Gördüğü doğruları ve güzellikleri paylaşmayandan, anlatmayandan gözleri ve dili Kıyâmet Günü'nde dâvâcı olmaz mı?
- "Eğer Allah'a gönül hoşluğuyla bir şey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekûr'dur, şükredenlere karşılık verir; Halîm'dir, yumuşak ve merhâmetli davranır." (Teğâbun-17)
- "Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah dilediği kişi için daha da artırır. Allah Vasî'dir, yaratışını ve yarattıklarını genişletir; Alîm'dir, her şeyi en iyi bilendir." (Bakara-261)
- "Onları gördüğünde gövdeleri hoşuna gider. Bir şey konuşsalar sözlerine kulak verirsin. Onlar birbirine dayandırılmış keresteler/ Hint kumaşı giydirilmiş kütük parçaları gibidirler. Her bağırtıyı aleyhlerinde zannederler. Düşmandır onlar; sakın onlardan! Allah onları kahretsin! Nasıl da aldatıp döndürülüyorlar!" (Münâfikûn-4)
Geçtiğimiz pazar günü, Yeni Mesaj Gazetemizin hazırladığı ve Bağımsız Türkiye Partisi Genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın onur konuğu olarak katıldığı, "Milli Kahramanları Anma Programı"nın 9. suna katıldım, Samsun'daydım...
II. Kuva-yı Milliyecilerin; Millî Kahramanlara, kahramanları millîleştiren I. Kuva-yı Milliyecilere, onların emânetleri olan Vatan'a, Bayrağa, Milli Birliğe, Cumhuriyete olan bağlılık ve sevdâlarını izledim!
İslâm'ın yüksek karakterli Türk Milletine rûh edilişini; Türklüğün yeniden Hace Ahmet Yesevi'ce, Yunus'ça, Mansûr'ca, Hünkâr Hacı Bektâş Veli'ce İslâm'a beden edilişini gözlemledim! Hayretten hayrete düşerek coşkular yaşadım!
I. Kuva-yı Milliyecilere îmanlı coşkuyu zerk eden Samsun'un, II.Kuva-yı Milliyecilere yeniden âşiyân olmaya hevesini; 21. yy.'ın vahşi kapitalizmle "foseptik çukuru"na dönüştürdüğü bir zaman diliminde, nasıl güzîde çiçekler yetiştirdiğini bizzat gördüm!
Bataklık gülleri seyrettim, güzelliklerine kıyamadığım için doyasıya bakamadan; dört yana yaydıkları rayihâlarını, incitmekten korkarak -nasibim kadar- soluyarak bizzat yaşadım!
40 yıllık sosyal demokrat CHP'lilerin, 45 yıllık Türk Milliyetçisi MHP'lilerin, 18-25 yaş arası Müslüman Türk Gençliğinin, tesettürü -göze sokulan gâvur marka etiketleri ile değil- Müslüman tevâzuu, Türk vakârıyla esvaplaştırmış Türk kızlarının, Muhteşem Türk Atatürk'e ve emânetlerine sahiplenişlerini bizzat izledim iftihâr ederek!
Sonra!
Sonra, Samsun'da atan fikrî şafağımla 21.yy.'ın vahşîce yok ettiğini zannettiğim nâdir olan insanlığın Samsun'da nasıl filizlendiğini anlayıverdim!
Haydar Baş nâmlı "Türk oğlu Türk'üm" diye kükreyen bir İ'lâ-yı Kelîmetullah Fedâisi'nin, Millî Birlik Süvârisi'nin; 21. yy.'da, Oğuz Kağan'ca; "Aman Tanrım! Türk Yurdu'nda fakirlik suç sayılsın" duâsıyla Türk Milleti ve Devletinin istikbâline bekçi olacak bir nesli, nasıl ilmek ilmek dokuduğunu, nasıl olmazı başardığını bizzat gözlemledim Türk'çe coşarak!
Veee! Bu kadar zor, hatta imkânsız zannedilen güzelliklerin mimârını merak ettim o güzellikler içinde! Merakla sormaya, sorgulamaya başladım Samsun sokaklarında ve kendimi Oğuz Kağan'ın Türk Yurdu'nda hissettiğim o müthîş güzel kalabalığın arasında!
Kime sorduysam Prof.Dr. Haydar Baş'ın çok yakışan tevâzuu ile saklamayı başardığı farklı bir güzelliğini öğrendim!
