logo
08 AĞUSTOS 2026

'Biz de onların putlarını yıkacağız'

Trabzon'da gerçekleştirilen 'Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda konuşan tarihçi Emre Polat, "Atatürk büstlerine saldırılarda bulunanlar, 'puta tapıyorsunuz, biz de putları yıkıyoruz' diyorlar. Ancak en büyük puta tapıcıların kendileri olduğunun farkında bile değiller. Biz de onların putlarını tıpkı Atatürk gibi tek tek yıkacağız" dedi

05.09.2017 00:00:00
 
Trabzon'da yoğun bir katılımla gerçekleşen 'Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda tarihçi yazar Emre Polat bir konuşma yaptı. Çok önemli tespitlerin yer aldığı konuşmasını aynen yayınlıyoruz: 
Öncelikle saltanatın ne olduğunu anlatarak başlayalım. Saltanat Osmanoğulları ailesinin; kayıtsız şartsız, hiçbir liyakat ve ölçü dikkate alınmadan padişahlığı babadan oğula geçirdiği sistemin adıdır. 
Eski Türk geleneklerinde Kağan, Hakan kavramları hükümet etme biçimi olarak kendini gösterse de, Osmanlı'da durum özellikle İstanbul'un fethi ve öncesinde başlayan devletin her alanda etkilendiği Bizans tesiri ile padişahın devlet yönetmedeki sınırsız ve sonsuz yetkisiyle eski Türk töresinden de farklılaşmıştır. Özellikle padişaha biçilen dinî misyon, farklı dinî donelerle desteklenmiş, Yavuz ile beraber halifeliğin de dahil edilmesiyle bambaşka bir durum almıştır. 
Öyle ki, artık saltanat ve hilafet birbirinden ayrılmaz tek bütün bir yapı haline getirilmiştir. Osmanoğlu ailesinden doğan her bir fert, diğer kardeş ve akrabalarını bir şekilde ortadan kaldırdıktan sonra hem halife, hem padişah oluveriyordu. Bu yapıda tebaanın ne düşündüğünün ve ne durumda olduğunun hiçbir önemi yoktu. Ancak tebaa da padişaha, yani saltanat ve hilafet sistemine körü körüne ve dinî kaynaklardan beslenen bir biat durumu sözkonusu idi. 
Bu yapının  günümüze ve özellikle de Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına bıraktığı etki de, hem saltanatı hem de padişahı bir tabu haline getiren ve millet vasfı olmayan bir yapı olarak tezahür etmiştir.
Tam bu noktada şu hususun altını çizmek gerekiyor: Dikkat edilirse son günlerde iyice hız kazanan Atatürk büstlerine yapılan saldırılarda kullanılan ifadeler tek bir ağızdan çıkmış gibi. Hepsi, "puta tapıyorsunuz, biz de putları yıkıyoruz" diyorlar.
Ancak en büyük puta tapıcıların kendileri olduğunun farkında bile değiller. Şimdi biz de onların putlarını bir bir ortaya koyup, tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi tek tek yıkacağız.
Saltanat putu
Mustafa Kemal düşmanlarının en temel özelliklerinden bir tanesi de padişahlığı ve özellikle de saltanat sistemini bir put olarak görmeleridir. Onlara göre saltanat müessesesi dinî bir müessese ve asla dokunulmaması gereken bir tabudur. İslam'ın ana kurallarından daha sıkı bağlı oldukları bu putun, bir ailenin 600 yıllık tasallut rejimi olduğunun farkında bile değiller.
İşte bu yüzden Mustafa Kemal Atatürk'ün 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırarak yıktığı put ile Peygamber Efendimizin Kâbe'deki putları yıkması arasında hiçbir fark yoktur. 
