logo
10 NİSAN 2026

Bir depremzedenin silinmek bilmeyen anıları!

30.01.2020 00:00:00

Ömründe depremi hiç görmemiş ve yaşamamış birisi olarak art arda 2 depreme birden yakalanmak ve sonrasında daha nicelerini yaşamak...

Bu sarsıntılar sadece binaları mı yıkıyor zannediyorsunuz, en az binalardaki yıkım kadar kendisi veya bir yakını bu depremi yaşamış insanları da emin olun o kadar yıkıyor.

Ağır hasar almış bir binanın içinden çıktıktan sonra, önce kendi binanızdaki bütün komşuların, yaşlıların, hastaların, kadınların, çocukların dışarıda olup olmadığını merak ediyorsunuz. İletişim yok olmuş, civar köyler, civar şehirlerdeki yakınlarınızı merak edip endişe duyuyorsunuz.

Tarih 10 Ağustos 1999, saat 03.01, herkes uykuda.

Bizim bina önce alttan yukarıya doğru sallanmaya başladı. Daha önce böyle bir şeyi ne görmüş ne de yaşamıştım. Tabii hemen dışarıya çıkmak için hamle yapıyorsunuz. Antreye çıktığımda, yanımdakilerle beraber bir sağ duvara bir sol duvara çarpılıyorum. Hep beraber 'Kelime-i Tevhid' okuyoruz. Amacımız bir an önce binayı terk etmek. Biran durur gibi olup, yeniden vurmaya başlıyor sarsıntılar. Sonradan öğreniyoruz, tam 45 saniye sürmüş, merkez üssü Gölcük. Kandilli rasathanesine göre şiddeti 7.8. Derinliği 17 km ve tam 120 km'lik bir fay kırılmış.

Hemen yanı başımızda bir bina komple çökmüş, binada da tanıdıklarımız var. Meğer, araba galerisi yapmak için bazı kolonlar kesilmiş. Mehmetçik var, herkesten önce yıkık binanın üzerinde kurtarma köpekleriyle beraber. Yıkılan duvarlar ve molozları kaldırıyor. Bina yana doğru çöktüğü için malum hayat üçgenleri oluşmuş. Hafif yaralarla o binadaki herkesi dışarı çıkartıyoruz.

Sabah olduğunda her zamanki gibi işe gidiyorum. Cep telefonları çok yeni, ama işim gereği benim var. İş yerine gittiğimde olayın vahametini daha iyi anlıyorum. Bizim fabrikaya Türkiye'nin dört bir tarafından haber ulaşmış. Sakarya, Düzce, İzmit ve İstanbul'da çok büyük yıkımlar olduğu, çok fazla insanın öldüğü, ülke çapında yardım seferberliği yapıldığını öğreniyorum.

İlginçtir, köylerdeki neredeyse yüz yıllık çoğu ahşap bina hiç zarar görmemiş. O arada haber geliyor, eşimin dayısı Yarımca'da göçük altında kalmış. Hemen yola çıkıyoruz. Düzce, Sakarya ve İzmit'ten geçerken insanın içi sızlıyor. Her yer yıkılmış, göçük altlarında insanlar kalmış, yollar da yıkıldığı için 2 saatlik yolu 12 saatte zor gidebildik. Gördüğüm karşısında dizlerimin bağı çözülüyor, ağlamaya başlıyorum, koskoca bina sanki yerle bir olmuş. Görünen o ki o binadan canlı kimsenin çıkması  mümkün değil. Katları kaldırdıkça hiçbir canlıyla karşılaşmıyoruz. Kaç insan cesedi çıkartıldı bilemiyorum o gün. En alt kattan, kirişin altında kalmış, eşimin dayısının cesedini çıkarttık en son.

Günlerce göçük altında kalmış insanları çıkartmak için çalıştık çabaladık. Günler geçtikçe umutlar da tükeniyor. Artçı sarsıntılar günlerce geçmek bilmiyor. Her biri adeta depremi yeniden yaşatıyor.

Baki Bektaş Hoca

Deprem geçmiş, bizim evin bütün duvarları çatlamış hatta bazı duvarlardan dışarıyı izlemek mümkün. Baki Bektaş Hoca arıyor beni. "Evladım, ziyaretinize geleceğim diyor." Evime gelip bütün odaları tek tek gezdi rahmetli. Bu binanın çok ciddi sorunlu olduğunu, binayı terk etmemiz gerektiğini anlattı bana. Ama nereye gideceğiz, neredeyse bütün binalar aynı durumda.

Bu arada bana transfer teklifleri var ama hiç birine sıcak bakmıyordum. Artık böyle bir durumda kendime en yakın gördüğüm bir firmaya, teknik sorumlu olarak işe başladım.

87 gün sonra

Depremi tam da unutmaya başlamışken, 12 Kasım 1999 saat 18.57 Göynük'teki evim çatırdamaya başladı. Eşim hamile. Bolu'daki yakınlarımızdan haber alamıyoruz, hemen yola çıkıyoruz. Bolu'ya yaklaştıkça olayın vahametini daha iyi anlıyoruz. Dağlardaki taşlar yola inmiş. Bir önceki depremin hatıralarını yeniliyoruz. Bu sefer her ne kadar yakınlarımızdan kimseyi kaybetmemişsek de 710 can vefat ediyor, 2 bin 700 kişi de yaralanıyor. Günlerce Düzce'deki enkaz kaldırma çalışmalarına yardımcı oluyoruz. Yine bilindik, yaşanmışlıklar. Yukarıdaki yazdığım olaylar aynen cereyan ediyor. Anlatılacak çok şey var ama...

Ve 24 Ocak 2020

Trabzon Akçaabat'taki evim başlıyor yine sallanmaya. Saat 20.55. Merkez üssü Elazığ Sivrice olduğunu öğreniyoruz. Şiddeti 6.8 ve yine 41 can veriyoruz depremde. Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Yaşayanlara ve yakınlarına geçmiş olsun diyorum.

Üzerimize düşen her ne türlü görev varsa, Yüce Türk milletinin emrinde olduğumuzu bildirmek isterim. Günlerdir herkes her şeyi yazıyor, dillendiriyor. Sadece şunu söylemek istiyorum; 'Deprem öldürmez, tedbirsizlik öldürür.' 

Allah, milletimize tekrarını göstermesin.

 
Suat Hayri Sapmaz / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.