Cihat, sıkıntı ve meşakkat anlamlarına gelen "cehd" kökünden gelir. Hakikatte de cihat, zorluklar ve meşakkatlerle dolu bir ibadettir. Cihat, içinde bütün hayırları toplayan yüce bir ibadettir de... "Cihatta hayat vardır" hükmü bu gerçeği ifadede en kesin karardır.
Gerek harp meydanlarında ve gerekse nefsî planda Hak adına nefsin mağlubiyeti, vücut ülkesinde ve toplumda Hakk'ın ve tevhidin hâkimiyetini ifade eden ibadet olması münasebeti ile cihatsız hayatı düşünmek tamamen nefisperestlik olur. Bu tür yaşayış, şekilde insanî görünse bile hakikatte hayvanî bir hayat olur, ruhî yücelik ve üstünlükleri yoktur. Hâlbuki insan, hayatını bir gayeye hasrederek üstün bir hayat örneği vermesi gereken bir yaratılışa sahiptir. Onun için insanın hem imanı, hem de yaratılışının gereği olarak cihat ile hayatı bütünlük arz eder. Kısaca, mü'minin hayatı baştanbaşa cihattır.
Cihat, i'lâ-yi kelimetullah için Hakk'ın hâkimiyetini nefsin üzerine binâ etmek olayıdır. Yani cihatta sadece dış düşman hedef olmayıp; kişinin kendi nefsini de da Hakk'a râm etmek vardır. Bu sebeple, zorluk ve meşakkat dolu olan bu ibadet emredilmiş ve övülmüştür. Şimdi cihat mevzuunda vârid olan naslardan bazılarını görelim:
"ve müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekûn savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir." (Tevbe: 9/36).
"Hoşunuza gitmediği hâlde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu hâlde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu hâlde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara: 2/216).
"İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır." (Teveb: 9/20).
Peygamberimiz buyuruyor ki: "Müslümanlardan bir kimse Allah yolunda, devenin sağılacağı kadar bir zaman cihat ederse, Cennet'i hak eder. Allah yolunda yaralanmış veya bir belâya uğramış kimse, Kıyamet Günü'nde yarasının kanı her zamankinden fazla olarak gelir. Onun rengi kan, kokusu da misk kokusu gibidir."
Bu deliller cihadın önemini anlatmaya kâfidir. Cihat, çile ve meşakkatle, aşk ve muhabbeti birleştiren en şerefli ibadettir. Öyle ki, bu yolda en çok sevilen can feda edilmektedir. Aslında insan her şeyden çok kendini sever ve her şeyi kendisi için sever. Her şeyin kendisine feda edilmesini ister. Eğer insan Hak muhabbetinde fâni olabilirse, gözü Hak'tan başka hiçbir şeyi görmez. Sadece Hakk'ı görür. Hakk'ı talep eder. Hak ve hakikatin galebesini ister. Kendini adeta unutur. Hatta canını feda etmeyi bir şeref, bir mutluluk olarak görür. Böyle bir insan, fâni nimet ve lezzetlerden hiçbir şeyi düşünmez. İnsanın en kıymetli değeri vardır ki, o da canıdır.
Kul, Yüce Allah ile yakınlık kurunca ancak ölümle ayrılabilen mal, evlât, mevki ve hatta nefisten bile sıyrılır. Şehit ise o canı Allah için verir. Verdiği zaman da Allah bunun karşılığında ona Zatını verir. Şehit sıradan bir ölü değildir. Cenâb-ı Hakk şehitler için; "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab'lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar" buyurdu.
Mesrûk'dan riayetle; Abdullah b. Mes'ûd'a, "Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın!" (Âl-i İmran, 3/169) ayeti hakkında sordum; şu cevabı verdi: "Biz de bunu Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve âlihi) sorduk; şöyle buyurdu: Onların (şehitlerin) ruhları yeşil kuşların içindedir. Bu kuşların Arş'ta asılı kandilleri vardır. Cennet'e uçup istedikleri gibi gezip dolaşırlar, sonra geri dönüp kandillerine konarlar. Rab'leri onlara bir bakış bakar ve şöyle buyurur: 'Bir şey arzuluyor musunuz?'' Daha ne isteyeceğiz, Cennet'te istediğimizi yiyip gezip tozuyoruz, çok güzel bir hayat sürdürüyoruz.' Allah aynı soruyu üç kere sorduktan sonra kendilerine devamlı sorulacağını anlayınca şöyle derler: 'Ya Rabbi, Senden dilediğimiz şudur; ruhlarımızı bedenimize tekrar döndür de yine Senin yolunda savaşıp şehit düşelim.' Allah da onların bundan başka dilekleri bulunmadığını görünce, onları o hâl üzere bırakır.'"
