logo
24 HAZİRAN 2026

‘21 yıl yönetip hala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan’

İBB Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı Ekrem İmamoğlu, Müze Gazhane’de düzenlenen ‘Milletin İktidarında Türkiye Konuşmaları’ etkinliğinde gençlerle bir araya geldi

25.04.2023 15:19:00
‘21 yıl yönetip hala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan’
‘21 yıl yönetip hala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan’
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı Ekrem İmamoğlu, Kadıköy'deki Müze Gazhane'de düzenlenen "Milletin İktidarında Türkiye Konuşmaları" etkinliğinde gençlerle bir araya geldi. Millet İttifakı'nın mutabakat metninde ele alınan konular üzerinden düzenlenen ve zaman zaman yağmur altında gerçekleştirilen etkinlikte konuşan İmamoğlu, özetle şunları söyledi:

"15 MAYIS SABAHI NASIL BİR TÜRKİYE'YE UYANMALIYIZ"

"20 yılı aşkın sürede, bir iktidar döneminde Türkiye'nin yaşadığı birtakım süreçler söz konusu. Özellikle gençler, kendilerini çok köşeye sıkışmış hissediyorlar. Türkiye'nin farklı yerlerindeyim ve bu farklı yerlere gittikçe en çok gençlerin gözünde bir umut arayışı var. Umutsuzluk var. Tabiri caizse böyle limiti dolmuş durumda. O bakımdan bu tarafını halletmemiz lazım. Türkiye, 32-33 yaş ortalamasında bir topluluk. Gencecik bir nüfusa sahibiz. Tarihi bir zamandan geçiyoruz. 15 Mayıs sabahı nasıl bir Türkiye'ye uyanmalıyız ya da uyanmak istiyorsunuzu merak ediyorsunuz. O bakımdan bilgi sahibi olmalısınız. Merak ettiğiniz 15 Mayıs sabahını hep birlikte kavramlandırmalı, geliştirmeli ve hazır etmeliyiz. Millet İttifakı, bu noktada, bu seçimin sonunda nasıl bir Türkiye vaat ediyor? Nasıl bir devlet, nasıl bir demokrasi kurmak istiyor? Bütün bunlar önemli sorular. 4-5 toplantıda bu konuları tartışacağız. İçinde bazen teknoloji olacak, bazen yerel yönetimler olacak. İçinde bazen gençlik olacak, sanat olacak, eğitim olacak, birçok konu olacak."

"GETİRİLEN CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ,
DEVLETİMİZİ DE DEMOKRASİMİZİ DE DEJENERE ETTİ"

"Bugün Millet İttifakı'nın vizyonundaki devlet ve demokrasi kısmıyla başlamak istiyorum. Devletimizin bugün nasıl bir devlet olduğunu konuşarak başlamanın bize daha iyi bir fotoğrafı çekip yorumlama şansını sağlayacağını düşünüyorum. Bu yıl 100 yaşına giren bir Cumhuriyetimiz var. 2016'daki darbe girişimi ardından yapılan anayasa değişikliğiyle, istediğimizden bambaşka yere bizi taşıdığını götürdüğünü de söylemek mümkün. Getirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, devletimizi de demokrasimizi de ne yazık ki dejenere etti ve rayından çıkarttı. 100 sene önce kurup, özenle geliştirdiğimiz Cumhuriyetimiz, birkaç yıl içerisinde anlaşılamaz bir biçimde bir şahıs devletine dönüştü. Yani bir kişi ne istiyorsa ne diyorsa olduğu ve tersini düşünenlerin cezalandırıldığı bir sisteme dönüştürüldü. Artık devlet ve Cumhuriyet değil, her konuda bir partinin konuşulduğu, parti projesi, parti devleti, parti kurumu, parti kadrosu gibi hiç de arzu etmediğimiz, 21. yüzyılın ortasına doğru giderken çok enteresan bir sürece evrildi."

"DEVLET İŞLERİ TARİHİMİZDE HİÇ OLMADIĞI KADAR ŞAHSİLEŞTİ"

"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle geçen 5 senenin sonunda, devlet işleri tarihimizde hiç olmadığı kadar şahsileşti. Ve hatta keyfi uygulamalara dönüştü. Bir anda dün söylediğinin tam tersini yapabilen bir pozisyona evrildi. Devlet işlerinde şahsileşmenin ve keyfileşmenin en ağır bedelini de ne yazık ki bu ülkenin 86 milyon insanı ödüyor. Canla, başla, hep birlikte inşa ettiğimiz kurumlarımızın içi boşaltıldı, yıpratıldı ve hatta itibarı sarsıldı. Başta ekonomi yönetimi olmak üzere devletimizin kilit noktalarına işinin ehli olmayanların geldiği bir sistem ne yazık ki bize hükmeder oldu. Bürokrasimiz, Saray'dan ve Cumhurbaşkanı'ndan bağımsız iş yapamaz hale geldi. Tek bir kişinin iki dudağı arasına sıkışan bir memleket, bir ülke, bir devlet. Devletin işleyişinde ne sistem kaldı, ne kural. Yasama ve yargının, yürütmenin; yürütmenin ise tek bir kişinin, Cumhurbaşkanı'nın kontrolüne geçtiği bir mekanizmayla karşı karşıyayız. Mahkemeler -ki birebir yaşadıklarım son 5-6 ayda- siyasetin emrine girdi. Yani siyaset ne istiyorsa, mahkemeler o kararı verir durumda. Hatta yargıda çok önemli bir karar bekleniyorsa, herkes dönüp Saray'a bakıyor, nasıl bir talimat gelecek diye. Bunlar alenen sokakta konuşulur oldu. Sokakta, resmi dairelerin koridorlarında, hatta mahkemelerin koridorlarında konuşulur oldu. Yargı bağımsızlığının sona erdiğini hep beraber yaşıyoruz. 100 yıldır hukukun üstünlüğünü sağlayacağız diye mücadele ederken, üstünlerin hukuku ülkeye egemen oldu. Bu çok tehlikeli, çok tehditkar bir ortam. Gençlerin en çok sıkıntı duyduğu iş bu."