Birileri saltanatı din olarak putlaştırırken, Mustafa Kemal ile birlikte saltanatın Osmanoğulları ailesinin Türk milletinin üzerine basarak yükselip 600 yıl boyunca Türk milletini baskıladığı, onu köle ve asker olarak kullandığı ve hiçbir zaman devletin bırakın asıl sahibi olmayı, eşit vatandaşı olarak bile kabul etmediği sistemin ta kendisi olduğu gerçeğini bu millet görmüş oldu. 
Tam bu noktada Mustafa Kemal'in saltanatın kaldırılması tartışmalarının yapıldığı süreçte, tartışmaların gereksiz uzaması üzerine yaptığı şu tarihî konuşmayı aktarmamız gerekiyor: 
"Efendiler hakimiyet ve saltanat kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye görüşmeyle tartışmayla verilmez. Hakimiyet ve saltanat kuvvetle kudretle zorla alınır. Osmanoğulları Türk milletinin hakimiyet ve saltanatını zorla el koymuşlardır. Bu haksız durumu altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk milleti bunlara hadlerini bildirerek hakimiyet ve saltanata isyan ederek idareyi kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir. Konumuz millete saltanatı bırakmak ya da bırakmamak değildir. Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği ifade etmekten ibarettir. Bu derhal olacaktır. Burada toplananlar meclis ve herkes meseleyi olduğu gibi görürse doğru olur. Aksi takdirde, gerçek yine gerektiği şekilde belirtilecektir. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."
Saltanat putunu tek hamlede ve zerre tereddüt etmeden yıkan Mustafa Kemal'in bu kararlılığı konunun Türk milletinin geleceği açısından ifade ettiği önemi anlamamız için de mühimdir.
Baskılanan Türk milletinin tekrar eski özgüvenine kavuşması için yıllarca mücadele eden Mustafa Kemal'in hemen her konuşmasında Türk milleti vurgusu yapması, "Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir", "Bir Türk dünyaya bedel" ve "Ne mutlu Türküm diyene" demesi boşuna değildir. 
600 yıldır baskılana baskılana, ezile ezile, sömürüle sömürüle bütün özgüvenini kaybetmiş enkaz halindeki bir milletin üzerindeki ölü toprağını atıp yeniden bir millet teşkil etmek isteyen Gazi Mustafa Kemal, bu amacına ulaşmış ve Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuştur. 
Hünkâr Hacı Bektaş Veli nasıl 13. asırda Anadolu'daki Keldani, Yezdani, Süryani, Rum ve Ermenileri Ehl-i Beyt İslam'ı ile Türk ve Müslüman yani millet yaptıysa, Atatürk de Türk milletini 600 yıldır sokulduğu çukurdan çıkartıp yeniden millet yapmıştır.
Hilafet ve saltanatı birbirinden ayırdı
Mustafa Kemal Atatürk, ilk iş olarak yüzyıllardır bir arada putlaştırılan saltanat ve hilafeti birbirinden ayırdı ve 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı. Bunu yapmasındaki sebep, hilafet kurumunun hassasiyet ve önemini doğru kavraması ve Osmanlı'daki algının dinî olmaktan çok padişah yetkilerini sağlamlaştırmak olduğunun çok iyi farkında olmasıdır. Bu konuda Mustafa Kemal, özellikle Muaviye ile birlikte Emeviler döneminde İslam'ın ve hilafetin aldığı şeklin ne olduğunun çok ama çok iyi farkındadır. Birçok konuşmasında Emevi hilafet sisteminin ne olduğunu ortaya koyan Mustafa Kemal, Sakife'deki düzenin gerçek kodlarını da iyi bilmektedir. Bu konuda yaptığı şu açıklama oldukça önemlidir:
