logo
28 EYLÜL 2026

'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'

Aralarında "Kara Murat" ve "Malkoçoğlu"nun da olduğu 250'nin üzerinde filmde imparator  ve kral gibi rolleri canlandıran 90 yaşındaki oyuncu Kayhan Yıldızoğlu dikkat çekici açıklamalarda bulundu

03.05.2023 12:37:00
 
'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'
'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'

Usta oyuncu Yıldızoğlu, dolu dolu geçirdiği kariyerinin dönüm noktalarını, Şener Şen ile 3 yıl yaşadığı bodrum katını, Muhsin Ertuğrul'un Atatürk ile anısını, rol aldığı yerli ve yabancı yapımlarda yaşadığı ilginç anıları AA muhabirine anlattı.

SORU: Kayhan Bey, merhaba. Efendim nasılsınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Merhaba yavrum. 90 yaşında, bir sürü sakatlık falan idare ediyorum. Allah'a şükür ayaktayım, yaşıyorum, kendi ihtiyaçlarımı halledebiliyorum. Çok sevgili dostum Volkan da yardım ediyor, eksik olmasın. O olmasa bu işi götüremem, doğrusunu söyleyeyim yani."

SORU: Maşallah iyisiniz. Öncelikle tebrik ederim. İKSV, 42. İstanbul Film Festivali sinema onur ödülünüzü aldınız. Torununuz almaya gitti galiba'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, sevgili torununum almaya gitti."

SORU: Bu ödüller sevilmenizin, değer görmenizin bir kanıtı olarak çok kıymetli değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Tabii bunlar bana verilen ödüllerin dönüm noktası, simgesi, işareti. Ama esas en büyük ödülüm, halkın bana verdiği sevgi. Bu öyle bir sevgi ki yollarda boynuma sarılırlar, gelip resimler çektirirler, sohbet ederler. Bir tanesi bir gün beni kırmadı. El üstünde tuttular. Onlara son derece kalpten teşekkür ediyorum."

SORU: Her şey karşılıklı, siz de sevgi dolu yaklaştığınız için bu güzel karşılığı hep alıyorsunuz.

Kayhan Yıldızoğlu: "Evladım onlar olmasa bizim işimiz ne' Onların sevgisi bizi yaşatıyor. Bu kadar basit."

SORU: Efendim mühendisi bir baba ve Giritli öğretmen bir annenin evladısınız. Yeşilköy'de eğitimci bir aile ve müzikle uğraşan 4 teyzenizle dolu bir evde büyümüşsünüz öyle mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet. Dördü de müzikle uğraşıyordu. 4 teyzem de kız olarak öldü, namus diye diye. Biz Çerkez, Gürcü'yüz. Bizde namus çok önemlidir. Onlar şimdi cennette. Kız olarak öldüler. Fahriye Teyzem öyle bir kanun çalardı ki. Eskiden tabii İstanbul kalabalık değil. Büyük ahşap evlerde oturuyorduk, bahçe içinde. Yazın pencereler açık. Yoldan geçenler İstiklal Marşı dinler gibi durup böyle ellerinde paketlerle teyzemi dinlerdi sokakta. Pencereler açık çünkü ses gidiyor dışarıya da. Ay ne güzel günlerdi, ne güzel günlerdi."

- "Sanat bir bütündür"

SORU: Oyuncu oldunuz, 75 yılınızı geçirdiniz sanat hayatınızda. Maşallah diyelim. Müzikle ilgili daha önceki açıklamalarınız, "Orkestra şefi olurdum." gibi söylemleriniz var. Müzikle ilişkinizde sanırım çocukluğunuzda teyzelerinizin de katkısı olmalı'

