logo
24 EKİM 2026

Başkan gibi ağırlandı

27.10.2005 00:00:00
 
ABD Başkanı George Bush, "Kürdistan bölgesel hükümetinin başkanı'' sıfatıyla, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani'yi Beyaz Saray'da ağırladı  ABD Başkanı George Bush, "Kürdistan bölgesel hükümetinin başkanı'' sıfatıyla, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani'yi Beyaz Saray'da ağırladı. Oval Ofis'te yapılan görüşmenin ardından Bush ve yerel kıyafetleri içindeki Barzani basına açıklama yaptı, ancak gazetecilerden soru alınmadı.Bush, Barzani'ye "Başkan'' (President) olarak hitap ettiği açıklamasında, "Irak'tan, Kürdistan bölgesel hükümetinin başkanı Barzani'yi Oval Ofis'te ağırlamak benim için bir onur'' dedi. Bush, "Barzani cesur bir adam. Bir tirana karşı ayağa kalktı. Bugün Barzani bu kıyafetleri giydi, çünkü çok da uzun olmayan bir zaman önce bu kıyafeti giyseydi Saddam Hüseyin'in adamları tarafından kaçırılacak ve sırf bu kıyafeti giydiği için öldürülecekti. Barzani bu kıyafeti burada rahatlıkla giyiyor, çünkü biz özgür bir ülkeyiz. Barzani artık kıyafetini kendi vatanında da giyiyor, çünkü Irak artık özgür'' dedi. Barzani ile çok iyi bir görüşme yaptıklarını söyleyen Bush, "Başkan (Barzani), son anayasada çok yardımcıydı. Ben de kendisine, özgür ve demokratik bir Irak için Amerika'nın Irak halkının yanında olacağı konusunda garanti verdim. Başkan'ın, Irak'ın geleceği konusunda çok açık bir vizyonu var. Bu vizyonda, farklı dinler, farklı geçmişler bir arada barış içinde yaşayabilecek'' diye konuştu. Tercüman aracılığıyla konuşan Barzani de "Sayın Başkan, Kürdistan halkı ve kendim adına size çok teşekkür ediyorum. Biz özellikle Kürdistan'da ve genel olarak da Irak'ta sizin cesaretiniz ve cesur liderliğinize çok kıymet veriyoruz'' dedi. Herkesin, Irak'taki gerçekleri gerektiği gibi takdir ettiğini umduğunu söyleyen Barzani, Bush'un cesur kararlarıyla, Irak halkının, halkın kanını döken bir diktatörlük rejiminden kurtulduğunu kaydetti.Irak'ta ölen Amerikan askerlerinin ailelerine de başsağlığı dileklerini ileten Barzani, "Eğer amacımızdan geri adım atarsak ve kararlı olmazsak, teröristler bizim ve sizin kapınıza dayanacak ve bizimle savaşacaklar. Bu nedenle zaferden başka hiçbir şeyi düşünmemeliyiz. Sizin liderliğinizde, ABD ordusu ve halkının desteğiyle, peşmerge kahramanları, genel olarak Irak halkı ve Kürdistan halkıyla hiçbir şüphem yok ki sonunda başarı kazanacağız'' diye konuştu.Barzani, demokrasiye ve var olan sürece karşı olanların bulunduğunu, ancak sayıca az olduklarını, Bush'u ve demokrasiyi destekleyenlerin ise çoğunlukta olduğunu kaydetti. Washington'daki gözlemciler, Irak Devlet Başkanı olan Iraklı Kürt Lider Celal Talabani'nin ABD başkentine ziyaretinden sonra, Washington yönetiminin bir jest olarak Barzani'yi de Oval Ofis'te ağırlamak istediğini ve bu görüşmenin yapıldığını belirttiler.

Telefonu 'sağlıklı kullanmak' mümkün


 
 
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Erdoğan, sosyal medya ve interneti tamamen bırakmak yerine sağlıklı ve dengeli kullanmanın önemine dikkati çekti.

24.10.2026 02:38:00
AA
 
Telefonu 'sağlıklı kullanmak' mümkün
Telefonu 'sağlıklı kullanmak' mümkün

Sosyal medyada yaygınlaşan dijital detoks paylaşımları, kişilerin telefon ve internet kullanım alışkanlıklarını yeniden değerlendirmelerine yönelik ilgiyi artırıyor. Ancak kısa süreli araların ardından eski alışkanlıklara dönmek, dijital kullanım sorunlarının çözümü için yeterli olmayabiliyor. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr.

Erdoğan, dijital araçların günlük yaşamın önemli bir parçası haline geldiğini, bu araçlardan yararlanırken kullanım süresinin ve alışkanlıkların kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Dijital detoksun kişilerin ekran başında geçirdikleri süreyi fark etmelerine yardımcı olabileceğini ifade eden Erdoğan, asıl hedefin geçici olarak internetten uzaklaşmak değil, sağlıklı kullanım alışkanlığı kazanmak olduğunu vurguladı.
Erdoğan, "Amacımız belli bir süre kullanmayıp sonra tekrar eski kullanım paternine dönmek değil. Amacımız sosyal medyayı, interneti sağlıklı ve yararlı bir şekilde kullanmak" dedi.

Sürekli bildirimler dikkati dağıtabiliyor

Telefon bildirimlerine ve sosyal medya içeriklerine sürekli maruz kalmanın dikkat dağınıklığı ve zihinsel yorgunluk gibi sorunlarla ilişkili olabileceğini belirten Erdoğan, sağlıklı dijital kullanımın bu belirtilerin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini kaydetti. Telefonu bir süre kullanmadığında sosyal medyadaki gelişmeleri kontrol etme isteğinin ortaya çıkabileceğini aktaran Erdoğan, bağımlılık bulunmayan durumlarda bu huzursuzluğun genellikle geçici olduğunu ifade etti. Kullanım süresini önceden planlamanın ve belirlenen sınırlara uymanın önemine değinen Erdoğan, zamanla yeni alışkanlıkların geliştirilebileceğini dile getirdi.