Ayrıca Tirmizî şunu da ilave etti: "Peygamberimize bizden selâm ulaştır ve bizim O'ndan razı olduğumuzu, O'nun da bizden razı olduğunu kendisine ilet!"
Düşman karşısına çıkan, dünya ile olan her türlü ilgisini kesmiştir, Allah sevgisi ve rızası uğrunda hayatını hiçe saymıştır. Bundan daha üstün bir şekilde Allah'a yönelmek düşünülemediği için, şehit olmanın derecesi yükselmiş ve üstünlüğüne dair birçok ayet ve hadis gelmiştir. Cenâb-ı Hakk ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Allah, mü'minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân-ı Kerim'de Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O hâlde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış-verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır." (Tevbe: 9/111).
Eğer savaşırken niyet, insanların onun arkasından "ne güzel, ne kahramanca çarpışıyor" desinler ya da savaştan ganimet kazanmak gibi Allah rızası dışında başka niyet olursa; bu niyetlerle çarpışan, şehit olamayacağı gibi, niyetinin Allah rızasından başka bir şey olması sebebiyle bunun cezasını da görecektir: Amellerin sonlarının hayır olması ve son nefeste iman üzere olmanın garantisi ise ancak kalbe zikrullahın yerleşmesi iledir. Kul dili ile Allah'ı zikretmeye başlayıp bu hâlinde istikrarla devam edince, bu alışkanlık hâline gelir. O kulun kalbine zikir yerleşir. Zikrullah kalbe yerleşince de o kulun hâli daim zikir olur. Son nefesinde de dilinde zikir olur, son nefesi kelime-i şehadet olan, Cennet'e girer. (Prof. Dr. Haydar Baş/Dua ve Zikir).
Kaynak: Prof. Dr. Haydar Baş, 'Dua ve Zikir' kitabı
Gerek harp meydanlarında ve gerekse nefsî planda Hak adına nefsin mağlubiyeti, vücut ülkesinde ve toplumda Hakk'ın ve tevhidin hâkimiyetini ifade eden ibadet olması münasebeti ile cihatsız hayatı düşünmek tamamen nefisperestlik olur. Bu tür yaşayış, şekilde insanî görünse bile hakikatte hayvanî bir hayat olur, ruhî yücelik ve üstünlükleri yoktur. Hâlbuki insan, hayatını bir gayeye hasrederek üstün bir hayat örneği vermesi gereken bir yaratılışa sahiptir. Onun için insanın hem imanı, hem de yaratılışının gereği olarak cihat ile hayatı bütünlük arz eder. Kısaca, mü'minin hayatı baştanbaşa cihattır.
Cihat, i'lâ-yi kelimetullah için Hakk'ın hâkimiyetini nefsin üzerine binâ etmek olayıdır. Yani cihatta sadece dış düşman hedef olmayıp; kişinin kendi nefsini de da Hakk'a râm etmek vardır. Bu sebeple, zorluk ve meşakkat dolu olan bu ibadet emredilmiş ve övülmüştür. Şimdi cihat mevzuunda vârid olan naslardan bazılarını görelim:
"ve müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekûn savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir." (Tevbe: 9/36).
"Hoşunuza gitmediği hâlde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu hâlde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu hâlde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara: 2/216).
"İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır." (Teveb: 9/20).
Peygamberimiz buyuruyor ki: "Müslümanlardan bir kimse Allah yolunda, devenin sağılacağı kadar bir zaman cihat ederse, Cennet'i hak eder. Allah yolunda yaralanmış veya bir belâya uğramış kimse, Kıyamet Günü'nde yarasının kanı her zamankinden fazla olarak gelir. Onun rengi kan, kokusu da misk kokusu gibidir."
Bu deliller cihadın önemini anlatmaya kâfidir. Cihat, çile ve meşakkatle, aşk ve muhabbeti birleştiren en şerefli ibadettir. Öyle ki, bu yolda en çok sevilen can feda edilmektedir. Aslında insan her şeyden çok kendini sever ve her şeyi kendisi için sever. Her şeyin kendisine feda edilmesini ister. Eğer insan Hak muhabbetinde fâni olabilirse, gözü Hak'tan başka hiçbir şeyi görmez. Sadece Hakk'ı görür. Hakk'ı talep eder. Hak ve hakikatin galebesini ister. Kendini adeta unutur. Hatta canını feda etmeyi bir şeref, bir mutluluk olarak görür. Böyle bir insan, fâni nimet ve lezzetlerden hiçbir şeyi düşünmez. İnsanın en kıymetli değeri vardır ki, o da canıdır.