"DÜNYANIN TAM TERSİ BİR ŞEKİLDE,
OTORİTERLEŞEN BİR TOPLUMA DÖNDÜK"

"Etki-tepki kavramlarının bu kadar üst seviyede ve bu denli açık bir toplumun olduğu dünya ortamında, biz tam tersi bir şekilde otoriterleşen bir topluma döndük. Bu o çok ürkütücü bir kayıp. Daha da kötüsü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Kurtuluş Savaşı'nın en zor zamanında bile canla, başla savaşıp, memleketin kaderine hükmeden, yön veren yüce Meclis'i yok etti. Kapısında 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni tümünden yok etti. Memleketin kaderiyle ilgili bütün önemli kararlar, Meclis'te ve ortak akılla değil, Cumhurbaşkanlığı sarayında birkaç kişinin olduğu, hatta o birkaç kişinin olduğu da demeyelim, 2-3 kişiyseler de 2-3 kişinin gidip, tek kişinin kaldığı bir masada kararlar alınıyordu. Yetmedi; demokrasilerin olmazsa olmazı kabul edilen ifade özgürlüğü ortadan kaldırıldı ve bir korku iklimi, bir tehdit iklimi ortalığı sardı. Özellikle medyanın baskı altına alınmış olması, gazetecilerin sıklıkla hapse atıldığı bir ortamın varlığı, toplumun susturulması, iktidara muhalif bir vatandaş var ise düşüncelerini paylaşmaktan, dertlerini duyurmaktan korkar hale geldiği bir ortamı var etti."

"SONU GELMEYEN BİR KUTUPLAŞMAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ"

"Memleket bir başka tehditle de sonu gelmeyen bir kutuplaşmayla karşı karşıyayız. İnanılmaz kötü bir atmosfer var. Benim en çok canımı yakan şey; toplumda Allah'a şükür böyle çok insanla böyle karşılaşmıyorum ama siyaset çalışmamızda, yani Türkiye'nin bambaşka bir yöresinde bir insanın kinci bir gözle bana baktığını bazen hissediyorum. Ve diyorum ki; Allah aşkına, bana niçin böyle bakar bir insan? Neden bakıyor? Beni dinlediğinden değil, benim fikirlerimi bildiğinden değil, Benim hakkımda birilerinin anlattığı şeylere inandığından ötürü, burada bulunan her insanın değerlerimiz dediğimiz kavramlar üzerinden, yani inancımız üzerinden, vatan millet sevgisi üzerinden, doğa sevgisi üzerinden, adı neyse bu kavramlar üzerinden bilip bilmediği bir metotla yargılayarak, bir kutuplaşma iklimi ve bunu bilerek, yapan koca koca yöneticiler. Çok ayıp. Çok yazık."

"DEVLETİN NEREDEYSE BÜTÜN MAKAMLARI
İŞİNİN EHLİ OLMAYANLARA TESLİM EDİLDİ"

"Farklı inançlara, farklı kimliklere sahip kesimlerden oluşması, bu ülkenin geleceği için bir zenginlik değilmiş de sanki tehlike olduğunu bu insanlara hissettiren anlayışlar, bizlere bu yüzyıllık yolculukta çok büyük zarar verdi. Cumhur İttifakı, devletimizi modernleştirmek, demokrasimizi dünyanın en ileri demokrasileri seviyesine çıkarmak yerine, eline geçirmiş olduğu 21 yıllık iktidarı döneminde, özellikle son bölümünde tam tersini yaptı. Bu çok acı bir durum. Keşke öyle olmasaydı. Bugün keşke iki ittifak, demokratik düzen içerisinde daha iyiyi yakalama mücadelesi verebilseydi. Ama ne yazık ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle, devletin neredeyse bütün makamları işinin ehli olmayanlara teslim edildi. Devlette görev alabilmenin esas ölçütü, liyakat ve ehliyet değil, açıkçası Saray'a ve Sayın Cumhurbaşkanına sadakat oldu. Hatta bu dil o kadar kanıksandı ki. Yani İstanbul'da bir yangını söndüren, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi. Ben, 'Gidin yangını söndürün' talimatı verebilir miyim? Yangın varsa, zaten söndürülecek. O görevi yapan insanlar var. En yetkili ve etkili danışmanı, çıkıp kameralar karşısında, 'Sayın Cumhurbaşkanı'nın talimatlarıyla yangını söndürdük' dedi. İş, buraya kadar evrildi."

"MİLLET İTTİFAKI OLARAK, TÜM BU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN YOLA ÇIKTIK"

"Bürokrasimizin her kademesi, devleti ve vatandaşı değil, kişisel ikbalini düşünen kişilerle doldu taştı. Bu tabii aynı zamanda bir vasıfsızlık silsilesi oluşturdu. Bugün itibariyle Cumhur İttifakı, özgürlük ve demokrasi yerine; otoriterliği, tek renkli, tek sesli, gri bir devlet anlayışını temsil eder bir hal aldı. O nedenle akranlarınız her geçen gün ne yazık ki bu şehirde, bu ülkede görüyorum umudunu yitiriyor. Ve pek çoğunuz elinize fırsat geçtiğinde, sözlerinde, bu toprakları terk etmek istediğini söylüyor. Bu duruma hızla son vermek zorundayız. Millet İttifakı olarak, tüm bu sorunların çözümü için yola çıktık. Umudunuzu kaybetmemenizi istiyoruz. Ülkemizin farklı geleneklerinden, farklı siyasi anlayışlarından gelen partiler, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde ve birleştirici vizyonuyla yan yana geldi. Bu sayede Cumhuriyetimizin 100. yılına yakışır ve önemli adımların atıldığı bir yıl olması fırsatını hep beraber yaşıyoruz."