Günlük sorumlulukların aksaması uyarı işareti

Dijital kullanımın günlük yaşamı olumsuz etkilemesinin dikkate alınması gerektiğini belirten Erdoğan, kişinin kullanım süresini kontrol edememesi, iş ve okul sorumluluklarını aksatması ve yüz yüze iletişim yerine sanal etkileşimi tercih etmesinin sorunlu kullanım işaretleri olabileceğini söyledi. Erdoğan, "Kişi planladığından daha uzun süre kullanıyorsa, kullanımı kesmesi gerektiği zamanlarda kesemiyorsa, günlük işleri, okulunu, rutin sporunu aksatıyorsa, yüz yüze etkileşim yerine daha çok sosyal ağlarda etkileşimi tercih ediyorsa, bu durumlarda mutlaka dijital olarak sağlıklı kullanımı gündeme getirmemiz gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Kullanım süresini sınırlandırma, sosyal medya için belirli saatler belirleme ve aileyle geçirilen zamanı artırma gibi adımların sağlıklı alışkanlıklar kazanmaya yardımcı olabileceğine işaret eden Erdoğan, bağımlılık şüphesi bulunan kişilerin psikiyatri uzmanına başvurması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal medya kullanımını sınırlandırmaya yönelik düzenlemeyi olumlu değerlendirdiğini belirtti.

Sağlıklı yaşamın 10 sırrı


 
Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde enerjiniz hızla düşüyor, sık hastalanıyor, kilo vermekte zorlanıyor ya da stresle eskisinden daha zor başa çıkıyorsanız, bunları yaşlanmanın doğal sonucu olarak görüyor olabilirsiniz. Oysa bu belirtiler sağlığınıza yeterince yatırım yapmadığınızın sinyalleri olabilir.

24.10.2026 00:30:00
Murat Çorbacı
 
Sağlıklı yaşamın 10 sırrı
Sağlıklı yaşamın 10 sırrı

Uzun yıllar boyunca sağlık, büyük ölçüde "Hasta mıyım, değil miyim?" sorusuyla değerlendirildi. Oysa günümüzde bu yaklaşım tek başına yeterli değil. Çünkü kronik hastalıkların önemli bir bölümü ortaya çıkmadan yıllar önce; uyku kalitesinde bozulma, enerji kaybı, kas gücünde azalma, metabolik esnekliğin kaybı, stres toleransının düşmesi ve bağışıklık sistemindeki değişiklikler gibi erken sinyaller vermeye başlıyor. İnsan sağlığında olumsuz seyreden tabloyu değiştirmek çoğu zaman günlük yaşamda yapılacak küçük ama düzenli değişikliklerle mümkün. Kişisel 'iyi yaşam' yaklaşımının bu noktada önem kazandığına dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, "Wellness yani iyi yaşam; kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal sağlığını her gün bilinçli seçimlerle desteklemesidir" ifadesini kullanarak, sağlıklı yaşamın kaldırım taşı olan günlük hayatta kullanacağınız 10 kişisel wellness rutinini anlattı.

1. Wellness'ın ilk sorusu: Uykumu koruyacak ne yapıyorum?

Uykunun bağışıklık sisteminin, hormon dengesinin, hafızanın, iştah kontrolünün, kan şekeri regülasyonunun ve hücresel tamir süreçlerinin yeniden organize olduğu biyolojik bir dönem olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk, "Kötü uyku yalnızca ertesi gün yorgun hissettirmez. Uzun vadede insülin direncini, iştah artışını, tansiyon problemlerini, inflamasyonu, duygu durum dalgalanmalarını ve bilişsel performans düşüklüğünü tetikleyebilir" diyerek, kaliteli uykunun temel adımlarını paylaştı:

• Sabah saatlerinde gün ışığı almak,
• Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak,
• Akşam geç saatte ağır yemek yememek,
• Kafeini öğleden sonra sınırlamak,
• Yatak odasını serin, karanlık ve sessiz tutmak,
• Uyumadan önce zihinsel ve dijital uyarıyı azaltmak.

2. Akdeniz tipi beslenme metabolik sağlığı destekliyor

Karmaşık diyetler yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarını öneren Dr. Halil Ertürk, zeytinyağı, sebze, baklagiller, balık, tam tahıllar ve yeterli protein içeren Akdeniz tipi beslenmenin kan şekeri dengesinden bağırsak sağlığına kadar birçok sistemi olumlu etkilediğini belirtiyor. Özellikle 40 yaşından sonra yeterli protein tüketimi kas kütlesini korumak açısından önem taşıyor.

3. Yemekten sonra 10 dakikalık yürüyüş fark yaratıyor

Sağlıklı yaşam için uzun egzersiz programlarına gerek yok. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk'e göre öğle veya akşam yemeğinin ardından yapılacak 10-15 dakikalık tempolu yürüyüş sindirimi destekliyor ve yemek sonrası kan şekeri yükselmelerini dengelemeye yardımcı oluyor.

4. Uzun oturmanın etkilerini azaltın

Kas dokusunun yalnızca hareket etmek için değil, metabolizma, bağışıklık ve sağlıklı yaşlanma için de önemli olduğunu vurgulayan Dr. Ertürk, "Wellness yaklaşımında hareket yalnızca kalori yakmak için yapılmaz. Hareket; kası, kalbi, damarları, beyni, eklemleri ve metabolizmayı canlı tutan temel biyolojik uyarıdır" diyerek, günlük wellness için iki hedefi paylaştı:
• Daha az oturmak.
• Düzenli kas uyarısı vermek.
• Pahalı ekipman olmaksızın yapılan tempolu yürüyüş, merdiven çıkma, squat (çömelme), duvara şınav, plank, esneme hareketleri ve vücut ağırlığıyla yapılan basit egzersizler güçlü bir başlangıç sağlıyor. Her 45-60 dakikada bir ayağa kalkmak, kısa bir yürüyüş yapmak veya birkaç esneme hareketi bile uzun oturmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor.

5. Amaç stresi yok etmek değil, toparlanabilmek

Stresin yaşamın doğal bir parçası olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, asıl önemli olanın stres sonrası bedenin yeniden dengeye dönebilmesi olduğunu söylüyor. Yavaş nefes egzersizleri, doğada zaman geçirmek, dijital molalar vermek ve sosyal ilişkileri güçlendirmek sinir sisteminin toparlanmasına katkı sağlayabiliyor.

6. Hormetik stres: Dozunda zorlanma, daha güçlü beden

Bedenimizin her zaman konfor alanında kalmaya değil, zaman zaman kontrollü şekilde zorlanmaya da ihtiyacı var. Bilim dünyası buna "hormetik stres" adını veriyor. Sağlıklı bir bedenin zaman zaman kontrollü uyaranlara da ihtiyacı olduğunu ve burada "hormetik stres" kavramının devreye girdiğini belirten Dr. Halil Ertürk, "Hormetik stres; düşük dozda, kısa süreli ve kontrollü bir stresin vücutta adaptasyon yanıtı oluşturmasıdır. Yani bedene küçük bir zorlanma verilir; vücut buna yanıt olarak savunma, onarım ve dayanıklılık mekanizmalarını aktive eder. Egzersiz bunun en bilinen örneğidir. Kısa süreli soğuk veya sıcak maruziyeti, açlık penceresi, nefes egzersizleri ve doğa yürüyüşleri de doğru kişide, doğru dozda kullanıldığında benzer adaptif sinyaller oluşturabilir" dedi.

