logo
15 ŞUBAT 2026


'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'

Aralarında "Kara Murat" ve "Malkoçoğlu"nun da olduğu 250'nin üzerinde filmde imparator  ve kral gibi rolleri canlandıran 90 yaşındaki oyuncu Kayhan Yıldızoğlu dikkat çekici açıklamalarda bulundu

03.05.2023 12:37:00
'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'
'Atatürk oyuna gecikince Muhsin Ertuğrul salonda bekletti'

Usta oyuncu Yıldızoğlu, dolu dolu geçirdiği kariyerinin dönüm noktalarını, Şener Şen ile 3 yıl yaşadığı bodrum katını, Muhsin Ertuğrul'un Atatürk ile anısını, rol aldığı yerli ve yabancı yapımlarda yaşadığı ilginç anıları AA muhabirine anlattı.

SORU: Kayhan Bey, merhaba. Efendim nasılsınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Merhaba yavrum. 90 yaşında, bir sürü sakatlık falan idare ediyorum. Allah'a şükür ayaktayım, yaşıyorum, kendi ihtiyaçlarımı halledebiliyorum. Çok sevgili dostum Volkan da yardım ediyor, eksik olmasın. O olmasa bu işi götüremem, doğrusunu söyleyeyim yani."

SORU: Maşallah iyisiniz. Öncelikle tebrik ederim. İKSV, 42. İstanbul Film Festivali sinema onur ödülünüzü aldınız. Torununuz almaya gitti galiba'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, sevgili torununum almaya gitti."

SORU: Bu ödüller sevilmenizin, değer görmenizin bir kanıtı olarak çok kıymetli değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Tabii bunlar bana verilen ödüllerin dönüm noktası, simgesi, işareti. Ama esas en büyük ödülüm, halkın bana verdiği sevgi. Bu öyle bir sevgi ki yollarda boynuma sarılırlar, gelip resimler çektirirler, sohbet ederler. Bir tanesi bir gün beni kırmadı. El üstünde tuttular. Onlara son derece kalpten teşekkür ediyorum."

SORU: Her şey karşılıklı, siz de sevgi dolu yaklaştığınız için bu güzel karşılığı hep alıyorsunuz.

Kayhan Yıldızoğlu: "Evladım onlar olmasa bizim işimiz ne' Onların sevgisi bizi yaşatıyor. Bu kadar basit."

SORU: Efendim mühendisi bir baba ve Giritli öğretmen bir annenin evladısınız. Yeşilköy'de eğitimci bir aile ve müzikle uğraşan 4 teyzenizle dolu bir evde büyümüşsünüz öyle mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet. Dördü de müzikle uğraşıyordu. 4 teyzem de kız olarak öldü, namus diye diye. Biz Çerkez, Gürcü'yüz. Bizde namus çok önemlidir. Onlar şimdi cennette. Kız olarak öldüler. Fahriye Teyzem öyle bir kanun çalardı ki. Eskiden tabii İstanbul kalabalık değil. Büyük ahşap evlerde oturuyorduk, bahçe içinde. Yazın pencereler açık. Yoldan geçenler İstiklal Marşı dinler gibi durup böyle ellerinde paketlerle teyzemi dinlerdi sokakta. Pencereler açık çünkü ses gidiyor dışarıya da. Ay ne güzel günlerdi, ne güzel günlerdi."

- "Sanat bir bütündür"

SORU: Oyuncu oldunuz, 75 yılınızı geçirdiniz sanat hayatınızda. Maşallah diyelim. Müzikle ilgili daha önceki açıklamalarınız, "Orkestra şefi olurdum." gibi söylemleriniz var. Müzikle ilişkinizde sanırım çocukluğunuzda teyzelerinizin de katkısı olmalı'

Kayhan Yıldızoğlu: "Yavrum o zamanlar her evde müzik vardı, her evde bir veya iki enstrüman vardı. Piyano, keman, ut, kanun falan. Her evden müzik sesi gelirdi. Müzik ruhun gıdasıdır, yüksek frekanstır. Sanat bir bütündür. Eğer sanatçıysan biraz resimden de anlayacaksın. Salvador Dali gibi ve dahası büyük ressamları tanıyacaksın. Evet, birçok klasik müziği bileceksin. Hem Türk sanat müziğinden hem klasik batı müziğinden anlayacaksın. Böyle 'Ben yalnız tiyatrocuyum.' demekle olmaz öyle şey. Sanat bir bütündür. Ben bütün senfonileri, konçertoları ezbere bilirim. Bir de Türk sanat müziğini çok iyi bilirim. Son zamanlarda çıktı, bağırsak ameliyatı gibi, sanki kapıya parmağını kapıya sıkıştırmış gibi ağlamalar, sızlamalar. Türk folkloru çok zengindir. Şu güzelliğe bakın yani bunların değerini bilmiyoruz. 'Uzun ince bir yoldayım. Gidiyorum gündüz gece, Bilmiyorum ne haldeyim' Gidiyorum gündüz gece.' Bunun manasını bilmiyorlar. Ozan iki yolda yürüyor. Çift kapılı handayım ne demek biliyor musunuz' Han, dünya. Kimse handa temelli kalmaz. Bir kapısından doğarak girer, bir kapısından ölerek çıkar. Şu sembolün güzelliğine bak. Şimdi sesim böyle olunca, bir karga şarkı söylüyormuş gibi oluyor."

SORU: Aman efendim rica ederim, hiç öyle şey olur mu' Lütfen söyleyin.

Kayhan Yıldızoğlu: "Yani semboller zenginlik. Dur bakayım aklıma geldi türkü söyleyeyim: 'Mecnunum Leylamı gördüm. Bir kerecik baktı da geçti./ Sandım ki seher yıldızı/ çarptı beni, yaktı geçti.' Şimdi şu halk müziğindeki asalete, kibarlığa, kaliteye bak. Teleme gibi kolları vardı, gerdanı bembeyazdı, sürmeli gözleri vardı, demiyor. Hayır. Sevgilisini sabahın en parlak yıldızı Sabah Yıldızı'na benzetiyor. Şavkı, ışığı beni yaktı geçti, diyor. Sembolün güzelliğine, kibarlığına, asaletine bak. Aman o gözler, o bel, o endam, aman bilmem ne, teleme peyniri gibi beyaz gerdanlar. Hayır, böyle şey yok. 'Sabah Yıldızı zannettim, ateşi beni yaktı geçti.' diyor. Şu asaletin güzelliğine
bak ya. Şimdi yaptıkları şeylere bak. Ucuz, basit, bayağı olmaz böyle şey."