"14 MAYIS'TA TERCİHLERİMİZİ DOĞRU YAPMAK ZORUNDAYIZ"

"Bunun özgün bir halini, 2019 seçimlerinde, İstanbul'da yaşayan bir kişiyim ben. 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin, devletimizi ve demokrasimizi, Cumhuriyetimizin 100'üncü senesine yakışır bir biçimde yeniden inşa etmek için çok önemli bir fırsat olduğunu hepinize hatırlatmak istiyorum. Tabii ki 14 Mayıs'ta tercihlerimizi doğru yapmak zorundayız. Ülke ekonomimizi ancak bu şekilde canlandırabilir ve demokrasi sürecimizi dünyanın gelişmiş ülkeleriyle aynı seviyeye taşıyabiliriz. Buradan size söz veriyoruz. Bu söz hem Sayın Cumhurbaşkanı adayımız adına bir sözdür hem de ittifak adına. Devletimizi kısa zamanda toparlayacağız. Toparlamakla kalmayacağız. Devletimizi hızla güçlendireceğiz. Devletin vatandaşlarını bekleyen risk, tehdit ve fırsatlara karşı güçlü mekanizmalarını oluşturacağız. Vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamaktaysa, göreceksiniz çok etkin bir modeli insanlarımıza kazandıracağız. Devletimizin gücünü, şahıslardan değil; adaletten, kurumlardan ve kurallardan almasını sağlayacağız. Şahıslar gelip geçici, kurumlar ve kurallar kalıcı. Size esas emanet etmemiz gereken sistem bu. Onun için yapmamız gerekeni çok iyi biliyoruz."

"DEVLET YÖNETİMİNİN HER KADEMESİNİ HESAP VEREBİLİR HALE GETİRECEĞİZ"

"Devletimiz, köklü bir geleneğe sahiptir. Her şeye rağmen devletimiz. Bu devleti bir kesimin, bir şahsın ya da partinin devleti olmaktan hep birlikte çıkaracağız. Ülkeyi kararnamelerle yönetmeye son vereceğiz. Cumhurbaşkanlığına bağlı politikalar kurullarını derhal kapatacağız ve özellikle onun hükmüyle, onun iradesiyle akşamdan sabaha harekete geçen birtakım uygulamalar değil, bu kurullarca ifa edilen işleri, ilgili bakanlıklara ve memleketimizin o kadim kurumlarına teslim edeceğiz. Devletimizi, her köklü demokratik devlette olduğu gibi, hukuk kurallarıyla işler hale getireceğiz. Vatandaşların hepsinin kendisinin bir devleti olduğuna inandıran bir mekanizmayı hayata geçireceğiz. Devlet yönetiminin her kademesini hesap verebilir hale getireceğiz. Çünkü size ait bir sistemden bahsediyoruz. Nasıl ki belediyenin her karış toprağı, her lirası size aitse, devletimizin de her konusu, her geliri, her ortamı size aittir. Onun için hesap verebilirlik ilkesini en üst seviyeye taşıyacağız."

"DEVLETİ, BÜROKRASİYİ İŞİNİN EHLİ İNSANLARA BIRAKACAĞIZ"

"Bu iktidar, bir avuç insanın iktidarı değil, 86 milyon insanın iktidarı olacak. Devleti, bürokrasiyi, yeniden 86 milyon insanın evlatlarına, işinin ehli insanlara bırakacağız. Devlet yönetiminde şahsa sadakate değil, işe ve kanunlara sadakat; kişisel ikbal peşinde koşmanın yerini de vatandaşa hizmet alacak. Devleti adil kılmak için şeffaflık olmazsa olmaz kural haline gelecek. Devleti şeffaf kılacağız. Devleti, bir avuç insanın gizli odalarında ya da bir ailenin ya da bir kabilenin devleti olmaktan çıkaracağız. Bürokrasiyi yeniden Meclis'e hesap vermek zorunda olduğu hale getireceğiz. Meclisi görüyorsunuz. Devlete hizmet eden bakanlar, gelip Meclis'te hesap vereceği bir ortam olması gerekirken, onu izleyen Saray'daki şahsa yaranmak adına türlü şekillere giren, bağıran, çağıran, tiyatrolar yapan insanlara dönüştü o Meclis'te hesap vermesi gereken bakanlar ve onun gibi yöneticiler. O bakımdan her kuruluş, bu anlamda hesap verecek."

"HER AN KAPIMDA GEZEN ADALETSİZLİKLE MÜCADELE EDİYORUM"

"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin neden olduğu kişisel ve keyfi idareden en fazla zarar gören adalet sistemimiz ve yargı kurumumuz oldu. Bu sürecin zararını gören insanlar var. Tanıyorum. Ben de onlardan birisi olmaya namzet birisiyim. Her an kapımda gezen ne yazık ki adaletsizlikle mücadele ediyorum. 15 Mayıs'tan itibaren adalet sistemini de hızla toparlayacak, yargının yeniden bağımsız ve tarafsız olmasını sağlayacağız. Adaleti, devletin her işinde en temel esas haline getireceğiz. Adalet yoksa gerisi boş. Gençlerin en çok sevdiğim tarafını burada söylemek istiyorum: 'Hakkım neyse onu istiyorum Başkanım. Ben, hakkımdan fazlasını istemiyorum. Başkasının hakkını da yemek istemiyorum. Ama hakkımı da yedirmek istemiyorum.' İşte 'Hak yemem ama hakkımı da yedirmem' anlayışı; bunu tesis edeceğiz. İktidara geldiğimiz ilk gün, hakim ve savcıların, kanunlardan ve vicdanlardan başka hiçbir makama tabi olmamasını temin edeceğiz. Bir siyasi görüşün savcısı veya hakimi gibi davranan adalet mensuplarını asla hoş görmeyeceğiz."

