Allah yolcuları bela anında sabra sarılırlar
"Beladan darlanmak iman zayıflığıdır. O anda iman çocuktur. Bela zamanı sabretmek, imanın gençlik çağıdır. Bela geldiği zaman, kaderin bir icabı bilip uymak imanın yetişkin çağıdır
24.05.2026 00:56:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Beladan darlanmak iman zayıflığıdır. O anda iman çocuktur. Bela zamanı sabretmek, imanın gençlik çağıdır. Bela geldiği zaman, kaderin bir icabı bilip uymak imanın yetişkin çağıdır.
Belanın getirdiği bütün hallere razı olmak, Hak ilmine ermekten, O'na yakınlıktan ileri gelir. Kalp ve sır Hakk'a yakın olduğu zaman belanın hiçbir şeyi dokunmaz.
Hak Teâlâ O'nu (Hz. Eyyüp) Zâtına has kılmak ve sevgi yönünden hakikate erdirmek istemişti. Ve dilemişti ki, o peygamber için Zâtından gayrisi kalmaya…

Dinle ki, onu nasıl ehlinden ayırdı, malını yok etti, çocuklarını kaçırdı. Bir mezbele köşesine bıraktı; yanında yalnız hanımı kaldı. Onun için ne mamur şehir vardı, ne de başkası…
O kadıncağız gündüzleri hizmetçilik eder; kazandığı para ile kocasının gıdasını temin ederdi.
O Peygamber'in eti, derisi ve kuvveti yok olmuştu; yalnız gözü, kulağı ve kalbi sağdı. Hakk'ın acayip kudretini görür, dilden zikreder, kalbi ile de Hakk'a münacat ederdi.
Hak Teâlâ ona kuvvet ve kudretinin hikmetli yönlerini gösterdi. Melekler ona salat eder, her zaman ziyaretine gelirdi. O, insanlarla ilgisini kesti. Hak'la ünsiyet etti. Sebeplerden, güçten, kuvvetten elini çekti. Hak sevgisinin esiri oldu. O'nun kudretine uydu, O'nun iradesine tabi oldu. Ezelde yazılan yazıya bağlandı.

Hakk'ın ona emri, yalnızca: "sabret" olmuştu.
O bunu yaptı. Öncesi acı idi, sonra tatlı oldu. Çektiği bela içinde bir hoş geçim vardı…
Allah yolcuları bela anında sabra sarılırlar…
Ey cemaat! Allah-u Teâlâ doğruların terbiyesini uhdesine almıştır. İlk devirlerinden son demlerine kadar onları terbiye eder.
Her ne zaman onlara bir iyilik etmek isterse, bir bela ile dener ve yakınlığın zevkini ihsan eyler; sabırlı hallerine bakınca Zatına daha çok yakın kılar. Bela onları kahretmez. Ve içinde boğmaz…
Sabır birkaç kısma ayrılır
"1-Allah için sabretmek: Allah'ın emirlerini yerine getirmek, "sakınca vardır" dediği hususlarda sebat göstermektir.
2- Allah'la sabır: Bu sabır, Allah'tan gelen her şeye karşı rıza gösterip, bu Allah'ın bir takdiridir diyerek, sükûneti muhafaza edip, şikayette bulunmamakla tarif edilir.
3- Allah'ın uğrunda sabır göstermek: Bu da her şeyde Allah'ın vaadini dinlemek, dünyadan ahirete yürümeyi göze almaktır. Dünyadan ahirete yürümek ise bir mü'min için kolay olan bir husustur. Hakk'ın aşkı uğrunda halkı terk etmek tabii ki biraz daha zordur!

Geçici dünyadan Allah'a doğru yürümek şüphesiz daha da çetindir. Allah'a sabretmek hepsinden güçtür.
Güçtür ama sabredenlere sayısız nimet ve yardım da vardır. Zümer suresinin 10. ayetinde Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir."
Bizden herhangi birinin Hak tarafından ceza vermek ve dargın yüz göstermek babında işlerimiz bir önem taşımaz. O yaptığımıza bakmadan hem över, hem de sever. O dilediğini yapar, yaptığından sorguya maruz kalmaz. Herkes mülkünde istediği tasarrufa sahip değil mi? Bu hallerde bize düşen, Hakk'a ait işlerin doğruluğunu tasdiktir.
Bizim için bu nasıl olur, neden ve niçin gibi sözler ve bunun olması caizdir veya değildir gibi laflar yaramaz…

Allah'a hiç bir şey gizli kalmaz. Kendi rızası için sabredip, tahammül gösterenleri ayniyle bilir. Ne olur siz de O'nun rızası için bir an sabrediniz, tahammül gösteriniz. Zaten kahramanlık, bir anlık bir sabırdan ibarettir.
Şanı yüce olan Allah, lütfundan vereceği yardım ve zafer ile daima sabredenlerle beraberdir.
Belanın çeşitleri vardır, her zaman değişik muhtelif şekillerde gelir. Bazen insanın vücuduna gelir, bazen kalbine… Bir kısım bela halkla olur, bir kısmı da Yaratan'la…
Gelen bela bir yönden gelmediği gibi tek şekilde de görülmez. Onun gelişinde hikmetler vardır. Sabretmek, dayanmak gerekir.

