logo
24 HAZİRAN 2026

'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'

Aralarında "Kara Murat" ve "Malkoçoğlu"nun da olduğu 250'nin üzerinde filmde imparator  ve kral gibi rolleri canlandıran 90 yaşındaki oyuncu Kayhan Yıldızoğlu dikkat çekici açıklamalarda bulundu

03.05.2023 12:37:00
'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'
'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'

Usta oyuncu Yıldızoğlu, dolu dolu geçirdiği kariyerinin dönüm noktalarını, Şener Şen ile 3 yıl yaşadığı bodrum katını, Muhsin Ertuğrul'un Atatürk ile anısını, rol aldığı yerli ve yabancı yapımlarda yaşadığı ilginç anıları AA muhabirine anlattı.

SORU: Kayhan Bey, merhaba. Efendim nasılsınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Merhaba yavrum. 90 yaşında, bir sürü sakatlık falan idare ediyorum. Allah'a şükür ayaktayım, yaşıyorum, kendi ihtiyaçlarımı halledebiliyorum. Çok sevgili dostum Volkan da yardım ediyor, eksik olmasın. O olmasa bu işi götüremem, doğrusunu söyleyeyim yani."

SORU: Maşallah iyisiniz. Öncelikle tebrik ederim. İKSV, 42. İstanbul Film Festivali sinema onur ödülünüzü aldınız. Torununuz almaya gitti galiba'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, sevgili torununum almaya gitti."

SORU: Bu ödüller sevilmenizin, değer görmenizin bir kanıtı olarak çok kıymetli değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Tabii bunlar bana verilen ödüllerin dönüm noktası, simgesi, işareti. Ama esas en büyük ödülüm, halkın bana verdiği sevgi. Bu öyle bir sevgi ki yollarda boynuma sarılırlar, gelip resimler çektirirler, sohbet ederler. Bir tanesi bir gün beni kırmadı. El üstünde tuttular. Onlara son derece kalpten teşekkür ediyorum."

SORU: Her şey karşılıklı, siz de sevgi dolu yaklaştığınız için bu güzel karşılığı hep alıyorsunuz.

Kayhan Yıldızoğlu: "Evladım onlar olmasa bizim işimiz ne' Onların sevgisi bizi yaşatıyor. Bu kadar basit."

SORU: Efendim mühendisi bir baba ve Giritli öğretmen bir annenin evladısınız. Yeşilköy'de eğitimci bir aile ve müzikle uğraşan 4 teyzenizle dolu bir evde büyümüşsünüz öyle mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet. Dördü de müzikle uğraşıyordu. 4 teyzem de kız olarak öldü, namus diye diye. Biz Çerkez, Gürcü'yüz. Bizde namus çok önemlidir. Onlar şimdi cennette. Kız olarak öldüler. Fahriye Teyzem öyle bir kanun çalardı ki. Eskiden tabii İstanbul kalabalık değil. Büyük ahşap evlerde oturuyorduk, bahçe içinde. Yazın pencereler açık. Yoldan geçenler İstiklal Marşı dinler gibi durup böyle ellerinde paketlerle teyzemi dinlerdi sokakta. Pencereler açık çünkü ses gidiyor dışarıya da. Ay ne güzel günlerdi, ne güzel günlerdi."

- "Sanat bir bütündür"

SORU: Oyuncu oldunuz, 75 yılınızı geçirdiniz sanat hayatınızda. Maşallah diyelim. Müzikle ilgili daha önceki açıklamalarınız, "Orkestra şefi olurdum." gibi söylemleriniz var. Müzikle ilişkinizde sanırım çocukluğunuzda teyzelerinizin de katkısı olmalı'

Kayhan Yıldızoğlu: "Yavrum o zamanlar her evde müzik vardı, her evde bir veya iki enstrüman vardı. Piyano, keman, ut, kanun falan. Her evden müzik sesi gelirdi. Müzik ruhun gıdasıdır, yüksek frekanstır. Sanat bir bütündür. Eğer sanatçıysan biraz resimden de anlayacaksın. Salvador Dali gibi ve dahası büyük ressamları tanıyacaksın. Evet, birçok klasik müziği bileceksin. Hem Türk sanat müziğinden hem klasik batı müziğinden anlayacaksın. Böyle 'Ben yalnız tiyatrocuyum.' demekle olmaz öyle şey. Sanat bir bütündür. Ben bütün senfonileri, konçertoları ezbere bilirim. Bir de Türk sanat müziğini çok iyi bilirim. Son zamanlarda çıktı, bağırsak ameliyatı gibi, sanki kapıya parmağını kapıya sıkıştırmış gibi ağlamalar, sızlamalar. Türk folkloru çok zengindir. Şu güzelliğe bakın yani bunların değerini bilmiyoruz. 'Uzun ince bir yoldayım. Gidiyorum gündüz gece, Bilmiyorum ne haldeyim' Gidiyorum gündüz gece.' Bunun manasını bilmiyorlar. Ozan iki yolda yürüyor. Çift kapılı handayım ne demek biliyor musunuz' Han, dünya. Kimse handa temelli kalmaz. Bir kapısından doğarak girer, bir kapısından ölerek çıkar. Şu sembolün güzelliğine bak. Şimdi sesim böyle olunca, bir karga şarkı söylüyormuş gibi oluyor."