"ÖZGÜR MEDYA OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ"

"Özgür medya olmadan da demokrasi olmaz. Özgür medya önemli. Yani köşeye sıkıştırılmış ve kişisel menfaat ve çıkarları üzerinden hareket eden bir medya değil, halkın haber özgürlüğünü sağladığı için, devlet işlerinin şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde yürütülmesi için şart olduğunu biliyoruz. Mesleğini öyle yapan medya mensuplarının bu atmosferini sağlamak da vazifemiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Meclis'in işlevini ortadan kaldırırken, iktidar da medyanın ne yazık ki büyük bir kısmının kontrolünü ele aldı. Üstelik de devlet bankalarından alınan, çoğu da ne yazık ki geri ödenmeyen kredilerle, bu ülkenin sağlıklı diye tarif edilen ve yıllar yılı yaşa sahip olan saygın medya kuruluşları, eşe, dosta bağlanır hale geldi. Eşi dostu da geçti, artık akrabaya kadar iş geçti. Medyanın kontrol edilemeyen kısmı ise, ekonomik olarak baskı altında ya da yargı eliyle terbiye edilmek istenen bir hale dönüştü. Yine ittifak adına ve Sayın Cumhurbaşkanımız, 13. Cumhurbaşkanımız adına size söz. 14 Mayıs'tan sonra, biz, medyayı da özgürleştireceğiz. Medyanın vatandaşlar adına, devleti izleme ve denetleme görevini yapabilmesi için uygun atmosferi sağlayacağız."

"YENİ BİR MERKEZ-YEREL DENGESİ KURMAKLA YÜKÜMLÜYÜZ"

"Medeni bir rekabetin olmadığı siyasi rejimler, kesinlikle çürümeye mahkum rejimlerdir. Bu sebeple, Türkiye siyasetinin gerçek manasıyla çoğulcu olmasını sağlamak için her tedbiri alacak, her reformu hızla yapacağız. Şiddete başvurmayan ve teşvik etmeyen, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yapmayan her fikir, örgüt ve partiyi meşru göreceğiz. Toplumsal ve siyasal muhalefetin fitne fesat olarak görülmesine, ihanetle suçlanmasına bu memlekette son vereceğiz. Bu, fikir özgürlüğü sağlar ve insanların daha özgün fikirlerle iş üretmesini sağlayan atmosferi gerçekleştirir. 14 Mayıs'tan sonra, üniter devlet anlayışından ayrılmadan, yerel yönetimleri çok daha etkin, çok daha güçlü ve çok daha demokratik kılacağız. Yeni bir merkez- yerel dengesi kurmakla yükümlüyüz. Vatandaşların yerel yönetimlerin kararlarına katılmasına ve alınan kararları denetlemesine imkan sağlamalıyız."

"BU SEÇİMDE, ÜLKEYİ KİMLERİN YÖNETECEĞİNE DEĞİL,
ÜLKENİN NASIL YÖNETİLECEĞİNE KARAR VERECEKSİNİZ"

"14 Mayıs 2023 tarihi, çok önemli bir tarih. Bu seçimde, bu ülkeyi kimlerin yöneteceğine değil, ülkenin nasıl yönetileceğine karar vereceksiniz. Bu başka bir seçim. O yüzden bu seçim, normal bir seçim değildir. Bu bir rejim seçimidir. Çok önemsemelisiniz. Beni burada dinleyen 20'li yaşlardaki genç arkadaşlarımın ömürlerinin kalan kısmını en etkin şekilde etkileyecek bir tercihin arifesindesiniz. Hepimizin bu seçimde çok büyük bir görevi ve sorumluluğu var. Her birimiz çok çalışmalıyız. Kimseyi ayırıp kayırmadan, tanıdığımız, tanımadığımız herkesi sandığa taşımalısınız. Sürece böyle bakmalıyız. Kişilerin gücü değil, toplumun gücünü yüceltmeliyiz. Çünkü, birkaç ay sonra Cumhuriyetimizi ilanının, o muhteşem başlangıcının yüzüncü yıl dönümünü gururla kutlamak zorundayız. Onun hazırlığını yapmalıyız. Yine özellikle Kurtuluş Savaşı'nın sürecine öncülük eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışının 103'üncü senesinde, kurucu öndere layık şekilde devletimizi, demokratik düzeyi yüksek bir devlet düzenine kavuşturmakla yükümlüyüz. Bunu yeniden inşa etmeliyiz. Bu kaotik dönemi sona erdirmeliyiz. Liyakatsiz kadroları hep birlikte emekli etmeliyiz. Ülkede huzur ve umut dönemini hep birlikte başlatmalıyız. Bu sürecin evrileceği dönemin en güzel tarifi, yine bir genç kardeşimin ağzından döküldüğü gibi; 'Her şey çok güzel olacak' deyip yolumuzda yürümeliyiz."