"Beyler! Gerçek ulema ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Ta ki Muaviye ile Hz. Ali karşı karşıya geldiler. Sıffin olayında Muaviye'nin askerleri Kur'an'ı mızraklarına diktiler ve Hz. Ali'nin ordusunda böylece kararsızlık ve zayıflık oluşturdular. İşte o zaman dine bozgunculuk ve Müslümanlar arasına nefret girdi. O zaman hak olan Kur'an haksızlığı kabule araç yapıldı. En zorba hükümdarlardan olan Muaviye'nin nasıl bir hile ile hilâfet sıfatını takındığını biliyorsunuz. Ondan sonra bütün istibdatçı hükümdarla hep dini alet edindiler. İstibdat ve ihtiraslarını desteklemek için hep ulema sınıfına başvurdular. Gerçek ulema, dini bütün alimler hiçbir zaman bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar."
Sakife'de kurulan hilafet sisteminin Emevilerle beraber tam anlamıyla dinî bir kurum olmaktan çok siyasî bir sistem olduğunu bilen Gazi, dönemin hassas dengelerini de gözeterek bu konuda itidalli açıklamalar yapmıştır. 
Bu itidal gereği Peygamber Efendimizin bir hadisine gönderme yapan Gazi Mustafa Kemal şunları söylemiştir: 
"Bildiğiniz gibi bir defa Peygamber'in kendisi demiştir ki: 'Benden otuz yıl sonra krallıklar olacak!' Bu bir hadistir. O halde hilâfet vardır, hilâfet olacaktır, hilâfet devam edecektir, demek Peygamber'in hadisine aykırı bir şeyin gerçekleşmesini istemek demektir. (?) Yani hilâfet demek bir hükümet demektir."
Tam bir stratejist ve deha
Mustafa Kemal, kurtuluş mücadelesini başlattığı 1919'dan hilafetin Meclis uhdesine bırakıldığı 1924 yılına kadar yaptığı konuşmalarda tam bir stratejist ve deha olarak davranmıştır. Bu noktada kongreler sürecinden önce, sonra ve saltanat ve hilafetin ayrılma ve ilga süreçlerinde yaptığı konuşmalar birbirinden farklı ve çelişkili gibi dursa da, aslında toplumun ölesiye bağlandığı bu prangalardan kurtulması noktasında adeta sarraf hassasiyetiyle davranmış ve bu süreci dahiyane bir şekilde yönetmiştir. Ancak hilafetle ilgili yaptığı birçok konuşmanın satır aralarında hilafetin İslam dünyasında Sakife süreciyle ne şekilde alındığı ve Peygamberin muradının gerçekleşmediğini vurgulamıştır. Mesela Nutuk'ta hilafet ile ilgili yaptığı konuşmanın şu kısmı oldukça anlamlıdır:
"Hakikaten emr-i hilâfet milel-i İslâmiye'ce en büyük bir maslahattır."
Yani Mustafa Kemal Atatürk, Sakife'de oluşturulan maslahat düzeninin çok ama çok iyi bilincindedir.
Saltanatı kaldırdıktan sonra hilafete 16 ay daha dokunmayıp sabretmesi bile konuya dair kafasındaki planları anlamamız için yeterlidir. Mustafa Kemal, hilafetin bir danışma meclisi olarak kalmasından yanadır ancak bir taraftan da bu müessesenin başta İngilizler olmak üzere nasıl istismar edildiğini de çok iyi bilmektedir. Öyle ki, Hindistan ve İslam coğrafyasında bulunan yetkililerin, "Paşam İslam dünyası sizi halife olarak görmek istiyor" çağrıları karşısında rahatlıkla o makama oturabilecekken bunu reddetmiştir. Çünkü Mustafa Kemal, hem o makamın Peygamber Efendimizin muradından çok farklı bir noktada olduğunun farkındaydı, hem de istismara açık bir yapı olduğunu çok iyi tartıyordu.