SORU: Aman efendim rica ederim, hiç öyle şey olur mu' Lütfen söyleyin.

Kayhan Yıldızoğlu: "Yani semboller zenginlik. Dur bakayım aklıma geldi türkü söyleyeyim: 'Mecnunum Leylamı gördüm. Bir kerecik baktı da geçti./ Sandım ki seher yıldızı/ çarptı beni, yaktı geçti.' Şimdi şu halk müziğindeki asalete, kibarlığa, kaliteye bak. Teleme gibi kolları vardı, gerdanı bembeyazdı, sürmeli gözleri vardı, demiyor. Hayır. Sevgilisini sabahın en parlak yıldızı Sabah Yıldızı'na benzetiyor. Şavkı, ışığı beni yaktı geçti, diyor. Sembolün güzelliğine, kibarlığına, asaletine bak. Aman o gözler, o bel, o endam, aman bilmem ne, teleme peyniri gibi beyaz gerdanlar. Hayır, böyle şey yok. 'Sabah Yıldızı zannettim, ateşi beni yaktı geçti.' diyor. Şu asaletin güzelliğine
bak ya. Şimdi yaptıkları şeylere bak. Ucuz, basit, bayağı olmaz böyle şey."




SORU: Annenizin size Karagöz-Hacivat gösterileri olurmuş, öyle mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Yok öyle bir şey, uyduruyorlar. Ben çocuk hastalıkları, çiçek, kızamık, suçiçeği olduğum zaman annem, ben yemek yiyeyim diye oyalamak için gerçek Hacivat-Karagöz takımı aldı. Annem perdenin arkasından bana oynatırdı. Fakat öyle başarılı oldu ki, bu defa konu, komşu toplanmaya başladı bizim eve. Ama bu Hacivat oynatıyordu değil. Benim annem öğretmendi, çok iyi bir Cumhuriyet öğretmeniydi. O teyzelerimden biri de öğretmendi, Mediha teyzem. Bunlar çok değerli insanlardı. O zamanlar eğitim başka şekildeydi."
 

SORU: Karagöz-Hacivat deyince merak ettim, bayramlarınız, ramazanlarınız nasıl geçerdi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Bırak bayramı, hayat nasıl geçerdi' Böyle bir teknoloji yoktu ama mutluluk vardı, gerçek sevgi, gerçek dostluk vardı. Merhamet en önemli şeydir. Eğer merhametin yoksa içinde, istediğin kadar namaz kıl, sen dindar bir insan değilsin. Boşuna camilere gidip oraları meşgul etme. Merhamet ve sevgi olacak. Bu sevgi karşılıksız sevgi. 'Ben sana iyilik yaptım, sen de bana yap.' Hayır. Fakire fukaraya, muhtaç olanlara yardım edecek, gösteri yapmayacaksın. Bu yardımlar hep gizli yapılırdı. 'Al ben sana para verdim.' Televizyonda da ismi çıkıyor, yardım etti bu diye. Böyle şey olmaz. Yardımın afişi olmaz. Gizli olarak yapılır."

SORU: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında 27 yılınız geçti değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "35 yıl. Her yerde yanlış yazıyorlar. Yaşım, doğum tarihim her yerde yanlış çıkıyor. 28 Mayıs 1933 benim doğum tarihim.1927 yazılıyor, 1950 yazılıyor. Yahu nereden bilgi alıyorlar' Nasıl muhabir bunlar' Dünyadan haberleri yok."

SORU: 35 yıl çok uzun bir dönem. Neler yaşadınız bu zaman diliminde'

Kayhan Yıldızoğlu: "35 yıl sadece Şehir Tiyatrosunda değil, özel tiyatrolar da var bunun içinde. Yani, hepsi birden var. Aralarında Büyük Behzad'lar (Behzat Butak) var. Şimdi isim saymak istemiyorum. O kadar çok kıymetli insanı biliyorum ki. Sonra 4-5'ini söylüyorum. Akşamleyin yatarken, 'Ah, bak şunu da söylemedim.' diyorum. Söylemeye kalksam hepsini, bu sefer akşam olacak. Bu defa acı duyuyorum, ay niye onun isminden bahsetmedim diye."


