Atatürk, Fransız İhtilali’nden etkilenmiş değildir -2-
Bakınız Mustafa Kemal, egemenliğin millete devredilmesini kendi ifadeleri ile Hz. Peygamberin, “Kavmine hizmet eden, kavmin efendisidir” hadisine bağlamaktadır
Haber Merkezi





"… Biz ve bütün İslam âlemi için yüce ve mukaddes ve manevî bir irtibat noktası olan hilafet makamı dahi bütün İslam âlemiyle beraber, bütün milletimiz tarafından belki daha kuvvetli derin hissiyat ile yüce ve mukaddestir.
Fakat efendiler, bu yüce makamın kudsiyetini hürmetkârane takdis etmiş olmakla beraber, bu makamda oturacak zatı hiçbir vakitte efendi yapmak söz konusu değildir.
Şeriat-ı gara-yi Muhammediye (İslamiyet) ile bağdaştırılabilir değildir. 'Seyyidülkavim hadimihüm' buyurmuşlardır. Millete efendilik yoktur, hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur."
Burada Mustafa Kemal, egemenliğin bir kişiden milletin tanımına geçmesini, Hz. Peygamberin hadisi ile izah etmektedir.
"… Millî hakimiyetin tamamıyla tecelli etmesi, bunun aslî sahibi olan bütün insanların bir araya gelip bunu bilfiil kullanmasıyla mümkündür.
Fakat bütün Türkiye ahalisinin toplanması sûretiyle bu maksadın teminine pratik bir çare, olsa olsa bunların selahiyet sahibi vekillerinin bir araya gelip bu işi yapması olabilirdi.
Millî hakimiyetimizin bir zat yahut sınırlı şahıslarla kabine gibi bir heyet tarafından temsil edilmesi yüzünden memleketi ve milleti istibdattan kurtaramadığımız tarihî vakalarla ispatlanmış olduğundan, herhalde bu temsil hakkını mümkün olduğu kadar çok insanlardan meydana gelen ve vekalet müddeti az bir heyet te temsil ve tecelli ettirmek, bence yegâne çare idi.
(…) Bir de biz, Müslüman olduğumuz için hilafet makamıyla irtibatı muhafaza ve hatta o makama bütün milletçe dayanak noktası olmakta gerekli olduğundan, Avrupa ve Amerika'daki şekillerinden birini destekleyemezdik. Bu makamın korunması ancak bizim şekil ve idaremiz gibi bir halk idaresinin tesisi ile mümkündür."
Batı'yı hiçbir zaman örnek almayıp, her zaman muasır medeniyetlerin üstünü hedef gösteren Mustafa Kemal'i, Rousseau gibi Batılı bir düşünürün öğrencisi olarak göstermek, O'nun şahsına yapılacak en büyük hakarettir bizce.
Hele hele Hz. Muhammed hakkındaki görüşlerini Leone Caetani'nin 'İslam Tarihi' kitabından etkilenerek oluşturduğunu, Hz. Muhammed'i bir Hıristiyandan öğrendiğini yazmak bardağı taşıran son damla olsa gerek…
Bunları yazarken bir hakikati ortaya koyuyoruz. Yoksa Batılı yazarları tekfir diye bir düşüncemiz asla bulunmamaktadır.
Bakınız, Mustafa Kemal, 1919 senesinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti adına İstanbul ahalisine bir genelge yayınlar. Tarih: 2.10.1919.
Burada, Saray'ın ve Hükûmetin yanlışlarını ve gelinen noktayı özetledikten sonra, milletin göstermesi gereken tavrı yine Hz. Peygamberin (s.a.v.) hadisi ile izah edecektir:
"… Eğer bu vazife bugün yapılmayacak olursa, yarın Ferit Paşa kabinesinin millî emellerimize aykırı olarak kabul edebileceği barış şartları karşısında Avrupa'ya karşı hiçbir itiraz hak kımız kalmaz; o zaman bize cihan kamuoyu 'vaktiyle bu itiraz hakkınızı neden kendi hükûmetinize karşı kullanmadınız?' diyecek ve bunu derken de herhalde pek haklı bir söz söylemiş olacaktır.
Çünkü Peygamberimiz, 'kema tekunu yüvella aleyküm' yani, 'siz ne mahiyette olursanız, işbaşındakiler de o mahiyette olur' buyurmuşlardır."