Kayhan Yıldızoğlu: "Yavrum o zamanlar her evde müzik vardı, her evde bir veya iki enstrüman vardı. Piyano, keman, ut, kanun falan. Her evden müzik sesi gelirdi. Müzik ruhun gıdasıdır, yüksek frekanstır. Sanat bir bütündür. Eğer sanatçıysan biraz resimden de anlayacaksın. Salvador Dali gibi ve dahası büyük ressamları tanıyacaksın. Evet, birçok klasik müziği bileceksin. Hem Türk sanat müziğinden hem klasik batı müziğinden anlayacaksın. Böyle 'Ben yalnız tiyatrocuyum.' demekle olmaz öyle şey. Sanat bir bütündür. Ben bütün senfonileri, konçertoları ezbere bilirim. Bir de Türk sanat müziğini çok iyi bilirim. Son zamanlarda çıktı, bağırsak ameliyatı gibi, sanki kapıya parmağını kapıya sıkıştırmış gibi ağlamalar, sızlamalar. Türk folkloru çok zengindir. Şu güzelliğe bakın yani bunların değerini bilmiyoruz. 'Uzun ince bir yoldayım. Gidiyorum gündüz gece, Bilmiyorum ne haldeyim' Gidiyorum gündüz gece.' Bunun manasını bilmiyorlar. Ozan iki yolda yürüyor. Çift kapılı handayım ne demek biliyor musunuz' Han, dünya. Kimse handa temelli kalmaz. Bir kapısından doğarak girer, bir kapısından ölerek çıkar. Şu sembolün güzelliğine bak. Şimdi sesim böyle olunca, bir karga şarkı söylüyormuş gibi oluyor."

SORU: Aman efendim rica ederim, hiç öyle şey olur mu' Lütfen söyleyin.

Kayhan Yıldızoğlu: "Yani semboller zenginlik. Dur bakayım aklıma geldi türkü söyleyeyim: 'Mecnunum Leylamı gördüm. Bir kerecik baktı da geçti./ Sandım ki seher yıldızı/ çarptı beni, yaktı geçti.' Şimdi şu halk müziğindeki asalete, kibarlığa, kaliteye bak. Teleme gibi kolları vardı, gerdanı bembeyazdı, sürmeli gözleri vardı, demiyor. Hayır. Sevgilisini sabahın en parlak yıldızı Sabah Yıldızı'na benzetiyor. Şavkı, ışığı beni yaktı geçti, diyor. Sembolün güzelliğine, kibarlığına, asaletine bak. Aman o gözler, o bel, o endam, aman bilmem ne, teleme peyniri gibi beyaz gerdanlar. Hayır, böyle şey yok. 'Sabah Yıldızı zannettim, ateşi beni yaktı geçti.' diyor. Şu asaletin güzelliğine
bak ya. Şimdi yaptıkları şeylere bak. Ucuz, basit, bayağı olmaz böyle şey."




SORU: Annenizin size Karagöz-Hacivat gösterileri olurmuş, öyle mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Yok öyle bir şey, uyduruyorlar. Ben çocuk hastalıkları, çiçek, kızamık, suçiçeği olduğum zaman annem, ben yemek yiyeyim diye oyalamak için gerçek Hacivat-Karagöz takımı aldı. Annem perdenin arkasından bana oynatırdı. Fakat öyle başarılı oldu ki, bu defa konu, komşu toplanmaya başladı bizim eve. Ama bu Hacivat oynatıyordu değil. Benim annem öğretmendi, çok iyi bir Cumhuriyet öğretmeniydi. O teyzelerimden biri de öğretmendi, Mediha teyzem. Bunlar çok değerli insanlardı. O zamanlar eğitim başka şekildeydi."
 

SORU: Karagöz-Hacivat deyince merak ettim, bayramlarınız, ramazanlarınız nasıl geçerdi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Bırak bayramı, hayat nasıl geçerdi' Böyle bir teknoloji yoktu ama mutluluk vardı, gerçek sevgi, gerçek dostluk vardı. Merhamet en önemli şeydir. Eğer merhametin yoksa içinde, istediğin kadar namaz kıl, sen dindar bir insan değilsin. Boşuna camilere gidip oraları meşgul etme. Merhamet ve sevgi olacak. Bu sevgi karşılıksız sevgi. 'Ben sana iyilik yaptım, sen de bana yap.' Hayır. Fakire fukaraya, muhtaç olanlara yardım edecek, gösteri yapmayacaksın. Bu yardımlar hep gizli yapılırdı. 'Al ben sana para verdim.' Televizyonda da ismi çıkıyor, yardım etti bu diye. Böyle şey olmaz. Yardımın afişi olmaz. Gizli olarak yapılır."