Başta Rusya ve Çin olmak kaydıyla onlarca devletin ilgilendiği, hatta uygulamaya başladığı; vahşi kapitalizm başta olmak kaydıyla insanlığı sömürmek üzere inşa edilmiş bütün ...izmleri sosyalizmi, komunizmi, marksizmi, faşizmi tarihin hafızâ çöplüğüne atan Milli Ekonomi Modeli'ni, bilen ekonomistlerle irdeleyerek anlatmak boynumun borcu olmak kaydıyla izninizle herşeyden önce, bir millî karakteri, bir olmuş insanı, bir "nâdir olan insanlık" tarifli Türk İnsanını anlatmaya uğraşacağım!
Prof. Dr. Haydar Baş'ı tanımakta geç kalanların, nelerden habersiz kaldıklarını vurgulamağa çalışacağım! Bunu yaparken de en başta kendimi hiç acımadan sorgulayacak, Türk Milletinin âdil vicdânları huzûrunda yargılayacağım!
Yüzlerce, binlerce fakir Müslüman Türk çocuğuna burslar vererek, öğrenci evleri kurdurup hânedarlık ederek, öğrenim harçlarını bizzat yatırarak, teşkilatlarının il-ilçe yöneticilerini bu işlere görevlendirip bizzat denetleyerek; başarılıları ödüllendirip, başarısızları severek cezalandırarak Rumeli adlı Anadoluyu adım adım İslâm ahlâkı ve Türk Töresi ile ilmek ilmek dokuyup yeniden Hünkâr Hacı Bektaş'ça fethe soyunan bir irşâd ehlinin yeterince tanınmamış, tanıtılmamış olmasına itirazda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayacağım!
Bulunduğu ilin trafiğini felç ederek, sonra Kaf Dağı'ndan kar bağışlıyormuşçasına milletin helal kazancından zorla alınan vergilerle alınan helikopterle Cuma Namazlarına gidenlerin; onlara yağ çekmek için birbirlerine haber vererek Allah'a ibâdete değil devrin sultanına gösteriş için camilere koşan, Mâûn Suresi'nde lanetlenmişlerin, Münâfikûn Suresi'nde resimleri çizilmişlerin içinde, gözümüzden kaçan bir takvâ ehlini, kendilerinden gizli anlatmağa çalışacağım!
Dinlerarası Diyalogcuların, Medeniyetlerarası İttifakçıların, işbirlikçi "İleri demokrasi tramvayı vatmanları"nın, dinci Emevistlerin, faşist Baasçıların, Haçlı Müslümanlar'ın elbirliği ile saldırılarına; sessiz sedâsız Türk vakârı, İslâm tevekkülü, ehl-i takvâ hüneri ile direnen ve bu mücâdelelerini asla gösteriş vesîlesi etmeyen millî karakterli, dîni ahlâklı; "Türk oğlu Türk'üm" derken coşkulu bir ehl-i vicdânı, ısrarla anlatmaya çalışacağım!
45 yıllık mazi ortaklığımız olan bütün dostlarımın, fikirdaşlarımın, çiledaşlarımın dikkatlerini; 21.yy.'da "Gök çadırım, güneş bayrağım!" iddiasıyla, "Türk yurdunda fakirlik suç sayılsın!" diye Oğuz Kağan'ca çırpınan, mücâdele meydanına Ehl-i Beyt tavrıyla girmiş, "Kâinat Devleti" mefkûreli bir mümtaz şahsiyete çekmeğe çalışacağım!
Siyâsetin hatır-gönülle yapılamayacağını kendimden bilerek hiç kimseyi dâvet etmeden, davetime gelmedikleri, sesime ses katmadıkları için kimeye siteme tenezzül etmeden bizzat gördüklerimi, ısrarla paylaşacağım!
Sıkıntılarımı Yalnız Kurtça yaşadığımı, dostlarım bilirler ama bu gördüğüm güzellikleri dostlarımdan saklarsam kendimi vebâlli hissederim.
Haydar Baş Hoca'nın bu yazdıklarımı, o kendilerine çok yakışan güleç ve mûnis bakışlarıyla; "Bunlara ne gerek var Mustafa'm? Millî sıkıntıları anlatsanıza!" diye sorgulayacaklarını bile bile, kendilerinden habersiz yüreklerine sığınarak ve bilerek yazdım!
Daha da yazacak, yazacak, anlatacağım inşaallah!