 

- Atatürk ile Muhsin Ertuğrul'un tiyatro anısı

SORU: Röportaja başlamadan önce Atatürk ve Muhsin Ertuğrul ile ilgili bir anıyı ve Muhsin Ertuğrul'un tiyatro disiplinini anlatıyordunuz. Röportajımızda da paylaşır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Şimdi yavrum Muhsin Bey çok donanımlı, çok kültürlü, çok esaslı bir sanatçıydı ve tiyatronun bir eğlence olmadığını anlatıyordu. Çok önemli eserler oynadık. Shakespeare, Dostoyevski, Marlowe'lar oynadık. Tüm klasikleri oynadık. Tiyatronun, sanatın ciddi bir iş olduğunu Muhsin Bey elinden geldiği kadar topluma anlatıp iletmeye çalıştı. Çok disiplinliydi. 'Tiyatro saat 21.00'de başlar. Gelen gelir, gelmeyen ikinci perdeyi dışarıda bekler. Öyle oyunun yarısında, ben geldim. yok öyle şey. Bu bir disiplin, bir terbiye, milletlerarası kültür olayıdır.' derdi. 'Atatürk gelecek tiyatroya.' dediler. Atatürk gecikti. Saat tam 21.00'de Muhsin bey, 'Açın perdeyi.' dedi. Atatürk gelmiş. Muhsin bey diyor ki Atatürk'e, 'Paşam kusura bakmayın. Oyun 21.00'de başlıyordu. Ben perdeyi açtırdım. Sizi şimdi burada bir kahve içmeye dinlenme salonuna alacağım. Ancak ikinci perdede girebilirsiniz.' Atatürk oyunun sonunda Muhsin Bey'e teşekkür eder. 'Böyle bir disiplin, böyle bir dünya ile bütünleşme, sanata saygı getirdiniz. Size çok teşekkür ederim.' der."

- "Sanat ciddi, emek verilecek bir olaydır"

SORU: Siz bu disiplin içinde yetişmiş bir insan olarak geçmişten günümüze gençleri, yetenekleri nasıl değerlendiriyorsunuz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Valla yetenekli gençler, çok iyi oyuncular var, bunu biliyorum. İnkar edemem. Ama yüzde 80'i kendini oyuncu zanneden, kitap, gazete okumaz, müzikten haberi yok, arabesk, bağırsak ameliyatı gibi müzik dinler, heykelden haberi yok, ne Türk müziğinin ne Batı müziğinin doğrusunu bilir ama tiyatrocu, sanatçı olacak. Bir defa bu işler büyük yatırım meselesi. Diksiyon, konuşma, bir oyunu oynarken onun bütün incelemesini yapmak önemli. Giorgio Strehler, bir oyunu 1-1,5 senede sahneye koyuyordu. Bunu biz de yaptık vaktiyle. Beklan Algan ile 'Fizikçiler'i 7 ay çalışarak sahneye koyduk. Ben misyoner Rose'u oynuyordum. Zihni (Göktay) Rona Einstein'ı, Necdet Mahfi Ayral rahmetli, Isaac Newton'ı, Mücap Ofluoğlu da büyük fizikçiyi oynuyordu. 7 ay çalıştık. 'Sezuan'ın İyi İnsanı'nda Ayla Algan ile Şehir Tiyatroları kadrosuyla 8 ay çalıştık. Provalar yaptık. Sanat ciddi, emek verilecek bir olay. Şimdi insan iki bedendir. Bir şu gördüğümüz etten-kemikten beden, yemek yiyen, gülen, içen falan. Esas yaşayan ruhumuz. Ruh ölümsüzdür. Hacı Bektaş-ı Veli'nin dediği gibi; 'Ölürse ten ölür, can ölesi değil.' Ruh hiçbir zaman ölmez. Ama şu hayat boyu taşıdığımız etten kemikten elbise, eninde sonunda toprak olacak olan elbise, çürür. Zamanı bitti mi bitti. Bu elbiseyi değiştiremezsin. Onun için onun arkasından, başına toplanıp da ahlanıp vahlanmaya da hiç gerek yok."

SORU: Süreyya Duru'nun önerisiyle ilk filminiz Malkoçoğlu oldu değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, 1964 galiba. Benim ilk filmim. Cüneyt'in de (Arkın) galiba ilk filmi. Ben Sırp kralını oynuyorum. Cüneyt, Malkoçoğlu'nu oynuyor. Evladım Allah rahmet eylesin Cüneyt Arkın'a. Selma Güneri'nin de ilk filmi. O da prensesi oynuyor. Süreyya Bey, Galatasaray mezunu, çok kültürlü, çok güzel yüzlü bir sinema adamıydı, Allah rahmet eylesin."

SORU: "Kara Murat", "Malkoçoğlu" gibi tarihi filmlerde kral, imparator, rahip karakterleri, hatta son yıllarda "Kurtlar Vadisi"nde "Yüce Majesteleri"ni oynadınız. Uzun yıllar hep bu karakterleri canlandırdınız değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, her zaman devam etti. Bir defa bütün kralları oynadım. Roma İmparatoru, Rus Çarı, Bizans İmparatorunu hep oynadım."

