösteriye her yaştan, kadın erkek 80 bine yakın Cezayir asıllının katıldığını dile getiren Areski, Paris sokaklarını dolduran on binlerce kişiye polisin yakın mesafeden birden otomatik silahlarla ateş etmeye başladığını aktardı.
 
Polis vurulanları Seine Nehri'ne attı
 

 
Areski, "Çok sayıda insan patates çuvalı gibi yere düştü, polis yere düşenleri kamyonlarla toplayarak Seine Nehri'ne attı. Paris, daha önce hiç böyle bir katliama şahit olmadı. İkinci Dünya Savaşı'nda bile bu şekilde bir katliam yaşanmadı." ifadelerini kullandı.
 
Saint Michel Köprüsü'ne dikilen levhada, 49 insan siluetinin bulunduğunu hatırlatan Areski, bunların polis gözetiminde öldürülenleri sembolize ettiğini, Fransız makamlarının açıklamasalar da bu şekilde katliamın büyüklüğünü itiraf ettiğini dile getirdi.
 
Fransa'da tarihi gerçeklerin saptırılmaya çalışıldığına işaret eden Areski, "Bu suçun ve Fransız sömürgeciliği sırasında işlenen katliamların tanınmasını istiyoruz. Fransa, sömürge geçmişinin mirasını kabul ve yaptıklarını telafi etmeli." dedi.
 
Paris Polis Müdürü, intikam hisleriyle hareket ediyordu
 

 
Evry-Val-d'Essonne Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi Profesörü Olivier Le Cour Grandmaison da gösterinin temel sebebi olan sokağa çıkma yasağının sadece Cezayir asıllıları hedef alan ayrılıkçı ve ırkçı karakterine dikkati çekti.
 
Fransa'da Sömürge Dönemi'nde "İslam Politikaları ve Temsili: Ölümcül Düşman" kitabının yazarı Olivier Le Cour Grandmaison, Bağımsızlık Savaşı sırasında, Cezayir'in Konstantin kentinde sömürge yönetimini temsil eden Maurice Papon'un terfi edildiği Paris Polis Müdürü olarak, bağımsızlık müzakereleri sürerken intikam hisleriyle davrandığını söyledi.
 
Papon'un terfisiyle savaş sırasında kullandığı "işkence, zorla yok etme, yargısız infaz" gibi uygulamaları da Paris'e taşıdığını belirten Grandmaison, "Papon'un emriyle, 17 Ekim 1961'de Paris'te 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük katliam meydana geldi." dedi.
 
"Papon üstlerinden bağımsız değildi"
 
Katliamı devlet suçu olarak değerlendirdiklerini ifade eden Grandmaison, şöyle konuştu:
 
"Paris Polis Müdürü, üstleri olan İçişleri Bakanı, Başbakan ve dönemin Fransa Cumhurbaşkanı General Charles De Gaulle'den bağımsız hareket etmiyordu. Hukukçularla birlikte bunu bir devlet suçu olarak kabul ediyoruz. 17 Ekim 1961 katliamı, siyasi, ırkçı hatta dini bir yön taşıdığı için insanlığa karşı suç oluşturuyor."
 
Profesör Grandmaison, katliamı anmak için her yıl törenler düzenlense de bunun yeterli olmadığını vurgulayarak, "Devletin en üstü, 17 Ekim 1961'de Paris'te kasıtlı olarak işlenen bu katliamı henüz tanımadı. Bazı açıklamalar yapıldı ancak bunlar gerçekleri tam anlatmayan, suçu olduğu gibi 'devlet suçu' olarak kabul etmeyen, sorumluları belirtmeyen açıklamalar oldu." dedi.
 
Bu suçun, Cezayir'de değil, Fransa'nın başkenti Paris'te işlendiğine dikkati çeken Grandmaison, bunun "Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasındaki insanlığa karşı işlenen suçlar, sadece Cezayir topraklarında işlendi" şeklindeki cumhuriyet mitinin asılsızlığını ortaya koyduğunun altını çizdi.
 
"Katliam medyada yer almıyor"
 
Grandmaison, katliam gerçekleştiğinde sadece Fransa medyasınca değil, dönemin aktivist grupları olan işçi örgütleri tarafından da göz ardı edildiğini ifade etti.
 
Günümüzde de Fransa medyasında katliama yeteri kadar yer verilmediğini kaydeden Profesör Grandmaison, olayın 40'ıncı ya da 50'nci yıl gibi belirli zamanlarda daha ön plana çıktığına işaret etti.
 
Gelecek yıl katliamın 60'ıncı yılı olacağını dile getiren Grandmaison, olayın daha fazla tartışmaya açılacağını umduklarını, bununla birlikte Fransa'da sadece sağ ve aşırı sağı değil sosyalist sol kesimin de katliamın gündeme gelmesini istemediğini vurguladı.
 