SORU: Annenizin size Karagöz-Hacivat gösterileri olurmuş, öyle mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Yok öyle bir şey, uyduruyorlar. Ben çocuk hastalıkları, çiçek, kızamık, suçiçeği olduğum zaman annem, ben yemek yiyeyim diye oyalamak için gerçek Hacivat-Karagöz takımı aldı. Annem perdenin arkasından bana oynatırdı. Fakat öyle başarılı oldu ki, bu defa konu, komşu toplanmaya başladı bizim eve. Ama bu Hacivat oynatıyordu değil. Benim annem öğretmendi, çok iyi bir Cumhuriyet öğretmeniydi. O teyzelerimden biri de öğretmendi, Mediha teyzem. Bunlar çok değerli insanlardı. O zamanlar eğitim başka şekildeydi."
 

SORU: Karagöz-Hacivat deyince merak ettim, bayramlarınız, ramazanlarınız nasıl geçerdi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Bırak bayramı, hayat nasıl geçerdi' Böyle bir teknoloji yoktu ama mutluluk vardı, gerçek sevgi, gerçek dostluk vardı. Merhamet en önemli şeydir. Eğer merhametin yoksa içinde, istediğin kadar namaz kıl, sen dindar bir insan değilsin. Boşuna camilere gidip oraları meşgul etme. Merhamet ve sevgi olacak. Bu sevgi karşılıksız sevgi. 'Ben sana iyilik yaptım, sen de bana yap.' Hayır. Fakire fukaraya, muhtaç olanlara yardım edecek, gösteri yapmayacaksın. Bu yardımlar hep gizli yapılırdı. 'Al ben sana para verdim.' Televizyonda da ismi çıkıyor, yardım etti bu diye. Böyle şey olmaz. Yardımın afişi olmaz. Gizli olarak yapılır."

SORU: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında 27 yılınız geçti değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "35 yıl. Her yerde yanlış yazıyorlar. Yaşım, doğum tarihim her yerde yanlış çıkıyor. 28 Mayıs 1933 benim doğum tarihim.1927 yazılıyor, 1950 yazılıyor. Yahu nereden bilgi alıyorlar' Nasıl muhabir bunlar' Dünyadan haberleri yok."

SORU: 35 yıl çok uzun bir dönem. Neler yaşadınız bu zaman diliminde'

Kayhan Yıldızoğlu: "35 yıl sadece Şehir Tiyatrosunda değil, özel tiyatrolar da var bunun içinde. Yani, hepsi birden var. Aralarında Büyük Behzad'lar (Behzat Butak) var. Şimdi isim saymak istemiyorum. O kadar çok kıymetli insanı biliyorum ki. Sonra 4-5'ini söylüyorum. Akşamleyin yatarken, 'Ah, bak şunu da söylemedim.' diyorum. Söylemeye kalksam hepsini, bu sefer akşam olacak. Bu defa acı duyuyorum, ay niye onun isminden bahsetmedim diye."


 

- Atatürk ile Muhsin Ertuğrul'un tiyatro anısı

SORU: Röportaja başlamadan önce Atatürk ve Muhsin Ertuğrul ile ilgili bir anıyı ve Muhsin Ertuğrul'un tiyatro disiplinini anlatıyordunuz. Röportajımızda da paylaşır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Şimdi yavrum Muhsin Bey çok donanımlı, çok kültürlü, çok esaslı bir sanatçıydı ve tiyatronun bir eğlence olmadığını anlatıyordu. Çok önemli eserler oynadık. Shakespeare, Dostoyevski, Marlowe'lar oynadık. Tüm klasikleri oynadık. Tiyatronun, sanatın ciddi bir iş olduğunu Muhsin Bey elinden geldiği kadar topluma anlatıp iletmeye çalıştı. Çok disiplinliydi. 'Tiyatro saat 21.00'de başlar. Gelen gelir, gelmeyen ikinci perdeyi dışarıda bekler. Öyle oyunun yarısında, ben geldim. yok öyle şey. Bu bir disiplin, bir terbiye, milletlerarası kültür olayıdır.' derdi. 'Atatürk gelecek tiyatroya.' dediler. Atatürk gecikti. Saat tam 21.00'de Muhsin bey, 'Açın perdeyi.' dedi. Atatürk gelmiş. Muhsin bey diyor ki Atatürk'e, 'Paşam kusura bakmayın. Oyun 21.00'de başlıyordu. Ben perdeyi açtırdım. Sizi şimdi burada bir kahve içmeye dinlenme salonuna alacağım. Ancak ikinci perdede girebilirsiniz.' Atatürk oyunun sonunda Muhsin Bey'e teşekkür eder. 'Böyle bir disiplin, böyle bir dünya ile bütünleşme, sanata saygı getirdiniz. Size çok teşekkür ederim.' der."