SORU: Tarihi filmlerdeki gerçeklik duygusunu nasıl değerlendiriyorsunuz' Sizin döneminiz ve şimdiki dönemi kıyaslarsanız neler söylersiniz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Ne bu dönemde ne eskide hiçbir zaman olmadı. Çünkü acayip bir milliyetçilik duygumuz var. Biz hiç yenilmedik ama ortağımız yenildiği için biz de yenik sayıldık. Sanki dörtlü konken oynuyoruz. Her memleketin yenilgisi de zaferi de kahramanlığı da var. Bunlar berrak, mantıklı bir şekilde sosyal içerikleriyle gerekçeleriyle ortaya konmadı. Ama Allah'tan oyuncularımız çok başarılı. Çok güçlü olduğu için bunları götürdü. Yoksa hiç konuşmayayım daha iyi."

- "Dünyaya entegre olmaya başladık"'

SORU: Kariyeriniz boyunca çok değerli yönetmenlerle çalıştınız. Zeki Ökten, Halit Refiğ, Lütfi Akad, Türker İnanoğlu bunlardan birkaçı.

Kayhan Yıldızoğlu: "Bunlar çok değerli insanlar ve bunların kendilerine göre seçtikleri senaryolar inandırıcı, mantıklı, çok güzel filmler yapıldı ki, sansür denen bir aşağılık bela vardı başında. Ben bunu Altın Portakal alırken televizyonda da söyledim. Yok, onu yapamazsın, Yok bunu yapamazsın. O yasak, bu yasak. Bunların arasında o filmleri yapmak, o yönetmenin gücünden, oyuncuların harika olmasından ileri geliyordu. Eğer o oyuncular dışarıda olsaydı, bizim oyuncularımızın yüzde 90'ı Oscar alırdı. Onların oyunuyla bu oyunlar, olaylar gitti. Ben bir filmde İngiliz subayını oynuyorum ve vuruldum düştüm. Film geri geldi. 'Subay yere düşmez.' Öldü bu adam vuruldu. 'Hayır, yere düşmez.' Ne olacak peki' Tekrar çekildi o sahne, bir koltuk getirildi. Ben vurulduğum zaman koltuğa yığılıyorum. Şimdi böyle bir delilik, böyle bir saçmalık dünyada görülmüş mü' Bunların arasında hala güzel filmler yaptı Lütfü Akad'lar, Halit'ler, Zeki'ler. Ama son zamanlarda güzel filmler çevriliyor. Yani dünyaya entegre olmaya başladık. Onu inkar edemem. Ama biz en acılı devrini yaşadık."

SORU: Sanıyorum Türker İnanoğlu ile yakın dostluğumuz hala devam ediyor o dönemden gelen'

Kayhan Yıldızoğlu: "Tabii, o da benim yaşıma geldi. Diyaloglar biraz koptu tabii. Ama 60-65 yıllık bir beraberlik var. Şener'le (Şen) 4 sene, bekarlığımızda beraber oturduk.

SORU: Şener Şen ile birlikte oturma anılarınızı çok merak ediyorum, anlatır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Şimdi bir yerde oturuyoruz biz. İkimiz de tiyatroya yeni girmişiz. Üç kuruş maaşla çalışıyoruz ama çok mutluyuz. Şener geceleyin böyle abuk sabuk bir teneke tepside çiğ köfte yoğuruyor. Eve doluyor arkadaşlar. Ya diyoruz 'Gelmeyin, biz bu akşam yokuz.' Hayır ev doluyor. Birazdan anlayacaksınız evin nasıl ev olduğunu. Geliyorlar. Cihangir'de oturuyoruz. Apartman deniz üstünde ismini de hatırlayamadım şimdi. 'Siz burada mı oturuyorsunuz'' diyorlar. Evet, burada oturuyoruz. İçeri giriyorlar. 'Aşağı ineceksiniz bir kat.' Bir kat iniyorlar. Bir kat daha ineceksiniz diyoruz. Kapıcı bizim üstümüzde oturuyordu. Bir ışık görmez, 1,5 oda, tangur tungur sallanan uydurmasyon bir masa, iki tane de koltuk var. zengin bir aile atmış dışarıya. Evi yeniliyormuş. Koltuk böyle iki kişilik ortası çökmüş, yayları bozuk. Yanlardaki yaylar sağlam. Biz onu gece eve taşıdık. Yok, paramız yok eşya almaya.

Gelenler, 'Efendim nasılsınız' Çok teşekkür ederim, siz nasılsınız'' diyor. Yüksekte oturan aşağıdaki yayları çökmüş olan yerde böyle konuşuyor. 'Efendim sizleri görmek ne güzel. Ay çok iyi, hoş geldiniz.' Ama biz kahkahadan ölüyoruz, kırılıyoruz gülmekten. Neşe bol, dostluk bol, sevgi boldu. Ben o yoklukta, elimde değnek Beethoven'lar, Brahms'lar idare ediyorum evde kendi kendime. Uydurmasyon bir teyp var, senfoniler, konçertolar idare ediyorum. Şener de beni kızdırmak için Kahtalı Mıçı diye biri var onu çalardı. Ben burada senfoni çalıyorum, o orada 'Abov, Alov' diye şarkılar çalıyor. Herkes bizi seyretmeye, gülmeye gelirdi. 'Siz nasıl bu kadar neşeli yaşıyorsunuz'' derdi. Şener hala oradan geçerken arabayı durdurur. 'Kayhan, bugün buralara geldik ama o günler ne mutluydu. Hiçbir zaman öyle mutlu olamadık.' der. Mutluluk parada, zenginlikte, konforda değil senin yaşama şeklinde, kültüründe ve kalbinde. Mutluluk insanın kendi içinde."