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini." vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
- "Eğer Allah'a gönül hoşluğuyla bir şey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekûr'dur, şükredenlere karşılık verir; Halîm'dir, yumuşak ve merhâmetli davranır." (Teğâbun-17)
- "Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah dilediği kişi için daha da artırır. Allah Vasî'dir, yaratışını ve yarattıklarını genişletir; Alîm'dir, her şeyi en iyi bilendir." (Bakara-261)
- "Onları gördüğünde gövdeleri hoşuna gider. Bir şey konuşsalar sözlerine kulak verirsin. Onlar birbirine dayandırılmış keresteler/ Hint kumaşı giydirilmiş kütük parçaları gibidirler. Her bağırtıyı aleyhlerinde zannederler. Düşmandır onlar; sakın onlardan! Allah onları kahretsin! Nasıl da aldatıp döndürülüyorlar!" (Münâfikûn-4)
Geçtiğimiz pazar günü, Yeni Mesaj Gazetemizin hazırladığı ve Bağımsız Türkiye Partisi Genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın onur konuğu olarak katıldığı, "Milli Kahramanları Anma Programı"nın 9. suna katıldım, Samsun'daydım...
II. Kuva-yı Milliyecilerin; Millî Kahramanlara, kahramanları millîleştiren I. Kuva-yı Milliyecilere, onların emânetleri olan Vatan'a, Bayrağa, Milli Birliğe, Cumhuriyete olan bağlılık ve sevdâlarını izledim!
İslâm'ın yüksek karakterli Türk Milletine rûh edilişini; Türklüğün yeniden Hace Ahmet Yesevi'ce, Yunus'ça, Mansûr'ca, Hünkâr Hacı Bektâş Veli'ce İslâm'a beden edilişini gözlemledim! Hayretten hayrete düşerek coşkular yaşadım!
I. Kuva-yı Milliyecilere îmanlı coşkuyu zerk eden Samsun'un, II.Kuva-yı Milliyecilere yeniden âşiyân olmaya hevesini; 21. yy.'ın vahşi kapitalizmle "foseptik çukuru"na dönüştürdüğü bir zaman diliminde, nasıl güzîde çiçekler yetiştirdiğini bizzat gördüm!
Bataklık gülleri seyrettim, güzelliklerine kıyamadığım için doyasıya bakamadan; dört yana yaydıkları rayihâlarını, incitmekten korkarak -nasibim kadar- soluyarak bizzat yaşadım!
40 yıllık sosyal demokrat CHP'lilerin, 45 yıllık Türk Milliyetçisi MHP'lilerin, 18-25 yaş arası Müslüman Türk Gençliğinin, tesettürü -göze sokulan gâvur marka etiketleri ile değil- Müslüman tevâzuu, Türk vakârıyla esvaplaştırmış Türk kızlarının, Muhteşem Türk Atatürk'e ve emânetlerine sahiplenişlerini bizzat izledim iftihâr ederek!
Sonra!
Sonra, Samsun'da atan fikrî şafağımla 21.yy.'ın vahşîce yok ettiğini zannettiğim nâdir olan insanlığın Samsun'da nasıl filizlendiğini anlayıverdim!
Haydar Baş nâmlı "Türk oğlu Türk'üm" diye kükreyen bir İ'lâ-yı Kelîmetullah Fedâisi'nin, Millî Birlik Süvârisi'nin; 21. yy.'da, Oğuz Kağan'ca; "Aman Tanrım! Türk Yurdu'nda fakirlik suç sayılsın" duâsıyla Türk Milleti ve Devletinin istikbâline bekçi olacak bir nesli, nasıl ilmek ilmek dokuduğunu, nasıl olmazı başardığını bizzat gözlemledim Türk'çe coşarak!
Veee! Bu kadar zor, hatta imkânsız zannedilen güzelliklerin mimârını merak ettim o güzellikler içinde! Merakla sormaya, sorgulamaya başladım Samsun sokaklarında ve kendimi Oğuz Kağan'ın Türk Yurdu'nda hissettiğim o müthîş güzel kalabalığın arasında!
Kime sorduysam Prof.Dr. Haydar Baş'ın çok yakışan tevâzuu ile saklamayı başardığı farklı bir güzelliğini öğrendim!