"21 YIL YÖNETİP VAATTE BULUNUYORSA, ONU SİLİN KAFANIZDAN"

İmamoğlu, konuşmasının ardından gençlerden gelen bazı soruları yanıtladı. O sorulardan bazıları ve İmamoğlu'nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle oldu:

- AK Parti, geçtiğimiz hafta bir seçim beyannamesi yayınladı ve burada sizin de İBB'nin de çok fazla yaptığı çalışmalar vaat olarak verildi. Mesela, deprem bölgesine ve afet bölgesine deniz hastanesi göndermek gibi. Siz, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

"21 yıl bu ülkeyi yöneten bir anlayış, seçime bir ay kala vaatte bulunuyorsa, onu silin kafanızdan. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğumda, birçok vaatle çıktım. En az on vadimizi, son ikinci seçime doğru, karşımdaki rakip aday vermek zorunda kaldık. Kreşleri küçümsediler; kreş vaadinde bulundular. 'Kimin parasını kime veriyorsun' dediler. Onlar da 0-4 yaş arası annelerin çocuklarıyla gezmesi için destekleyeceklerini söyledi. O bakımdan yöneten bir aklın -ben de ıslanayım ki ayrıcalık olmasın- hala vaat veriyor pozisyonda olduğunu gördüğünüz an onu unutun. Ben, hiçbir vaadini dinlemedim bile. Garip bir durum yaşıyoruz sevgili arkadaşlar. Yani işte uçak gemisi, işte ne bileyim tank veya şu, bu… Sanki bir mucize yaratıyoruz. Bu bizim savunma sanayimiz; olacak. Daha da iyisini yapabiliriz. Yapmalıyız da yapacağız da. Daha özgün davranacağız. Bir-iki kurum üzerinden de değil, belki 103 kurum üzerinden yapacağız. Ama bugün, hayata dönüştüren ve değiştiren gelişmeleri sağlayan, yenilikçi icatları görmek beni daha çok mutlu ederdi. Bu topraklarda doğmuş iki profesörün Kovid'e karşı bulduğu aşının dünyayı nasıl değiştirdiğini Almanya'da, yaşadık. Bizim insanımız. Dolayısıyla ben, bugünkü siyasi propagandanın gençlerimizi aldatmayacağını düşünüyorum. En çok güvendiğim gençler. Niye öyle söylüyorum? Yanlış anlamayın. Size yağ yakmıyorum. Şöyle bir fark var. Belli bir yaş grubu, siyasi kavramları zihninde katılaşmış, esnekliği olmayan bir pozisyona evrilmiş durumda. Ama siz gençler, daha özgün bakıyor, davranıyorsunuz. O bakımdan sakın hani şunu yapmayın ama: Oy kullanın. Oyunuzun bir protesto malzemesi olmasına asla fırsat vermeyin. Gidin oyunuzu kullanın. Bu rejimi değiştirin. O bakımdan size özellikle anlatıyorum bu meseleleri. 21 yıldır yöneten bir akıl, bugün oraya gemi yollayacağını vesairesini söylüyorsa; yazıklar olsun. Ne diyeyim. Canlara içim yanıyor."

17 YAŞINDAKİ ÖĞRENCİ: "BEN, ÜLKEMDE
KALIP GÜZEL ŞEYLER YAPMAK İSTİYORUM"

- Mustafa Kemal Atatürk ve askerlerimizin kan dökerek, savaşarak kazandığı bu toprakları, ben kendi geleceğimi, kendi tabiri caizse menfaatimi düşünerek terk etmek, istemeyerek terk etmek istemiyorum. Ben, ülkemde kalıp güzel şeyler yapmak istiyorum. Bu konu hakkında, daha on yedi yaşında olan bir insan olarak bu kadar kafa yoruyorum. Ne gibi bir önlem alabiliriz?

"Az önce söylediğim prensipler sağlandığında; yani adalet, demokrasi, özgürlükler, bütün bunlar sağladığında, iyi eğitim ve yargı sistemi sağlandığında, o arzu ettiğiniz gelecekle ilgili umutsuzluk, umuda dönüşecek kesinlikle. Benim zaten en çok üzüldüğüm şey, işte ben de sizin yaşlarınızda, 1980'lerde bu ülkedeydim. Evet, sıkıntılar vardı. O vardı, ama inanılmaz umut vardı bizde birçok soruna rağmen. Gerçekten farklı bir nesilsiniz. Bizden çok daha üretken, çok daha adalet yanlısı, eşitlikçilik yanlısı, insanı insan olduğu için seven ve kabul eden… Ön yargıları yok. Bu ön yargı kısmı önemli. Gençlerde bu yok. Bu kavramlarla varlığını, gücünü göstermek isteyen bu gençlerin, bu ülkede umutsuz olmasını ben kendime yediremiyorum. Çünkü bu ülke; nimetleriyle, varlıklarıyla dünyada en umutlu olunacak ülke. Ben dünyanın birçok ülkesini gördüm. Burası en umutlu olun ülke. O bakımdan bu sistemi değiştirdiğimiz andan itibaren, sizin umutsuzluğun yerini inanılmaz bir umut alacak. Çok net."

OKULU KAPATILAN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ:
"1150 ODALI SARAY'I AÇAMAZ MIYDI MESELA"

- Ben yurtta kalıyorum. Depremden sonra üniversiteleri kapattılar. Bu karar ilk alındığında dedim ki 'Herhalde vazgeçerler.' Çünkü çok yanlış bir karardı. 1150 odalı Saray'ı açamaz mıydı mesela diye sormak istiyorum?