- "Sanat ciddi, emek verilecek bir olaydır"

SORU: Siz bu disiplin içinde yetişmiş bir insan olarak geçmişten günümüze gençleri, yetenekleri nasıl değerlendiriyorsunuz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Valla yetenekli gençler, çok iyi oyuncular var, bunu biliyorum. İnkar edemem. Ama yüzde 80'i kendini oyuncu zanneden, kitap, gazete okumaz, müzikten haberi yok, arabesk, bağırsak ameliyatı gibi müzik dinler, heykelden haberi yok, ne Türk müziğinin ne Batı müziğinin doğrusunu bilir ama tiyatrocu, sanatçı olacak. Bir defa bu işler büyük yatırım meselesi. Diksiyon, konuşma, bir oyunu oynarken onun bütün incelemesini yapmak önemli. Giorgio Strehler, bir oyunu 1-1,5 senede sahneye koyuyordu. Bunu biz de yaptık vaktiyle. Beklan Algan ile 'Fizikçiler'i 7 ay çalışarak sahneye koyduk. Ben misyoner Rose'u oynuyordum. Zihni (Göktay) Rona Einstein'ı, Necdet Mahfi Ayral rahmetli, Isaac Newton'ı, Mücap Ofluoğlu da büyük fizikçiyi oynuyordu. 7 ay çalıştık. 'Sezuan'ın İyi İnsanı'nda Ayla Algan ile Şehir Tiyatroları kadrosuyla 8 ay çalıştık. Provalar yaptık. Sanat ciddi, emek verilecek bir olay. Şimdi insan iki bedendir. Bir şu gördüğümüz etten-kemikten beden, yemek yiyen, gülen, içen falan. Esas yaşayan ruhumuz. Ruh ölümsüzdür. Hacı Bektaş-ı Veli'nin dediği gibi; 'Ölürse ten ölür, can ölesi değil.' Ruh hiçbir zaman ölmez. Ama şu hayat boyu taşıdığımız etten kemikten elbise, eninde sonunda toprak olacak olan elbise, çürür. Zamanı bitti mi bitti. Bu elbiseyi değiştiremezsin. Onun için onun arkasından, başına toplanıp da ahlanıp vahlanmaya da hiç gerek yok."

SORU: Süreyya Duru'nun önerisiyle ilk filminiz Malkoçoğlu oldu değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, 1964 galiba. Benim ilk filmim. Cüneyt'in de (Arkın) galiba ilk filmi. Ben Sırp kralını oynuyorum. Cüneyt, Malkoçoğlu'nu oynuyor. Evladım Allah rahmet eylesin Cüneyt Arkın'a. Selma Güneri'nin de ilk filmi. O da prensesi oynuyor. Süreyya Bey, Galatasaray mezunu, çok kültürlü, çok güzel yüzlü bir sinema adamıydı, Allah rahmet eylesin."

SORU: "Kara Murat", "Malkoçoğlu" gibi tarihi filmlerde kral, imparator, rahip karakterleri, hatta son yıllarda "Kurtlar Vadisi"nde "Yüce Majesteleri"ni oynadınız. Uzun yıllar hep bu karakterleri canlandırdınız değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet, her zaman devam etti. Bir defa bütün kralları oynadım. Roma İmparatoru, Rus Çarı, Bizans İmparatorunu hep oynadım."

SORU: Tarihi filmlerdeki gerçeklik duygusunu nasıl değerlendiriyorsunuz' Sizin döneminiz ve şimdiki dönemi kıyaslarsanız neler söylersiniz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Ne bu dönemde ne eskide hiçbir zaman olmadı. Çünkü acayip bir milliyetçilik duygumuz var. Biz hiç yenilmedik ama ortağımız yenildiği için biz de yenik sayıldık. Sanki dörtlü konken oynuyoruz. Her memleketin yenilgisi de zaferi de kahramanlığı da var. Bunlar berrak, mantıklı bir şekilde sosyal içerikleriyle gerekçeleriyle ortaya konmadı. Ama Allah'tan oyuncularımız çok başarılı. Çok güçlü olduğu için bunları götürdü. Yoksa hiç konuşmayayım daha iyi."

- "Dünyaya entegre olmaya başladık"'

SORU: Kariyeriniz boyunca çok değerli yönetmenlerle çalıştınız. Zeki Ökten, Halit Refiğ, Lütfi Akad, Türker İnanoğlu bunlardan birkaçı.

Kayhan Yıldızoğlu: "Bunlar çok değerli insanlar ve bunların kendilerine göre seçtikleri senaryolar inandırıcı, mantıklı, çok güzel filmler yapıldı ki, sansür denen bir aşağılık bela vardı başında. Ben bunu Altın Portakal alırken televizyonda da söyledim. Yok, onu yapamazsın, Yok bunu yapamazsın. O yasak, bu yasak. Bunların arasında o filmleri yapmak, o yönetmenin gücünden, oyuncuların harika olmasından ileri geliyordu. Eğer o oyuncular dışarıda olsaydı, bizim oyuncularımızın yüzde 90'ı Oscar alırdı. Onların oyunuyla bu oyunlar, olaylar gitti. Ben bir filmde İngiliz subayını oynuyorum ve vuruldum düştüm. Film geri geldi. 'Subay yere düşmez.' Öldü bu adam vuruldu. 'Hayır, yere düşmez.' Ne olacak peki' Tekrar çekildi o sahne, bir koltuk getirildi. Ben vurulduğum zaman koltuğa yığılıyorum. Şimdi böyle bir delilik, böyle bir saçmalık dünyada görülmüş mü' Bunların arasında hala güzel filmler yaptı Lütfü Akad'lar, Halit'ler, Zeki'ler. Ama son zamanlarda güzel filmler çevriliyor. Yani dünyaya entegre olmaya başladık. Onu inkar edemem. Ama biz en acılı devrini yaşadık."

SORU: Sanıyorum Türker İnanoğlu ile yakın dostluğumuz hala devam ediyor o dönemden gelen'

Kayhan Yıldızoğlu: "Tabii, o da benim yaşıma geldi. Diyaloglar biraz koptu tabii. Ama 60-65 yıllık bir beraberlik var. Şener'le (Şen) 4 sene, bekarlığımızda beraber oturduk.

SORU: Şener Şen ile birlikte oturma anılarınızı çok merak ediyorum, anlatır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Şimdi bir yerde oturuyoruz biz. İkimiz de tiyatroya yeni girmişiz. Üç kuruş maaşla çalışıyoruz ama çok mutluyuz. Şener geceleyin böyle abuk sabuk bir teneke tepside çiğ köfte yoğuruyor. Eve doluyor arkadaşlar. Ya diyoruz 'Gelmeyin, biz bu akşam yokuz.' Hayır ev doluyor. Birazdan anlayacaksınız evin nasıl ev olduğunu. Geliyorlar. Cihangir'de oturuyoruz. Apartman deniz üstünde ismini de hatırlayamadım şimdi. 'Siz burada mı oturuyorsunuz'' diyorlar. Evet, burada oturuyoruz. İçeri giriyorlar. 'Aşağı ineceksiniz bir kat.' Bir kat iniyorlar. Bir kat daha ineceksiniz diyoruz. Kapıcı bizim üstümüzde oturuyordu. Bir ışık görmez, 1,5 oda, tangur tungur sallanan uydurmasyon bir masa, iki tane de koltuk var. zengin bir aile atmış dışarıya. Evi yeniliyormuş. Koltuk böyle iki kişilik ortası çökmüş, yayları bozuk. Yanlardaki yaylar sağlam. Biz onu gece eve taşıdık. Yok, paramız yok eşya almaya.