Mustafa Kemal, o dönemde saltanat ve hilafet makamını işgal eden Vahdettin'in ihaneti üzerinden yaptığı şu tespit de önemlidir:
"Türkiye devletinin geleceğine son veren, Türkiye halkının hayatını namusunu, şerefini yok eden, Türkiye'nin idam kararını ayağa kalkarak ve bütün varlığıyla kabul etmek yeteneğinde kim olabilir? Yazık ki bu milletin hükümdar diye, sultan diye, padişah diye, halife diye başında bulunduğu Vahdettin... Vahdettin bu alçak hareketleriyle yalnız kendinin layık olduğu bir davranışı kabul etmiş olmaktan başka, hiçbir şey yapmış olmadı. O bu hareketiyle kendini öldürdü ve temsil ettiği yönetim şeklinin yok olmasını gerekli kıldı.
Şimdi hilâfetin görev ve yetkisinden söz edenlere göre Müslümanların halifesinin görevi nedir? Soruyorum: Bu İslâm âlemini kurtarmak değil mi? Bu Müslümanların hilâfetinin kapsadığı çemberde bir Türkiye devleti vardır, bir İran devleti vardır, bir Afgan devleti vardır ve yetmiş milyonluk bir Hindistan İslâm kitlesi vardır. Mısır vardır, Fas vardır vs. Bunların hepsini, halifenin hilâfet görevini, bilinen kitaplarda açıklandığı gibi kabul ettiğimize göre kurtarmak gerekir. Kurtarabilmek için de güç gerekir. Para ve nüfuz gerekir, kim diyebilir ki bunun için Türkiye devleti ve Türkiye devletini oluşturan Anadolu'nun sekiz milyon halkı halifenin emrine tâbidir. Kim diyebilir ki buyurun efendim işte Türkiye'nin sekiz milyon fakir halkı, dünyayı yenin ve İslâm âlemini koruyun!
Ben sorarım millete! Buna razı mıdır? Bunu yapmaya muktedir midir? Yapabilir mi? Bu zavallı millet bu kadar büyük bir sorumluluğu, bu kadar büyük bir görevi üstlenebilir mi?
Beyler! Milletimiz, asırlarca bu bakış noktasından hareket ettirildi fakat ne oldu. Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Sonunda oralardan kovuldu. Kovuldu ve bugün sekiz milyona indi. Yemen çöllerinde kovulup yok olan Anadolu çocuklarının sayısını biliyor musunuz? Suriye'yi, Irak'ı korumak için Mısır'da barınabilmek için Afrika'da tutunabilmek için, Viyana kapılarına kadar fetihler yapabilmek için ne kadar insan telef oldu bunu biliyor musunuz? Sonuç ne oldu görüyor musunuz?
Beyler! Yeni Türkiye'nin ve yeni Türk halkının artık kendi hayat ve mutluluğundan başka düşünecek bir şeyi yoktur. Başkalarına verecek bir zerresi kalmamıştır, artık veremez!
O halde kesinlikle ifade ediyorum: Halife Müslümanların halifesidir ve Türkiye İslâm âlemi içinde bir parçadır. Öyleyse halifenin olması gerekli yetki ve görevi varsa, onun sorumluluğunu yalnız, henüz kendi hayat ve bağımsızlığını kurtarmaya çalışan bu küçük Türkiye'ye yüklemeye Allah da razı değildir."
Atatürk'ün hilafet makamına bakışı