7. Buz banyosuna gerek yok, her duşun sonuna ekleyin

Soğuk duş veya duşun sonunda kısa süreli serin su uygulaması, evde yapılabilecek basit hormetik pratiklerden biri. Başlangıç için uzun buz banyolarına gerek olmaksızın duşun sonunda 20-30 saniye daha serin suyla bitirmek bile kontrollü bir uyaran olabilir. Buradaki amaç dayanıklılık geliştirmek ve bedene kısa süreli bir adaptasyon sinyali vermektir. Kalp hastalığı, ritim bozukluğu, kontrolsüz hipertansiyon, Raynaud sendromu, panik atak eğilimi veya ciddi kronik hastalığı olan kişiler bu tür uygulamalarda dikkatli olmalı.

8. Gece atıştırmalarını bırakmak iyi bir başlangıç olabilir

Aralıklı oruç, FMD benzeri beslenme protokolleri ve uzun açlık uygulamaları wellness dünyasında sık konuşuluyor. Çoğu kişi için ilk adımın akşam yemeğinden sonra atıştırmayı bırakmak ve doğal bir gece açlığı oluşturmak olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk, "Yaklaşık 12 saatlik bu doğal gece açlığı metabolik ritmi desteklemeye yardımcı olur. Diyabet ilacı veya insülin kullananlar, hipoglisemi eğilimi olanlar, gebeler, emzirenler, yeme bozukluğu öyküsü olanlar, ileri yaşta kırılgan bireyler ve ciddi kronik hastalığı olanlar bu uygulamadan önce kişisel değerlendirme yapmalı" diyor.

9. En güçlü biyohack, alışkanlıklarınızdır

'Biyohacking'in (Vücudu ve yaşam tarzını optimize etmek) en temel halinin biyolojiyi anlayarak günlük davranışları doğru sıraya koymak olduğunu söyleyen Dr. Halil Ertürk, sabah gün ışığı almak, düzenli hareket etmek, yeterli protein tüketmek, nefes egzersizleri yapmak ve zamanında uyumanın biyolojik açıdan en etkili uygulamalar arasında yer aldığını söylüyor ve ekliyor: "Bazen en iyi biyohack, akşam telefonu kapatıp zamanında uyumaktır."

10. Mükemmel değil, sürdürülebilir bir rutin oluşturun

Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk 'e göre sağlıklı yaşamın sırrı kusursuz bir program uygulamak değil; her gün sürdürülebilecek küçük alışkanlıklar geliştirmek. Gün ışığıyla güne başlamak, gün içinde hareket etmek, öğünlerden sonra kısa yürüyüşler yapmak, ekran kullanımını azaltmak ve düzenli uyku saatleri oluşturmak uzun vadede büyük fark yaratabiliyor.

Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!


 
Erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen pankreas kanseri çoğunlukla başka bir hastalık için doktora gidildiğinde ortaya çıkıyor. Genetik faktörler, ileri yaş ve sigara kullanımı kişide risk faktörünü artırabiliyor. En önemli belirtileri arasında sarılık, açıklanamayan kilo kaybı, karın ve sırt ağrısı bulunan pankreas tümörlerinde erken tanı tedavide önemli katkı sağlıyor. 
 

23.10.2026 20:36:00
Murat Çorbacı
 
Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!
Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Emin Köse, pankreas tümörlerinin türleri, belirtileri, risk faktörleri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi: Midenin arkasında, karın boşluğunun üst bölümünde yer alan pankreas, sindirim sisteminin ve hormon dengesinin önemli organlarından biri... Pankreasın dış salgı işleviyle üretilen enzimler, besinlerin özellikle yağ, protein ve karbonhidratların sindirilmesine yardımcı olmakta. İç salgı işleviyle üretilen insülin ve glukagon gibi hormonlar ise kan şekeri düzeyinin düzenlenmesinde rol oynamakta. Pankreasta gelişen tümörler, hücrelerin kökenine ve özelliklerine göre farklı gruplara ayrılmakta.


Belirti vermiyor

Pankreasın karın boşluğunun derininde yer alması ve erken evrede belirgin şikâyetlere yol açmaması, hastalığın tanısını güçleştirebilmekte. Belirtiler tümörün pankreasın baş, gövde veya kuyruk bölümünde yerleşmesine, büyüklüğüne ve çevre dokularla ilişkisine göre değişmekte. Pankreas tümörlerinde dikkat edilmesi gereken başlıca belirtiler şunlar:

Sarılık: Ciltte ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, dışkı renginde açılma ve kaşıntı görülebilmekte. Özellikle pankreasın baş kısmındaki tümörler safra kanalına baskı yaparak sarılığa neden olabilmekte.

Karın ve sırt ağrısı: Üst karın bölgesinde başlayan ve sırta yayılabilen, devamlılık gösteren veya giderek artan ağrılar ortaya çıkabilmekte.

İstem dışı kilo kaybı: Beslenme düzeninde belirgin bir değişiklik olmaksızın kilo kaybı ve iştahsızlık gelişebilmekte.

Sindirim sorunları: Şişkinlik, bulantı, hazımsızlık ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik görülebilmekte.

Halsizlik ve yorgunluk: Hastalığa eşlik eden metabolik değişiklikler ve beslenme sorunları kişinin günlük yaşamını etkileyebilmekte.

Kan şekeri değişiklikleri: Daha önce diyabet tanısı bulunmayan kişilerde yeni başlayan diyabet veya mevcut diyabette kan şekeri kontrolünün bozulması, özellikle başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken bir durumdur.