SORU: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında 27 yılınız geçti değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "35 yıl. Her yerde yanlış yazıyorlar. Yaşım, doğum tarihim her yerde yanlış çıkıyor. 28 Mayıs 1933 benim doğum tarihim.1927 yazılıyor, 1950 yazılıyor. Yahu nereden bilgi alıyorlar' Nasıl muhabir bunlar' Dünyadan haberleri yok."

SORU: 35 yıl çok uzun bir dönem. Neler yaşadınız bu zaman diliminde'

Kayhan Yıldızoğlu: "35 yıl sadece Şehir Tiyatrosunda değil, özel tiyatrolar da var bunun içinde. Yani, hepsi birden var. Aralarında Büyük Behzad'lar (Behzat Butak) var. Şimdi isim saymak istemiyorum. O kadar çok kıymetli insanı biliyorum ki. Sonra 4-5'ini söylüyorum. Akşamleyin yatarken, 'Ah, bak şunu da söylemedim.' diyorum. Söylemeye kalksam hepsini, bu sefer akşam olacak. Bu defa acı duyuyorum, ay niye onun isminden bahsetmedim diye."


 

- Atatürk ile Muhsin Ertuğrul'un tiyatro anısı

SORU: Röportaja başlamadan önce Atatürk ve Muhsin Ertuğrul ile ilgili bir anıyı ve Muhsin Ertuğrul'un tiyatro disiplinini anlatıyordunuz. Röportajımızda da paylaşır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Şimdi yavrum Muhsin Bey çok donanımlı, çok kültürlü, çok esaslı bir sanatçıydı ve tiyatronun bir eğlence olmadığını anlatıyordu. Çok önemli eserler oynadık. Shakespeare, Dostoyevski, Marlowe'lar oynadık. Tüm klasikleri oynadık. Tiyatronun, sanatın ciddi bir iş olduğunu Muhsin Bey elinden geldiği kadar topluma anlatıp iletmeye çalıştı. Çok disiplinliydi. 'Tiyatro saat 21.00'de başlar. Gelen gelir, gelmeyen ikinci perdeyi dışarıda bekler. Öyle oyunun yarısında, ben geldim. yok öyle şey. Bu bir disiplin, bir terbiye, milletlerarası kültür olayıdır.' derdi. 'Atatürk gelecek tiyatroya.' dediler. Atatürk gecikti. Saat tam 21.00'de Muhsin bey, 'Açın perdeyi.' dedi. Atatürk gelmiş. Muhsin bey diyor ki Atatürk'e, 'Paşam kusura bakmayın. Oyun 21.00'de başlıyordu. Ben perdeyi açtırdım. Sizi şimdi burada bir kahve içmeye dinlenme salonuna alacağım. Ancak ikinci perdede girebilirsiniz.' Atatürk oyunun sonunda Muhsin Bey'e teşekkür eder. 'Böyle bir disiplin, böyle bir dünya ile bütünleşme, sanata saygı getirdiniz. Size çok teşekkür ederim.' der."

- "Sanat ciddi, emek verilecek bir olaydır"

SORU: Siz bu disiplin içinde yetişmiş bir insan olarak geçmişten günümüze gençleri, yetenekleri nasıl değerlendiriyorsunuz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Valla yetenekli gençler, çok iyi oyuncular var, bunu biliyorum. İnkar edemem. Ama yüzde 80'i kendini oyuncu zanneden, kitap, gazete okumaz, müzikten haberi yok, arabesk, bağırsak ameliyatı gibi müzik dinler, heykelden haberi yok, ne Türk müziğinin ne Batı müziğinin doğrusunu bilir ama tiyatrocu, sanatçı olacak. Bir defa bu işler büyük yatırım meselesi. Diksiyon, konuşma, bir oyunu oynarken onun bütün incelemesini yapmak önemli. Giorgio Strehler, bir oyunu 1-1,5 senede sahneye koyuyordu. Bunu biz de yaptık vaktiyle. Beklan Algan ile 'Fizikçiler'i 7 ay çalışarak sahneye koyduk. Ben misyoner Rose'u oynuyordum. Zihni (Göktay) Rona Einstein'ı, Necdet Mahfi Ayral rahmetli, Isaac Newton'ı, Mücap Ofluoğlu da büyük fizikçiyi oynuyordu. 7 ay çalıştık. 'Sezuan'ın İyi İnsanı'nda Ayla Algan ile Şehir Tiyatroları kadrosuyla 8 ay çalıştık. Provalar yaptık. Sanat ciddi, emek verilecek bir olay. Şimdi insan iki bedendir. Bir şu gördüğümüz etten-kemikten beden, yemek yiyen, gülen, içen falan. Esas yaşayan ruhumuz. Ruh ölümsüzdür. Hacı Bektaş-ı Veli'nin dediği gibi; 'Ölürse ten ölür, can ölesi değil.' Ruh hiçbir zaman ölmez. Ama şu hayat boyu taşıdığımız etten kemikten elbise, eninde sonunda toprak olacak olan elbise, çürür. Zamanı bitti mi bitti. Bu elbiseyi değiştiremezsin. Onun için onun arkasından, başına toplanıp da ahlanıp vahlanmaya da hiç gerek yok."