"Fransız devleti sömürgeci geçmişiyle yüzleşmekte zorlanıyor"
 

 
Fransa Ulusal Araştırma Merkezi (CNRS) Araştırma Direktörü ve tarihçi Karima Direche de 17 Ekim 1961'de Paris'te düzenlenen gösterilerde yaşananları şöyle anlattı:
 
"Silahsız göstericilere karşı gerçek mermi kullanıldı. Binlerce Cezayirli gözaltına alındı ve cezaevine gönderildi. Kötü muamelelere maruz kaldılar. Onlarca kişi öldü. Bazı kişiler mermiyle öldürüldü. Bazı kişiler Seine Nehri'ne atılması sonucu boğularak öldü. (Fransız güvenlik güçlerince) Orantısız baskı ve güç kullanıldı."
 
Eski Cumhurbaşkanı François Hollande'ın bir konuşmasında Paris katliamında hayatını kaybedenleri andığını ancak Fransa'nın sorumluluğu hakkında hiçbir açıklama yapmadığını anımsatan Direche, Fransız yetkililerin Cezayirlilere uygulanan baskının meşru olduğunu düşündüğünü belirtti.
 
Direche, "Fransız devleti sömürgeci geçmişiyle yüzleşmekte zorlanıyor. Sömürge Fransa'nın geçmişinin bir parçası." dedi.
 
Gösterilerde görev yapan güvenlik güçlerinin sayısının inanılmaz boyutta olduğuna dikkati çeken Direche, "Fransız devleti bu katliamdaki sorumluluğunu tamamen kabul etmedi. Bununla ilgili şimdiye kadar Fransız devletinin sorumluluğunu ortaya koyan siyasi açıklama olmadı." ifadesini kullandı.
 
Direche, 17 Ekim 1961'e ilişkin, "Sömürgeci bir devlet, bağımsızlık yanlısı ve sömürge karşıtı bir harekete baskı uyguladı." değerlendirmesinde bulundu.
 
"Sadece devlet suçu değil, toplumsal hafıza kaybı da"
 
Adalet ve Hürriyet Komitesi Başkanı, insan hakları aktivisti Yasser Louati de 59 yıl önceki katliamın Fransa yönetimi ve Polis Müdürü Papon'un "Paris'te bağımsızlık sesi duymak istemediği" için meydana geldiğini söyledi.
 
Louati, Papon'un, Paris Polis Müdürü olmadan önce binlerce Yahudi'yi toplama kamplarına gönderen Vichy Hükümeti'nin mensubu olduğu ve işlediği suçlar için yargılanmadığına dikkati çekti.
 
Papon'un eski alışkanlıklarına Cezayirlilerle devam ettiğini belirten Louati, Fransa yönetiminin Papon'u görevde tutarak, suçlarına ortak olduğunun altını çizdi.
 
Aktivist Louati, "Hiçbir kurum, kararları için Papon'a karşı çıkmadı, sadece devlet suçu işlenmedi aynı zamanda toplumsal hafıza kaybı oluşturuldu. Katliamın üzerinden yıllar geçti ve hiç bahsedilmedi, ta ki 1980lere kadar. O zamanlar, Jean-Luc Einaudi gibi tarihçiler işlerini yaptı ve bu kanlı katliamı belgeledi." diye konuştu.
 
Katliamın halen tabu bir konu olduğunu, okullarda öğretilmediğini dile getiren Louati, Fransa'nın geçmişiyle hesaplaşmadığını, hiçbir cumhurbaşkanının yapılanlar için özür dilemediğini söyledi.
 
"Geçmişi hatırlatmak isteyenlere zulmeden bir Fransa'dayız"
 
Louati, arşivlere halen tamamen erişilemediğini, anma törenleri için izin gerektiğini aktararak, "1961 Paris Katliamı, cumhuriyet tarihinde kanlı bir eylem olarak tanınan bir olay değil. Ekim 1961'de yaşananları unutmak ya da küçümsemek yönünde bir arzu var." dedi.
 
Bu katliama, Cezayirliler ve Arapların hayatları bahis konusu olduğu için önem verilmediğini vurgulayan Louati, "Bugünkü hükümetin Müslümanlara sürekli baskı yaptığını görünce şaşırıyor muyuz? Halen hiçbir ders alınamadığını görüyoruz." diye konuştu.
 