Sigara kullanımı ve ileri yaş pankreas kanseri riskini artırıyor

Genetik faktörler, ileri yaş, yaşam tarzı ve sigara kullanımı kişide pankreas tümörü riskini artırmakta. Ayrıca kronik pankreatit, obezite ve diyabet de riski yükseltiyor. Pankreas tümörlerinin tanı ve tedavi planlaması, hastanın şikâyetlerine ve tıbbi öyküsüne göre planlanıyor. Fizik muayene ve kan testlerinin ardından, klinik gereklilik doğrultusunda bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve endoskopik ultrasonografi gibi yöntemlerden yararlanılıyor. Kan testleri, karaciğer ve safra yollarının durumunu değerlendirmeye yardımcı olurken bazı hastalarda CA 19-9 gibi tümör belirteçleri de incelenmeli. Ancak bu belirteçler tek başına kanser tanısı koymak için yeterli değil. Gerekli görülen durumlarda endoskopik ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılarak dokudan örnek alınabilmekte. Tanı aşamasında yalnızca tümörün varlığının belirlenmesi değil, türünün, büyüklüğünün, çevre damarlarla ilişkisinin ve uzak organlara yayılımının değerlendirilmesi de önem taşıyor.
Tedavide ise tümörün yerine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanıyor. Hastaya özel uygulanan robotik cerrahi tedavi konforunu artırıyor.

Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi

Zonguldak'ın Kilimli ilçesi Gelik beldesinde maden ocağında meydana gelen patlamada mahsur kalan son işçinin de cansız bedenine ulaşıldı. Böylece olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 3'e çıktı

23.10.2026 15:00:00
İHA
 
Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi
Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi
Zonguldak'taki maden faciasında ölü sayısı 3'e yükseldi.

Olay, saat 10.00 sıralarında Gelik beldesinde faaliyet gösteren Demir Madencilik'e ait maden ocağında meydana geldi. Metan gazı sıkışması sonrası yaşanan grizu patlamasında maden ocağındaki 8 işçiden 7'si çıkarılarak ambulanslarla hastanelere sevk edildi. Yaralı olarak çıkarılan işçilerden Murat Bölükbaşı ve Recep Çolakoğlu yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamazken, durumu ağır olan Cemal Arslan (45) ve Okan Dinçer (45) ilk tedavilerinin ardından Ankara'ya sevk edildi. Vücudunda yanıklar bulunan Ercan Akdal (40) ve kafa travması bulunan Soner Dinçer (34) Atatürk Devlet Hastanesi'nde, iki ayağında da kırıklar bulunan Kurtuluş Elmas (38) ise Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesinde tedavi altına alındı.


Mahsur kalan işçinin cansız bedenine ulaşıldı


Patlama sonrası ocakta mahsur kalan Murat Kaya'ya ulaşmak için ekipler seferber oldu. Yaklaşık 1.5 saat süren çalışma sonucu ekipler Murat Kaya'nın cansız bedenine ulaştı. Kaya'nın cenazesi bulunduğu yerden çıkararak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Böylece olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 3'e çıktı.

3 işçinin hayatını kaybettiği, 5 işçinin ise yaralandığı maden ocağındaki patlama ile ilgili olarak ise Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından inceleme başlatıldı.

Öte yandan, acı haberi alan aileler ise hastane morgu önüne gelerek feryat etti.


"Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir"  


Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Zonguldak'ta maden ocağında meydana gelen patlamaya ilişkin, "Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir. Olayda yaralanan 5 vatandaşımızın tedavilerine hastanelerimizde devam edilmektedir" dedi.  

Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Zonguldak'ta maden ocağında meydana gelen olayla ilgili sürecin yakından takip edildiğini belirterek, "Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Olayda yaralanan 5 vatandaşımızın tedavilerine hastanelerimizde devam edilmektedir. Yaralanan 1 vatandaşımızın durumu ağırdır. Ekiplerimiz tüm imkanlarıyla teyakkuz hâlindedir. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum" dedi.

Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü

Kütahya'da 3 katlı binada çıkan yangında yaralanan şahıs, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti

23.10.2026 14:18:00
İHA
 
Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü
Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü
Yangın, Bahçelievler Mahallesi Lodos Sokak'taki 3 katlı bir binanın 2. katındaki dairede meydana geldi.

Daireden dumanların yükseldiğini gören vatandaşlar, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi.

İhbar üzerine olay yerine itfaiye, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.

İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın büyümeden kontrol altına alınarak söndürüldü.

Yangında yaralanan Ramazan Öget, sağlık ekiplerince Kütahya Şehir Hastanesi kaldırıldı.

Öget, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Dairede hasara yol açan yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor

Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor

23.10.2026 14:10:00
Ahmet Turan Yiğit
 
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Özellikle büyük kentlerde meydana gelen taşkınlar, yalnızca yoğun yağışların değil, yıllardır biriken plansız yapılaşmanın da sonucu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre sorun sadece gökten düşen yağmur miktarı değil; yağmurun toprağa ulaşamaması.

Kentlerde betonlaşmanın artması, dere yataklarının daraltılması ve doğal su yollarının yapılaşmaya açılması, şiddetli yağışların afete dönüşmesinde önemli rol oynuyor. Uzmanlar, gelecekte benzer felaketlerin daha sık yaşanabileceği uyarısında bulunurken, doğayla uyumlu kentleşmenin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Sel felaketlerinin nedeni sadece yağış değil

Şiddetli yağmurlar her zaman yaşanabiliyor. Ancak uzmanlara göre bir yağışın afete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen temel unsur, kentin bu suyu nasıl karşıladığı.

Yıllar içinde beton ve asfaltla kaplanan şehirlerde yağmurun toprağa sızması zorlaşıyor. Su toprağa karışamadığında ise hızla yüzeyde birikiyor, yolları, alt geçitleri ve yerleşim alanlarını su altında bırakabiliyor.

Bu nedenle uzmanlar, yaşanan felaketleri yalnızca hava koşullarıyla açıklamanın eksik bir yaklaşım olduğunu ifade ediyor.

Dere yatakları unutulduğunda risk büyüyor

Kentleşme sürecinde en çok zarar gören alanların başında dere yatakları geliyor. Uzmanlar, geçmişte suyun doğal geçiş güzergâhı olan birçok bölgenin yıllar içinde yapılaşmaya açıldığına dikkat çekiyor.

Oysa dere yatakları ve taşkın sahaları, yağışlı dönemlerde fazla suyu taşıyan doğal güvenlik koridorları olarak görev yapıyor. Bu alanların daraltılması veya tamamen ortadan kaldırılması halinde, su farklı güzergâhlar arıyor ve bu durum yerleşim alanlarını tehdit eden taşkınlara neden olabiliyor.

Beton yerine suyu emen kentler öneriliyor

Uzmanların çözüm olarak dikkat çektiği yaklaşım ise "mavi-yeşil altyapı" sistemi.

Bu modelde yağmur bahçeleri, geçirimli zeminler, sulak alanlar, bitkilendirilmiş drenaj sistemleri ve yeşil koridorlar birlikte planlanıyor. Amaç, yağmur suyunu mümkün olduğunca düştüğü yerde tutabilmek ve kontrollü şekilde doğaya geri kazandırabilmek.

