HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 26 EYLÜL 2021, PAZAR

Sosyal Devlet kurtuluştur

21.09.2021 00:00:00
'Sosyal Devlet kurtuluştur' seslendirme dosyası:

Geçen yazımızda Anayasa'da belirtilen Sosyal Hukuk Devleti kavramını ve bu kavrama yönelik siyaseti anlatmaya çalıştık. Bu yazımızda batı toplumlarının yaşadığı iktisadi dönüşümü ve Sosyal Devlet anlayışını anlatmak istiyorum

Batılı toplumların yaşadığı iktisadi dönüşümün tarihsel özeti Feodalizm, Merkantilizm, Fizyokrasi ve Liberalizm şeklinde yürümüştür.

Ortaçağ'da kavimler göçü ile başka milletlerin elde ettikleri zenginlikleri çalan toprak ağalarının, kilisenin ve kralların ortak mal paylaşımı ile zenginlik kazandığı, "serf" adı verilen kölelerin de bu kesimlere hizmet ederek karınlarını doyurabildiği bir sistemi yaşayan batılı toplumlar insan emeğine, insan haklarına asla saygı duymayan, sermayeyi yücelten anlayışla işe başlamıştır.

1453'de İstanbul'un Fethi ile kapanan Ortaçağ ile feodalizmin de sonlarına yaklaşılmış artık tacirlerin güçlü olduğu bir toplum vücuda gelmiştir. Merkantilizm fikri ile toprağa dayalı güç ve mülkiyet anlayışı reddedilmiş. Tacirlerin yani burjuvazinin hakimiyeti başlamış ve değerli madenlerin biriktirilmesi, sömürü düzeninin devamı, sermayenin güçlendirilmesi, ithalatın minimuma indirilmesi, ihracatın ise olabildiğince yüksek seviyeye çıkarılması anlayışı kabul edilmiştir. Bu bağlamda devlet piyasaya müdahale eder ve ticaret hayatını düzenler. Bu anlayışın diğer bir tanımı ticari kapitalizmdir.

Merkantilizm'e bir tepki olarak doğan Fizyokrasi, doğanın her zaman kendi dengesini koruyacak bir süreci işlettiği düşüncesini ve aynı şekilde beşeri durumların da nihayetinde kendi kendine bir denge durumuna kavuşacağını savunur. "Laissez faire, laissez-passer" yani "Bırakınız yapsınlar, bırakınız" geçsinler sloganını ilk dile getirenler de Fizyokratlardır. Yine Fizyokratlara göre devlet tek bir vergi almalıdır o da tarım sektöründen alınmalıdır. Dolayısıyla bu fikir, devletin piyasaya müdahalesini istemeyen, devletin yönetim fonksiyonlarının zayıf kalmasını talep eden zenginlerin zenginliklerini arttırırken devlet engeline takılmamasını sağlayan liberalizmin başlangıcı konumundadır.

Liberalizmin temel ilkeleri bireycilik, özgürlük, doğal düzen, rasyonel birey (homo economicus), piyasa ekonomisi ve rekabettir. Sanayi devriminden sonra fizyokratların tarım merkezli düşüncesine ek olarak imalatı da sistem içerisine dahil etmiş dolayısıyla istihdamın da artı değer olduğunu kabul etmiştir. Liberalizm de aynı şekilde devletin ekonomiye müdahalesinin mümkün olmayacağını "görünmez el'' teorisiyle doğal şekilde her şeyin dengeye ulaşabileceği fikrini savunur. Liberalizm Sanayi Kapitalizmi olarak da anılır. Önceki dönemlerden beri gelen sermayeyi elinde tutanlar servetlerine servet katmış. Gelir dağılımında büyük adaletsizlikler olmasına rağmen ve sistemlerin değişmesine rağmen bu adaletsizliklerin düzeltilebildiği bir ortam görünmemektedir.

İktisat sistemlerinin adı değişmiş ancak roller her zaman aynı kalmıştır. Feodalizmin soyluları, tacirler sermaye sahipleri olmuş, serfleri işçi sınıfı olmuş, krallar hükümetler olmuş durumda. Bakıldığında batı dünyasının bu sınıflandırmalarla halkı her zaman bastırabildiğini ona adil bir gelir dağılımı vermeden de olsa halkı yönetme işini kolaylaştırabildiğini görüyoruz. Bu iktisat düzenleri daima insanı kandırma, insandan maksimum verimi alma ama insana minimum ücreti ödeme üzerine kurulmuştur. Çünkü her zaman daha da zengin olma fikri ile yaşayan kimseler eliyle şekillenen bir dünya düzeni görmekteyiz.

Buna karşın Sosyal devlet modeli Türk-İslam kültürünün ana temelidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v) beyt-ül maldan her bir vatandaşa eşit şekilde paylaştırması, devamında Hz. Ali'nin herkese eşit olarak Vatandaşlık Maaşı vermesi ilk sosyal devlet anlayışı örneğidir. 

