Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkiler inişli çıkışlı bir hat üzerinde ilerliyor. Ancak bu tabloyu "zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklar" diye basitleştirmek, meselenin özünü kaçırmak olur. Çünkü ortada daha derin bir gerçek var: Aynı ittifak içinde yer alan iki ülkenin, aynı bölgelerde farklı stratejik hedefler gütmesi.
Her iki ülke de NATO üyesi. Yani kağıt üzerinde müttefikler. Fakat sahaya bakıldığında, müttefiklik tanımının otomatik olarak uyum anlamına gelmediği açıkça görülüyor.
Sorunun adı: Rekabet eden iki strateji
Türkiye bugün dış politikasını daha çok:
Saha güvenliği
Hızlı müdahale kapasitesi
Bölgesel etki alanı
Üzerine kuruyor.
Fransa ise kendisini:
Avrupa merkezli güvenlik düzeninin taşıyıcısı
Kurumsal uluslararası sistemin savunucusu
AB içi siyasi yönlendirici
Olarak konumlandırıyor.
Bu iki yaklaşım aynı coğrafyada kesiştiğinde sonuç kaçınılmaz: uyum değil, rekabet.
Kırılma noktaları: Aynı dosyalar, farklı okuma
Doğu Akdeniz:
Türkiye açısından mesele; deniz yetki alanları, egemenlik ve enerji güvenliği meselesi.
Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinden şekillenen karşı blok ise farklı bir hukuk yorumu ortaya koyuyor.
Fransa'nın bu hatta yakın durması, Ankara açısından "tarafsız arabuluculuk" değil, aktif pozisyon alma olarak okunuyor.
Suriye:
Türkiye için Suriye dosyası doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi.
Fransa ise sahadaki bazı aktörleri farklı bir güvenlik çerçevesinden değerlendiriyor.
Aynı coğrafyada, aynı tehditlere farklı tanım getirilmesi, iş birliğini değil ayrışmayı derinleştiriyor.
Libya ve Afrika:
Libya'da farklı tarafların desteklenmesi ve Afrika'da artan nüfuz mücadelesi, artık yerel bir kriz değil; küresel rekabetin sahaya yansıması haline gelmiş durumda.
Neden çözülmüyor? Çünkü mesele teknik değil, stratejik
Bu tabloyu açıklayan üç temel yapı var:
1. Güven açığı
Taraflar birbirinin adımlarını "ortak güvenlik politikası" olarak değil, çoğu zaman "jeopolitik hamle"olarak okuyor. Bu da her adımı şüpheli hale getiriyor.
2. Krizlerin birikmesi
Doğu Akdeniz, Suriye, Libya ve Kafkasya aynı anda gündemde kaldığında, sorunlar tek tek değil toplu bir gerilim dosyası haline geliyor. Bu da diplomasi alanını daraltıyor.
3. Söylem sertliği
Sert siyasi dil, özellikle kamuoyuna yönelik açıklamalarda, diplomatik zemini zayıflatıyor. Söylenen her cümle, karşı tarafta stratejik mesaj olarak okunuyor.
Aslında kopuş yok: Zorunlu ortaklık devam ediyor
Tüm bu gerilimlere rağmen tabloyu belirleyen temel gerçek değişmiyor:
NATO çatısı
Güvenlik bağımlılığı
Ekonomik ilişkiler
Göç ve Avrupa güvenliği
Yani taraflar istemese de aynı sistemin içindeler. Bu da ilişkiyi kopmaz ama gergin kılıyor.
Çıkış yolu: İllüzyon değil, yönetim
Burada kritik hata şu: Bu ilişkiyi "uyum sağlanacak bir ortaklık" gibi görmek.
Gerçekçi yaklaşım şudur:
Bu bir uyum ilişkisi değil, yönetilmesi gereken bir rekabet alanıdır.
Bunun için:
1. Sürekli diplomasi zorunludur
Kriz olduğunda değil, kriz olmadan önce çalışan bir iletişim hattı kurulmalıdır.
2. Dosyalar ayrıştırılmalıdır
Güvenlik, göç, ekonomi ve bölgesel krizler tek paket halinde değil, ayrı ayrı yönetilmelidir.
3. Söylem dili kontrol altına alınmalıdır
Siyasi mesaj ile diplomatik mesaj arasındaki fark korunmazsa kriz büyür.
4. Ortak çıkarlar görünür kılınmalıdır
Sadece anlaşmazlıklar değil, iş birliği alanları da aktif biçimde öne çıkarılmalıdır.
Gerilim kalıcı, kriz yönetilebilir
Türkiye–Fransa ilişkileri bir "yakınlaşma hikayesi" değil, zorunlu bir birlikte yaşama halidir.
Sorun, farklılıkların varlığı değil; bu farklılıkların yönetilememesidir.
Doğru yönetildiğinde bu ilişki mükemmel olmayacak ama öngörülebilir olacak. Uluslararası ilişkilerde en değerli kazanım da çoğu zaman budur.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Ermenistan seçimi: Ertelenen karar / 06.05.2026
- Türkiye–Fransa ilişkileri: Sorun ve çıkış yolu / 04.05.2026
- Irak'ta yeni güç haritası / 02.05.2026
- Ebedi ittifak mı, değişen dünya mı? / 01.05.2026
- Kıbrıs: Küçük ada, büyük hesaplaşma / 30.04.2026
- Avrupa'da enerji şoku siyaseti resetliyor / 28.04.2026
- Fransa'dan Yunanistan'a nükleer şemsiye / 27.04.2026
- G20 gölgesinde Rusya'dan Almanya'ya enerji freni / 25.04.2026
- Komşuda değişim rüzgarı nereye uzanacak? / 24.04.2026
- Pakistan: Barış mı, kazanç mı? / 23.04.2026
- Türkiye–Fransa ilişkileri: Sorun ve çıkış yolu / 04.05.2026
- Irak'ta yeni güç haritası / 02.05.2026
- Ebedi ittifak mı, değişen dünya mı? / 01.05.2026
- Kıbrıs: Küçük ada, büyük hesaplaşma / 30.04.2026
- Avrupa'da enerji şoku siyaseti resetliyor / 28.04.2026
- Fransa'dan Yunanistan'a nükleer şemsiye / 27.04.2026
- G20 gölgesinde Rusya'dan Almanya'ya enerji freni / 25.04.2026
- Komşuda değişim rüzgarı nereye uzanacak? / 24.04.2026
- Pakistan: Barış mı, kazanç mı? / 23.04.2026
























