Uzmanlara göre suyu hızla uzaklaştırmaya çalışan klasik yöntemler tek başına yeterli olmayabiliyor. Bunun yerine suyu yönetebilen ve depolayabilen sistemlere ihtiyaç duyuluyor.

Parklar sadece dinlenme alanı değil

Birçok kişi parkları ve yeşil alanları yalnızca sosyal yaşamın bir parçası olarak görüyor. Ancak uzmanlar bu alanların iklim krizine karşı mücadelede kritik görevler üstlendiğini belirtiyor.

Kent ormanları, sulak alanlar, açık yeşil bölgeler ve ekolojik koridorlar yağmur suyunun tutulmasına yardımcı olurken aynı zamanda kent sıcaklıklarını da düşürebiliyor. Kısacası parklar yalnızca piknik yapılacak yerler değil; aynı zamanda kentin doğal savunma mekanizmaları olarak görülüyor.

İklim krizine karşı doğa temelli çözümler gerekiyor

Uzmanlara göre gelecekte aşırı hava olaylarının sıklığında artış yaşanabilir. Bu nedenle sadece beton kanallar ve mühendislik projeleriyle çözüm aramak yeterli olmayabilir.

Doğa temelli çözümler olarak adlandırılan yöntemler; ekosistemlerin kendi işleyişinden yararlanarak suyu tutmayı, filtrelemeyi ve yönlendirmeyi hedefliyor. Böylece hem taşkın riski azaltılıyor hem de doğal yaşam destekleniyor.

Bu yaklaşımın şehir planlamasına entegre edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Kentler doğayla mücadele ederek değil uyum sağlayarak korunabilir

Uzmanlar, afetlere karşı dayanıklı şehirler oluşturmanın yolunun doğayı kontrol etmeye çalışmaktan değil, doğal süreçlerle uyum içinde yaşamaktan geçtiğini ifade ediyor.

Dere yataklarının korunması, yeşil alanların artırılması, geçirimsiz yüzeylerin azaltılması ve suyun doğal döngüsüne saygı gösteren planlama anlayışının benimsenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Kentleşmenin kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli güvenlik perspektifiyle ele alınmasının önemine dikkat çeken uzmanlar, bugün alınacak doğru kararların gelecekte yaşanabilecek can ve mal kayıplarını azaltabileceğini belirtiyor. Yağmurun düşmesini engellemek mümkün değil; ancak suya hareket edeceği güvenli alanlar bırakıldığında şehirlerin sel felaketlerine karşı çok daha dirençli hale gelebileceği ifade ediliyor.

"Sumud Filosu"na saldıran 35 sanığın yargılanmasına başlandı

Küresel Sumud Filosu'na silahlı müdahalede bulunulmasına ilişkin, aralarında Netanyahu'nun da bulunduğu 35 sanığın yargılanmasına başlandı

 

23.10.2026 12:05:00
Anadolu Ajansı
 
"Sumud Filosu"na saldıran 35 sanığın yargılanmasına başlandı
"Sumud Filosu"na saldıran 35 sanığın yargılanmasına başlandı

Gazze'ye insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu'na silahlı müdahalede bulunulmasına ilişkin, aralarında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun da bulunduğu 35 sanığın yargılanmasına başlandı.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya bazı müştekiler katıldı.

İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Rıza Saka ve çok sayıda avukatın da katıldığı duruşmada, izleyiciler de yer aldı.

Duruşma, müştekilerin beyanlarıyla devam ediyor

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Emine Güneş, Hüseyin Şuayb Ordu, Aaro Whıte, Abdallah Messaoudi, Abdulaziz Yalçın, Abdullah Gündem, Abdullah Yonuıs Mohammad Ghabbash, Abdülmecid Bağçivan, Abdulsamed Turan, Adem Ordu, Adnan Mustafa Alişan, Akif Yasin Bahçeci, Alişan Adnan, Alparslan Aslan, Anıs Abbası, Ayoub Habraouı, Aziz Meliani, Bayram Kuş, Bekir Develi, Bekir Turunç, Berat Arıkan, Burçin Günay, Bülent Çebi, Davut Daşkıran, Emrah Atiş, Enes Harman, Ercan Tokcan, Erdem Özveren, Ergün Akpınar, Ersin Çelik, Evie Rose Snedker, Evren Akan, Ewa Maria Jasıewıchz, Fatih Özsöz, Fethullah Badem, Fethullah Kirenci, Fikret Ayçin Kantoğlu, Frances Jane Cumigns, Haci Durak, Hakan Şimşek, Halil İbrahim Şehidoğlu, Halil Fırat Çanakçı, Hamza Baltacı, Hamza Bouzoıda, Hamza Yalçın, Hasan Şerefoğlu, Haşmet Yazıcı, Hatice İkbal Gürpınar, Houssem Eddine Rmadı, Hüsamettin Eyüpoğlu, Hüseyin Burak Baygın, Kasım Aktağ, Kıeran İsaac Fabıen Andrıeu, Lotfi Ben Salah Hajji, Margaret Ann Pacetta, Mehmet Atmaca, Mehmet Emin Aydın, Mehmet Sait Direkçi, Mesut Çakar, Metehan Sarı, Mohamed Mrad, Mohamed Vall Mohameden, Muhammed Emin Işık, Muhammed Mustafa Çakmakçı, Muhammed Salih Dallı, Muhammet Emin Yıldırım, Muhammet Fatih Sinan, Muhemmed Huzeyfe Küçükaytekin, Mustafa Şekerli, Müslüm Ziyalı, Necmettin Çalışkan, Noureddine Salouej, Onur Murat Kolğu, Osman Çetinkaya, Ömer Faruk Narlı, Rahim Mercan, Ramazan Duman, Sait Karahasan, Sarah Louise Wılkinson, Selma Silkin Ün, Semanur Sönmez Yaman, Semih Fener, Serhat Evin, Sinan Akılotu, Sjaad Hussain, Sümeyra Akdeniz, Sümeyye Sena Elmacıgil, Şamil Özkan, Tacettin Sarı, Taha Ovacı, Tevfik Aydin, Tevhit Yıldız, Turgay Turan, Umut Aslan, Yaşar Yavuz, Youns Ait Yassın, Youssef Ghalllal, Yunus Demir, Yusuf Işık, Zeynel Abidin Özkan, Zeynep Tekocak ve Zıed Jaballah "müşteki", İstanbul 2 Nolu Baro Başkanlığı ise "ihbar eden" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, Gazze'de uzun süredir devam eden silahlı çatışma ortamı, temel yaşam ihtiyaçlarına erişimin bilinçli ve süreklilik arz edecek şekilde engellenmesi, gıda, su, elektrik, yakıt ve sağlık hizmetlerine ulaşımın kısıtlanması sebebiyle uluslararası kamuoyunda bölgeye insani yardım ulaştırılmasına yönelik çeşitli sivil girişimlerin organize edildiği belirtiliyor.

