Allah dostlarının halleri -1-
İmanın tam oldu mu, Velayet kapısına adım atmış olursun. O kez Hakk’ın tam kulluğunu bulanlardan olursun. Veli kulun büyük işareti, bütün halinde Yaratan’ına uymaktır
01.05.2026 00:27:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"İmanın tam oldu mu, Velayet kapısına adım atmış olursun. O kez Hakk'ın tam kulluğunu bulanlardan olursun. Veli kulun büyük işareti, bütün halinde Yaratan'ına uymaktır.
Bütün hali Hakk'a muvafık olur. Niçin ve nasıl gibi sözlere dalmadan emirleri yerine getirir ve yasaklardan kaçar. Şüphesiz bu halde kulun Hak ile sohbeti devam eder…
Bu, Allah'ın seçkin kullarına karşı değişmez tavrıdır. Onların her şeyle ilişkisini keser ve onlara türlü türlü belalar verir. Dünyayı, ahireti, arştan ferşe her yeri ve her şeyi onlara dar eder. Onların varlıklarını yok edinceye kadar bu tutumlarını sürdürür.
Varlıkları yok olunca da onları başkaları için değil, yalnız Kendi için tekrar var eder. Onları başkalarının yanına değil, tekrar Kendi yanına yerleştirir. Adeta onlara başka bir yaradılış verir.

Nitekim Allah, "Sonra onu başka bir yaradılışla yeniden var ederiz. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir" buyuruyor.
Birinci yaradılış ortaktır. Bu yaradılış ise münferiddir. Onu kardeşlerinden, insanoğlundan ayırır. Onun ilk manasını değiştirir, altını üstüne getirir. Onu rabbani ve ruhani hale getirir.
Artık kalbi, insanları görmekten daralır, sır kapısı insanların yüzüne kapanır.
Ona dünyayı, ahireti, cenneti, cehennemi, bütün yaratılanları ve evreni tek bir şey olarak gösterir. Sonra o şeyi sır eline verir ve kendisi farkına varmadan, o el o şeyi yutuverir.
Musa'nın asasında kudretini gösterdiği gibi, o elde de kudretini gösterir.

İstediği konuda ve istediği şeyde kudretini gösteren Allah ne kadar yücedir! Musa'nın asası büyük miktarda ipi ve diğer şeyleri yutuverdi de karnı hiç değişmedi. Allah onlara bunun bir hikmet değil, kudret olduğunu göstermek istedi.
Çünkü o gün sihirbazların yaptıkları şeyler bir hikmet ve hesap işiydi. Musa'nın asasında ortaya çıkan şey ise Hakk'ın kudretiydi…
Benliğimden nasıl ayrılacağım" diye sorarlar
Nefsin isteklerine karşı gelerek, ona karşı cihat ederek, söylediklerini duymazdan gelerek ayrıl. O zaman boyun eğecek ve kalbinin yüzünden uzaklaşacaktır. Atılmış bir et parçası olacak ve hiç hareketsiz kalacaktır.

Sonra ona huzura erme ruhu (mutmain olma) gelecektir. Varlığının ruhu çıkınca yerini huzura erme ruhuna bırakır.
İşte o zaman da kalpte Rabb'ini görür. Huzura erip, kalbe yardım etmeye başlayınca ona, ilk ruhtan başka bir ruh, rububiyet ruhu, akıl ruhu, yaratılanlara değer vermeme ruhu, Allah'la varlık bulma ruhu, Allah'a ısınma, başkalarından kaçma ruhu üflenir…
İşlerin en zoru irfan sahibi olduktan sonra, avam tabakası ile oturmak ve onlarla konuşmaktır. Bir ülkede belki bin kadar irfan sahibi olur, ama içlerinden ancak biri konuşabilir.
O da peygamberlerin gücüne sahiptir. Ona elbette peygamber gücü lazım olur, çünkü halkın her cinsi ile oturur ve aklı erenine, ermeyenine anlatır. Her çeşit mü'min ve münafıkla oturur ve konuşur, bu hal büyük güçlük getirir ama o sabra devam eder. Mahfuz olduğu için onların kötülüğü o irfan sahibine zarar vermez.
Allah-u Teâlâ, o irfan sahibine kötülüğe girmemesi için yardım eder. Çünkü o, kullara iyi şeyleri tebliğ ederken Hakk'ın emrine uyar. Nefsi, isteği, şahsi düşüncesi ile konuşmaz...
Bütün hali Hakk'a muvafık olur. Niçin ve nasıl gibi sözlere dalmadan emirleri yerine getirir ve yasaklardan kaçar. Şüphesiz bu halde kulun Hak ile sohbeti devam eder…
Bu, Allah'ın seçkin kullarına karşı değişmez tavrıdır. Onların her şeyle ilişkisini keser ve onlara türlü türlü belalar verir. Dünyayı, ahireti, arştan ferşe her yeri ve her şeyi onlara dar eder. Onların varlıklarını yok edinceye kadar bu tutumlarını sürdürür.
Varlıkları yok olunca da onları başkaları için değil, yalnız Kendi için tekrar var eder. Onları başkalarının yanına değil, tekrar Kendi yanına yerleştirir. Adeta onlara başka bir yaradılış verir.