SORU: O dönemlerde, "Günde üç filmde oynuyorum." demişsiniz. Nasıl oluyordu günde 3 film ve farklı karakterlere girmek'

Kayhan Yıldızoğlu: "O zamanki yönetmenler bizim canımız ciğerimizdi. Ben derdim ki Zeki Ökten'e, 'Zeki, benim öteki filmde işim var.' Çünkü çocuklar okuyor, Fransız okulunda. Para yetmiyor. Şener de o zamanlar dublaja koşuyor, daha tam meşhur olmamıştı. Ondan sonra Zeki derdi ki, 'Sen şimdi öteki filme git. O sahne çekilince atla gel. Ben senin sahne için burada bekliyorum. Gelince burada çekeceğim seni.' derdi. Nur içinde yatsınlar. Allah mezarlarını ışıkla doldursun, o kadar iyiliklerini gördüm. Günde üç film setine ben koşardım öyle idare ederdi yönetmenler. Akşam da tiyatroda oyuna çıkardım. Öyle bir enerjimiz vardı ama bu sevgiden kaynaklanıyordu. Sanatçılar arasında müthiş bir beraberlik, sevgi, bütünleşme vardı. Şimdiki gibi kıskançlıklar, arkadan konuşmalar yoktu. Kitap halinde birinci cildi çıktı 'Altın Yıllar'. İkinci cildi çıkacaktı, araya hastalık girdi. Orada ben, Şener olacaktık ama ikinci cildi yayınlanamadı."

SORU: 200'den fazla filmde rol aldınız değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "250'yi buldu. Ben inanmıyordum ama kayıtlarda çıktı. Diziler, tiyatrolar hariç."

- "Sanatçı doğru dürüst olursa her rolü oynar"

SORU: Sizin için çok değerli, asla unutmam dediğiniz bir yapım, proje var mı bunların içinde'

Kayhan Yıldızoğlu: "Hayır, hepsini sevdim. Hepsini saygıyla anarım. Bana ekmek vermiştir. Çocuklarımın okumasına yardım etmiştir. Hayatımı renklendirmiştir. Ben öyle büyük rol, küçük rol falan diye bir şey bilmem. Sanatçı doğru dürüst olursa her rolü oynar. 'Yok, 20 sayfadan aşağı rol oynamam.' Bunlar aptallık, cahillik ve kabalıktır. Böyle şey olmaz."

SORU: Yalnız başınıza dağda bir köpekle bir süre yaşama hikayeniz var. Neden böyle bir inzivaya çekildiniz' Onu da anlatır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Vallahi o zamanlar İngiliz olan hanımdan ayrılmıştım, canım sıkkındı. Kötü insanların dedikodusuna muhatap oldum. Çirkin. Onları düşünmek bile istemiyorum. Beni talih, şans o dağ başına götürdü. Kıbrıs'ta Beş Parmak Dağları'nın tepesinde bir köpekle hayatımın en güzel, en mutlu yıllarından bir yılını yaşadım. Çünkü kendine yeten bir insanım. Hiçbir şey yok, kitap yok, bilmem ne yok ama 24 saat bana yetmiyordu. Allah öyle güzellikler vermiş ki insanlara, Diyorum ki, şimdi ikindi vakti sular morarmıştır. Hadi koşuyorum dere başlarına. Akşamleyin mehtap vuruyor portakal bahçelerine, limon ağaçlarına, yatamıyorum aralarında dolaşıyorum sabaha kadar. O mehtap, o ağaçlara vuran ışık, o romantizm, o güzellik, cırcır böceği sesleri. Ay Allah'ım. Doğayı dinlerseniz doğaya dönerseniz, doğa güzellik dolu. Ama artık doğayı da unuttuk. Beton apartmanlar, lüks arabalar, pahalı elbiseler ama herkes mutsuz. Bunlarla mutlu olunmaz. Beş dakika sevinir alışveriş yaparken. Sonra bakıyorum. 'Allah canımı alsa da beni kurtarsa. Bugün içimde bir sıkıntı var.' Ya senin içinde sıkıntı varsa, benim kendimi denize atmam lazım diyorum. Ama ben mutluluktan ölüyorum. Çünkü ben bu doğal güzellikleri değerlendiriyorum. Eskiden böyle şeyler çok fazla yoktu, şimdi insanların içinde kin, nefret, kıskançlık, ayırım var. Ben Musevi, Hristiyan, Müslüman olsun herkesi seviyorum. Herkesi Allah yarattı. Onlardan birini sevmiyorsanız Allah'a hakaret ediyorsunuz. Allah'ın yarattığı birisine hakaret ediyorsun. 'Sen bunu niye yarattın'' diyorsun Allah'a. Allah'a hakaret ediyorsun aptal. Kafanı başına topla. Bütün hayvanları seviyorum, bal veriyor, yumurta veriyor, yağ veriyor, yün veriyor. Ama yapmadığımız eziyet yok hayvanlara."

