HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 17 AĞUSTOS 2022, ÇARŞAMBA

Bir çocukluk hikyesi - Uludere (2)

14.12.2012 00:00:00
Yağmurlu günler çok sıkıntılı olurdu Uludere’de. Damı akardı tezekten ve topraktan evimizin. Bu yüzden, Ev sahibimiz Esmer’in kocası Yakup Amca dama çıkar ağır “lov taşını” gezdirirdi. Bende peşinden fırlardım. Lov taşı topraktaki çatlakları gûya kapatırdı. İşini bitirince damın kenarına otururduk. Sigarasını sarar, çakmak taşı dediği taşları birbirine sürterek ateş yapıp sigarasını yakar ve başlardı tüttürmeye. Onu seyretmeyi çok severdim.
Sonra bir gün annem bir kardeşim olacağını anlattı bana. Anlayamamıştım kardeşin ne olduğunu. Derken doğum zamanı geldi çattı. Tarih 19 Temmuz 1963. Kardeşim Cemâl Ferhan Feyman dünyaya gelecek. Babam bizle değildi o günlerde. Kardeşimin doğumundan tam bir ay sonra Uludere’ye gelecekti.
Çünkü özel bir görevle Uludere dışındaydı. O tarihlerde Bölgede birtakım Kürt hareketleri başlamıştı. Ankara kaygılıydı. Sınıra en yakın yerleşim olan Uludere pek çok şeye gebeydi. Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani 1930’lu yıllarda Irak’ta ki Kürt siyasetinin en önemli ismiydi. (kaynak: Babam Altan Feyman tekrar tekrar dinledim yaşananları) Barzan denen bölgede hükûmete karşı ayaklanmaları örgütlüyordu. Önceleri Hewa- Umut adlı parti kurdu. Barzani Irak’tan para ve silah yardımı alıyordu. Daha sonraki süreçte Molla Mustafa Barzani petrol zengini Kerkük Bölgesinin kendisine bağlanmasını talep edecekti.
Elbette notlar halinde aktardıklarım aslında önemli dönemeçlerdir ve derinlemesine irdelenmesi gerekir. Kardeşimin dünyaya geldiği yıl yani 1963’te Mustafa Barzani, Kürt isyanı başlatıyordu. Bu dönemdeki en önemli olay Irak Anayasası’na ilk kez, Kürtlerin, Araplarla birlikte Irak’ın iki eşit halkı olduğu maddesinin eklenmesiydi. Bu kıpırdanmalar, Ortadoğu coğrafyasında belki de en fazla Kürt nüfusu barındıran Türkiye için büyük önem taşıyordu. Bu tarihlerde Uludere’den sınırda ki Irak’a kaçakçılık çok artmıştı. Daha çok mermi ve silah kaçırıldığını anlatır babam.
Annemin hamileliğinin son zamanlarında, o zaman yüzbaşı olan Babamın evde bulunamadığı günlerde, Uludere’de silahlı çatışmalar başlamıştı. Askerler beni ve anneciğimi koruma amaçlı tabura götürmüşlerdi. Günlerce, hamile annemle tahta ranzalarda uyumuş, ihtiyaç için gaz tenekeleri kullanmıştık. Dışarı çıkamıyorduk. Şakiler karakolu kuşatmıştı ve silahlı çatışma olmuştu. Çok korkmuştuk. Mavzerlerin çirkin ıslık gibi seslerini hiç unutmadım.
O günlerde kardeşim artık ben geliyorum diyordu belli ki ama doğum riskliydi. Siirt’e hastaneye yollamaya karar verdiler annemi. Çünkü doktor yoktu. Kardeşim işleri karıştırmış, boynuna kordon dolanmış ve ters geliyormuş. Helikopter ile Siirt’e gidecektik. İniş için bir yer ayarlandı, kocaman beyaz çarşaf serildi ve ateş yakıldı. Pilot görebilsin diye ama Kürtlerin “Alikop” dediği helikopter Uludere’ye inemedi. Çünkü iniş sırasında kanadını dağa çarptı ve gitti. Ağrılar içindeki annemi eve getirdiler, Kürt kadınlar eve doluştular, beni “ayıp” diye cibinlikle örtülü yatağa oturttular ama ben kardeşimin dünyaya gelişini film gibi izledim. 5 yaşımdaydım ve hiç unutmadım. Şimdi ona Uludere’de doğduğu için, “koca Kürt” diye takılırız.