Louati, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümetinin, bu katliamı gündeme taşımaya çalışan dernekleri "İslami ayrılıkçılıkla mücadele" bahanesiyle baskı altına aldığına değinerek, şunları paylaştı:
 
"Bu, geçmişi hatırlamak ve hatırlatmak isteyenlere zulmeden bir Fransa'da olduğumuzu gösteriyor. Bu katliam, ulusal bir atfı, bir anma gününü, Cumhurbaşkanı'ndan resmi bir konuşmayı hak ediyor, çünkü Paris'in göbeğinde gerçekleşti, uzak bir vilayette değil. Fransız devleti adına alınan bir karardı ve farklı devlet kurumları olayları önlemek için hiçbir şey yapmadı."

Trump, İran mutabakatını övdü


 
ABD Başkanı Trump, İran'la mutabakatı övdü, Lübnan konusunda İsrail'i eleştirdi. Trump, "İsrail, Hizbullah konusunda daha iyi davranabilirdi. İki insansız hava aracı çöle doğru vurulup zararsız bir şekilde yere düştüğünde, Beyrut’taki binaları yıkmaya gerek yok. Lübnan konusunda iyi bir iş çıkarmıyorlar ve Lübnan için üzülüyorum" dedi. Trump'ın flaş ifadesi ise "
İran'ın 300 milyar dolarlık dondurulmuş parasını vereceğiz yoksa kimse ABD Doları'na yatırım yapmaz!" oldu

18.06.2026 04:11:00
HABER MERKEZİ/AA
Trump, İran mutabakatını övdü
Trump, İran mutabakatını övdü

İran ile vardıkları mutabakat kapsamında Tahran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını belirten ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Lübnan'a yönelik çok sayıda saldırı düzenleyerek "kötü bir iş çıkardığını" söyledi.
Trump, Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi'nden ayrılmadan önce yaptığı basın toplantısında, İran ile varılan mutabakata ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İran ile varılan mutabakatın kendileri açısından iyi bir anlaşma olduğunu kaydeden Trump, "Anlaşma kısa süre içinde, yarın (19 Haziran) ya da belki ertesi gün imzalanacak" dedi.

Kalmam gerekmiyor

İsviçre'de gerçekleştirilecek imza töreni için neden Avrupa'da birkaç gün daha kalmadığı sorulan Trump, önce kalabileceğini ifade etti, ancak konuşmasının devamında bunun sadece bir mutabakat zaptı olduğunu ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in katılmasının yeterli olacağını düşündüğünü söyledi.
Bu mutabakatla 60 günlük müzakere sürecinde tüm detayların ele alınarak çözüme bağlanacağını vurgulayan Trump, "Eğer 60 gün içinde sonuç alınmazsa, sorun değil, (İran'ı) bombalamaya geri döneriz. Bunu yapmak istemiyorum çünkü bu çok iyi bir anlaşma, ama mecbur kalabiliriz" değerlendirmesinde bulundu.

İki konuda başarılı olduk

Anlaşmanın özünün "Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak" ve "İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak" olduğunun altını çizen Trump, her iki konuda da başarılı olduklarını savundu. Trump, İran ile anlaşma sağlanamaması halinde bu ülkenin uzun süre daha bombalanabileceğini belirterek, mutabakatın başarıyla uygulanmasını umduğunu söyledi.

Trump'tan Netanyahu'ya Lübnan eleştirisi

Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetini Lübnan'a yönelik saldırılar nedeniyle eleştirerek, bu konudaki tutumu doğru bulmadığını ifade etti. Netanyahu'nun "aslında iyi bir adam" olduğunu savunan Trump, "Ancak bazen biraz heyecanlanıyor. Lübnan konusunda ufak anlaşmazlıklarımız var. Bibi, biraz daha yumuşak davranabilirsin diyorum. Hizbullah'tan biri bir binaya girdi diye her seferinde o binayı yıkmana gerek yok" şeklinde konuştu.

ABD 'büyük', İsrail 'çok küçük ortak'

ABD'yi "büyük ortak" olarak tanımlayan Trump, İsrail için "çok küçük bir ortak" ifadesini kullandı.
İsrail'in kendini savunma hakkı olduğunu anlatan Trump, "İsrail, Hizbullah konusunda daha iyi davranabilirdi. İki insansız hava aracı çöle doğru vurulup zararsız bir şekilde yere düştüğünde, Beyrut'taki binaları yıkmaya gerek yok. Lübnan konusunda iyi bir iş çıkarmıyorlar ve Lübnan için üzülüyorum" değerlendirmesinde bulundu.
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına dikkati çeken Trump, "Bu çok haksızlık, özellikle de Beyrut'a bakınca... Önceki gün oradaki manzaraya baktım, oraya yapılan saldırı… Bana göre gereksiz olan büyük bir saldırıydı" dedi.