SORU: Süreyya Duru'nun önerisiyle ilk filminiz Malkoçoğlu oldu değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, 1964 galiba. Benim ilk filmim. Cüneyt'in de (Arkın) galiba ilk filmi. Ben Sırp kralını oynuyorum. Cüneyt, Malkoçoğlu'nu oynuyor. Evladım Allah rahmet eylesin Cüneyt Arkın'a. Selma Güneri'nin de ilk filmi. O da prensesi oynuyor. Süreyya Bey, Galatasaray mezunu, çok kültürlü, çok güzel yüzlü bir sinema adamıydı, Allah rahmet eylesin."

SORU: "Kara Murat", "Malkoçoğlu" gibi tarihi filmlerde kral, imparator, rahip karakterleri, hatta son yıllarda "Kurtlar Vadisi"nde "Yüce Majesteleri"ni oynadınız. Uzun yıllar hep bu karakterleri canlandırdınız değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, her zaman devam etti. Bir defa bütün kralları oynadım. Roma İmparatoru, Rus Çarı, Bizans İmparatorunu hep oynadım."

SORU: Tarihi filmlerdeki gerçeklik duygusunu nasıl değerlendiriyorsunuz' Sizin döneminiz ve şimdiki dönemi kıyaslarsanız neler söylersiniz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Ne bu dönemde ne eskide hiçbir zaman olmadı. Çünkü acayip bir milliyetçilik duygumuz var. Biz hiç yenilmedik ama ortağımız yenildiği için biz de yenik sayıldık. Sanki dörtlü konken oynuyoruz. Her memleketin yenilgisi de zaferi de kahramanlığı da var. Bunlar berrak, mantıklı bir şekilde sosyal içerikleriyle gerekçeleriyle ortaya konmadı. Ama Allah'tan oyuncularımız çok başarılı. Çok güçlü olduğu için bunları götürdü. Yoksa hiç konuşmayayım daha iyi."

- "Dünyaya entegre olmaya başladık"'

SORU: Kariyeriniz boyunca çok değerli yönetmenlerle çalıştınız. Zeki Ökten, Halit Refiğ, Lütfi Akad, Türker İnanoğlu bunlardan birkaçı.

Kayhan Yıldızoğlu: "Bunlar çok değerli insanlar ve bunların kendilerine göre seçtikleri senaryolar inandırıcı, mantıklı, çok güzel filmler yapıldı ki, sansür denen bir aşağılık bela vardı başında. Ben bunu Altın Portakal alırken televizyonda da söyledim. Yok, onu yapamazsın, Yok bunu yapamazsın. O yasak, bu yasak. Bunların arasında o filmleri yapmak, o yönetmenin gücünden, oyuncuların harika olmasından ileri geliyordu. Eğer o oyuncular dışarıda olsaydı, bizim oyuncularımızın yüzde 90'ı Oscar alırdı. Onların oyunuyla bu oyunlar, olaylar gitti. Ben bir filmde İngiliz subayını oynuyorum ve vuruldum düştüm. Film geri geldi. 'Subay yere düşmez.' Öldü bu adam vuruldu. 'Hayır, yere düşmez.' Ne olacak peki' Tekrar çekildi o sahne, bir koltuk getirildi. Ben vurulduğum zaman koltuğa yığılıyorum. Şimdi böyle bir delilik, böyle bir saçmalık dünyada görülmüş mü' Bunların arasında hala güzel filmler yaptı Lütfü Akad'lar, Halit'ler, Zeki'ler. Ama son zamanlarda güzel filmler çevriliyor. Yani dünyaya entegre olmaya başladık. Onu inkar edemem. Ama biz en acılı devrini yaşadık."