Yine Hz. Ali'nin Malik Bin Eşter'i Mısır'a vali olarak atadığında ona bir dizi öğütlerin olduğu bir mektup gönderir. Mektupta yöneticinin hassasiyetinin tamamının insan temelli olduğunu da görebiliyoruz. Sosyal Devlet mantığının en büyük özelliği tamamıyla insan merkezli olmasıdır: "Halka karşı merhametli olmayı, sevgi ve iyilikte bulunmayı kendine şiar edin. Kesinlikle onların malını ganimet bilen yırtıcı bir canavar olma. O insanlar iki sınıftır: Birincisi, dinde kardeşin, ikincisi ise yaratılışta senin eşindir. İnsanlara, yakınlarına, ailene ve insanlar arasında özel sevgi beslediğin kimselere karşı adaletli davran! Böyle yapmadığın takdirde zulmetmiş olursun. Allah'ın nimetini tahrif eden, azabının hemen gelmesine sebep olan şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Kuşkusuz Allah mazlumların ahını duyandır, zalimleri de gözleyendir. Sana en sevimli gelen şeyler şunlar olsun: Hak hususunda orta yolu tutmak, adaleti herkese yaymak ve halkın rızasını kazanmak'' 

19. yüzyılda Batı'da, Türk tarihinin en ünlü uzmanlarından biri olan Leen Cahun şu gerçeğe dikkat çekmektedir:

"Başka milletlerin aksine olarak Türklerde halkı besleyen, giydiren ve harçlığını veren hakandır. Onlarda vergi demek, halkın genel masrafı demektir. Eğer hakan, yurttaşlarının gelirini sağlayamayacak hale gelirse, onlara izin verir. Onlar da gidip nafakalarını başka bir hakanın bayrağı altında ararlar. Türk hakanının, gece uyumaması ve gündüz dinlenmemesi, yalnız fakirleri besleyip giydirmek için değildir. O, Türkün şöhreti ve milletin şan ve şerefi için gece gündüz çalışmış ve çırpınmıştır. Mısır Firavun'u, İran şahı ve Asur hükümdarı milletlerini kendi kişilikleri uğruna veya ilahlarının kudretini göstermek için ölüme yolladıkları halde; Türk hakanı, milletini yükseltmekten başka bir şey düşünmemiştir.'' 

Nitekim Büyük Türk hakanı Oğuz Kağan ise duasında "Türk ülkesinde adaletten başka şey hüküm sürmesin... Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki, fakirlik suç sayılsın..." demektedir. 

Bu bağlamda verdiğimiz örneklerle iyice anlaşılmaktadır ki Türk'ün medeniyeti ve dini Sosyal Devlet anlayışıyla pekişmiş ve vatandaşına baba devlet mantığıyla yaklaşmıştır. Batı medeniyetleri ile aramızdaki en büyük fark budur. Bizim feodalizmi, merkantilizmi, fizyokrasiyi, liberalizmi yaşamamamızın yahut yaşayamamamızın sebebi de budur. Bizim medeniyetimizde ön planda insan vardır. Zenginleşenler değil zor duruma düşme ihtimali bulunanlar üzerinden plan kurulur. 

Yüzyıllar boyunca bu medeniyetin devlet sistemi kaleme alınmamış ve modern bir anlayışla güncellenmemişken ilk olarak bu anlayışla bir devlet yöneten ve iktisadını buna bina eden kişi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmuş, modern Türkiye ile milletin refahının öncelik olduğu bir sistem inşa etmiştir.

İkinci olarak da Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet Milli Devlet tezi bu kültürün sisteminin modern bir iktisat sistemi halinde dünyaya sunumu olmuştur.

Ülkemiz ve doğu toplumlarının tamamı batılıların iktisat modellerine benzeyerek işi çözmek istemekte ama bu sisteme dahil olduklarında küresel sermaye baronlarının yemi olacaklarını halen görememekteler. Atatürk'ün 15 yıl içerisinde sayısız fabrika ve kamu iktisadi teşebbüsü kurduğu ve bir kuruş borçlanmadığı bir modelden sonra borç alan faizle küresel sermayenin eline düşen bir Türkiye görüyoruz. Batı'nın iktisat modellerinin tamamını benimsemeye gayret ettikçe bu milletin geleceği yok oluyor. Çünkü bu sistemin bir gereği olarak doyması gereken karın bizim değil onların karnıdır. Bu işin çözümü yeniden Milli bir ekonomiye dönüştür.

Atatürk'ün ilk adımlarını attığı, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in de sistem haline getirdiği Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet Milli Devlet anlayışı benimsenmelidir. Bu gerçeğin ülkenin yükselmesi ve halkının refaha ulaşmasının formülü olduğu çok açıktır. Bugün hiçbir siyasinin yahut siyasi partinin dile getirmediğini görüyoruz. Bu durumun tek istisnası Bağımsız Türkiye Partisi ve Genel Başkanı Hüseyin Baş Bey'dir. Her fırsatta iktisadın bağımsızlığını, Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanması gerektiğini dile getiren Baş. Geçtiğimiz günlerde Bağımsız Türkiye Partisi iktidarında Almanya'dan işçi getirebileceğini dile getirmişti. Gerçekten de değerlendirme yapıldığında sistemin değiştiği ve ideal olan insan merkezli sisteme geçişin gerçekleştiği bir Türkiye'de vatandaşın refahının yükseltildiği, Türkiye'nin adeta şantiye haline getirildiği, imkanların geliştirildiği bir ortamda dışarıdan işçi getirmek belki de bir ihtiyaç olacaktır.

 
 
Abdülkadir Mısır / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

21.09.2020, 21.09.2019, 21.09.2018, 21.09.2017, 21.09.2016, 21.09.2015, 21.09.2014, 21.09.2013, 21.09.2012, 21.09.2011, 21.09.2010, 21.09.2009, 21.09.2008, 21.09.2007, 21.09.2006, 21.09.2005, 21.09.2004, 21.09.2003, 21.09.2002


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.