Zenginleştirilmiş uranyumla ilgili müzakerelere derhal başlanacak

Trump ayrıca, İran'daki zenginleştirilmiş uranyumun imha edilmesine ilişkin teknik görüşmelerin derhal başlayacağının altını çizdi. Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin kademeli olarak artmaya başladığını belirten Trump, birkaç hafta içinde geçişlerin normal seyrine dönmesini beklediklerini ifade etti.
Söz konusu sürecin Orta Doğu'da daha kapsamlı bir "barışın" başlangıcı olmasını umduğunu ifade eden ABD Başkanı, "Gazze'de yaptığımız işe bir bakın, Hamas'a bir bakın. Hamas son derece sessiz. Biz de onları silahsızlandırmaya çalışıyoruz" yorumunu yaptı.
Abraham Anlaşmaları'nın genişletilmesi konusunun kendileri için önemli bir başlık olduğunu vurgulayan Trump, özellikle Suudi Arabistan'ın anlaşmaya katılmasını umduklarını ve bunun gerçekleşmesi halinde bölgedeki diğer ülkeleri de teşvik edeceğini söyledi.

İran'ın 300 milyar dolarlık dondurulmuş parasını vereceğiz yoksa kimse ABD Doları'na yatırım yapmaz!

Diğer yandan ABD Başkanı Trump, İran'ın 300 milyar dolarlık dondurulmuş fonları konusunda dikkat çeken ifadeler kullandı ve bu fonların bir şekilde serbest bırakılacağı mesajını verdi.
"Bu fonlar, ancak onlar doğru şekilde hareket ederlerse serbest bırakılacak" diyen Trump, bu paraların İran'a ait olduğunu ve bilinen sebeplerle bu fonları dondurduklarını belirtti.
Trump, "Onların parasının büyük bir kısmını aldık ve o para şu anda bizde. O para bizim değil, onların parası ve biz onu belirli bir zamanda dondurmuştuk. Sanırım parayı geri vermek zorunda kalacağız. Eğer geri vermezsek, kimse bir daha dolara yatırım yapmaz" değerlendirmesini yaptı.

İran'a yönelik yaptırımların da aynı şekilde "Tahran'ın anlaşmaya uygun şekilde" davranmasına bağlı olduğunu dile getiren Trump, İran'daki yeni yöneticilerin bunun farkında olduğunu ifade etti. İran'a yönelik deniz ablukasının bu ülkeye attıkları bombalardan çok daha etkili olduğunu savunan Trump, İran'a toplamda en az 1 milyar dolar değerinde bomba attıklarını aktardı.

Şi ile Putin'e teşekkür

ABD Başkanı, İran konusunda "tarafsız" davrandıklarını söylediği Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e ayrı ayrı teşekkür ettiğini vurguladı.
Özellikle Çin'in bu süreçte İran'a silah göndermediğini ifade eden Trump, bunu memnuniyetle karşıladığını belirtti.
Diğer yandan Trump, konuşmasının bir bölümünde Suriye'de Ahmed Şara'nın cumhurbaşkanı olmasından memnuniyet duyduğunu ve Şara'nın "çok iyi bir iş çıkardığını" vurgulayarak, Lübnan konusunda da olumlu gelişmeler beklediğini dile getirdi.

Konuşmasında İranlı General Kasım Süleymani'nin ABD tarafından öldürülmesine de atıfta bulunan Trump, bunun, "ABD ile İsrail'in ortak işi" olduğunu ancak suikastı Amerikan ordusunun ve istihbaratının gerçekleştirdiğini anlattı.

Ahmet Türk’ün ‘mağdurum’ çıkışına tokat gibi yanıt!

Gazeteci yazar Rıza Zelyut, DEM Partili Ahmet Türk'ün yaptığı "Geniş topraklarım var ama kimliğim yok, Kürt sorunu benim" açıklamalarına sert bir dille tepki göstererek tarihi açıklamalarda bulundu

17.06.2026 21:15:00
Haber Merkezi
Ahmet Türk’ün ‘mağdurum’ çıkışına tokat gibi yanıt!
Ahmet Türk’ün ‘mağdurum’ çıkışına tokat gibi yanıt!
Gazeteci yazar Rıza Zelyut, DEM Partili Ahmet Türk'ün yaptığı "Geniş topraklarım var ama kimliğim yok, Kürt sorunu benim" açıklamalarına sert bir dille tepki göstererek tarihi açıklamalarda bulundu.

Zelyut, Ahmet Türk'ün ailesinin sahip olduğu Kasr-ı Kanco konağının ve geniş arazilerin geçmişine değinerek Türk'ün "mağduriyet" söylemlerini eleştirdi.

Gazeteci yazar Rıza Zelyut, Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Ahmet Türk'ün bölgedeki köklü aile geçmişi ve toprak sahipliği üzerinden yaptığı mağduriyet vurgularını hedef aldı. Sosyal medyada ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran açıklamasında Zelyut, Ahmet Türk'ün dedesinin ve ailesinin sahip olduğu mülklerin kökenine dair ağır ithamlarda bulundu.