SORU: Sanıyorum Türker İnanoğlu ile yakın dostluğumuz hala devam ediyor o dönemden gelen'

Kayhan Yıldızoğlu: "Tabii, o da benim yaşıma geldi. Diyaloglar biraz koptu tabii. Ama 60-65 yıllık bir beraberlik var. Şener'le (Şen) 4 sene, bekarlığımızda beraber oturduk.

SORU: Şener Şen ile birlikte oturma anılarınızı çok merak ediyorum, anlatır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Şimdi bir yerde oturuyoruz biz. İkimiz de tiyatroya yeni girmişiz. Üç kuruş maaşla çalışıyoruz ama çok mutluyuz. Şener geceleyin böyle abuk sabuk bir teneke tepside çiğ köfte yoğuruyor. Eve doluyor arkadaşlar. Ya diyoruz 'Gelmeyin, biz bu akşam yokuz.' Hayır ev doluyor. Birazdan anlayacaksınız evin nasıl ev olduğunu. Geliyorlar. Cihangir'de oturuyoruz. Apartman deniz üstünde ismini de hatırlayamadım şimdi. 'Siz burada mı oturuyorsunuz'' diyorlar. Evet, burada oturuyoruz. İçeri giriyorlar. 'Aşağı ineceksiniz bir kat.' Bir kat iniyorlar. Bir kat daha ineceksiniz diyoruz. Kapıcı bizim üstümüzde oturuyordu. Bir ışık görmez, 1,5 oda, tangur tungur sallanan uydurmasyon bir masa, iki tane de koltuk var. zengin bir aile atmış dışarıya. Evi yeniliyormuş. Koltuk böyle iki kişilik ortası çökmüş, yayları bozuk. Yanlardaki yaylar sağlam. Biz onu gece eve taşıdık. Yok, paramız yok eşya almaya.

Gelenler, 'Efendim nasılsınız' Çok teşekkür ederim, siz nasılsınız'' diyor. Yüksekte oturan aşağıdaki yayları çökmüş olan yerde böyle konuşuyor. 'Efendim sizleri görmek ne güzel. Ay çok iyi, hoş geldiniz.' Ama biz kahkahadan ölüyoruz, kırılıyoruz gülmekten. Neşe bol, dostluk bol, sevgi boldu. Ben o yoklukta, elimde değnek Beethoven'lar, Brahms'lar idare ediyorum evde kendi kendime. Uydurmasyon bir teyp var, senfoniler, konçertolar idare ediyorum. Şener de beni kızdırmak için Kahtalı Mıçı diye biri var onu çalardı. Ben burada senfoni çalıyorum, o orada 'Abov, Alov' diye şarkılar çalıyor. Herkes bizi seyretmeye, gülmeye gelirdi. 'Siz nasıl bu kadar neşeli yaşıyorsunuz'' derdi. Şener hala oradan geçerken arabayı durdurur. 'Kayhan, bugün buralara geldik ama o günler ne mutluydu. Hiçbir zaman öyle mutlu olamadık.' der. Mutluluk parada, zenginlikte, konforda değil senin yaşama şeklinde, kültüründe ve kalbinde. Mutluluk insanın kendi içinde."

SORU: O dönemlerde, "Günde üç filmde oynuyorum." demişsiniz. Nasıl oluyordu günde 3 film ve farklı karakterlere girmek'

Kayhan Yıldızoğlu: "O zamanki yönetmenler bizim canımız ciğerimizdi. Ben derdim ki Zeki Ökten'e, 'Zeki, benim öteki filmde işim var.' Çünkü çocuklar okuyor, Fransız okulunda. Para yetmiyor. Şener de o zamanlar dublaja koşuyor, daha tam meşhur olmamıştı. Ondan sonra Zeki derdi ki, 'Sen şimdi öteki filme git. O sahne çekilince atla gel. Ben senin sahne için burada bekliyorum. Gelince burada çekeceğim seni.' derdi. Nur içinde yatsınlar. Allah mezarlarını ışıkla doldursun, o kadar iyiliklerini gördüm. Günde üç film setine ben koşardım öyle idare ederdi yönetmenler. Akşam da tiyatroda oyuna çıkardım. Öyle bir enerjimiz vardı ama bu sevgiden kaynaklanıyordu. Sanatçılar arasında müthiş bir beraberlik, sevgi, bütünleşme vardı. Şimdiki gibi kıskançlıklar, arkadan konuşmalar yoktu. Kitap halinde birinci cildi çıktı 'Altın Yıllar'. İkinci cildi çıkacaktı, araya hastalık girdi. Orada ben, Şener olacaktık ama ikinci cildi yayınlanamadı."