Kamuoyunda "Sumud Filosu" olarak anılan deniz organizasyonunun da farklı ülke vatandaşlarının katılımıyla İsrail'in Gazze'de sivillere karşı sürdürdüğü, mahiyeti ve sonuçları itibarıyla soykırım suçunu, insanlığa karşı suçları ve diğer uluslararası hukuk ihlallerini oluşturduğu değerlendirilen fiiller nedeniyle büyük bir insani yıkıma maruz bırakılan halka yardım ulaştırmak, bölgedeki ağır hak ihlallerine dikkati çekmek, devam eden sistematik yok etme, sindirme ve sivil yaşamı ortadan kaldırmaya yönelen uygulamalara karşı uluslararası vicdani tepkiyi görünür kılarak insan onurunun korunmasına yönelik sivil dayanışmayı somutlaştırma niteliği taşıdığı kaydediliyor.

"İsrail'in bölgedeki eylemleri yalnızca bir güvenlik uygulaması olarak değerlendirilemez" yorumu

Gazze'de sivillere yönelik yaygın ve sistematik saldırılar, sivil yaşam araçlarının tahribi, insani yardımın engellenmesi, halkın açlığa, susuzluğa ve tedavisizliğe mahkum edilmesi, sivil nüfusun zorla yerinden edilmesi ve bir topluluğun fiziksel varlığını kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya elverişli yaşam şartlarının bilinçli şekilde oluşturulduğu aktarılan iddianamede, İsrail'in bölgede gerçekleştirdiği eylemlerin yalnızca bir güvenlik uygulaması olarak değerlendirilemeyecek nitelikte olduğu, uluslararası ceza hukuku bakımından soykırım ve insanlığa karşı suç teşkil eden fiillerle doğrudan bağlantılı olduğunun değerlendirildiği ifade ediliyor.

İddianamede, soruşturmaya konu olayda, aralarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da bulunduğu sivil kişilerin yer aldığı filonun, Doğu Akdeniz'de seyir halinde bulunduğu sırada İsrail güvenlik unsurlarınca durdurulduğu anımsatılıyor. Gemide bulunan kişilerin rızaları dışında fiili hakimiyet altına alındıkları, bir kısmının zor kullanılarak gemiden indirildiği ve İsrail'e götürüldüğü, akabinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sınır dışı edilerek 4, 7, 9 ve 10 Ekim 2025'te hava yolu ile Türkiye'ye geldikleri iddianamede hatırlatılıyor.

İsrail'in filoya yönelik müdahalesinin, gerçekleştiği yer ve koşullar itibarıyla yalnızca bir güvenlik uygulaması olarak değerlendirilemeyecek nitelikte olduğu belirtilen iddianamede, uluslararası sularda sivil gemilere yönelik müdahale iddiasıyla birlikte, gemilerde bulunan kişilerin rızaları hilafına özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları ve başka bir ülkeye zorla nakledilmelerinin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, seyahat özgürlüğü, kötü muamele yasağı ve insan onurunun korunması ilkeleri bakımından ciddi hukuki sonuçlar doğurabilecek mahiyette olduğu vurgulanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bu süreçte maruz kaldıkları fiillerin Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirilmek durumunda bulunulduğu kaydedilen iddianamede, devletin vatandaşlarının temel haklarına yönelik hukuka aykırı müdahaleler karşısında etkili soruşturma yürütme ve gerekli adli mekanizmaları işletme yükümlülüğünün bulunduğuna işaret ediliyor.

İddianamede, uluslararası hukukta cezasızlıkla mücadele ve hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince, temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiği ileri sürülen fiillerin, failin sıfatına, olayın gerçekleştiği yere veya uluslararası boyutuna bakılmaksızın, soruşturma sürecine konu edilmesinin zorunlu olduğu, bu bağlamda soruşturmaya konu eylemlerin hem bireysel ceza sorumluluğu hem de insan hakları hukuku bakımından doğurduğu sonuçların değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

İsrail donanması unsurlarınca filoya uluslararası sularda saldırı yapıldı

İnsani yardım ulaştırmak amacıyla Küresel Sumud Filosu içerisinde yer alan aktivistlerin deniz ulaşım araçlarıyla Gazze'ye doğru yol aldıkları, Küresel Sumud Filosu'na İsrail donanması unsurlarınca uluslararası sularda saldırı gerçekleştirildiği vurgulanan iddianamede, "Gerçekleştirilen saldırı neticesinde alıkonulan mağdurlarla ilgili olarak Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesindeki düzenlemeler, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 15. maddesindeki yetki kuralları ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 12/13. Maddelerindeki görev kuralları çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatıldı." ifadelerine yer veriliyor.

İddianamede, İsrail Devleti tarafından alıkonulan mağdurların hava yolu ile Türkiye'ye gönderildikleri, Türkiye'ye gelen mağdurların İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nda adli ve psikolojik muayenelerinin yapıldığı, düzenlenen adli muayene raporlarının savcılığa gönderildiği ve müşteki-mağdur sıfatıyla beyanlarına başvurulduğu aktarılıyor. Yürütülen soruşturma işlemleri sırasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve olayda cezai sorumluluğu bulunan şahısların tespiti amacıyla İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığına müzekkereler yazıldığı kaydediliyor.

Toplanan deliller, müşteki anlatımları, açık kaynak görüntüleri ve ilgili kurum yazışmaları birlikte değerlendirildiğinde, gemiye müdahalede bulunan ve operasyonel süreci sevk ve idare eden şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, eylem üzerinde birlikte hakimiyet kurdukları ve fiilleri müşterek faillik kapsamında soruşturmaya konu müdahalenin planlı, organize ve fiili hakimiyet tesis edilmek suretiyle gerçekleştirildiği iddianamede belirtiliyor.

