Allah’ı aramak
Hz. Musa (a.s): “Ya Rabbi Bana bir tavsiyede bulun.” Buna karşılık şu cevabı aldı: “Sana Beni ve Beni talep etmeyi tavsiye ederim
Haber Merkezi





Musa Peygamber talebini dört defa tekrarladı, hepsinde aynı cevabı aldı. Ona ne dünyayı arama emredildi, ne de ahiret tavsiye edildi.
Bunun manası şuydu: "Sana taatımı tavsiye ederim. Bana isyan etmemeni isterim. Yakınlığımı aramanı arzu ederim. Beni tevhid etmeyi, gereği ile ameli dilerim; bilhassa Zatımdan gayri her şeyden uzak durman gerektiğini bildiririm."
Hz. Peygamber'den (s.a.v.) O'nun ahlakını ve fiillerini öğrenip O'na tabi olun ve izini takip edin. Başlangıcın ağırlığına sabredin ki sonucun rahatlığına erişebilesiniz. Başlangıç sıkıntıdır, nihayet ise sükûnettir.
Peygamberimiz (s.a.v.) başlangıçta yalnız kalmayı severdi. Bir gün "Muhammed" diye bir ses duymuş ve ne olduğunu bilmediği o sesten kaçıp uzaklaşmıştı. Bir süre bu sesi duymaya devam etti ve bir vakit sonra onun ne olduğunun farkına vararak sebat etti.
Sonra o ses kesilince göğsü daraldı ve dağlarda kayboldu. Bir defasında kendini nerede ise dağdan aşağı atacaktı. Başlangıçta kaçıyordu ama daha sonra o sesi arar oldu. Başlangıçta sıkıntı vardı, nihayette ise sükûn.
Mürid talep eder, murad ise talep edilir
Hz. Musa mürid idi, Peygamberimiz (s.a.v.) ise murad idi. Hz. Musa, O'nun varlığının gölgesinde idi ve Tur Dağı'nda O'nu görmeyi talep etmişti.
Peygamberimiz (s.a.v.) ise murad idi. Bundan dolayı hiç talep etmediği halde O'nun cemalini görme şerefine nail oldu. Özel bir istekte bulunmadan huzura yaklaştırıldı. Cemal-i ilahiyi görmeyi talep etmeksizin buna mazhar oldu ve başkalarına perdelenen cemal, O'na ayan oldu.
Hz. Musa cemali görmeyi dilemiş ama engellenmişti ve dünyada iken kısmetinde olmayan bir şeyi talep etmesinin cezası olarak düşüp bayılıvermişti.
Peygamberimiz ise edebe riayet ederek ve kadrini bilerek mücahede etti ve mütevazı oldu. Bundan dolayı Hakk'tan başkasını unutup yalnız O'na uyduğu için başkasına verilmeyen bir nimete mazhar olmuştu…
Kalp sebepler sahrasını aştığı ve fani varlıklara bağlanıp güvenmekten sıyrıldığı an tevekkül deryasına dalmış olur, marifetullah deryasına dalmış olur, Allah'ı bilme ve tanıma deryasına dalmış olur…
O (Allah) ki, beni yaratan ve bana hidayet verendir
Ey oğul! Dünyadaki himmet ve gayretin; yemek, içmek, giyinmek, evlenmek, güzel ve rahat evlerde oturmak ve mal-mülk-servet toplamaktan ibaret olmasın. Bütün bunlar nefsin işidir.
Öyleyse kalbe mahsus himmet ve gayret; Aziz ve Celil olan Allah'ı aramaktır. Kalbin ilgileneceği yegâne şey budur.
Dünyanın bir bedeli, bir karşılığı vardır; bu ahirettir. Fani varlıkların da bir bedeli, karşılığı vardır, o da Aziz ve Celil olan Allah'tır. Allah'ın emirlerine muhalif olan bir fiili bu dünyada terk eder, işlemezsen, Allah onun karşılığını, hem de ondan daha hayırlı olarak ahirette yaratır ve verir.
Sen, ölümü hatırlamalı, felaket ve musibetlere karşı sabırlı ve metanetli olmalı, her halükarda Allah'a tevekkül etmelisin. Bu üç haslete tamamen sahip olduğun zaman sana tasarruf selahiyeti verilir. Bunlarla pek çok şeyi yaparsın:
Ölümü hatırlamakla zahidliğin artar, sıhhat bulur ve kemâle erersin,
Sabırla, izzet ve celal sahibi Rabb'ından istediklerini elde edebilirsin,
Tevekkülle kalbinden masivayı atabilir, izzet ve celal sahibi Rabb'ına bağlanabilirsin,
Dünya ve Allah'tan başka her şey senden uzaklaşır.
Allah'a ibadet ederken nasıl bir hal içinde olmalıyız?
Yaptığın her ibadet seni Hakk'a yakın eylemeli. İbadetin tadını almalısın. Hak'la aranda ünsiyet peyda olmalı. Bunlar olmuyorsa, bilesin ki ibadet edemiyorsun…
Ey amel sahibi! Sana ihlas gerek. Bu yoksa boşuna yorulma. Sana daima Hakk'ı murakabe ve O'nun varlığını özüne yakın bilmek düşer. Gizli de aşikâre de bu hali benimse. Bilhassa Hak'tan ayrı kaldığın zaman Hakk'ın yakınlığını düşün… İşte Allah'ı arayan ve bulan kul, kâmil insandır artık." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)






















































