Kul, Yüce Allah ile yakınlık kurunca ancak ölümle ayrılabilen mal, evlât, mevki ve hatta nefisten bile sıyrılır. Şehit ise o canı Allah için verir. Verdiği zaman da Allah bunun karşılığında ona Zatını verir. Şehit sıradan bir ölü değildir. Cenâb-ı Hakk şehitler için; "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab'lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar" buyurdu.
Mesrûk'dan riayetle; Abdullah b. Mes'ûd'a, "Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın!" (Âl-i İmran, 3/169) ayeti hakkında sordum; şu cevabı verdi: "Biz de bunu Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve âlihi) sorduk; şöyle buyurdu: Onların (şehitlerin) ruhları yeşil kuşların içindedir. Bu kuşların Arş'ta asılı kandilleri vardır. Cennet'e uçup istedikleri gibi gezip dolaşırlar, sonra geri dönüp kandillerine konarlar. Rab'leri onlara bir bakış bakar ve şöyle buyurur: 'Bir şey arzuluyor musunuz?'' Daha ne isteyeceğiz, Cennet'te istediğimizi yiyip gezip tozuyoruz, çok güzel bir hayat sürdürüyoruz.' Allah aynı soruyu üç kere sorduktan sonra kendilerine devamlı sorulacağını anlayınca şöyle derler: 'Ya Rabbi, Senden dilediğimiz şudur; ruhlarımızı bedenimize tekrar döndür de yine Senin yolunda savaşıp şehit düşelim.' Allah da onların bundan başka dilekleri bulunmadığını görünce, onları o hâl üzere bırakır.'"
Ayrıca Tirmizî şunu da ilave etti: "Peygamberimize bizden selâm ulaştır ve bizim O'ndan razı olduğumuzu, O'nun da bizden razı olduğunu kendisine ilet!"
Düşman karşısına çıkan, dünya ile olan her türlü ilgisini kesmiştir, Allah sevgisi ve rızası uğrunda hayatını hiçe saymıştır. Bundan daha üstün bir şekilde Allah'a yönelmek düşünülemediği için, şehit olmanın derecesi yükselmiş ve üstünlüğüne dair birçok ayet ve hadis gelmiştir. Cenâb-ı Hakk ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Allah, mü'minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân-ı Kerim'de Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O hâlde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış-verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır." (Tevbe: 9/111).
Eğer savaşırken niyet, insanların onun arkasından "ne güzel, ne kahramanca çarpışıyor" desinler ya da savaştan ganimet kazanmak gibi Allah rızası dışında başka niyet olursa; bu niyetlerle çarpışan, şehit olamayacağı gibi, niyetinin Allah rızasından başka bir şey olması sebebiyle bunun cezasını da görecektir: Amellerin sonlarının hayır olması ve son nefeste iman üzere olmanın garantisi ise ancak kalbe zikrullahın yerleşmesi iledir. Kul dili ile Allah'ı zikretmeye başlayıp bu hâlinde istikrarla devam edince, bu alışkanlık hâline gelir. O kulun kalbine zikir yerleşir. Zikrullah kalbe yerleşince de o kulun hâli daim zikir olur. Son nefesinde de dilinde zikir olur, son nefesi kelime-i şehadet olan, Cennet'e girer. (Prof. Dr. Haydar Baş/Dua ve Zikir).
Kaynak: Prof. Dr. Haydar Baş, 'Dua ve Zikir' kitabı
Gökhan Demir / diğer yazıları
- Şehadet, zikir ehline mahsustur / 13.03.2026
- Türk dilenci olmaz / 12.03.2026
- Gerçek vatanseverlik / 11.03.2026
- Müminler neleri dert edinmelidir / 10.03.2026
- Kadın-erkek eşitliği / 09.03.2026
- Hikmet aradılar şeytana asker oldular / 07.03.2026
- Allah'a inat kâfirlerle dost olmak! / 06.03.2026
- Kıyamet alametleri 'Okun yaydan çıktığı gibi!' / 05.03.2026
- İslam dini sizin oyuncağınız değil / 04.03.2026
- ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ / 03.03.2026
- Türk dilenci olmaz / 12.03.2026
- Gerçek vatanseverlik / 11.03.2026
- Müminler neleri dert edinmelidir / 10.03.2026
- Kadın-erkek eşitliği / 09.03.2026
- Hikmet aradılar şeytana asker oldular / 07.03.2026
- Allah'a inat kâfirlerle dost olmak! / 06.03.2026
- Kıyamet alametleri 'Okun yaydan çıktığı gibi!' / 05.03.2026
- İslam dini sizin oyuncağınız değil / 04.03.2026
- ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ / 03.03.2026





























