SORU: Yabancı yapımlarda da yer aldınız. Bunlardan bir tanesi "Paralı Askerler" filmi. Tony Curtis ve Charles Bronson'ın yanı sıra Salih Güney, Fikret Hakan, Erol Keskin, Suna Keskin gibi isimlerle rol aldınız. Başka hangi yabancı yapımlar oldu hatırladığınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet güzel bir roldü. İtalyanlarla mafya şefini, kötü adamı oynadım, Orada çalışmalar, setler çok zengin. Sanatçı kıymeti çok biliniyor. Sanatçıya müthiş bir saygı var. Yani o aradaki fark kelimelerle anlatılır gibi değil."

SORU: Bunları deneyimlemiş, yabancı yapımlarda da yer almış bir aktör olarak Türk yapımlarının dünya sinemasındaki yerini nasıl buluyorsunuz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Vallahi ben çok sevgi, saygı gördüm ve büyük dostluklar edindim. 'Ben sanatçıyım.' diye havalara girersen ki, en yanlış şeydir, kasıntılıklara girersen, yalan söylersen, bir olayı abartır yalan haline getirirsen kaybedersin. Gerçekçi olacaksın, haddini ve nerede olduğunu bileceksin. O zaman çok iyi diyaloglar kuruluyor."

SORU: Peki Türk sineması dünya sinemasında iyi bir yer edindi mi sizce'

Kayhan Yıldızoğlu: "Hayır, Bizde bir defa teknik olarak çekimler yetersiz. Ama bazı filmler geldi son zamanlarda. Son 10-15 senede falan birtakım yerlere geldiler, bir aşama gösterdiler. Mesela İran filmciliği bizden çok daha ilerde. Ben bayılıyorum İran filmlerine. Akıl almaz bir şey yani. Çünkü 7-8 bin yıllık bir Pers imparatorluğunun süzgecinden geçmiş o insanların kültürü."

SORU: Son olarak sizi sevenlerinize ve mesajınız var mı'

Kayhan Yıldızoğlu: "Beni sevenlere, sevmeyenlere de kalpten büyük sevgiler gönderiyorum. Eksik olmasınlar; gerek sokakta, gerek mağazada, gerek alışverişte, gerek iş hayatında her zaman bana halkımdan, çalıştığım arkadaşlarımdan, yönetmenlerimden çok büyük bir sevgi seli aktı. Bir gün, bir tanesi bile kalbimi kırmadı benim. Ama ne verirsen onu alırsın, ne ekersen onu biçersin. Ben de öyle yanlış şeyler yapmadım. Efendilikle çalıştım. Bütün arkadaşlarıma kalpten sevgi, saygı gösterdim ama bunun semeresini aldım. Allah'a bin şükürler olsun. Size de çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok mutlu oldum. Lüzumsuz teferruatla röportaj yapmadınız. Çok güzel sualler sordunuz, bu arkadaşlarım çok güzel resimler çektiler, yanaklarınızdan öpüyorum. Sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum bana zevkli bir anı yaşattınız." AA

Türkiye'ye göç edenler yüzde 25,2 arttı

Türkiye’ye göç edenler yüzde 25,2 artışla 393 bin 829 kişiye ulaşırken, en çok göç alan ve veren şehir İstanbul oldu, ülkeye gelen yabancı nüfusta ise ilk sırayı Türkmenistan vatandaşları aldı

24.06.2026 19:20:00
AA
Türkiye'ye göç edenler yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenler yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı

Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı

Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir

Dünya Ekonomik Forumu’nun son raporuna göre, gün boyu otoparklarda atıl bekleyen milyonlarca elektrikli araç, enerji krizine karşı devasa birer mobil bataryaya dönüşüyor

24.06.2026 18:00:00
Eyüp Kabil
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Çin'de düzenlenen "Summer Davos" liderler zirvesinde yayımlanan güncel rapora göre, Araçtan Izgaraya (Vehicle-to-Grid / V2G) yani "Her Şeyden Şebekeye" enerji aktarım teknolojisi küresel enerji altyapısını kurtaracak en önemli hamlelerden biri olarak kabul edildi. Yapay zeka yazılımları ve gelişmiş akıllı şebeke altyapılarıyla desteklenen bu sistem, elektrikli araçların sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda şebekeyi besleyen aktif birer güç istasyonu olmasını sağlıyor.

Dünya genelinde elektrik şebekelerinin aşırı yüklenme ve fosil yakıt bağımlılığıyla boğuştuğu bu dönemde, laboratuvardan çıkıp kitlesel üretime hazır hale gelen bu teknoloji, enerji yönetiminde tamamen merkezsiz bir dönemi başlatıyor.