"Üniversite kapatılması ve online sisteme geçilmesinin bilinçli olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki bu, kötü akıl ve kötü niyet. 'Allah aşkına, birisi bana mantıklı bir tarafını söylesin. Yani şu üniversiteler niçin kapatıldı? İnsanlar niçin online'a mahkum edildi? Birisi bana bir mantıklı tarafını söyledi. Ben bulamadım' dedim. Feryat figan haftada bir-iki kez bu işin çağrısını yaptım. 'Lütfen açın' lütfen açın.' Kısmen açıldı diye tarif yaptılar. O da ne olduğu belli değil. Eğitimi bu kadar baltalayan bir süreci, memleket yaşamadı. Adalet, eğitim, iklim; o kadar ana konularımız var ki çözüme kavuşması gereken. Çok işimiz var yani. Çok işimiz var. Üniversitelerin özgünleşmesi, özgürleştirilmesi ayrı meseleler. Üniversitedeki hocalar ağzını açamıyor. Ağzını açamayan akademik bir kadronun olduğu yerde üretim nasıl olacak? Orada icat, mucit nasıl ortaya çıkacak? Öyle değil mi? Ben hep söylüyorum: Lütfen çocuklarınızın sesini kısmayın. Bırakın avaz avaz bağırsınlar, konuşsunlar. Çocuklarının sesini kısan, kesen, milletin geleceği, sesi kesik, sesi kısık bir millete dönüşür. O bakımdan sizin üniversite gençlerinin de bu anlamdaki eğitim imkanlarını kısırlaştıran ya da kesikleştiren ya da bir sıkıntıya, kısıntıya uğratan bir akıl, memleketini düşünmeyen, devletinin geleceğini düşünmeyen bir akıl. Dönüştüreceğiz bu işi."

Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşan NATO Liderler Zirvesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştireceğini açıkladı. Kritik zirvede küresel güvenlik ve ikili ilişkiler masaya yatırılacak

24.06.2026 18:20:00
Haber Merkezi
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada NATO Liderler Zirvesi'ndeki diplomasi trafiğinin en önemli ayağını duyurdu. Erdoğan, zirve programı kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa bir araya geleceğini açıkladı. Bu görüşme, iki liderin küresel ve bölgesel gelişmeleri en üst düzeyde değerlendirmesi açısından stratejik bir önem taşıyor.

Masadaki kritik başlıklar

İki lider arasında gerçekleşecek baş başa görüşmenin ajandası oldukça yoğun. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre masada yer alacak öncelikli konular şunlar:

• NATO'nun Geleceği: İttifakın genişleme stratejileri ve savunma harcamaları.

• Bölgesel Güvenlik: Orta Doğu'daki son durum ve terörle mücadelede iş birliği.

• Ukrayna Krizi: Savaşın sonlandırılmasına yönelik barış girişimleri ve stratejik adımlar.

• Ekonomik İlişkiler: Türkiye ve ABD arasındaki ticaret hacmini artırma hedefleri.

Küresel siyasette gözler bu randevuda

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklaması, uluslararası kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, iki liderin yapacağı bu baş başa görüşmenin sadece Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini değil, NATO zirvesinden çıkacak ortak kararları da doğrudan etkileyebileceğini belirtiyor. Zirve sürecinde iki liderin heyetler arası görüşmelerin yanı sıra bu özel formatta bir araya gelmesi, stratejik ortaklığın kritik başlıklarında doğrudan uzlaşı arayışı olarak yorumlanıyor.

Görüşmenin kesin saati ve yerine ilişkin detayların önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir

Dünya Ekonomik Forumu’nun son raporuna göre, gün boyu otoparklarda atıl bekleyen milyonlarca elektrikli araç, enerji krizine karşı devasa birer mobil bataryaya dönüşüyor

24.06.2026 18:00:00
Eyüp Kabil
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Çin'de düzenlenen "Summer Davos" liderler zirvesinde yayımlanan güncel rapora göre, Araçtan Izgaraya (Vehicle-to-Grid / V2G) yani "Her Şeyden Şebekeye" enerji aktarım teknolojisi küresel enerji altyapısını kurtaracak en önemli hamlelerden biri olarak kabul edildi. Yapay zeka yazılımları ve gelişmiş akıllı şebeke altyapılarıyla desteklenen bu sistem, elektrikli araçların sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda şebekeyi besleyen aktif birer güç istasyonu olmasını sağlıyor.

Dünya genelinde elektrik şebekelerinin aşırı yüklenme ve fosil yakıt bağımlılığıyla boğuştuğu bu dönemde, laboratuvardan çıkıp kitlesel üretime hazır hale gelen bu teknoloji, enerji yönetiminde tamamen merkezsiz bir dönemi başlatıyor.


Atıl duran araçlar enerji depolama merkezine dönüşüyor


İstatistiklere göre, dünyadaki binek araçlar ve ev tipi lityum piller günün ortalama yüzde 90'ından fazlasında otoparklarda veya garajlarda hiçbir işlev görmeden bekliyor. V2G teknolojisi, tam da bu atıl kapasiteyi küresel enerji arzını dengelemek üzere devreye sokuyor.

Çift Yönlü Şarj Akışı: Geliştirilen yeni nesil entegre altyapılar sayesinde, elektrikli araç sahipleri pillerini sadece doldurmakla kalmıyor; ihtiyaç anında bu enerjiyi evlerine ya da doğrudan şehir şebekesine geri satabiliyor.

Zirve Saatleri Yönetimi: Elektrik talebinin tavan yaptığı ve kesinti risklerinin arttığı akşam saatlerinde, sisteme bağlı binlerce araçtan şebekeye anlık enerji pompalanıyor.

Maliyet Avantajı: Tüketiciler elektriğin ucuz olduğu gece saatlerinde araçlarını şarj edip, enerjinin pahalı olduğu yoğun saatlerde sisteme geri satarak doğrudan gelir elde edebiliyor.