İddianamede, şüphelilerin İsrail devletinin çeşitli kademelerinde görev yaptıkları, planlı ve sistematik şekilde hem müşteki anlatımları hem dünya kamuoyunda yer verilen bilgiler ışığında birlikte hareket ettikleri, fikir ve eylem birliği içerisinde Sumud filosunda bulunan müşteki mağdurlara yönelik müşterek fail sıfatıyla, sivil nitelikteki gemilere silahlı ve organize biçimde müdahalede bulunmak suretiyle mağdurları rızaları dışında özgürlüklerinden yoksun kıldıkları anlatılıyor.

Müdahale sırasında bazı müşteki mağdurların fiziksel bütünlüğünü ihlal ederek yaralanmalarına neden oldukları, eylemin silahla ve birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirildiği vurgulanan iddianamede, şüphelilerin müşteki mağdurlara yönelik sistematik kötü muamele, aşağılayıcı ve insan onurunu zedeleyici davranışlarda bulundukları belirtiliyor.

Şüpheliler ve ceza istemleri

İddianamede, 35 şüphelinin "insanlığa karşı suçlar", "soykırım", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "eziyet", "mala zarar verme", "nitelikli yağma", "ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkonulması" suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve bin 102'şer yıl 9'ar aydan 4 bin 596'şar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianamede, şu isimler "şüpheli" olarak yer alıyor:

"İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, İsrail Miras Bakanı Amichai Eliyahu, İsrail Kamu Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı David Saar Salama, İsrail Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Arye Sharuz Sharuz Shalicar, İsrail Savunma Kuvvetleri Sözcülük Birimi Başkanı Daniile Hagari, İsrail Harekat Dairesi Başkanı Itzhak Cohen, İsrail 146. Tümen Komutanı (Subay) Beni Aharon, Eski Mossad Direktörü Yesi Cohen, İsrail Siyasetçisi - Eski Askeri Binbaşı - Siyonist Konseyi Üyesi Yigal Brand, Avukat - Siyasetçi - Knesset Üyesi Tally Gotli, Emekli İsrail Askeri (Albay) - Siyasetçi Ran Cohen, Emekli İsrail Askeri (Albay) Omer Barlev, İsrail Eski Askeri (Yarbay) - Jenix Teknoloji Firması Sahibi Tom Elgara, İsrail Emekli Askeri - Müzisyen Yehuda Vach, İsrailli Gazeteci - Savunma/Güvenlik Uzmanı Yoav Zaıtoun, İsrailli Kabalist-Haham Nir Ifergan, İsrail Sosyal Medya Fenomeni Sivan Amitai, Ghassan Alian, Ariek Kalnner, Guy Tankhilevich, Itay Yari, Moshe Trofi, Oded Edni, Omri Gu, Or Volochinsky, Sean Glass, Shalev Subai, Sharon Kori, Daniel Ella, Afek Moskovitch" 

Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu

Türkiye'de geçen yıl yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı yüzde 2,2 olurken, mezunlar en çok Almanya'ya gitmeyi tercih etti

 

23.10.2026 11:49:00
Anadolu Ajansı
 
Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu
Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu

Türkiye İstatistik Kurumu, geçen yıla ilişkin yükseköğretim beyin göçü istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2025'te bir önceki yıla göre artarak yüzde 2,2 oldu. Bu oran, kadınlarda yüzde 1,8, erkeklerde ise yüzde 2,7 olarak kayıtlara geçti.

Beyin göçünün en yüksek olduğu il İstanbul

Yükseköğretim beyin göçü oranının en yüksek olduğu il 2025'te yüzde 4 ile İstanbul olurken, bu kenti sırasıyla İzmir, Ankara, Eskişehir ve Yalova izledi. Yükseköğretim beyin göçü oranının en düşük olduğu il ise yüzde 0,2 ile Siirt olurken, bunu sırasıyla Hakkari, Kilis, Van ve Bitlis takip etti.

Bu oranın erkeklerde en yüksek olduğu ilk beş il, yüzde 4,7 ile İstanbul, yüzde 4,4 ile İzmir, yüzde 3,6 ile Ankara, yüzde 2,9 ile Eskişehir ve yüzde 2,8 ile Yalova oldu. Yükseköğretim beyin göçü oranının kadınlarda en yüksek olduğu ilk beş il, yüzde 3,4 ile İstanbul, yüzde 2,8 ile İzmir, yüzde 2,4 ile Ankara, yüzde 1,7 ile Eskişehir ve yüzde 1,5 ile Bursa olarak sıralandı.

En yüksek beyin göçü bilişim ve iletişim teknolojilerinde

Devlet üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2024 yılında yüzde 1,7 iken, 2025'te yüzde 1,9'a yükseldi.

Vakıf üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2024'te yüzde 4,3 iken, 2025'te yüzde 4,4'e çıktı.

Vakıf üniversitesi mezunları arasında 2025'te en yüksek beyin göçü oranı yüzde 8,6 ile tam burslu eğitim alanlarda gözlemlenirken, bunu yüzde 3,8 ile kısmi burslu eğitim alanlar ve yüzde 3,7 ile ücretli eğitim alanlar izledi.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı, yüzde 7 ile bilişim ve iletişim teknolojileri olarak belirlendi. Bu alanı yüzde 4,8 ile mühendislik, imalat ve inşaat ve yüzde 3 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik takip etti.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı, erkeklerde yüzde 8,2, kadınlarda yüzde 5,1 ile bilişim ve iletişim teknolojileri olurken, en düşük beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı erkeklerde yüzde 0,8 ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik, kadınlarda yüzde 0,7 ile eğitim olarak kayıtlara geçti.

Mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programı yüzde 13,1 ile moleküler biyoloji ve genetik olarak saptandı. Bu bölümü yüzde 13 ile işletme mühendisliği, yüzde 11 ile matematik mühendisliği, yüzde 10,9 ile elektronik mühendisliği ve yüzde 10,2 ile fizik mühendisliği izledi.

Öğrenim diline göre mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, Fransızca eğitim alan mezunlar yüzde 10,5 ile en yüksek beyin göçü oranına sahip oldu. Fransızcayı, yüzde 7,5 ile Almanca, yüzde 6,8 ile İngilizce ve yüzde 5 ile Rusça takip etti.

Mezunlar en çok Almanya'ya gitti

Bir lisans programını tamamlayanların göç etmeyi en çok tercih ettikleri ülke, yüzde 22 ile Almanya oldu. Almanya'nın ardından yüzde 16,9 ile ABD, yüzde 10,5 ile Birleşik Krallık, yüzde 5,2 ile Hollanda ve yüzde 5,2 ile Kanada geldi.