Uludere’de yol yoktu, elektrik yoktu Okul da yoktu. Bu yüzden akranlarımdan bir yıl geç başladım okula. Sonra pek çok anıyla döndük Uludere’den Ama unutamadığım minik kekliğim vardı. Hep üzülürüm onun için. Çünkü kayboldu. Günlerce aramıştık annemle. Annesiydim sanki kekliğimin.
Ali Mirza amcam vardı. Kardeşim doğduğunda kıskandığım için oyalanayım diye bir gün minicik bir şeyle çıka geldi. Keklik yavrusu al senin dedi… Amannn onu ne çok sevmiştim. Nasıl sevmem. Bir ceviz düşünün. Üzerine fındık yapıştırın. Cevizin altına kürdandan iki bacak koyun. Oldu keklik yavrusu. Ona okumam için Kürtçe ninni öğretmişlerdi bana. Şöyleydi galiba.
Fakgege, fakgege çençero benua…
Keklik keklik annen baban sana terlik pabuç almaya gitti uyu gibi bir şey. Avucumun içinde bunları söyler uyuturdum. Sonra Müzeyyen Senar’ın söylediği bir güzel türkü ile hep ağlama tutar beni.
Keklik dağlarda çağıldar,
Yavrum diye diye ağlar,
Günden güne yansa dağlar
Görenlerin bağrı yanar.
Ağlarım ben kekliğime
Seherde öten bülbüle
İpeklenmiş tellerine
Yanaktaki benlerine
Ağlarım ben kekliğime… ( İnşallah kavuşmuştur yavrusuna derim hep.)
İşte böyle değerli dostlar. Sonra Siirt’ten Ankara’ya döndük. Siirt’te bıraktığımız arabamız iki yılda bozulduğu için babam kamyon kiraladı. Biz artık 5 kişiydik dönüşte. Sonradan bize katılan anneannem Mukadder Hanım ve kardeşim Cemâl Ferhan. Uludere’den sonra babam Kandıra’ya tayin oldu. İlkokula Kandıra’da başladım sonrası geldi ve hayat beni bugünlere getirdi. Her şey için Allah’ıma şükran borçluyum. Dünü ve bugünü kıyaslayabileceğim o kadar zengin bir hayat sundu ki bana.
Uludere ailemin ve benim hayatımda önemlidir. Gezdiğimiz ve yaşadığımız pek çok yer gibi Uzunköprü, Sivas, Kağızman, Erzurum dolaştık durduk. Çok gezen mi çok yaşayan mı demişler ya… Sizce hangisi acaba?
İşte huzura kabule anılarla merhaba demek istedim.
İstedim ki, askerliğin koğuşta ifa edildiğini zannederek, “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diyenlerin düştükleri duruma biraz cevap olsun. Vatan söz konusu olduğunda, çoluk çocuk demeden yollara nasıl koyulduğumuzu görsünler. Şimdilik kalın sağlık ve güzellikle.
Sınır boylarında yurt savunmasında ki şehitlerimizin ruhu şad olsun. 
 
Gülgûn Feyman Budak / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

14.12.2011, 14.12.2010, 14.12.2009, 14.12.2008, 14.12.2007, 14.12.2006, 14.12.2005, 14.12.2004, 14.12.2003, 14.12.2002, 14.12.2001, 14.12.2000, 14.12.1999, 14.12.1998, 14.12.1997, 14.12.1996, 14.12.1995, 14.12.1994, 14.12.1993


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2022

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.