Gelenler, 'Efendim nasılsınız' Çok teşekkür ederim, siz nasılsınız'' diyor. Yüksekte oturan aşağıdaki yayları çökmüş olan yerde böyle konuşuyor. 'Efendim sizleri görmek ne güzel. Ay çok iyi, hoş geldiniz.' Ama biz kahkahadan ölüyoruz, kırılıyoruz gülmekten. Neşe bol, dostluk bol, sevgi boldu. Ben o yoklukta, elimde değnek Beethoven'lar, Brahms'lar idare ediyorum evde kendi kendime. Uydurmasyon bir teyp var, senfoniler, konçertolar idare ediyorum. Şener de beni kızdırmak için Kahtalı Mıçı diye biri var onu çalardı. Ben burada senfoni çalıyorum, o orada 'Abov, Alov' diye şarkılar çalıyor. Herkes bizi seyretmeye, gülmeye gelirdi. 'Siz nasıl bu kadar neşeli yaşıyorsunuz'' derdi. Şener hala oradan geçerken arabayı durdurur. 'Kayhan, bugün buralara geldik ama o günler ne mutluydu. Hiçbir zaman öyle mutlu olamadık.' der. Mutluluk parada, zenginlikte, konforda değil senin yaşama şeklinde, kültüründe ve kalbinde. Mutluluk insanın kendi içinde."

SORU: O dönemlerde, "Günde üç filmde oynuyorum." demişsiniz. Nasıl oluyordu günde 3 film ve farklı karakterlere girmek'

Kayhan Yıldızoğlu: "O zamanki yönetmenler bizim canımız ciğerimizdi. Ben derdim ki Zeki Ökten'e, 'Zeki, benim öteki filmde işim var.' Çünkü çocuklar okuyor, Fransız okulunda. Para yetmiyor. Şener de o zamanlar dublaja koşuyor, daha tam meşhur olmamıştı. Ondan sonra Zeki derdi ki, 'Sen şimdi öteki filme git. O sahne çekilince atla gel. Ben senin sahne için burada bekliyorum. Gelince burada çekeceğim seni.' derdi. Nur içinde yatsınlar. Allah mezarlarını ışıkla doldursun, o kadar iyiliklerini gördüm. Günde üç film setine ben koşardım öyle idare ederdi yönetmenler. Akşam da tiyatroda oyuna çıkardım. Öyle bir enerjimiz vardı ama bu sevgiden kaynaklanıyordu. Sanatçılar arasında müthiş bir beraberlik, sevgi, bütünleşme vardı. Şimdiki gibi kıskançlıklar, arkadan konuşmalar yoktu. Kitap halinde birinci cildi çıktı 'Altın Yıllar'. İkinci cildi çıkacaktı, araya hastalık girdi. Orada ben, Şener olacaktık ama ikinci cildi yayınlanamadı."

SORU: 200'den fazla filmde rol aldınız değil mi'

Kayhan Yıldızoğlu: "250'yi buldu. Ben inanmıyordum ama kayıtlarda çıktı. Diziler, tiyatrolar hariç."

- "Sanatçı doğru dürüst olursa her rolü oynar"

SORU: Sizin için çok değerli, asla unutmam dediğiniz bir yapım, proje var mı bunların içinde'

Kayhan Yıldızoğlu: "Hayır, hepsini sevdim. Hepsini saygıyla anarım. Bana ekmek vermiştir. Çocuklarımın okumasına yardım etmiştir. Hayatımı renklendirmiştir. Ben öyle büyük rol, küçük rol falan diye bir şey bilmem. Sanatçı doğru dürüst olursa her rolü oynar. 'Yok, 20 sayfadan aşağı rol oynamam.' Bunlar aptallık, cahillik ve kabalıktır. Böyle şey olmaz."

SORU: Yalnız başınıza dağda bir köpekle bir süre yaşama hikayeniz var. Neden böyle bir inzivaya çekildiniz' Onu da anlatır mısınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Vallahi o zamanlar İngiliz olan hanımdan ayrılmıştım, canım sıkkındı. Kötü insanların dedikodusuna muhatap oldum. Çirkin. Onları düşünmek bile istemiyorum. Beni talih, şans o dağ başına götürdü. Kıbrıs'ta Beş Parmak Dağları'nın tepesinde bir köpekle hayatımın en güzel, en mutlu yıllarından bir yılını yaşadım. Çünkü kendine yeten bir insanım. Hiçbir şey yok, kitap yok, bilmem ne yok ama 24 saat bana yetmiyordu. Allah öyle güzellikler vermiş ki insanlara, Diyorum ki, şimdi ikindi vakti sular morarmıştır. Hadi koşuyorum dere başlarına. Akşamleyin mehtap vuruyor portakal bahçelerine, limon ağaçlarına, yatamıyorum aralarında dolaşıyorum sabaha kadar. O mehtap, o ağaçlara vuran ışık, o romantizm, o güzellik, cırcır böceği sesleri. Ay Allah'ım. Doğayı dinlerseniz doğaya dönerseniz, doğa güzellik dolu. Ama artık doğayı da unuttuk. Beton apartmanlar, lüks arabalar, pahalı elbiseler ama herkes mutsuz. Bunlarla mutlu olunmaz. Beş dakika sevinir alışveriş yaparken. Sonra bakıyorum. 'Allah canımı alsa da beni kurtarsa. Bugün içimde bir sıkıntı var.' Ya senin içinde sıkıntı varsa, benim kendimi denize atmam lazım diyorum. Ama ben mutluluktan ölüyorum. Çünkü ben bu doğal güzellikleri değerlendiriyorum. Eskiden böyle şeyler çok fazla yoktu, şimdi insanların içinde kin, nefret, kıskançlık, ayırım var. Ben Musevi, Hristiyan, Müslüman olsun herkesi seviyorum. Herkesi Allah yarattı. Onlardan birini sevmiyorsanız Allah'a hakaret ediyorsunuz. Allah'ın yarattığı birisine hakaret ediyorsun. 'Sen bunu niye yarattın'' diyorsun Allah'a. Allah'a hakaret ediyorsun aptal. Kafanı başına topla. Bütün hayvanları seviyorum, bal veriyor, yumurta veriyor, yağ veriyor, yün veriyor. Ama yapmadığımız eziyet yok hayvanlara."