Almanya'ya göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı bilgisayar mühendisliği olurken, Birleşik Krallık ve Hollanda'yı en fazla tercih eden mezunlar arasında da yine aynı bölüm öne çıktı.

ABD'ye göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı elektrik-elektronik mühendisliği, Kanada'ya göç etmeyi tercih eden mezunlar arasında en fazla paya sahip lisans programı işletme olarak kayıtlara geçti.

Yarın İstanbul'da bazı yollar trafiğe kapatılacak

İstanbul Valiliği, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ve provası kapsamında 24 ve 29 Ekim tarihlerinde trafiğe kapatılacak yolları ve alternatif güzergahları duyurdu

 

23.10.2026 11:06:00
Anadolu Ajansı
 
Yarın İstanbul'da bazı yollar trafiğe kapatılacak
Yarın İstanbul'da bazı yollar trafiğe kapatılacak

İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümü, İstanbul'da düzenlenecek törenlerle coşkuyla kutlanacak.

Vatan Caddesi'nde 29 Ekim Perşembe günü gerçekleştirilecek resmi geçit töreninin provası, 25 Ekim Pazar günü düzenlenecek Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) nedeniyle 24 Ekim Cumartesi günü yapılacak.

Alınacak trafik tedbirlerinde 58 noktada 22 ekip, 28 MEDAR Mobil Hız Tespit Sistemi (MTS) unsuru, 36 yaya personel ve 3 çekici ile toplam 111 personel görevlendirilecek.

Bu kapsamda provanın yapılacağı 24 Ekim Cumartesi ve törenin gerçekleştirileceği 29 Ekim Perşembe günleri saat 05.45 itibarıyla program bitimine kadar trafiğe kapatılacak yollar ve alternatif güzergahlar belirlendi.

Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) gidiş ve gelişler ile D-100 kuzey ve güney istikametinden, Edirnekapı'dan, 10. Yıl, Oğuzhan, Sofular, Halıcılar, Akdeniz, Akşemsettin ve Ordu caddelerinden, Atatürk Bulvarı, Keçeci Meydan Sokak ve Hal Yolu güney istikametinde Adnan Menderes Bulvarı girişleri trafiğe kapatılacak.

Adnan Menderes Bulvarı'na çıkan tüm cadde ve sokaklar ile Tatlıpınar, Kaleboyu ve Sulukule caddelerinden bulvara katılım da sağlanamayacak.

Kapatılacak yollara alternatif olarak Turgut Özal Millet ve Fevzipaşa caddeleri ile Atatürk Bulvarı, D-100 kara yolu ve O-3 Hal Yolu kullanılabilecek. 

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 11 şüpheli tutuklandı

İstanbul'da sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturmaları kapsamında yapılan incelemeler doğrultusunda gözaltına alınan 11 şüpheli tutuklandı

23.10.2026 08:00:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 11 şüpheli tutuklandı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 11 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturmaları sürüyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 31 şüpheliden 16'sının sulh ceza hakimliğindeki sorgu işlemleri tamamlandı.

Hakimlik, şüphelilerden Çetin Genç, Eren Yeşilyurt, Hakan Avdan, Konuralp Özkan, Metin Kartal Emür, Osman Uçar, Seyit Tahir Özek, Ahmet Haluk Güner, Mehmet Selim Tunçbilek, Mustafa Terzi ve Ümit Yılmaz'ın tutuklanmalarına karar verdi.

Şüpheliler Fadimenur Demir, Gülsüm Doğan, Zuhal Topaloğlu ve Yasemin Yılmaz hakkında ise "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.

Gözaltında bulunan 15 şüphelinin emniyetteki ifade işlemlerinin sürdüğü öğrenildi. Öte yandan Altınbaş Holding'in sahibi Nusret Altınbaş'ın da aralarında bulunduğu 5 şüpheli ise aranıyor.

Başsavcılığın açıklaması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturmaları kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından iletilen raporlar ve yapılan yazılı başvurular doğrultusunda, Işıklar Enerji ve Yapı Holding AŞ (IEYHO), Vişne Madencilik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ (VSNMD), Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ (ODINE) ve Tera Finansal Yatırımlar Holding AŞ (TRHOL) paylarına ilişkin inceleme gerçekleştirildiği belirtilmişti.

Bu kapsamda, söz konusu şirketlerin paylarına ilişkin iddialar ve SPK tarafından iletilen raporlar değerlendirilerek 31 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği bildirilen açıklamada, soruşturma işlemlerinin ilgili mevzuat çerçevesinde titizlikle sürdürüldüğü kaydedilmişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda Pirnus Yapı Gayrimenkul Anonim Şirketi Fatih Şubesi Müdürü Çetin Genç, eski bürokrat Eren Yeşilyurt, Alnus Yatırım Menkul Değerler Firması Yönetim Kurulu Üyesi Fadimenur Demir, Atlas Portföy Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Avdan ile yöneticisi Gülsüm Doğan, diğer yöneticiler Osman Uçar ve Canan Özdemir, Alnus Yatırım Firması Yönetim Kurulu Başkan Vekili Metin Kartal Emür, A1 Capital Portföy Yönetimi Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Terzi, Atlas Portföy Yönetimi AŞ ortağı Zuhal Topaloğlu, Alnus Yatırım Menkul Değerler Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Tahir Özek, Atlas Portföy çalışanı Konuralp Özkan, Pardus Portföy Yönetimi Anonim Şirketi yöneticileri Rüstem Karakaya ve Furkan Açar, Hedef Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı Yönetim Kurulu Üyeleri Neda Soydan ve Ömer Eryılmaz, yöneticisi Mustafa Zeki Kayahan, çalışan Anıl Tokat, Pardus Portföy Genel Müdürü Mehmet Selim Tunçbilek ile Yönetim Kurulu Üyesi Ali Cesur ve çalışanı Ahmet Haluk Güner, bankalardaki portföy çalışanları Ümit Yılmaz, Yasemin Yılmaz ve Burak Poyraz, Altınbaş Holding yetkilisi İnan Altınbaş ile Tera Portföy yöneticisi Ayşegül Kaya gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında ayrıca şüpheliler Ertan Aydın, Seda Tarım Kocabalkan, Abdullah Dal, Hakan Eryılmaz ve Fahri Uğur da gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen Altınbaş Holding'in sahibi Nusret Altınbaş'ın şüpheliler arasında yer aldığı ancak yakalanmadığı, kardeşi İnan Altınbaş'ın gözaltında olduğu ve diğer aile fertlerinin tüm mal varlıklarının dondurulduğu öğrenilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.