"Geniş arazilere el koydu"



Rıza Zelyut, Ahmet Türk'ün Mardin Derik'te bulunan ünlü Kasr-ı Kanco konağı ve çevresindeki geniş arazilerin iddia edildiği gibi adil yollarla edinilmediğini ileri sürdü.

Türk'e doğrudan seslenen Zelyut, "Ahmet bey! Deden Ermenileri keserek şu an oturduğun Kasr-ı Kanco köşküne ve geniş arazilere el koydu" ifadelerini kullandı.

"Benim gibi türklerden bin kat daha fazla yedin"



Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt feodal yapısına ve ağalarına müsamaha gösterildiğini savunan Zelyut, Ahmet Türk'ün buna rağmen mağdur rolü oynamasını eleştirdi. Türkiye'deki sıradan vatandaşların ekonomik durumuna atıfta bulunan yazar, "Cumhuriyet Türkiye'si siz, Kürt derebeylerine bir fiske bile vurmadı. Benim gibi Türklerden bin kat daha fazla yedin Türkiye'yi. Yine de mağduru oynuyorsun. Keşke bütün Türkler senin gibi mağdur olsa…" dedi.

"Altyapıyı Barrack amcanız yapıyor"

Açıklamasının son bölümünde konuyu bölgedeki jeopolitik gelişmelere ve bağımsız devlet iddialarına getiren Zelyut, dış güçlerin bölgedeki planlarına dikkat çekti.

Ahmet Türk'ün siyasi çizgisini eleştiren yazar, "Haaa! Derebeyliğim yetmez ben buralarda devlet kuracağım dersen… Onun da altyapısını Barrack amcanız yapıyor. Biraz sabret, fazla ağlarsan oyun anlaşılır…" sözleriyle ABD'nin bölge politikalarına göndermede bulundu ve uyarılarda bulundu

Yusuf Ziya Gümüşel tahliye edildi

Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel, yaklaşık 3 yıldır tutuklu bulunduğu cinsel istismar davasında, sağlık sorunları gerekçesiyle adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

17.06.2026 20:10:00 / Güncelleme: 17.06.2026 20:21:09
Haber Merkezi
Yusuf Ziya Gümüşel tahliye edildi
Yusuf Ziya Gümüşel tahliye edildi
Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel, yaklaşık 3 yıldır tutuklu bulunduğu cinsel istismar davasında, sağlık sorunları gerekçesiyle adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Kamuoyunda büyük yankı uyandıran ve Yargıtay'ın bozma kararının ardından yeniden görülen davada, mahkeme Gümüşel'in tutukluluk halini sonlandırarak tahliyesine karar verdi.

Türkiye gündemini uzun süre meşgul eden ve Hiranur Vakfı'ndaki çocuk istismarı iddiaları üzerinden yürütülen H.K.G. davasında çok önemli bir son dakika gelişmesi yaşandı. Yerel mahkeme tarafından daha önce hapis cezasına çarptırılan vakıf kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel'in cezaevindeki tutukluluk hali resmen sona erdi.

Sağlık sorunları gerekçe gösterildi



Cezaevinde kaldığı süreçte ciddi sağlık sorunları yaşadığı ve kilosunun 50'ye kadar düştüğü belirtilen Yusuf Ziya Gümüşel'in avukatlarının yaptığı başvurular neticesinde mahkeme yeni bir karar aldı. Mahkeme heyeti, davanın geri kalan kısmında tutuksuz yargılanmak üzere Gümüşel hakkında adli kontrol şartıyla serbest bırakılma kararı verdi.

Ev hapsi ve imza yükümlülüğü uygulanacak



Edinilen ilk bilgilere göre, adli kontrol hükümleri kapsamında Gümüşel'e sağlık durumuna da bağlı olarak evde kalma (ev hapsi) ve belirli günlerde imza atma tedbirleri uygulanacak. Yargılama süreci bu şartlar altında devam edecek.

Davanın geçmişi

Kızı H.K.G.'yi küçük yaşta evlendirerek cinsel istismara iştirak ettiği suçlamasıyla yargılanan Yusuf Ziya Gümüşel, yerel mahkemece önce 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmış, ardından cezası 19 yıl 9 aya çıkarılmıştı. Yargıtay'ın dosyaya ilişkin bozma kararı vermesinin ardından yargılama süreci yeniden başlamıştı

9 yıllık Halkbank davası düştü

Manhattan Federal Mahkemesi, ABD Adalet Bakanlığı ve Halkbank arasındaki uzlaşıyı onayladı. Yargıç Richard Berman’ın imzasıyla, Türkiye-ABD ilişkilerinin en büyük kriz başlıklarından biri olan tarihi ceza dosyası suç kabulü ve para cezası olmaksızın kesin olarak kapandı