SORU: Yabancı yapımlarda da yer aldınız. Bunlardan bir tanesi "Paralı Askerler" filmi. Tony Curtis ve Charles Bronson'ın yanı sıra Salih Güney, Fikret Hakan, Erol Keskin, Suna Keskin gibi isimlerle rol aldınız. Başka hangi yabancı yapımlar oldu hatırladığınız'

Kayhan Yıldızoğlu: "Evet güzel bir roldü. İtalyanlarla mafya şefini, kötü adamı oynadım, Orada çalışmalar, setler çok zengin. Sanatçı kıymeti çok biliniyor. Sanatçıya müthiş bir saygı var. Yani o aradaki fark kelimelerle anlatılır gibi değil."

SORU: Bunları deneyimlemiş, yabancı yapımlarda da yer almış bir aktör olarak Türk yapımlarının dünya sinemasındaki yerini nasıl buluyorsunuz'

Kayhan Yıldızoğlu: "Vallahi ben çok sevgi, saygı gördüm ve büyük dostluklar edindim. 'Ben sanatçıyım.' diye havalara girersen ki, en yanlış şeydir, kasıntılıklara girersen, yalan söylersen, bir olayı abartır yalan haline getirirsen kaybedersin. Gerçekçi olacaksın, haddini ve nerede olduğunu bileceksin. O zaman çok iyi diyaloglar kuruluyor."

SORU: Peki Türk sineması dünya sinemasında iyi bir yer edindi mi sizce'

Kayhan Yıldızoğlu: "Hayır, Bizde bir defa teknik olarak çekimler yetersiz. Ama bazı filmler geldi son zamanlarda. Son 10-15 senede falan birtakım yerlere geldiler, bir aşama gösterdiler. Mesela İran filmciliği bizden çok daha ilerde. Ben bayılıyorum İran filmlerine. Akıl almaz bir şey yani. Çünkü 7-8 bin yıllık bir Pers imparatorluğunun süzgecinden geçmiş o insanların kültürü."

SORU: Son olarak sizi sevenlerinize ve mesajınız var mı'

Kayhan Yıldızoğlu: "Beni sevenlere, sevmeyenlere de kalpten büyük sevgiler gönderiyorum. Eksik olmasınlar; gerek sokakta, gerek mağazada, gerek alışverişte, gerek iş hayatında her zaman bana halkımdan, çalıştığım arkadaşlarımdan, yönetmenlerimden çok büyük bir sevgi seli aktı. Bir gün, bir tanesi bile kalbimi kırmadı benim. Ama ne verirsen onu alırsın, ne ekersen onu biçersin. Ben de öyle yanlış şeyler yapmadım. Efendilikle çalıştım. Bütün arkadaşlarıma kalpten sevgi, saygı gösterdim ama bunun semeresini aldım. Allah'a bin şükürler olsun. Size de çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok mutlu oldum. Lüzumsuz teferruatla röportaj yapmadınız. Çok güzel sualler sordunuz, bu arkadaşlarım çok güzel resimler çektiler, yanaklarınızdan öpüyorum. Sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum bana zevkli bir anı yaşattınız." AA

Maldivler değil Ölüdeniz


Muğla'nın Fethiye ilçesindeki dünyaca ünlü Ölüdeniz'in bir kısmı turkuaz renge büründü.

14.02.2026 20:59:00
AA
Maldivler değil Ölüdeniz
Maldivler değil Ölüdeniz

Muğla'nın Fethiye ilçesindeki dünyaca ünlü Ölüdeniz'in bir kısmı turkuaz renge büründü. İlçede iki gündür etkili olan kuvvetli yağış, yerini güneşli havaya bıraktı. Kent merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Ölüdeniz'de de suyun rengi değişti.

Güzel havayı fırsat bilen bazı kişiler Kumburnu Plajı'nda denize girdi.
Babadağ'daki pistlerden pilotlar eşliğinde yamaç paraşütü uçuşu yapan macera tutkunları, Ölüdeniz'in eşsiz manzarasını kuş bakışı izledi.

Bazı turistler ise bölgede hatıra fotoğrafı çektirdi. Turkuaza dönüşen denizin rengi dron ile görüntülendi.

Çankırı SGK İl Müdürü hayatını kaybetti


 
 
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Çankırı İl Müdürü Mustafa Yılmaz, 57 yaşında hayatını kaybetti.

14.02.2026 20:53:00
AA
Çankırı SGK İl Müdürü hayatını kaybetti
Çankırı SGK İl Müdürü hayatını kaybetti

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Çankırı İl Müdürü Mustafa Yılmaz, 57 yaşında hayatını kaybetti.

14 Şubat sabah saatlerinde 'klap krizi' sonucu evinde rahatsızlanarak Çankırı Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Yılmaz, müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Yılmaz'ın cenazesi, ikindi namazını müteakiben Ahmet Yesevi Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Sarıbaba Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Cenaze namazına Yılmaz'ın yakınlarının yanı sıra Çankırı Valisi Hüseyin Çakırtaş, Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri, SGK çalışanları ile vatandaşlar katıldı.

Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, yaptığı açıklamada, "Sosyal Güvenlik Kurumu Çankırı İl Müdürümüz, kıymetli mesai arkadaşımız Mustafa Yılmaz'ın rahatsızlanarak vefat ettiğini üzüntüyle öğrendim. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine ve mesai arkadaşlarımıza başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun" ifadesini kullandı.