Başta Rusya ve Çin olmak kaydıyla onlarca devletin ilgilendiği, hatta uygulamaya başladığı; vahşi kapitalizm başta olmak kaydıyla insanlığı sömürmek üzere inşa edilmiş bütün ...izmleri sosyalizmi, komunizmi, marksizmi, faşizmi tarihin hafızâ çöplüğüne atan Milli Ekonomi Modeli'ni, bilen ekonomistlerle irdeleyerek anlatmak boynumun borcu olmak kaydıyla izninizle herşeyden önce, bir millî karakteri, bir olmuş insanı, bir "nâdir olan insanlık" tarifli Türk İnsanını anlatmaya uğraşacağım!
Prof. Dr. Haydar Baş'ı tanımakta geç kalanların, nelerden habersiz kaldıklarını vurgulamağa çalışacağım! Bunu yaparken de en başta kendimi hiç acımadan sorgulayacak, Türk Milletinin âdil vicdânları huzûrunda yargılayacağım!
Yüzlerce, binlerce fakir Müslüman Türk çocuğuna burslar vererek, öğrenci evleri kurdurup hânedarlık ederek, öğrenim harçlarını bizzat yatırarak, teşkilatlarının il-ilçe yöneticilerini bu işlere görevlendirip bizzat denetleyerek; başarılıları ödüllendirip, başarısızları severek cezalandırarak Rumeli adlı Anadoluyu adım adım İslâm ahlâkı ve Türk Töresi ile ilmek ilmek dokuyup yeniden Hünkâr Hacı Bektaş'ça fethe soyunan bir irşâd ehlinin yeterince tanınmamış, tanıtılmamış olmasına itirazda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayacağım!
Bulunduğu ilin trafiğini felç ederek, sonra Kaf Dağı'ndan kar bağışlıyormuşçasına milletin helal kazancından zorla alınan vergilerle alınan helikopterle Cuma Namazlarına gidenlerin; onlara yağ çekmek için birbirlerine haber vererek Allah'a ibâdete değil devrin sultanına gösteriş için camilere koşan, Mâûn Suresi'nde lanetlenmişlerin, Münâfikûn Suresi'nde resimleri çizilmişlerin içinde, gözümüzden kaçan bir takvâ ehlini, kendilerinden gizli anlatmağa çalışacağım!
Dinlerarası Diyalogcuların, Medeniyetlerarası İttifakçıların, işbirlikçi "İleri demokrasi tramvayı vatmanları"nın, dinci Emevistlerin, faşist Baasçıların, Haçlı Müslümanlar'ın elbirliği ile saldırılarına; sessiz sedâsız Türk vakârı, İslâm tevekkülü, ehl-i takvâ hüneri ile direnen ve bu mücâdelelerini asla gösteriş vesîlesi etmeyen millî karakterli, dîni ahlâklı; "Türk oğlu Türk'üm" derken coşkulu bir ehl-i vicdânı, ısrarla anlatmaya çalışacağım!
45 yıllık mazi ortaklığımız olan bütün dostlarımın, fikirdaşlarımın, çiledaşlarımın dikkatlerini; 21.yy.'da "Gök çadırım, güneş bayrağım!" iddiasıyla, "Türk yurdunda fakirlik suç sayılsın!" diye Oğuz Kağan'ca çırpınan, mücâdele meydanına Ehl-i Beyt tavrıyla girmiş, "Kâinat Devleti" mefkûreli bir mümtaz şahsiyete çekmeğe çalışacağım!
Siyâsetin hatır-gönülle yapılamayacağını kendimden bilerek hiç kimseyi dâvet etmeden, davetime gelmedikleri, sesime ses katmadıkları için kimeye siteme tenezzül etmeden bizzat gördüklerimi, ısrarla paylaşacağım!
Sıkıntılarımı Yalnız Kurtça yaşadığımı, dostlarım bilirler ama bu gördüğüm güzellikleri dostlarımdan saklarsam kendimi vebâlli hissederim.
Haydar Baş Hoca'nın bu yazdıklarımı, o kendilerine çok yakışan güleç ve mûnis bakışlarıyla; "Bunlara ne gerek var Mustafa'm? Millî sıkıntıları anlatsanıza!" diye sorgulayacaklarını bile bile, kendilerinden habersiz yüreklerine sığınarak ve bilerek yazdım!
Daha da yazacak, yazacak, anlatacağım inşaallah!
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini." vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017




























