Mustafa Kemal Atatürk, bu açıklamaları yaptıktan sonra, adeta 90 yıl önceden bugünleri okuyarak, o gün için sadece üç olan İslam devleti sayısının bugünkü sayılara geleceğini öngörerek halifeyi, bağımsızlıklarını almış olacak İslâm devletlerinin seçmesi gerektiği üzerinde durur ve şu görüşlere yer verir:
"Şimdi beyler! Nazariye olarak bir husus tasvir edeyim. Herhangi bir gün Avrupa'da, Asya'da, Afrika'da vs. kıtalarında İslâm toplumlarının tümü, boyunlarındaki zincirlerini kırıp da bağımsız olurlarsa işte o zaman isterlerse ilmin, fennin ve çağın gereklerine uygun bir şekilde birleşme noktaları bulabilirler. Çünkü her devletin, her sosyal toplumun birbirinden isteyeceği birtakım menfaatleri olabilir. O halde, bu karşılıklı menfaatleri sağlar tarzda birtakım itilaf şartları bulunabilir. Bu öngörülen, bağımsız İslâm devletlerinin yetkili delegeleri bir araya gelip, bir kongre yaparlar ve derlerse ki; Türkiye ile İran arasında, İran ve Afgan arasında Mısır ile Hind arasında şu ya da bu arasında veya bütün bunlar arasında şu veya bu ilişkiler oluşmuştur.
Bu ortak ilişkileri korumak için bu ortak ilişkilerin içerdiği şartlar içerisinde hareketi sağlamak için bütün İslâm devletlerinin delegelerinden oluşan bir şûra oluşturulacaktır ve o şûranın bir başkanlık makamı olacaktır. İşte o makama seçilecek kişi Müslümanların halifesi olacak olan kişidir.
Beyler! Ancak böyle bir şekil düşünülebilir. Yoksa herhangi bir devletin bir kişiye bütün İslâm dünyası işlerini yönetip yürütme yetkisi vermesi akıl ve mantığın hiçbir vakit kabul edemeyeceği ve gerçekte hiçbir vakit hiç kimse tarafından kabul edilmemiş olan şeydir. Gerçek bundan ibarettir." 
Mustafa Kemal'in halifeliği toptan kaldırmayıp, Meclis uhdesine tevdi etmesinin temel sebebi bu bakış açısıdır. Hatta ömrünün son yıllarında  Bağdat ve Sadabad paktlarını organize ederek bu amaca doğru ilerlemeye çalışmıştır. 
Mustafa Kemal'in bu açıklamaları hem tarihi realiteyi hem de  o günün ve geleceğin fotoğrafını detaylı bir şekilde ortaya koymakta ve ayrıca bir yoruma gerek bırakmamaktadır. 
Bütün bu sebeplerden ortaya çıkan tek ama tek bir sonuç vardır:
1923'te kurulan Cumhuriyet, bu milletin altı yüz yıllık esaretinin son bulduğu tarihtir. Cumhuriyet, bu milletin; köle olmaktan, kul olmaktan, Ermeni, Yahudi, Rumlardan müteşekkil saray korumasındaki sair unsurların tasallutundan kurtulduğu tarihtir. Cumhuriyet, bu milletin Hacı Bektaş Veli döneminde bıraktığı kuruluş kodlarına yeniden döndüğü tarihtir. Cumhuriyet, bu milletin padişah, halife, saltanat diye putlaştırılan putlara köle olmaktan kurtulduğu tarihtir. Cumhuriyet, bu milletin, din diye kendisine yutturulan Emevi dininden Ehl-i Beyt İslam'ına döndüğü tarihtir.
İşte bu yüzden Prof. Dr. Haydar Baş ne diyor: "Atatürk demek millet demektir, Atatürk demek devlet demektir, Atatürk demek bağımsızlık demektir, Atatürk demek bu milletin inancı demektir, Atatürk demek Ehl-i Beyt demektir, Atatürk demek vatan demektir." OKAN EGESEL

Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü


 
 
Afyonkarahisar'da Kütahyalılar firmasına ait yolcu otobüsü kamyonete çarptı, 1 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

08.08.2026 13:09:00 / Güncelleme: 08.08.2026 13:21:20
AA
 
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü

Afyonkarahisar'da yolcu otobüsünün kamyonete çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı. Kütahyalılar firmasına ait, Z.Y. yönetimindeki 43 KP 338 plakalı yolcu otobüsü, Afyonkarahisar-Antalya kara yolu Sinanpaşa ilçesine bağlı Akören beldesi yakınlarında, H.S. idaresindeki 06 BFV 460 plakalı kamyonete arkadan çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi.



Kamyoneti bariyerlerin ötesine fırlattı

Bariyerlere çarpan kamyonetin sürücüsü H.S'nin olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kamyonette bulunan 1 kişi ile otobüsteki 14 kişi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

Şiddetli karın ağrısına dikkat!


 
 
Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.

08.08.2026 06:49:00
Murat Çorbacı
 
Şiddetli karın ağrısına dikkat!
Şiddetli karın ağrısına dikkat!

Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde 'akut kolesistit' olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Ne zaman harekete geçmeli

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, "Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır" dedi. Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ.


Kadınlarda daha sık görülüyor

Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.

Yağlı yemekler azdırıyor

Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Adalet Komisyonu önünde gerginlik

Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" düzenlemesi olarak bilinen 12 maddelik kanun teklifinin görüşmeleri olaylı başladı. Toplantı salonunun kapısında İYİ Partili vekiller ile AK Partili üyeler arasında salonun küçüklüğü ve kapıların açılmaması nedeniyle sert tartışmalar yaşandı

07.08.2026 17:20:00
Haber Merkezi
 
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), tarihi adımlardan biri olarak nitelendirilen "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki çerçevesini belirleyecek yasa teklifi için kritik bir viraja girdi.

Resmi adı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" olan 12 maddelik düzenleme, bugün saat 15.30 itibarıyla TBMM Adalet Komisyonu'nda masaya yatırıldı. Ancak görüşmeler öncesinde komisyon salonunun girişinde tansiyon yükseldi.

Kapıda "salon" kavgası: İYİ Partili vekiller tepki gösterdi

Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanacak kurul öncesinde, salon kapısının geç açılması ve toplantının fiziki olarak yetersiz, küçük bir salonda yapılması muhalefetin tepkisini çekti.

TBMM Adalet Komisyonu salonu önünde bekleyen İYİ Parti milletvekilleri ile AK Parti milletvekilleri arasında sert sözlü tartışmalar yaşandı. İYİ Partili vekiller, böylesine kritik bir kanun teklifinin kamuoyundan ve milletvekillerinden kaçırılarak dar alanlarda müzakere edilmek istendiğini öne sürdü. Gerginliğin ardından komisyon, tartışmaların gölgesinde ilk oturumuna başladı.

Komisyon başkanı yüksel: "Bir af düzenlemesi değil"

Gergin başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel, düzenlemenin içeriğine dair net mesajlar verdi. Söz konusu teklifin kesinlikle bir genel af niteliği taşımadığını vurgulayan Yüksel, "Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın sürelik kanayan yarasını sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Tarihi bir sorumluluğu yerine getiriyoruz" ifadelerini kullandı.

12 maddelik teklif neleri içeriyor?

Meclis Başkanlığına sunulan ve önümüzdeki hafta Genel Kurul'dan geçmesi planlanan teklifin öne çıkan hukuki detayları şunlar:

MGK Şartı ve 6 Aylık Süre: Düzenlemenin hayata geçmesi için Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) terör örgütünün fiilen lağvedildiğini ve silah bıraktığını Resmi Gazete'de ilan etmesi gerekiyor. Bu ilanın ardından örgüt mensuplarına adli makamlara başvurmaları için 6 aylık süre tanınacak.

Ceza Ertelemeleri: Silah bırakma şartına uyanların; örgüt üyeliği, yardım ve propaganda gibi suçlardan aldıkları cezalar belirli sürelerle ertelenecek. 15 yıl altı hapis cezaları için 5 yıl, 15 yıl üzeri cezalar için 10 yıl infaz erteleme uygulanacak.

Hak Yoksunluğu Kontrolü: Cezası ertelenen kişilere erteleme süresine göre 2 ya da 3 yıl boyunca seçme ve seçilme gibi hak yoksunlukları uygulanacak. Süreç içinde yeni bir terör suçu işlenirse erteleme kararı düşecek ve infaz kaldığı yerden devam edecek.

Öcalan ve Yönetim Kadrosu Kapsam Dışı: Düzenlemede 1 Haziran 2005 öncesindeki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları ile kasten adam öldürme gibi ağır suçlar tamamen kapsam dışı bırakıldı. Böylece teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Kandil'deki tepe yöneticilerin yasadan yararlanmasının hukuken önüne geçildi.

Komisyondaki görüşmelerin hızla tamamlanarak kanun teklifinin önümüzdeki hafta Genel Kurul'a indirilmesi ve yasalaşması bekleniyor.

"Terörsüz Türkiye" sürecinde bugüne nasıl gelindi?

1 Ekim 2025 – İlk Sinyal: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşarak yeni bir sürecin kapısını araladı.

22 Ekim 2025 – Tarihi Çağrı: Devlet Bahçeli, parti grup toplantısında teröristbaşı Abdullah Öcalan'a hitaben, örgütü tasfiye ettiğini ve silah bıraktığını haykırması şartıyla "Umut Hakkı" kullanımı dahil yasal düzenlemelerin yapılabileceği tarihi çağrısını gerçekleştirdi.