Yapay zeka ve yenilenebilir enerjinin entegrasyonu


Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük problemi, hava durumuna bağlı olarak sürekli dalgalanma göstermeleridir. Yapay zeka destekli V2G yazılımları, hava tahminlerini ve şehirlerin anlık enerji tüketim verilerini analiz ederek milyonlarca aracın ne zaman şarj olacağını, ne zaman şebekeyi besleyeceğini saniyeler içinde optimize ediyor.

Bu entegrasyon sayesinde yeşil enerji kaynaklarından üretilen fazla elektrik ziyan edilmeden milyonlarca aracın bataryasında depolanıyor. Elektrik üretiminin düştüğü anlarda ise bu piller devreye girerek fosil yakıtlı ek santrallerin çalıştırılması ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyor. Küresel çapta test edilen pilot bölgelerde, bu yöntemle karbon salınımında ciddi düşüşler kaydedildi.


Küresel devlerin altyapı yarışı başladı


Teknolojinin ticari olarak ölçeklenmesiyle birlikte hem otomotiv hem de enerji yazılımı şirketleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Enerji ve akıllı şebeke yönetimi üzerine çalışan yeni nesil teknoloji öncüleri, mevcut elektrik şebekelerinin "gizli" kapasitelerini açığa çıkarmak üzere dijital ikizler ve yeni nesil hibrit transformatörler üretiyor.

Apple, Google ve önde gelen küresel otomotiv üreticileri, araç içi yazılımlarını ve şarj ünitelerini bu çift yönlü enerji aktarım standardına uygun hale getirmeye başladı. Sadece batarya kalitesini koruyan değil, aynı zamanda şebekeyle mikro saniyeler düzeyinde güvenli iletişim kuran bu sistemler, geleceğin akıllı şehirlerinin ana omurgasını oluşturuyor.

Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sosyal medya üzerinden yaptığı Şeyh Said paylaşımları nedeniyle yargılandığı davada "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçundan adli para cezasına çarptırıldı. Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Özdağ'a 87 gün karşılığı toplam 8 bin 700 TL adli para cezası verilirken, hükmün açıklanması 5 yıl süreyle ertelendi. Özdağ, kararın ardından sert açıklamalarda bulundu

24.06.2026 16:20:00
Haber Merkezi
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Dava, Şeyh Said'in 3 yakınının şikayeti üzerine açılmıştı. Savunmasında "Vatan hainine vatan haini demenin hatıraya hakaret oluşturmayacağını" savunan Özdağ'ın bu talebi mahkeme heyeti tarafından kabul görmedi.

Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi, paylaşımdaki ifadelerin kanunda yer alan "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçunun unsurlarını oluşturduğuna hükmetti. Mahkeme, Özdağ'ı adli para cezasına çarptırırken sabıkasızlık durumunu gözeterek Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı uyguladı. Kararın ardından  konuşan Özdağ, davayı tamamen "siyasi bir süreç" olarak nitelendirdi ve avukatları aracılığıyla üst mahkemeye (istinafa) taşıyacaklarını duyurdu.

"Bu ceza Türkiye Cumhuriyeti'ne verilmiştir"

Adliye çıkışında karara oldukça sert tepki gösteren Zafer Partisi lideri, cezanın hukuki değil ideolojik bir alt metni olduğunu iddia etti. Özdağ, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Bu karar kabul edilebilir bir ceza değil. Çünkü mahkeme bu kararla Şeyh Said'in hakaret edilebilecek muteber bir hatırası olduğunu kabul ediyor. Biz bunu reddediyoruz. Bu ceza bana değil; esasen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve o dönem bu kanlı ayaklanmayı bastıran Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verilmiştir. Bu karar, yarın bebek katili terörist elebaşı Öcalan'a da aynı hakkı vermek demektir. Biz teröriste terörist, haine hain, salağa salak demekten asla vazgeçmeyeceğiz!"

Şeyh Said'i tarihte ait olduğu vatan hainliği yerinde değerlendirmeye devam edeceklerini vurgulayan Özdağ, Cumhuriyet değerlerini savunmaktan geri adım atmayacaklarını yineledi.

Hukuk tarihsel gerçeklerin neresinde?

Ümit Özdağ'a verilen bu ceza, hukuk sistemi ile tarihi/siyasi gerçekliklerin çarpışmasını bir kez daha gündeme taşıdı.

Şeyh Said, 1925 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı isyan başlatmış ve Şark İstiklal Mahkemesi tarafından "vatan hainliği" suçundan idam edilmiştir. Devletin resmi mahkemelerince tescillenmiş bir isyancı liderin "korunmaya değer bir hatırası" olup olmadığı tartışması, yargının kendi geçmişiyle çelişmesi olarak yorumlanıyor.

Siyasi parti liderlerinin tarihi figürler ve terör eylemleri hakkında yaptıkları sert tanımlamaların "hakaret" potasında eritilmesi, siyaset yapma ve ifade özgürlüğünün alanını daraltıyor.

Kararın ardından sosyal medyada, iktidara yakın bazı gazetecilerin Şeyh Said hakkında benzer veya daha sert ifadeler kullanmasına rağmen takipsizlik kararı aldığı, buna karşın muhalif bir parti liderine ceza kesilmesinin "düşman ceza hukuku" izlenimi yarattığı eleştirileri yükseliyor.

Sonuç olarak Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı, teknik olarak hukuki bir sınır çizmiş gibi görünse de siyaset sahnesinde ve toplumsal hafızada Cumhuriyet'in kurucu değerleri üzerinden yeni bir kutuplaşma ve tartışma dalgası başlattı.

Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet

Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

24.06.2026 13:50:00
AA
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Bayraktar KIZILELMA'nın gerçekleştirdiği test atışlarında, hedefleme ve işaretleme milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN tarafından yapıldı.

