Ortadoğu, ABD ve İsrail'in iç siyasi hesapları ile asılsız iddiaların gölgesinde yeniden geniş çaplı bir çatışmanın eşiğine sürükleniyor.
Pentagon'un ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) İran'a yönelik askeri operasyonlara hazır olunması yönünde verdiği talimatlar, ABD'nin İsrail Büyükelçiliği'nin vatandaşlarına yaptığı acil güvenlik uyarıları ve bölgeye sevk edilen uçak gemileri, yaklaşan fırtınanın en açık işaretleri olarak öne çıkıyor.
Ancak son günlerdeki tüm bu askeri hareketliliğin arkasında, Trump yönetiminin kurgulamak istediği yapay başarı hikayeleri ve Netanyahu'yu siyasi uçurumun kenarından kurtarma arayışları yatıyor.
Trump'ın yapay "nükleer zafer" iddiaları ve gerçekler
ABD yönetiminin ve Trump'ın İran'a yönelik savaş tehditlerinin merkezinde yıllardır değişmeyen bir bahane bulunuyor: İran'ın nükleer silah geliştirme ihtimali.
Ancak mevcut durum ve tarihsel gerçekler incelendiğinde bu iddianın içinin tamamen boş olduğu net bir şekilde görülmektedir.
Savaş öncesinde de savaş sırasında da bugün de İranlı yetkililer, nükleer çalışmalarının barışçıl amaçlarla ve sadece enerji üretimi doğrultusunda yürütüldüğünü defalarca vurguladı.
Son olarak İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Üyesi Aladdin Burucerdi, ABD Başkan Yardımcısı James David Vance'in zenginleştirmenin azaltılması yönündeki çağrılarına yanıt verirken, atom bombası yapımının hiçbir zaman İran'ın politikası olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını açıkça ilan etti.
İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) çerçevesindeki haklarını kullandığını belirten Tahran yönetimi, nükleer silah ürettiği iddiasını kesin bir dille reddediyor.
Buna karşın Trump, İran'ın nükleer silah üretmesini "kendisinin engellediği" algısını yaratarak kamuoyuna sahte bir başarı öyküsü pazarlamaya çalışmaktadır.
İran'ın hiçbir zaman üretmediği ve üretme niyeti taşımadığını duyurduğu bir silah üzerinden zafer ilan etmek, gerçeklerden tamamen uzak bir algı operasyonudur.
Trump, diplomatik ve askeri baskılarla masabaşı zaferler kurgularken, nükleer bahanesini yeni bir operasyonun meşrulaştırma aracı olarak kullanmaya devam etmektedir.
Seçim kıskacındaki Netanyahu'ya savaş can simidi
ABD'li yetkililerin haber kaynaklarına sızdırdığı bilgiler ve Axios ile New York Times gibi mecralarda yer alan iddialar, İran'a yönelik olası saldırıların zamanlaması açısından oldukça dikkat çekici bir detay içeriyor.
Saldırıların, 27 Ekim'de İsrail'de yapılması planlanan kritik genel seçimlerden önce gerçekleşebileceği ifade ediliyor. Bu zamanlama tesadüf olmanın çok ötesinde, doğrudan İsrail'deki iç siyasi dengelerle ilişkilidir.
İsrail'de yayımlanan son kamuoyu araştırmaları, Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı iktidar koalisyonunun kan kaybettiğini ve muhalefet blokunun gerisinde kaldığını gösteriyor.
Kanal 12'nin verilerine göre muhalefet 54 sandalyeye ulaşırken, Netanyahu koalisyonu 49 sandalyede çakılmış durumda.
Üstelik Netanyahu, askerleri seçim propagandasına alet ettiği gerekçesiyle ceza almış, yolsuzluk dosyaları ve Gazze'de işlenen savaş suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) çıkardığı tutuklama emriyle köşeye sıkışmış vaziyettedir.
Netanyahu hükümetinin sandıkta kaybetmesi, sadece iktidarın el değiştirmesi anlamına gelmeyecek; hem ülke içinde hem de uluslararası yargı önünde Netanyahu'yu ağır cezai süreçlerle karşı karşıya bırakacaktır.
İşte tam bu noktada, ABD'nin İsrail'i de sürece dahil ederek başlatmayı planladığı muhtemel bir savaş, Netanyahu için adeta bir "can simidi" işlevi görmektedir.
Hedef son derece nettir: Bölgede sıcak bir çatışma ve olağanüstü hal ortamı yaratarak İsrail'deki seçimleri erteletmek ya da iptal ettirmek.
Trump yönetiminin, tüm siyasi geleceği pamuk ipliğine bağlı olan Netanyahu'ya sunduğu bu son kıyak, koltuk sevdası uğruna bölge barışının feda edilmek istendiğini kanıtlamaktadır.
Bölgeyi bekleyen tehlikeli senaryo ve askeri hazırlıklar
ABD ordusuna ait üç uçak gemisinin Ortadoğu'ya varmak üzere olması, Pentagon'un enerji tesisleri, nükleer altyapılar ve İran Devrim Muhafızları komuta merkezlerini kapsayan üç günlük nokta operasyon planları hazırlaması, krizin boyutunu derinleştirmektedir.
ABD'nin İsrail Büyükelçiliği'nin vatandaşlarına sığınakların yerini öğrenmeleri, gıda ve ilaç stoku yapmaları yönünde yaptığı olağanüstü çağrılar, askeri hareketliliğin salt bir caydırıcılık söylemi olmadığını, somut bir çatışma riskine dönüştüğünü göstermektedir.
Tüm bu askeri yığınak ve tehdit dili, ABD ve İsrail'in iç siyasette sıkıştığı anlarda dışarıda düşman yaratarak denklem değiştirme stratejisinin tipik bir örneğidir.
Ancak nükleer tehlike masalı üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılan ve İsrail'deki iktidarı kurtarma amacına hizmet eden bu hamleler, tüm Ortadoğu'yu geri dönülemez bir yıkıma sürükleme potansiyeli taşımaktadır.
Asılsız gerekçelerle körüklenen savaş ateşi, sadece bölge halklarının değil, küresel güvenliğin de açıkça riske atıldığını gözler önüne sermektedir.
- Binalar bir bir yıkılırken tabut evler daha ne kadar bekleyecek? / 09.10.2026
- Gazze’de 3 yılı geride bırakan soykırım: Enkaz altındaki insanlık / 08.10.2026
- Şiddet kıskacındaki gençliği kurtarmak: Milli eğitim, sosyal devlet ve doğru rol modeller / 07.10.2026
- Enflasyon rakamları düşerken alım gücü neden eriyor? / 06.10.2026
- Ortadoğu'da İsrail provokasyonları, işgalleri, katliamları ve küresel sessizlik / 05.10.2026
- Siyasi beka hırsı, askeri tahkimat ve provokasyon kıskacındaki Ortadoğu / 04.10.2026
- Görünürde “Irak’tan çekilme”, derinde kirli senaryolar / 03.10.2026
- Mutfaktaki yangından üretim krizine, Türkiye nereye koşuyor? / 02.10.2026
- Çürüyen sistem, sarsılan adalet ve sönen umutlar / 01.10.2026


























