SORU: 200'den fazla filmde rol aldınız değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "250'yi buldu. Ben inanmıyordum ama kayıtlarda çıktı. Diziler, tiyatrolar hariç."

- "Sanatçı doğru dürüst olursa her rolü oynar"

SORU: Sizin için çok değerli, asla unutmam dediğiniz bir yapım, proje var mı bunların içinde'

Kayhan Yıldızoğlu: "Hayır, hepsini sevdim. Hepsini saygıyla anarım. Bana ekmek vermiştir. Çocuklarımın okumasına yardım etmiştir. Hayatımı renklendirmiştir. Ben öyle büyük rol, küçük rol falan diye bir şey bilmem. Sanatçı doğru dürüst olursa her rolü oynar. 'Yok, 20 sayfadan aşağı rol oynamam.' Bunlar aptallık, cahillik ve kabalıktır. Böyle şey olmaz."

SORU: Yalnız başınıza dağda bir köpekle bir süre yaşama hikayeniz var. Neden böyle bir inzivaya çekildiniz' Onu da anlatır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Vallahi o zamanlar İngiliz olan hanımdan ayrılmıştım, canım sıkkındı. Kötü insanların dedikodusuna muhatap oldum. Çirkin. Onları düşünmek bile istemiyorum. Beni talih, şans o dağ başına götürdü. Kıbrıs'ta Beş Parmak Dağları'nın tepesinde bir köpekle hayatımın en güzel, en mutlu yıllarından bir yılını yaşadım. Çünkü kendine yeten bir insanım. Hiçbir şey yok, kitap yok, bilmem ne yok ama 24 saat bana yetmiyordu. Allah öyle güzellikler vermiş ki insanlara, Diyorum ki, şimdi ikindi vakti sular morarmıştır. Hadi koşuyorum dere başlarına. Akşamleyin mehtap vuruyor portakal bahçelerine, limon ağaçlarına, yatamıyorum aralarında dolaşıyorum sabaha kadar. O mehtap, o ağaçlara vuran ışık, o romantizm, o güzellik, cırcır böceği sesleri. Ay Allah'ım. Doğayı dinlerseniz doğaya dönerseniz, doğa güzellik dolu. Ama artık doğayı da unuttuk. Beton apartmanlar, lüks arabalar, pahalı elbiseler ama herkes mutsuz. Bunlarla mutlu olunmaz. Beş dakika sevinir alışveriş yaparken. Sonra bakıyorum. 'Allah canımı alsa da beni kurtarsa. Bugün içimde bir sıkıntı var.' Ya senin içinde sıkıntı varsa, benim kendimi denize atmam lazım diyorum. Ama ben mutluluktan ölüyorum. Çünkü ben bu doğal güzellikleri değerlendiriyorum. Eskiden böyle şeyler çok fazla yoktu, şimdi insanların içinde kin, nefret, kıskançlık, ayırım var. Ben Musevi, Hristiyan, Müslüman olsun herkesi seviyorum. Herkesi Allah yarattı. Onlardan birini sevmiyorsanız Allah'a hakaret ediyorsunuz. Allah'ın yarattığı birisine hakaret ediyorsun. 'Sen bunu niye yarattın'' diyorsun Allah'a. Allah'a hakaret ediyorsun aptal. Kafanı başına topla. Bütün hayvanları seviyorum, bal veriyor, yumurta veriyor, yağ veriyor, yün veriyor. Ama yapmadığımız eziyet yok hayvanlara."