Avrupa’nın Kalbinden Dünyaya Haykırış: Milli Ekonomi Modeli Dünyayı Değiştiren Sözdür

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Viyana’da gerçekleştirilen 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin kapanışında çarpıcı bir konuşma yaptı

14.02.2026 16:56:00
Ahmet Turan Yiğit
Avrupa’nın Kalbinden Dünyaya Haykırış: Milli Ekonomi Modeli Dünyayı Değiştiren Sözdür
Avrupa’nın Kalbinden Dünyaya Haykırış: Milli Ekonomi Modeli Dünyayı Değiştiren Sözdür
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, 7-8 Şubat 2026 tarhinde Avusturya'nın başkenti Viyana'da gerçekleştirilen 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nin kapanışında çarpıcı bir konuşma yaptı. Konuşmasında, modern dünyanın tıkandığı noktaları ve Prof. Dr. Haydar Baş'ın tüm dünyada karşılık bulan çözüm reçetelerini anlatan BTP lideri Baş, kapitalizmin "kıtlık" yalanından yapay zekanın insanlığı köleleştirme riskine kadar pek çok kritik başlıkta dikkat çeken açıklamalar yaptı.

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın konuşmasını izlemek için tıklayın:

Koza Han'da kafelerin tahliye kararına yargı freni

Bursa'nın tarihi simgelerinden Koza Han'da masa ve sandalyelerin kaldırılmasına ilişkin uygulamayla ilgili bir işletmenin açtığı dava sonucunda Bursa 3. İdare Mahkemesi, tahliye işlemi hakkında yürütmenin durdurulmasına hükmetti

14.02.2026 12:41:00 / Güncelleme: 14.02.2026 12:44:44
İHA
Koza Han'da kafelerin tahliye kararına yargı freni
Koza Han'da kafelerin tahliye kararına yargı freni
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Koza Han'da, tahliye kararına karşı mahkemeye başvuran işletmeci, yaklaşık 25 yıldır kiracı olduğunu ve 2026 yılını kapsayan yeni kira sözleşmesini Aralık 2025'te imzaladığını beyan etti. Davacı, geçerli bir sözleşme bulunmasına rağmen "fuzuli şagil" olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu savundu.



Mahkeme, tahliye işleminin uygulanması halinde işletmenin ticari itibarı ve ekonomik faaliyetleri açısından telafisi güç zararlar doğabileceğine dikkat çekti. Heyet, davalı idarenin savunması alınıp dosya yeniden değerlendirilene kadar, teminat aranmaksızın yürütmenin durdurulmasına oy birliğiyle karar verdi.

Yargılama süreci kapsamında Bursa Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden, taşınmaza ilişkin mülkiyet belgeleri, kira sözleşmesi ve "fuzuli şagil" tespitine dair tüm evrakların gönderilmesi istendi. İdareye savunma için 10 günlük süre tanındı.



Kararın ardından han avlusuna masa ve sandalyeler geçici olarak yeniden yerleştirildi. Koza Han Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Şentürk ile Avukat Sena Deniz Ersoy, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Avukat Ersoy, mahkeme itirazının kabul edilmesi halinde, diğer işletmelerin de geçiş yollarını kapatmamak şartıyla avluya masa ve sandalye koyabileceğini ifade etti. Ersoy ayrıca, yürütmenin durdurulmasının dosya incelemesini sona erdirmediğini, ilerleyen aşamada yeniden bir kaldırma kararı çıkabileceğini söyledi.



Kozahan Başkanı Erdinç Şentürk, hem esnafın hem de turistlerin mağduriyet yaşamaması için "orta yol" arayışında olduklarını belirtti. Şentürk, han esnafının ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi ile Koza Han'ın tarihi dokusunun korunması arasında denge kurulması amacıyla ilgili kurumlarla görüşmelerin devam edeceğini kaydetti.

Günlük radyo dinleme süresi şaşırttı


Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) Medyametre Medya Kullanım Alışkanlıkları Araştırması'na göre, Türkiye'de günlük ortalama radyo dinleme süresinin 1 saat 40 dakika olduğu belirlendi. Araştırma, Türkiye genelinde 15 yaş ve üzeri toplam 15 bin 766 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

14.02.2026 00:52:00
AA
Günlük radyo dinleme süresi şaşırttı
Günlük radyo dinleme süresi şaşırttı

Yaklaşık yüz yıl önce yayın hayatına başlayan radyo, ilk çıktığı yıllarda haberleşme alanında oldukça önemli bir kitle iletişim aracı oldu. Radyo, ilerleyen yıllarda yayıncılık alanını genişletti ve farklı program içeriklerini de bünyesine dahil etti. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) Medyametre Medya Kullanım Alışkanlıkları Araştırması'na göre, Türkiye'de günlük ortalama radyo dinleme süresinin 1 saat 40 dakika olduğu belirlendi. Araştırma, Türkiye genelinde 15 yaş ve üzeri toplam 15 bin 766 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Cihaz sahiplik oranlarına bakıldığında, evinde bir radyosu olanların oranı yüzde 14.5 olarak kaydedildi. Cinsiyete göre dağılım incelendiğinde de radyoya sahip olan erkek oranının kadınlardan fazla olduğu ortaya kondu. Evinde veya iş yerinde radyo cihazı olanların yaşa göre dağılımına bakıldığında, en az bir radyosu olanların oranının 15-24 yaş grubunda yüzde 9.8, 25-34 yaş grubunda yüzde 12.9, 35-44 yaş grubunda yüzde 15.7, 45-54 yaş grubunda yüzde 15.6, 55-64 yaş grubunda yüzde 17.2 ve 65 yaş ve üzeri yaş grubunda ise yüzde 18 olduğu ifade edildi.