Atıl duran araçlar enerji depolama merkezine dönüşüyor


İstatistiklere göre, dünyadaki binek araçlar ve ev tipi lityum piller günün ortalama yüzde 90'ından fazlasında otoparklarda veya garajlarda hiçbir işlev görmeden bekliyor. V2G teknolojisi, tam da bu atıl kapasiteyi küresel enerji arzını dengelemek üzere devreye sokuyor.

Çift Yönlü Şarj Akışı: Geliştirilen yeni nesil entegre altyapılar sayesinde, elektrikli araç sahipleri pillerini sadece doldurmakla kalmıyor; ihtiyaç anında bu enerjiyi evlerine ya da doğrudan şehir şebekesine geri satabiliyor.

Zirve Saatleri Yönetimi: Elektrik talebinin tavan yaptığı ve kesinti risklerinin arttığı akşam saatlerinde, sisteme bağlı binlerce araçtan şebekeye anlık enerji pompalanıyor.

Maliyet Avantajı: Tüketiciler elektriğin ucuz olduğu gece saatlerinde araçlarını şarj edip, enerjinin pahalı olduğu yoğun saatlerde sisteme geri satarak doğrudan gelir elde edebiliyor.


Yapay zeka ve yenilenebilir enerjinin entegrasyonu


Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük problemi, hava durumuna bağlı olarak sürekli dalgalanma göstermeleridir. Yapay zeka destekli V2G yazılımları, hava tahminlerini ve şehirlerin anlık enerji tüketim verilerini analiz ederek milyonlarca aracın ne zaman şarj olacağını, ne zaman şebekeyi besleyeceğini saniyeler içinde optimize ediyor.

Bu entegrasyon sayesinde yeşil enerji kaynaklarından üretilen fazla elektrik ziyan edilmeden milyonlarca aracın bataryasında depolanıyor. Elektrik üretiminin düştüğü anlarda ise bu piller devreye girerek fosil yakıtlı ek santrallerin çalıştırılması ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyor. Küresel çapta test edilen pilot bölgelerde, bu yöntemle karbon salınımında ciddi düşüşler kaydedildi.


Küresel devlerin altyapı yarışı başladı


Teknolojinin ticari olarak ölçeklenmesiyle birlikte hem otomotiv hem de enerji yazılımı şirketleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Enerji ve akıllı şebeke yönetimi üzerine çalışan yeni nesil teknoloji öncüleri, mevcut elektrik şebekelerinin "gizli" kapasitelerini açığa çıkarmak üzere dijital ikizler ve yeni nesil hibrit transformatörler üretiyor.

Apple, Google ve önde gelen küresel otomotiv üreticileri, araç içi yazılımlarını ve şarj ünitelerini bu çift yönlü enerji aktarım standardına uygun hale getirmeye başladı. Sadece batarya kalitesini koruyan değil, aynı zamanda şebekeyle mikro saniyeler düzeyinde güvenli iletişim kuran bu sistemler, geleceğin akıllı şehirlerinin ana omurgasını oluşturuyor.

Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sosyal medya üzerinden yaptığı Şeyh Said paylaşımları nedeniyle yargılandığı davada "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçundan adli para cezasına çarptırıldı. Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Özdağ'a 87 gün karşılığı toplam 8 bin 700 TL adli para cezası verilirken, hükmün açıklanması 5 yıl süreyle ertelendi. Özdağ, kararın ardından sert açıklamalarda bulundu

24.06.2026 16:20:00
Haber Merkezi
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Dava, Şeyh Said'in 3 yakınının şikayeti üzerine açılmıştı. Savunmasında "Vatan hainine vatan haini demenin hatıraya hakaret oluşturmayacağını" savunan Özdağ'ın bu talebi mahkeme heyeti tarafından kabul görmedi.

Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi, paylaşımdaki ifadelerin kanunda yer alan "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçunun unsurlarını oluşturduğuna hükmetti. Mahkeme, Özdağ'ı adli para cezasına çarptırırken sabıkasızlık durumunu gözeterek Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı uyguladı. Kararın ardından  konuşan Özdağ, davayı tamamen "siyasi bir süreç" olarak nitelendirdi ve avukatları aracılığıyla üst mahkemeye (istinafa) taşıyacaklarını duyurdu.

"Bu ceza Türkiye Cumhuriyeti'ne verilmiştir"

Adliye çıkışında karara oldukça sert tepki gösteren Zafer Partisi lideri, cezanın hukuki değil ideolojik bir alt metni olduğunu iddia etti. Özdağ, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Bu karar kabul edilebilir bir ceza değil. Çünkü mahkeme bu kararla Şeyh Said'in hakaret edilebilecek muteber bir hatırası olduğunu kabul ediyor. Biz bunu reddediyoruz. Bu ceza bana değil; esasen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve o dönem bu kanlı ayaklanmayı bastıran Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verilmiştir. Bu karar, yarın bebek katili terörist elebaşı Öcalan'a da aynı hakkı vermek demektir. Biz teröriste terörist, haine hain, salağa salak demekten asla vazgeçmeyeceğiz!"