17.06.2026 17:20:00
Haber Merkezi
9 yıllık Halkbank davası düştü
9 yıllık Halkbank davası düştü
ABD'de Türkiye Halk Bankası A.Ş. (Halkbank) aleyhine açılan ve küresel piyasalar ile uluslararası diplomasi gündemini 9 yıldır meşgul eden ceza davasında nihai karar çıktı. Manhattan Federal Mahkemesi Yargıcı Richard Berman, 17 Haziran 2026 Çarşamba günü gerçekleştirilen kritik duruşmada, Halkbank aleyhindeki ceza davasının tamamen düşürülmesini resmen onayladı.

Bu tarihi kararla birlikte, iki ülke ilişkilerinde kronik bir gerilim kaynağı olan dava, bankaya herhangi bir para cezası verilmeden ve suç kabulü yapılmadan "kesin ve nihai olarak" tarihe karıştı.

Süreç nasıl sonuçlandı?

ABD Adalet Bakanlığı ile Halkbank, geçtiğimiz Mart 2026'da ceza davasını kalıcı olarak sonlandıracak bir "Ertelenmiş Kovuşturma Anlaşması" (Deferred Prosecution Agreement - DPA) imzalamıştı. Bu anlaşma kapsamında mahkeme, bankaya uluslararası yaptırım kurallarına tam uyum sağladığını kanıtlaması için 90 günlük bir süre tanımıştı.

Halkbank, bu süreçte küresel denetim devi Ernst & Young şirketini yetkilendirerek uyum politikalarını detaylı bir incelemeden geçirdi. Hazırlanan kapsamlı denetim ve uyum raporunun süresi içinde ABD makamlarına teslim edilmesinin ardından, bankanın taahhütlerine eksiksiz uyduğu belgelendi. Bunun üzerine ABD Adalet Bakanlığı savcıları, davanın tamamen düşürülmesi talebiyle mahkemeye resmi dilekçe sundu. Yargıç Richard Berman, bugünkü duruşmada savcıların bu talebini yerinde bularak davanın düşürülmesi kararını imzaladı.

Halkbank'tan KAP'a "nihai kapanış" açıklaması

Mahkemenin onay kararının ardından Halkbank, durumu Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden kamuoyuna şu sözlerle duyurdu:

"ABD Güney New York Bölge Mahkemesinde bugün gerçekleşen duruşma neticesinde Mahkeme tarafından Bankamızın ABD'deki ceza davasının düşürülmesi onaylanmıştır. Böylece Bankamız hakkında ABD'de yıllardır devam eden ceza davası kesin ve nihai olarak kapanmıştır..."

Banka, faaliyetlerini uluslararası düzenlemelere uygun olarak, güçlü ve kesintisiz sürdüreceğini vurguladı.

New York'tan gelen bu kritik haber, finans piyasalarında doping etkisi yarattı. Kararın hemen ardından HALKB hisse senetleri, davanın resmen düştüğü bilgisinin etkisiyle hızlı bir yükseliş trendine girdi. Analistler, bankanın üzerindeki en büyük hukuki ve finansal belirsizliğin kalkmasının orta ve uzun vadede hisse performansına olumlu yansıyacağını belirtiyor.

9 yıllık krizin geçmişi

2017'de başlayan süreçte Halkbank'a "İran'a yönelik yaptırımların delinmesine aracılık etmek, kara para aklamak ve banka dolandırıcılığı" gibi ciddi suçlamalar yöneltilmişti. Türkiye tarafı davanın siyasi saiklerle açıldığını savunurken, süreç üst mahkemelere kadar taşınmıştı. Nihayetinde, varılan uzlaşı ve mahkeme kararıyla bu karmaşık hukuki süreç, herhangi bir para cezası veya suç kabulü olmaksızın son buldu.

Marmara Denizi'nde gece saatlerinde 3.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem Bilimci Osman Bektaş, 'kendini 1935'ten beri gizliyor' diyerek uyardı

Marmara Denizi'nde gece saatlerinde 3.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin ardından değerlendirmelerde bulunan Deprem Bilimci Prof. Dr. Osman Bektaş, sarsıntının Kuzey Anadolu Fayı'nın (KAF) Güney Kolu üzerinde gerçekleştiğini belirterek, bölgede uzun yıllardır biriken gerilime dikkat çekti

17.06.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 Marmara Denizi'nde gece saatlerinde 3.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem Bilimci Osman Bektaş, 'kendini 1935'ten beri gizliyor' diyerek uyardı
 Marmara Denizi'nde gece saatlerinde 3.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem Bilimci Osman Bektaş, 'kendini 1935'ten beri gizliyor' diyerek uyardı
Marmara Denizi'nde gece saatlerinde 3.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin ardından değerlendirmelerde bulunan Deprem Bilimci Prof. Dr. Osman Bektaş, sarsıntının Kuzey Anadolu Fayı'nın (KAF) Güney Kolu üzerinde gerçekleştiğini belirterek, bölgede uzun yıllardır biriken gerilime dikkat çekti.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre, Marmara Denizi'nde gece saatlerinde 3.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Bölgede hissedilen sarsıntı kısa süreli paniğe neden olurken, depremin ardından gözler uzmanların değerlendirmelerine çevrildi.