Bu veri, yaş arttıkça radyoya sahip olan kişi sayısının da arttığını gösterdi. Radyo yayınları ve dijital ortamlardan müzik dinlemelerinin yüzde 67.9 ile en fazla araç radyosundan yapıldığı, bunu sırasıyla yüzde 27 ile klasik radyo, yüzde 18 ile televizyon, yüzde 17.2 ile cep telefonu, yüzde 4.2 ile bilgisayar ve tabletin takip ettiği görüldü.

Bursa'da uyuşturucu operasyonu : 84 kişi tutuklandı

Bursa'nın Gemlik ilçesinde yürütülen soruşturma kapsamında 4 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi

14.02.2026 00:18:00
İhlas Haber Ajansı
Bursa'da uyuşturucu operasyonu : 84 kişi tutuklandı
Bursa'da uyuşturucu operasyonu : 84 kişi tutuklandı
Bursa'nın Gemlik ilçesinde yürütülen soruşturma kapsamında 4 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Çok sayıda uyuşturucu madde ve silah ele geçirilirken, gözaltına alınan 102 kişiden 84'ü tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Gemlik Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen kapsamlı soruşturma çerçevesinde büyük bir uyuşturucu operasyonu gerçekleştirildi.



21 Ağustos 2025'te başlatılan soruşturma sürecinde yapılan 176 ara yakalamada 229 kişi hakkında "Uyuşturucu madde kullanmak" suçundan işlem yapılırken, teknik ve fiziki takipler sonucunda 102 şüphelinin "Uyuşturucu madde ticareti yapmak" suçunu işlediği tespit edildi.



Operasyon sürecinde gerçekleştirilen yakalamalar ve adres aramalarında 1 kilo 561 gram sentetik kannabinoid, 3 kilo 418 gram metamfetamin, 1 kilo 545 gram esrar, 16 ecstasy hap, 38 sentetik ecza hapı, 1 hassas terazi, 3 tabanca, 486 fişek ve 2 av tüfeği ele geçirildi. Soruşturma kapsamında 102 şüphelinin yakalanmasına yönelik 10 Şubat 2026'da Bursa merkezli olmak üzere Bolu, Artvin ve Edirne'de 84 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyona 1 helikopter, 3 İHA, 12 dedektör köpeği, 170 ekip, özel harekat ve çevik kuvvet unsurlarıyla birlikte yaklaşık 1000 personel katıldı.

Gerçekleştirilen operasyonlarda 102 şüpheli gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 84'ü tutuklanırken, 16 kişi adli kontrol şartıyla, 2 kişi ise ev hapsi tedbiri uygulanarak serbest bırakıldı. Firari 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Yazın kurumak üzereydi: Uludağ'ın karlarıyla yeniden coştu

Bursa'nın kayalıklar arasına gizlenmiş doğa harikası Saitabat Şelalesi, bu yıl Uludağ ve eteklerine düşen yağışların iyi olmasıyla yeniden coştu

13.02.2026 13:02:00 / Güncelleme: 13.02.2026 13:05:12
İHA
Yazın kurumak üzereydi: Uludağ'ın karlarıyla yeniden coştu
Yazın kurumak üzereydi: Uludağ'ın karlarıyla yeniden coştu
Kestel ilçesine bağlı Saitabat Şelalesi, doğal güzelliği ve orman içinde temiz havasıyla hem Bursa'nın hem Marmara Bölgesi'nin önemli turizm merkezleri arasında yer alıyor.

Ormanın içinde, yeşillikler arasındaki şelaleyi görmek için gelenler, civarda bulunan kafelerde oturup bölgeye özgü köy kahvaltısıyla yöresel lezzetlerin tadına bakabiliyor, Uludağ'dan gelen soğuk suda yetiştirilen balıklardan yiyebiliyor, atlı gezinti yapabiliyor.



Geçen yıl yağışların az olması, Uludağ'a karın az düşmesi, kuraklık ve aşırı sıcak gibi nedenlerle suyu ciddi oranda azalan ve hatta kuruma tehkilesi geçiren Saitabat Şelalesi, özlenen sesine ve güzelliğine yeniden kavuştu.

Kanyon içinde biriken suların oluşturduğu, kayalıklar arasına gizlenmiş doğa harikası Saitabat Şelalesi, bu yıl Uludağ ve eteklerine düşen yağışların iyi olmasıyla yeniden coşkuyla akmaya başladı.



İstanbul, Kocaeli, Yalova, Balıkesir ve Bilecik gibi yakın yerler başta olmak üzere ülkenin birçok yerinden ziyaretçi çeken Saitabat Şelalesi'nde ilkbaharda suyun daha çok olması bekleniyor.



Bölge halkından ve işletmecilerinden olan Kemal Akçay, geçen yaz Uludağ'a kar yağışının az olmasıyla Saitabat Şelalesi'nin en kötü dönemlerinden birini yaşadığını söyledi.

Kuruma noktasına gelen şelalenin şu anda coşkuyla akmasının kendilerini mutlu ettiğini dile getiren Akçay, "İlkbaharda daha çok su olacağını düşünüyoruz. Önceki yıllarda daha gür akıyordu ama bunu da suyun sesini de özledik. Şimdi bile İstanbul'dan birçok yerden turist geliyor şelaleyi görmeye. Uludağ'ın eriyen kar suları ile kaynak suları toplanıp kayalar arasından kanyondan buraya ulaşıyor. İnşallah hep böyle coşkulu akar" diye konuştu.

Bu kara tablonun bir sorumlusu olması lazım!

Gümrükler Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat birimlerince gerçekleştirilen operasyonlarda 4,6 milyar lira değerinde ilaç ve uyuşturucu madde ele geçirildi

13.02.2026 10:39:00
İhlas Haber Ajansı
Bu kara tablonun bir sorumlusu olması lazım!
Bu kara tablonun bir sorumlusu olması lazım!
Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat birimlerince gerçekleştirilen 3 ayrı operasyonda 4 milyar 617 milyon lira değerinde ilaç ve uyuşturucu madde ele geçirildi.

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat birimleri kaçakçılıkla mücadele faaliyetlerini sürdürüyor. Bu kapsamda Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, gerçekleştirilen 3 ayrı operasyonda 4 milyar 617 milyon lira değerinde ilaç ve uyuşturucu madde ele geçirildiği belirtildi.