SORU: Yabancı yapımlarda da yer aldınız. Bunlardan bir tanesi "Paralı Askerler" filmi. Tony Curtis ve Charles Bronson'ın yanı sıra Salih Güney, Fikret Hakan, Erol Keskin, Suna Keskin gibi isimlerle rol aldınız. Başka hangi yabancı yapımlar oldu hatırladığınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet güzel bir roldü. İtalyanlarla mafya şefini, kötü adamı oynadım, Orada çalışmalar, setler çok zengin. Sanatçı kıymeti çok biliniyor. Sanatçıya müthiş bir saygı var. Yani o aradaki fark kelimelerle anlatılır gibi değil."

SORU: Bunları deneyimlemiş, yabancı yapımlarda da yer almış bir aktör olarak Türk yapımlarının dünya sinemasındaki yerini nasıl buluyorsunuz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Vallahi ben çok sevgi, saygı gördüm ve büyük dostluklar edindim. 'Ben sanatçıyım.' diye havalara girersen ki, en yanlış şeydir, kasıntılıklara girersen, yalan söylersen, bir olayı abartır yalan haline getirirsen kaybedersin. Gerçekçi olacaksın, haddini ve nerede olduğunu bileceksin. O zaman çok iyi diyaloglar kuruluyor."

SORU: Peki Türk sineması dünya sinemasında iyi bir yer edindi mi sizce'

Kayhan Yıldızoğlu: "Hayır, Bizde bir defa teknik olarak çekimler yetersiz. Ama bazı filmler geldi son zamanlarda. Son 10-15 senede falan birtakım yerlere geldiler, bir aşama gösterdiler. Mesela İran filmciliği bizden çok daha ilerde. Ben bayılıyorum İran filmlerine. Akıl almaz bir şey yani. Çünkü 7-8 bin yıllık bir Pers imparatorluğunun süzgecinden geçmiş o insanların kültürü."

SORU: Son olarak sizi sevenlerinize ve mesajınız var mı'

Kayhan Yıldızoğlu: "Beni sevenlere, sevmeyenlere de kalpten büyük sevgiler gönderiyorum. Eksik olmasınlar; gerek sokakta, gerek mağazada, gerek alışverişte, gerek iş hayatında her zaman bana halkımdan, çalıştığım arkadaşlarımdan, yönetmenlerimden çok büyük bir sevgi seli aktı. Bir gün, bir tanesi bile kalbimi kırmadı benim. Ama ne verirsen onu alırsın, ne ekersen onu biçersin. Ben de öyle yanlış şeyler yapmadım. Efendilikle çalıştım. Bütün arkadaşlarıma kalpten sevgi, saygı gösterdim ama bunun semeresini aldım. Allah'a bin şükürler olsun. Size de çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok mutlu oldum. Lüzumsuz teferruatla röportaj yapmadınız. Çok güzel sualler sordunuz, bu arkadaşlarım çok güzel resimler çektiler, yanaklarınızdan öpüyorum. Sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum bana zevkli bir anı yaşattınız." AA

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

28.09.2026 06:00:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Başsavcılığın ilgili kurumlara yazdığı müzekkerede kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasının talep edildiği bildirildi.

Yazıda, ilgili kurumlar nezdinde mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir uygulanan firmalar ve fonlarla alakalı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve ilgili kurullar tarafından yeni değerlendirme ve bildirimlerin yapıldığı belirtildi.

Bu doğrultuda, söz konusu tedbirlerin ve mal varlığının dondurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği kaydedildi.

Soruşturmada tedbir kararı kaldırılan 45 firma ile 19 fonun bulunduğu, gerçek kişiler üzerindeki tedbirin ise devam ettiği öğrenildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temini talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüpheli tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla salıverilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 zanlı daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51'e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener'le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı. 

İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle su basan Zincirlikuyu'daki alt geçit, araç trafiğine kapatıldı

28.09.2026 00:10:00
AA
 
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezinin (AKOM) uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde sağanak etkisini gösterdi.

Yağış nedeniyle caddelerde su birikintileri oluştu, sürücüler ve yayalar zor anlar yaşadı.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı. Alt geçidin araç trafiğine kapatılması nedeniyle bazı otobüsler seferlerini yapamadı.

Kağıthane'de de Güzeldere Caddesi'nde su birikintisi oluştu. Caddede ilerleyen araçlar güçlük çekti.

Beylikdüzü, Esenyurt ve Sultangazi'de de yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor.

 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.