Hatta aynı genelgede Millî Mücadele'nin başlamasını dahi, Allah'ın emrini yerine getirme ve Peygamberin hadisine uymak olarak izah eder:
"… İşte saymakla tükenmez cinayetler ve hıyanetler işlemiş ve işlemekte olan hükûmetin, devleti çöküşe sürüklediğini takdir eden Anadolu halkı, bu hâle artık bir nihayet vermek mecburiyetini hissetmiş ve Allah'ın emrine ve Peygamberin hadisine uyarak zulme karşı harekete başlamış ve zalimlere her türlü münasebeti kesmiştir."
Kişinin fikri ne ise zikri de odur denilir.
İcraatlarını, Millî Mücadele'yi hadisler ve ayetler ile temellendiren, konuşmalarında kullanan Mustafa Kemal mi dinsiz?
Harp Akademisi'ni bitirerek kurmay yüzbaşı diplomasını aldığı 1905 yıllarında Namık Kemal gibi hürriyetçilerin eserlerinden küçük bir kütüphaneye sahip olduğu bilinmektedir.
Büyük şair Namık Kemal de bir Bektaşî aileden gelmektedir.
18 yaşından itibaren Afyon Mevlevî dergâhına devam etmiş olan Namık Kemal'in hürriyet anlayışının temelinde de İslam öğretisi vardır. Kerbela Mersiyesi, "Şahımdır Ali" şiiri, Alevi Bektaşi çizgideki Namık Kemal'in manevî dünyasını anlatmaya yetecektir.
Şerif Mardin, onun Bektaşî bir aileden geldiğini ifade eder.
Yine yazar, Namık Kemal'in cumhuriyet, parlamenter sistem ve meclis gibi kavram ve kuramların içerik olarak Hz. Muhammed ve dört halife dönemlerinde görüldüğünü ileri sürdüğünü yazar.
Namık Kemal'in, egemen güç olarak milleti hakim kılma düşüncesine dayanan hürriyet fikri de Atatürk'ün yukarıda kendi beyanı ile dile getirdiği İslam inanç temeli ile izah edilebilir. Atatürk'ün Namık Kemal'e ilgi duymasında da aralarındaki Bektaşîlik bağının etkisi elbette büyüktür.
Bektaşîlik inancına bir de din adamlarıyla başlayan ve temeli Kur'an'ın, Müslümanlığın elden gittiği manevî görüşü ile şekillenen Kuvva hareketini de eklerseniz, O'nun bağımsızlığının göğsündeki imandan gelen bir şevk olduğunu görürsünüz.
Kaldı ki, Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşı'nda verdiği mücadelenin mesela Bolşeviklerden etkilendiği safsatası esasen ciddi bir ajan faaliyetidir.
Görüşlerini dış mihraklara veya yazarlara ait gibi gösterenler bilerek ya da bilmeyerek bu ajan faaliyetine dahil olmaktalar.
28 Aralık 1919'da, Ankara halkına yaptığı uzun bir konuşmada o günün şartlarını değerlendirir Mustafa Kemal.
30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi şartlarından anlatmaya başlar ve şöyle der:
"Pek mühim olan yedinci madde, 'İtilaf Devletleri'nin herhangi stratejik noktayı işgal hakkına sahip olmalarını, müttefiklerin emniyetini tehdit edecek vaziyet ortaya çıktığında' açık şartıyla tayin etmiştir.
Mütarekenamenin ilk imzalandığı zamanlarda İngilizler Musul'u işgal etti.
Adana havalisini, Urfa'yı, Antep ve Maraş'ı evvela İngilizler, sonra Fransızlar işgal ettiler.
Buna dair mütarekede bir madde yoktur. İtalyanlar Antalya'yı işgal ettiler, Yunanlılar da İzmir ve havalisini işgal ettiler.
İstanbul'da mesela henüz barış yapmadığımız bir milletten, jandarmamıza kumandan tayin ettiler. Kömür tedarikindeki aciz yüzünden İstanbul'un tramvaylarını, su kumpanyamızı, bütün demiryolu hatlarımızı henüz mütareke halinde bulunduğumuz İtilaf Devletleri'nin idaresi altına verdiler.
Babıali'nin muhafazasını bile Ferit Paşa son zamanlarda yabancılara terk etmiştir.
Tevfik Paşa vatanımızın bir kısmını Ermenistan'a ilavede bir beis görmemekte idi.
Ferit Paşa resmi beyanatlarında doğu vilayetlerinde geniş bir Ermenistan özerkliğinden bahsettiği gibi, Paris'te de güney sınırımızın Toros olabileceğini söylemişti. Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş hoş Geldin Atatürk eserinden)


























































