ASELSAN'ın LGK-82 ve ROKETSAN'ın TEBER-82 güdüm kitleriyle sabit kara hedefine yönelik gerçekleştirilen test atışı başarıyla tamamlandı.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bayraktar KIZILELMA'nın keskin gözünün ASELSAN TOYGUN olduğunu belirterek, "Düşük görünürlük avantajını koruyarak hedefleme ve işaretleme, LGK ve TEBER ile vuruş. Bu başarı, milli mühendisliğimizin geldiği seviyenin ve güçlü işbirliğimizin somut bir göstergesidir. Emeği geçen tüm ekiplerimizi yürekten kutluyorum." ifadesini kullandı.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de KIZILELMA'dan yapılan test atışında TEBER-82 Güdüm Kiti'nin hedefi başarıyla vurduğunu aktararak, "Birlikte geliştirdiğimiz milli teknolojilerimizle gücümüze güç katmaya devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!

Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.
 

24.06.2026 13:40:00
AA
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.

Etkinlikte konuşan Almanya'nın Denizcilik Ekonomisi ve Turizmden Sorumlu Hükümet Koordinatörü Christoph Ploss, ağır işleyen vize işlemlerinin turistler ve iş dünyası önünde büyük bir bariyer oluşturduğuna dikkat çekerek, bu sorunu aşmak adına Ulusal Turizm Stratejisi kapsamında dijital vize dönemine geçileceğini duyurdu.

"Mesafe kat ettik"
Yoğun bürokrasinin pek çok kişiyi Almanya'ya seyahat etmekten alıkoyduğunu belirten Ploss, "Konuyu Dışişleri Bakanımızla şahsen görüştüm ve kendisinin de yakından ilgilenmesiyle ciddi mesafeler katettik. Bu yıl ve önümüzdeki yıl atacağımız adımlarla hayata geçecek dijital vize kolaylığının, Türk-Alman dostluğunu çok daha ileriye taşıyacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Yığılmalar engellenebilir
Söz konusu dijital dönüşüm; vize başvurularının tamamen çevrimiçi platformlara aktarılmasını, basılı etiketlerin kaldırılarak dijital vizelere geçilmesini ve sınır kontrollerinde biyometrik doğrulama teknolojilerinin kullanılmasını kapsıyor.

Bu yeni sistemle birlikte başvuru yığılmalarının engellenmesi, evrakta sahteciliğin önüne geçilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve seyahatlerin çok daha hızlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Almanya'ya vize işlemleri
Almanya'ya vize işlemleri, kısa süreli ziyaretler için Schengen vizesi ve 90 günden uzun süreli kalışlar için ulusal vize olarak ikiye ayrılıyor.

Türk vatandaşları için Schengen vizesi, 90 gün içindeki seyahatler için gerekli. Uzun süreli ikamet (iş, aile birleşimi gibi) için ulusal vize başvurusu yapılıyor.

Başvurular, Almanya'nın Türkiye'deki dış temsilcilikleri aracılığıyla veya resmi randevu sistemiyle gerçekleştiriliyor. Gerekli belgeler arasında Schengen başvuru formu, seyahat amacına uygun evraklar ve finansal durum kanıtı bulunuyor.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesindeki imha sahasında, Assan Grup isimli firmanın patlatma faaliyeti sırasında meydana gelen patlamada özel şirket çalışanı 2 personelin hayatını kaybettiği açıklandı

23.06.2026 16:59:00
Anadolu Ajansı
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesinde imha sahasında mühimmatın kazara patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, saat 14.00 sıralarında Yahşihan ilçesi Bedesten mevkisindeki imha sahasında, gerçekleştirilen AR-GE faaliyetleri esnasında mühimmatın kazara patlaması sonucu özel şirket çalışanı 2 personelin vefat ettiği belirtildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Olayın ardından AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlar süratle bölgeye sevk edilmiş, bölgede gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Meydana gelen olayla ilgili adli ve idari inceleme başlatılmış olup süreç ilgili makamlarca titizlikle takip edilmektedir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz."

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden sahte fatura ve hayali ihracat işlemlerinin yapıldığının tespit edilmesi üzerine düzenlenen operasyonda, 6 şirkete el konulduğunu, 10 şirkete kayyum atandığını, 27 zanlı hakkında adli işlem başlatıldığını bildirdi

23.06.2026 12:00:00
AA
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada,  suç, kaçakçılık, vergi usulsüzlükleri ve kamu kurumlarını hedef alan nitelikli dolandırıcılıkla mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, İçişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarıyla eş güdüm içinde kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul Jandarma Komutanlığı, Vergi Denetim Kurulu, MASAK, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, EPDK ve TMSF ile koordineli şekilde önemli bir operasyon gerçekleştirdiklerini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

"Soruşturma kapsamında, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden yıllık yaklaşık 350-400 bin ton LPG ithalatı gerçekleştirildiği, doğan ÖTV ve KDV yükümlülüklerinin sahte fatura organizasyonu ve hayali ihracat işlemleriyle bertaraf edilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda bu sabah İstanbul, Ankara, Bursa, Kırıkkale, Kırşehir, Mardin, Konya, Hatay ve Niğde illerinde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, toplam 6 şirkete el konulmuş, 10 şirkete kayyum atanmış, 27 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır. Devletimizin vergi güvenliğini, ekonomik düzenini ve kamu kaynaklarını hedef alan hiçbir organize yapıya müsamaha göstermeyeceğiz. Suçtan elde edilen gelirlerin izini sürecek, sahte fatura ve hayali ihracat düzenekleriyle kamu zararına sebep olan yapılara karşı hukuki süreçleri kararlılıkla işleteceğiz."

Gürlek, soruşturma ve operasyon sürecinde görev alan kurum ve kamu görevlilerine teşekkür etti.

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.