Prof. Dr. Osman Bektaş'tan dikkat çeken değerlendirme
Deprem sonrası sosyal medya hesabından açıklama yapan Prof. Dr. Osman Bektaş, sarsıntının Kuzey Anadolu Fayı'nın (KAF) Güney Kolu üzerinde meydana geldiğini belirtti.
Bektaş, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
"Kendini 1935'ten beri gizleyen KAF'ın Güney Kolunda gelişti. 91 yıllık gerilim birikimi ve 1999 İzmit M7,4 depreminin batıya doğru yaptığı stres transferi birlikte değerlendirildiğinde, Güney kolda enerji birikiminin önemli ölçüde arttığı söylenebilir."

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek hakkında yürütülen soruşturma kapsamında mart ayında tutuklanan şoförler Aydın Günaydın ve Özer Uygun tahliye edildi

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek hakkında yürütülen soruşturma kapsamında mart ayında tutuklanan şoförler Aydın Günaydın ve Özer Uygun, yaklaşık üç aylık tutukluluklarının ardından tahliye edildi

17.06.2026 12:30:00
Haber Merkezi
 Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek hakkında yürütülen soruşturma kapsamında mart ayında tutuklanan şoförler Aydın Günaydın ve Özer Uygun tahliye edildi
 Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek hakkında yürütülen soruşturma kapsamında mart ayında tutuklanan şoförler Aydın Günaydın ve Özer Uygun tahliye edildi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in şoförleri Aydın Günaydın ve Özer Uygun hakkında tahliye kararı verildi.

Soruşturma çerçevesinde 25 Mart tarihinde Antalya'da gözaltına alınan Günaydın ve Uygun, İstanbul'a getirildikten sonra işlemleri için İstanbul Emniyet Müdürlüğü Vatan Yerleşkesi'ne götürüldü. Şüpheliler daha sonra ifadeleri alınmak üzere İstanbul Adliyesi'ne sevk edildi.

İfadeleri alınan iki şüpheli, savcılık işlemlerinin ardından "rüşvet" suçlamasıyla tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarıldı. Hakimlik, 26 Mart tarihinde Aydın Günaydın ve Özer Uygun'un tutuklanmasına karar verdi. Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na gönderilen iki şüpheli hakkında yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Günaydın ve Uygun'un yapılan değerlendirmeler sonucunda tahliye edildiği öğrenildi.

Bolu'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti

Bolu'nun Mengen ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte 1 işçi hayatını kaybetti

17.06.2026 12:18:00
İHA
Bolu'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti
Bolu'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti
Olay, Mengen ilçesine bağlı Gökçesu beldesindeki maden ocağında sabah saatlerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, maden ocağında işçilerin çalışması esnasında henüz bilinmeyen bir nedenle göçük meydana geldi.






112 Acil Çağrı Merkezine yapılan ihbar üzerine olay yerine jandarma, çok sayıda sağlık, İtfaiye ve AFAD ekibi sevk edildi. Yapılan ilk çalışmalarda maden işçisi Muhammet Özkul'un cansız bedenine ulaşıldı.








Ekiplerin göçük altında kalan maden ocağındaki çalışmaları devam ediyor.






Dev vinç gemisi 'Saipem 7000' İstanbul Boğazı'ndan geçti

Dünyanın en büyük üçüncü yarı batık vinç gemisi 'Saipem 7000'in İstanbul Boğazı'ndan geçti. Geminin Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün altından geçtiği anlar havadan görüntülendi

17.06.2026 12:04:00
İHA
Dev vinç gemisi 'Saipem 7000' İstanbul Boğazı'ndan geçti
Dev vinç gemisi 'Saipem 7000' İstanbul Boğazı'ndan geçti
Dünyanın en büyük üçüncü yarı batık vinç gemisi olan devasa boyutlardaki "Saipem 7000", sabah erken saatlerinde İstanbul Boğazı'na giriş yaptı.






Kritik geçiş nedeniyle İstanbul Boğazı'ndaki gemi trafiği, sabah saat 06.00'dan itibaren çift yönlü olarak askıya alınmıştı. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ekiplerinin geniş güvenlik önlemleri altında gerçekleştireceği geçişte, dev gemiye çok sayıda kurtarma römorkörü ve kılavuz kaptan eşlik etti. 