Belalar, Hak Teâlâ'nın kapışılması gereken nimetleridir. Abid, zahid ve takva yolunda olan kimseler için bela, dünyada en büyük keramettir, bu zatların öbür âlemdeki nimetleri cennet olur.
Belanın gelmesine üzülüp onunla meşgul olma. Bunlar imanın yerleşmesini sağlar. Marifet halini geliştirir, sonunda da selamet gelir. Peygamberlerin yolunda yürümüş olursun. Resuller arkadaşın olur. Doğru kimselerle sohbet sana nasip olur…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Belanın getirdiği bütün hallere razı olmak, Hak ilmine ermekten, O'na yakınlıktan ileri gelir. Kalp ve sır Hakk'a yakın olduğu zaman belanın hiçbir şeyi dokunmaz.
Hak Teâlâ O'nu (Hz. Eyyüp) Zâtına has kılmak ve sevgi yönünden hakikate erdirmek istemişti. Ve dilemişti ki, o peygamber için Zâtından gayrisi kalmaya…

Dinle ki, onu nasıl ehlinden ayırdı, malını yok etti, çocuklarını kaçırdı. Bir mezbele köşesine bıraktı; yanında yalnız hanımı kaldı. Onun için ne mamur şehir vardı, ne de başkası…
O kadıncağız gündüzleri hizmetçilik eder; kazandığı para ile kocasının gıdasını temin ederdi.
O Peygamber'in eti, derisi ve kuvveti yok olmuştu; yalnız gözü, kulağı ve kalbi sağdı. Hakk'ın acayip kudretini görür, dilden zikreder, kalbi ile de Hakk'a münacat ederdi.
Hak Teâlâ ona kuvvet ve kudretinin hikmetli yönlerini gösterdi. Melekler ona salat eder, her zaman ziyaretine gelirdi. O, insanlarla ilgisini kesti. Hak'la ünsiyet etti. Sebeplerden, güçten, kuvvetten elini çekti. Hak sevgisinin esiri oldu. O'nun kudretine uydu, O'nun iradesine tabi oldu. Ezelde yazılan yazıya bağlandı.

Hakk'ın ona emri, yalnızca: "sabret" olmuştu.
O bunu yaptı. Öncesi acı idi, sonra tatlı oldu. Çektiği bela içinde bir hoş geçim vardı…
Allah yolcuları bela anında sabra sarılırlar…
Ey cemaat! Allah-u Teâlâ doğruların terbiyesini uhdesine almıştır. İlk devirlerinden son demlerine kadar onları terbiye eder.
Her ne zaman onlara bir iyilik etmek isterse, bir bela ile dener ve yakınlığın zevkini ihsan eyler; sabırlı hallerine bakınca Zatına daha çok yakın kılar. Bela onları kahretmez. Ve içinde boğmaz…
Sabır birkaç kısma ayrılır
"1-Allah için sabretmek: Allah'ın emirlerini yerine getirmek, "sakınca vardır" dediği hususlarda sebat göstermektir.
2- Allah'la sabır: Bu sabır, Allah'tan gelen her şeye karşı rıza gösterip, bu Allah'ın bir takdiridir diyerek, sükûneti muhafaza edip, şikayette bulunmamakla tarif edilir.
3- Allah'ın uğrunda sabır göstermek: Bu da her şeyde Allah'ın vaadini dinlemek, dünyadan ahirete yürümeyi göze almaktır. Dünyadan ahirete yürümek ise bir mü'min için kolay olan bir husustur. Hakk'ın aşkı uğrunda halkı terk etmek tabii ki biraz daha zordur!

Geçici dünyadan Allah'a doğru yürümek şüphesiz daha da çetindir. Allah'a sabretmek hepsinden güçtür.
Güçtür ama sabredenlere sayısız nimet ve yardım da vardır. Zümer suresinin 10. ayetinde Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir."
Bizden herhangi birinin Hak tarafından ceza vermek ve dargın yüz göstermek babında işlerimiz bir önem taşımaz. O yaptığımıza bakmadan hem över, hem de sever. O dilediğini yapar, yaptığından sorguya maruz kalmaz. Herkes mülkünde istediği tasarrufa sahip değil mi? Bu hallerde bize düşen, Hakk'a ait işlerin doğruluğunu tasdiktir.
Bizim için bu nasıl olur, neden ve niçin gibi sözler ve bunun olması caizdir veya değildir gibi laflar yaramaz…

Allah'a hiç bir şey gizli kalmaz. Kendi rızası için sabredip, tahammül gösterenleri ayniyle bilir. Ne olur siz de O'nun rızası için bir an sabrediniz, tahammül gösteriniz. Zaten kahramanlık, bir anlık bir sabırdan ibarettir.
Şanı yüce olan Allah, lütfundan vereceği yardım ve zafer ile daima sabredenlerle beraberdir.
Belanın çeşitleri vardır, her zaman değişik muhtelif şekillerde gelir. Bazen insanın vücuduna gelir, bazen kalbine… Bir kısım bela halkla olur, bir kısmı da Yaratan'la…
Gelen bela bir yönden gelmediği gibi tek şekilde de görülmez. Onun gelişinde hikmetler vardır. Sabretmek, dayanmak gerekir.

Belalar, Hak Teâlâ'nın kapışılması gereken nimetleridir. Abid, zahid ve takva yolunda olan kimseler için bela, dünyada en büyük keramettir, bu zatların öbür âlemdeki nimetleri cennet olur.
Belanın gelmesine üzülüp onunla meşgul olma. Bunlar imanın yerleşmesini sağlar. Marifet halini geliştirir, sonunda da selamet gelir. Peygamberlerin yolunda yürümüş olursun. Resuller arkadaşın olur. Doğru kimselerle sohbet sana nasip olur…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)




















































