Bakanlık açıklamasında operasyonlara ilişkin şu bilgilere yer verildi:



"Operasyona ilişkin Edirne Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince Kapıkule Gümrük Kapısı'nda gerçekleştirilen operasyonda; Bulgaristan'dan Türkiye'ye giriş yapmak üzere gelen ve transit olarak Gürcistan'a gideceği anlaşılan TIR'da yapılan kontroller neticesinde 886 kilo esrar ele geçirilmiştir.

Mersin Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince gerçekleştirilen operasyonda; Hindistan'dan Türkiye'ye gelen konteyner içerisinde 440 bin adet etken maddesi pregabalin ve celecoxib cinsi ilaç yakalanmıştır.



Gürbulak Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince Gürbulak Gümrük Kapısı'nda gerçekleştirilen operasyonda; fırça cinsi eşya içerisine gizlenmiş vaziyette 200 kilo metamfetamin ele geçirilmiştir."

Yakalanan uyuşturucu maddelerin imha edildiği aktarılan açıklamada, Gerçekleştirilen bu operasyonlar neticesinde, ülke ekonomisine zarar veren, toplum sağlığını tehdit eden ve özellikle gençlerimizi hedef alan yasa dışı faaliyetlere ağır darbe vurulmuştur.



Gümrükler Muhafaza Teşkilatımız; kamu düzeninin korunması, ekonomik güvenliğin sağlanması ve halk sağlığının muhafazası hedefleri doğrultusunda, kaçakçılık ve uyuşturucu ticaretiyle mücadelesini azim ve kararlılıkla sürdürecektir. Olaylarla ilgili olarak Edirne, Mersin ve Doğubeyazıt Cumhuriyet Başsavcılıklarınca soruşturma başlatılmıştır" açıklamasında bulunuldu.

17 ilde 'kara para aklama' operasyonu: 35 gözaltı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 'kara para aklama' iddialarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul merkezli 17 ilde operasyon düzenlendi

13.02.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
17 ilde 'kara para aklama' operasyonu: 35 gözaltı
17 ilde 'kara para aklama' operasyonu: 35 gözaltı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 'kara para aklama' iddialarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul merkezli 17 ilde operasyon düzenlendi. Düzenlenen operasyon sonucu 35 şüpheli gözaltına alınırken, söz konusu paravan şirket sahibi ve yetkililerine yönelik şüphelilerin tespit edilen 20 araç, 9 arsa, 4 dükkan ve 13 mesken mal varlıklarına el konuldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanın Önlenmesi ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından 'kara para aklama' iddialarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, bazı şüphelilerin paravan şirketler üzerinden ve gerçek kişilerin paravan olarak açtığı hesapları üzerinden bir organizasyon kurdukları, oluşturulan bu sistemin organizasyonu ve para transfer sisteminin takibi amacıyla arka planda oluşturulan ayrı bir muhasebe sistematiği olduğu, sisteme 'yasa dışı bahis', 'yatırım dolandırıcılığı' ve 'siber dolandırıcılık' gibi suçlardan temin edilen suç gelirlerinin sokulduğu iddia edildi.

Soruşturma kapsamında, bu sistemin suçtan elde edilen değerlerin kaynağından uzaklaştırılıp, çeşitli işlemlere tabi tutmak suretiyle yasal görünüm kazandırılması amacıyla Türkiye'de faaliyet gösteren e-para/ödeme kuruluşları, bankalar, döviz büroları ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları üzerinden oluşturulan profesyonel aklama sistemi olarak değerlendirildi.

Öte yandan ilk aşamada 229 tüzel kişinin 196 gerçek kişinin organizasyona dahil olduğu, 2. aşamada 93 tüzel kişi ve Özbey Şirketler grubuna bağlı olan 8 şirketin dahil olduğu, 3. aşamada ise 157 tüzel kişinin 65 gerçek kişinin organizasyona dahil olduğu tespit edildi.

Soruşturma çerçevesinde İstanbul merkezli Adana, Ankara, Batman, Bilecik, Çorum, Diyarbakır, Düzce, Gaziantep, İzmir, Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Manisa, Mersin, Osmaniye, Tekirdağ ve Tokat olmak üzere 17 ilde toplam 58 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Düzenlenen operasyon sonucu 35 şüpheli gözaltına alındı. 8 şüphelinin yurt dışında olduğu, 4 şüphelinin ise cezaevinde bulunduğu öğrenildi.

Ayrıca söz konusu paravan şirket sahibi ve yetkililerine yönelik şüphelilerin tespit edilen 20 araç, 9 arsa, 4 dükkan, 13 mesken mal varlıklarına el konuldu. Diğer şüphelilere yönelik yakalama çalışmalarının ise sürdüğü öğrenildi.

İzmir'de dereler taştı: Yeni Foça'yı su bastı

İzmir'in Foça ilçesine bağlı Yeni Foça bölgesinde gece başlayan şiddetli sağanak yağış su baskınlarına neden oldu

13.02.2026 07:06:00 / Güncelleme: 13.02.2026 07:10:40
İHA
İzmir'de dereler taştı: Yeni Foça'yı su bastı
İzmir'de dereler taştı: Yeni Foça'yı su bastı
Fevzi Çakmak Mahallesi'nde bulunan Şavklı Dere ve Sıcak Dere'nin taşması sonucu sahil şeridi, pazaryeri ve iç mahalle sokakları sular altında kaldı.



Gece saatlerinden itibaren etkisini artıran yağışla birlikte dere yataklarından taşan çamurlu sular yerleşim yerlerine yayıldı.



İç kesimlerdeki cadde ve sokaklar derelerden gelen çamurlu sularla kaplanırken, sahil şeridinde ve mahalle aralarında park halindeki bazı araçlar su içinde kaldı. Sahil bandındaki dükkanları ve evlerin zemin katlarını su bastı.



Yağışın halen devam ettiği bölgede sahil yolu ve mahalle aralarındaki sokaklarda su seviyesi yükseliyor. Park halindeki çok sayıda araç su içinde kalırken, Yağışın halen devam ettiği Bölgedeki taşkın ve su baskınları etkisini sürdürüyor.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.