Bâtın âlimleri melekût âleminin süsüdür
Zâhir âlimleri yeryüzünün ve saltanatın süsleridir. Bâtın âlimleri ise göklerin ve melekût âleminin süsleridir





İmam Gazali Hazretleri şöyle buyuruyor:
"Ne yazık ki kötü âlimlerin kötü davranışları yüzünden din ilmi ortadan kalktı. Bu konuda müslümanların yardımcısı ancak Allah Teâlâ kalmıştır. Sadece O'na sığmıyor, O'ndan bizi, kendisini gazaba getiren ve şeytanın gülmesine vesile olan gururdan muhafaza etmesini diliyoruz.
Zâhir ulemasının müttaki olanları, kalp erbabının ve bâtın ulemasının faziletini daima tasdik ederlerdi. Örneğin İmam Şâfiî, Şeybân-ı Râî'nin huzurunda mektep sıralarında oturan çocuklar gibi oturur, ona sorular yöneltirdi. Şeybân da bu sorulara gerekli cevapları verirdi.
İmam Şâfiî'nin bu durumunu hazmedemeyen birtakım âlimler kendisine şu ihtarda bulundular: 'Senin gibi bir âlim nasıl olur da Şeybân-ı Râi isimli bir çobana sualler sorar ve aldığı cevapları muteber kabul ederek yararlanır?' İmam Şâfiî bu itirazcılara şöyle cevap vermişti: 'Bizim ihmal ederek gafil bulunduğumuz ilimlere bu zat bütünüyle muttali olmuştur'.
Ahmed b. Hanbel ve Yahya b. Main, Mâruf-u Kerhî'nin sohbetine sık sık katılırlardı. Hâlbuki Mâruf, zâhir ilminde bu iki zâtın mertebesine asla çıkamamıştı. Bu iki zat buna rağmen Mâruf-u Kerhî'ye sorular sorarak ilminden istifade etmeye çalışırlardı. Nasıl böyle olmasın? Hz. Peygambere (s.a.v), 'Ey Allah'ın Resûlü! Bir olayla karşılaşır ve onu Allah'ın Kitabı ile senin sünnetinde bulamazsak nasıl hareket edelim?' diye sorduklarında, o şöyle buyurmuştu: 'Sâlihlere sorun, o hususu sâlihlere danışın.'
Nitekim bu hikmete binaen şöyle denilmiştir: 'Zâhir âlimleri yeryüzünün ve saltanatın süsleridir. Bâtın âlimleri ise göklerin ve melekût âleminin süsleridir.'
Cüneyd-i Bağdâdî şöyle anlatır:
Şeyhim Sırrî es-Sakatî bir gün bana şöyle dedi: 'Benim meclisimden çıktığında kimin meclisine gideceksin?'
Ben de şöyle cevap verdim: 'Hâris el-Muhâsibî'nin meclisine gideceğim.'
'Çok güzel, onun meclisine git. Onun ilminden ve edebinden istifade et. Fakat onun kelâm hakkındaki fikirlerini ve kelâmcılara yaptığı hücumları sen kendine mâl etme.'
Bu sözü söyledikten sonra, ben çıkmak için davrandım. Arkamdan şunları söyledi: 'Allah Teâlâ seni önce hadis ilmiyle nurlandırsın, sonra sûfi yapsın. Önce sûfi sonra muhaddis yapmasın.'
Sözü edilen zat, bu sözüyle; hadis ilmini tahsil ettikten sonra tasavvufa dalan kimselerin felâh bulduğuna, hadis ilmini öğrenmeden tasavvufa dalan kimselerin ise kendilerini tehlikeye attıklarına işaret etmiştir."
OKAN EGESEL






















































