Şeyh Said'i tarihte ait olduğu vatan hainliği yerinde değerlendirmeye devam edeceklerini vurgulayan Özdağ, Cumhuriyet değerlerini savunmaktan geri adım atmayacaklarını yineledi.

Hukuk tarihsel gerçeklerin neresinde?

Ümit Özdağ'a verilen bu ceza, hukuk sistemi ile tarihi/siyasi gerçekliklerin çarpışmasını bir kez daha gündeme taşıdı.

Şeyh Said, 1925 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı isyan başlatmış ve Şark İstiklal Mahkemesi tarafından "vatan hainliği" suçundan idam edilmiştir. Devletin resmi mahkemelerince tescillenmiş bir isyancı liderin "korunmaya değer bir hatırası" olup olmadığı tartışması, yargının kendi geçmişiyle çelişmesi olarak yorumlanıyor.

Siyasi parti liderlerinin tarihi figürler ve terör eylemleri hakkında yaptıkları sert tanımlamaların "hakaret" potasında eritilmesi, siyaset yapma ve ifade özgürlüğünün alanını daraltıyor.

Kararın ardından sosyal medyada, iktidara yakın bazı gazetecilerin Şeyh Said hakkında benzer veya daha sert ifadeler kullanmasına rağmen takipsizlik kararı aldığı, buna karşın muhalif bir parti liderine ceza kesilmesinin "düşman ceza hukuku" izlenimi yarattığı eleştirileri yükseliyor.

Sonuç olarak Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı, teknik olarak hukuki bir sınır çizmiş gibi görünse de siyaset sahnesinde ve toplumsal hafızada Cumhuriyet'in kurucu değerleri üzerinden yeni bir kutuplaşma ve tartışma dalgası başlattı.

Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!

Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.
 

24.06.2026 13:40:00
AA
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.

Etkinlikte konuşan Almanya'nın Denizcilik Ekonomisi ve Turizmden Sorumlu Hükümet Koordinatörü Christoph Ploss, ağır işleyen vize işlemlerinin turistler ve iş dünyası önünde büyük bir bariyer oluşturduğuna dikkat çekerek, bu sorunu aşmak adına Ulusal Turizm Stratejisi kapsamında dijital vize dönemine geçileceğini duyurdu.

"Mesafe kat ettik"
Yoğun bürokrasinin pek çok kişiyi Almanya'ya seyahat etmekten alıkoyduğunu belirten Ploss, "Konuyu Dışişleri Bakanımızla şahsen görüştüm ve kendisinin de yakından ilgilenmesiyle ciddi mesafeler katettik. Bu yıl ve önümüzdeki yıl atacağımız adımlarla hayata geçecek dijital vize kolaylığının, Türk-Alman dostluğunu çok daha ileriye taşıyacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Yığılmalar engellenebilir
Söz konusu dijital dönüşüm; vize başvurularının tamamen çevrimiçi platformlara aktarılmasını, basılı etiketlerin kaldırılarak dijital vizelere geçilmesini ve sınır kontrollerinde biyometrik doğrulama teknolojilerinin kullanılmasını kapsıyor.

Bu yeni sistemle birlikte başvuru yığılmalarının engellenmesi, evrakta sahteciliğin önüne geçilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve seyahatlerin çok daha hızlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Almanya'ya vize işlemleri
Almanya'ya vize işlemleri, kısa süreli ziyaretler için Schengen vizesi ve 90 günden uzun süreli kalışlar için ulusal vize olarak ikiye ayrılıyor.

Türk vatandaşları için Schengen vizesi, 90 gün içindeki seyahatler için gerekli. Uzun süreli ikamet (iş, aile birleşimi gibi) için ulusal vize başvurusu yapılıyor.

Başvurular, Almanya'nın Türkiye'deki dış temsilcilikleri aracılığıyla veya resmi randevu sistemiyle gerçekleştiriliyor. Gerekli belgeler arasında Schengen başvuru formu, seyahat amacına uygun evraklar ve finansal durum kanıtı bulunuyor.

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu

24.06.2026 11:15:00
AA
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı
Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı
Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesindeki imha sahasında, Assan Grup isimli firmanın patlatma faaliyeti sırasında meydana gelen patlamada özel şirket çalışanı 2 personelin hayatını kaybettiği açıklandı

23.06.2026 16:59:00
Anadolu Ajansı
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesinde imha sahasında mühimmatın kazara patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, saat 14.00 sıralarında Yahşihan ilçesi Bedesten mevkisindeki imha sahasında, gerçekleştirilen AR-GE faaliyetleri esnasında mühimmatın kazara patlaması sonucu özel şirket çalışanı 2 personelin vefat ettiği belirtildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Olayın ardından AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlar süratle bölgeye sevk edilmiş, bölgede gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Meydana gelen olayla ilgili adli ve idari inceleme başlatılmış olup süreç ilgili makamlarca titizlikle takip edilmektedir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz."

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.