Dev geminin Yavuz Sultan Selim Köprüsünün altından geçiş anları havadan görüntülendi.













CHP'de Özgür Özel yönetimi, olağanüstü kurultay için toplanan 900'e yakın delege imzası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na iletildi

CHP'de Özgür Özel yönetimi, olağanüstü kurultay için toplanan 900'e yakın delege imzası, bugün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na iletildi

17.06.2026 11:16:00 / Güncelleme: 17.06.2026 12:21:41
Haber Merkezi
 CHP'de Özgür Özel yönetimi, olağanüstü kurultay için toplanan 900'e yakın delege imzası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na iletildi
 CHP'de Özgür Özel yönetimi, olağanüstü kurultay için toplanan 900'e yakın delege imzası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na iletildi
CHP'de Özgür Özel yönetimi, olağanüstü kurultay için toplanan 900'e yakın delege imzası, bugün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na iletildi. Genel Merkez kaynaklarının verdiği bilgiye göre "Mutlak butlan kararı nedeniyle olağanüstü kurultay toplanamaz" tutumunu sürdüren Kılıçdaroğlu, bu talebi işleme koymayacak.

Kılıçdaroğlu yönetiminin, Özel'in bu hamlesine karşı olağan kurultay takvimini açıklayarak yanıt vereceği belirtiliyor.

CHP'de mutlak butlan kararının ardından başlayan yönetim krizinde yeni bir aşamaya geçiliyor.

Özel yönetimi, 1 Haziran'dan itibaren noter aracılığıyla delegelerden toplanan ıslak imzalı olağanüstü kurultay talebini resmen Genel Merkez'e iletecek.

CHP'nin yaklaşık 1200 dolayında seçilmiş delegesinden mahkeme kararıyla görevine son verilen 196 İstanbul delegesinden ise imza alınmadı.

CHP tüzüğüne göre delegelerin salt çoğunluğunun imzalı talebi üzerine genel başkanın 45 gün içinde partiyi olağanüstü kurultaya götürmesi gerekiyor.

Ancak Kılıçdaroğlu yönetimi, istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararı nedeniyle, delegelerin iradesinin sakatlandığını, bu nedenle de olağanüstü kurultayın yapılamayacağını savunuyor.

Süreç nasıl işleyecek?
Özel yönetimi, delegelerden toplanan imzaları hem elden hem de noter aracılığıyla Genel Merkez'e iletecek.

Özel'in yakın kurmaylarının verdiği bilgiye göre Kılıçdaroğlu, tüzükte öngörülen bir haftalık süre içinde olağanüstü kurultay çağrısına yanıt vermek zorunda.

Bu talebin yerine getirilmemesi durumunda, Özel yönetimi sulh hukuk mahkemesine başvuracak.

Aynı kaynaklara göre mahkemenin bu başvuruyu 15 gün içinde karara bağlaması gerekiyor.

Mahkemenin bu talebi reddetmesi ihtimali bulunurken başvurunun kabul edilmesi halinde, partiyi olağanüstü kurultaya götürmek üzere bir çağrı heyeti atanması mümkün.

İzmir'de CHP'li Seferihisar Belediyesi'ne 'rüşvet' iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, şafak operasyonu düzenlendi

İzmir'de CHP'li Seferihisar Belediyesi'ne 'rüşvet' iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, şafak operasyonu düzenlendi

17.06.2026 11:14:00
Haber Merkezi
 İzmir'de CHP'li Seferihisar Belediyesi'ne 'rüşvet' iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, şafak operasyonu düzenlendi
 İzmir'de CHP'li Seferihisar Belediyesi'ne 'rüşvet' iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, şafak operasyonu düzenlendi
İzmir'de CHP'li Seferihisar Belediyesi'ne 'rüşvet' iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, şafak operasyonu düzenlendi.

Operasyonda, aralarında başkan yardımcısının da bulunduğu altı kişi gözaltına alındı.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklamada, belediye ile bağlantılı bazı kişi ve kuruluşların "inşaat ve imar süreçlerine ilişkin işlemler karşılığında menfaat temin ettiklerine yönelik bulgulara ulaşıldığı" belirtildi.

Savcılık yaklaşık 6 milyon TL tutarında rüşvet alışverişi gerçekleştiğine dair deliller olduğunu söyledi.

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra aralarında İstanbul, Adana, Bursa ve Antalya'nın da bulunduğu 30'dan fazla il ve ilçede belediye başkanları tutuklandı veya görevden uzaklaştırıldı. Bazılarının yerine kayyum atandı.

El değiştiren belediyelerin büyük çoğunluğu CHP yönetimindeydi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.