Nitekim Allah, "Sonra onu başka bir yaradılışla yeniden var ederiz. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir" buyuruyor.
Birinci yaradılış ortaktır. Bu yaradılış ise münferiddir. Onu kardeşlerinden, insanoğlundan ayırır. Onun ilk manasını değiştirir, altını üstüne getirir. Onu rabbani ve ruhani hale getirir.
Artık kalbi, insanları görmekten daralır, sır kapısı insanların yüzüne kapanır.
Ona dünyayı, ahireti, cenneti, cehennemi, bütün yaratılanları ve evreni tek bir şey olarak gösterir. Sonra o şeyi sır eline verir ve kendisi farkına varmadan, o el o şeyi yutuverir.
Musa'nın asasında kudretini gösterdiği gibi, o elde de kudretini gösterir.

İstediği konuda ve istediği şeyde kudretini gösteren Allah ne kadar yücedir! Musa'nın asası büyük miktarda ipi ve diğer şeyleri yutuverdi de karnı hiç değişmedi. Allah onlara bunun bir hikmet değil, kudret olduğunu göstermek istedi.
Çünkü o gün sihirbazların yaptıkları şeyler bir hikmet ve hesap işiydi. Musa'nın asasında ortaya çıkan şey ise Hakk'ın kudretiydi…
Benliğimden nasıl ayrılacağım" diye sorarlar
Nefsin isteklerine karşı gelerek, ona karşı cihat ederek, söylediklerini duymazdan gelerek ayrıl. O zaman boyun eğecek ve kalbinin yüzünden uzaklaşacaktır. Atılmış bir et parçası olacak ve hiç hareketsiz kalacaktır.

Sonra ona huzura erme ruhu (mutmain olma) gelecektir. Varlığının ruhu çıkınca yerini huzura erme ruhuna bırakır.
İşte o zaman da kalpte Rabb'ini görür. Huzura erip, kalbe yardım etmeye başlayınca ona, ilk ruhtan başka bir ruh, rububiyet ruhu, akıl ruhu, yaratılanlara değer vermeme ruhu, Allah'la varlık bulma ruhu, Allah'a ısınma, başkalarından kaçma ruhu üflenir…
İşlerin en zoru irfan sahibi olduktan sonra, avam tabakası ile oturmak ve onlarla konuşmaktır. Bir ülkede belki bin kadar irfan sahibi olur, ama içlerinden ancak biri konuşabilir.
O da peygamberlerin gücüne sahiptir. Ona elbette peygamber gücü lazım olur, çünkü halkın her cinsi ile oturur ve aklı erenine, ermeyenine anlatır. Her çeşit mü'min ve münafıkla oturur ve konuşur, bu hal büyük güçlük getirir ama o sabra devam eder. Mahfuz olduğu için onların kötülüğü o irfan sahibine zarar vermez.
Allah-u Teâlâ, o irfan sahibine kötülüğe girmemesi için yardım eder. Çünkü o, kullara iyi şeyleri tebliğ ederken Hakk'ın emrine uyar. Nefsi, isteği, şahsi düşüncesi ile konuşmaz...
















































