Ekim - Aralık 2025 – Siyasi Trafik: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli'nin çağrısına tam destek verdiğini açıkladı. AK Parti, MHP ve DEM Parti hukukçuları arkada yasal zemin oluşturmak için teknik çalışmalara başladı.

Bahar 2026 – Bölgesel Görüşmeler: Sınır ötesindeki gelişmeler ve Türkiye'nin diplomatik adımları doğrultusunda terör örgütünün tasfiye sürecine yönelik uluslararası ve bölgesel istişareler yürütüldü.

5 Ağustos 2026 – Teklif Meclis'te: AK Parti, MHP ve DEM Parti gruplarından 360 milletvekilinin ortak imzasıyla hazırlanan 12 maddelik yasa teklifi resmi olarak TBMM Başkanlığına sunuldu.

7 Ağustos 2026 (Bugün) – Komisyonda İlk Oturum: Teklif, TBMM Adalet Komisyonu'nda muhalefet partilerinin fiziki alan yetersizliği protestoları ve sert tartışmalar eşliğinde ilk kez görüşülmeye başlandı.

Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan şüpheli hakkında "konutunu terk etmemek" şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulandı

07.08.2026 17:02:00 / Güncelleme: 07.08.2026 17:07:18
Anadolu Ajansı
 
Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi
Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, 5 Ağustos'ta avukatı aracılığıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu şikayet dilekçesinde, X sosyal medya platformunda "2007 Hakan Safi" isimli, 20 üyeden oluşan bir sohbet grubu kurulduğunu, gruba üye hesap kullanıcılarının kendisi ve 18 yaşından küçük kızına yönelik sistematik bir şekilde "kişisel verileri hukuka aykırı olarak yayma", "tehdit" ve "hakaret" içerikli paylaşımlarda bulunduğunu iddia etti.

Şikayet üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, söz konusu sosyal medya hesaplarının tespiti için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan çalışma kapsamında şüpheli Cengiz Y. gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan zanlı, Bakırköy Adliyesine sevk edildi.

Sevk yazısında "mağdurun ismi ve fotoğrafının kişisel veri kapsamında olduğu" değerlendirmesi

Burada savcılığa çıkarılan zanlı, "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak" suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Savcılığın sevk yazısında, somut olayda mağdurun ismi ve fotoğrafının kişisel veri kapsamında olduğu, eylemin hukuka aykırı olarak ve mağdurun rızası dışında gerçekleştirildiği belirtildi.

Yazıda, şüphelinin, mağdura yönelik "kişisel verileri hukuka aykırı olarak yaymak" suçunu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen ceza miktarı ile olayın oluş şekli de dikkate alınarak tutuklanmasına karar verilmesi talep edildi.

Sulh ceza hakimliği, şüpheli Cengiz Y. hakkında "konutunu terk etmemek" şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verdi.

KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı aşısının çalışmalarında ilk fazın tamamlanmak üzere olduğunu söyleyerek, "Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz" dedi

07.08.2026 14:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
ERÜ bünyesinde çalışmalarına devam eden ve Turkovac'ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. KKKA aşısı için çalışmalarını sürdüren ekip, aşıda ilk faz çalışmalarını tamamlamak üzere. Çalışmalar hakkında bilgiler veren ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, çalışmaların sürdüğü laboratuvarın daha kapsamlı bir hale geleceğini söyleyerek, "Çok büyük bir laboratuvara kavuşuyoruz.

Bu alanda stratejik araştırmalar yapabileceğimiz kapsamlı bir laboratuvar imkanının olması bizim için önemli. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu laboratuvar imkanına sahip olabilmemiz sadece Kayseri için değil, ülkemiz ve tüm insanlık için de stratejik bir öneme sahip. Laboratuvarımızın da yıl sonu itibarıyla hazırlıklarımız bitmek üzere. İnşaatımız tamamlandı. Laboratuvarın teknik cihazlar anlamında son bağlantıları devam etmekte" dedi.

"Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz"

Çalışmalarına devam edilen KKKA aşısı hakkında bilgiler veren Altun, "Aykut Özdarendeli hocamız çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle çalışmalarına Kırım Kongo Kanamalı Virüslü ateşli hastalığı dediğimiz kene ısırmasının sebep olduğu rahatsızlıkla ilgili aşı çalışmalarına devam ediyor. Birinci fazla ilgili ciddi mesafe almış durumdayız. Burada biz elimizden geldiği kadar bu aşı süreçlerini yönetirken de ulusal ve uluslararası boyutta bunun kabul edilmesi bizim için esastır.

Biz hocamıza o süreçlerini de kolaylaştırmak için destek oluyoruz. Yaz aylarına başladığımızda hep gündemimize gelen bir rahatsızlık süreci olarak durmakta ama biz bu konularda Sağlık Bakanlığımızla ve Sağlık Müdürlüğümüzle koordineli bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Benim tahminim birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisinde olduğumuzu söylemek istiyorum" diye konuştu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
 

07.08.2026 11:06:00
AA
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 17 Eylül'de "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması" imzalamıştı.

Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede

Avcılar Belediyesine yönelik "ihaleye fesat karıştırma" soruşturması kapsamında İstanbul merkezli 4 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 12 zanlı Küçükçekmece Adliyesi'ne sevk edildi

07.08.2026 09:04:00
AA
 
Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede
Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca, Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün 2022 yılında "Avcılar İlçesi Asfalt İmalatları" ihalesinde kamu kurumlarından yaklaşık maliyet araştırması yapmaksızın yüksek teklif alarak ihalenin maliyetini yükselttiğinin belirlenmesi üzerine "ihaleye fesat karıştırma" suçundan başlatılan soruşturma devam ediyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından Küçükçekmece Adliyesi'ne sevk edildi.

Ne olmuştu?

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "ihaleye fesat karıştırma" suçundan yürütülen soruşturma kapsamında Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün 2022 yılında "Avcılar İlçesi Asfalt İmalatları" ihalesinde kamu kurumlarından yaklaşık maliyet araştırması yapmaksızın yüksek teklif alarak ihalenin maliyetini yükselttiği belirlenmişti.

Kamu zararının oluşmasına yol açtıkları gerekçesiyle 14 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.

İstanbul, Ankara, Balıkesir ve Bitlis'te düzenlenen eş zamanlı operasyonda 12 şüpheli yakalanmıştı.

Hakkında gözaltı kararı verilen bir şüphelinin sağlık sorunları sebebiyle hastanede tedavi gördüğü, bir zanlının ise başka bir suçtan cezaevinde olduğu öğrenilmişti.

Hakkında gözaltı kararı verilen 14 isim şu şekilde:

"Yaklaşık Maliyet Komisyonu ve İhale Komisyonu Başkanı Seçkin Özcan, Yaklaşık Maliyet Komisyonu üyesi İsmail Kurtuluş, Yaklaşık Maliyet Komisyonu ve İhale Komisyonu üyesi Salman Kalmaz, Fen İşleri Müdürü ve ihale yetkilisi Nevzat Yalçın, İhale Komisyonu üyeleri Dursun Yavuz, Kemal Baki, Kemal Kenar, bazı inşaat ve asfalt firması yetkilileri Gülay Güneş, Burak Güneş, Furkan Karaca, Behçet Hırdar, Celal Hırdar, Mustafa Timur ve Yüksel Kırıcı."
 

Gazi Meclis’in kapısında utanç barikatı

Ankara Güvenpark'ta 25 gündür oturma eylemi yapan ve rütbeli personelle eşit özlük hakları talebiyle açlık grevinde olan malul er gaziler ile şehit yakınları, davet edildikleri TBMM kapısında polis barikatıyla durduruldu. Muhalefet milletvekillerinin araya girmesi ve kapıda yaşanan büyük arbedenin ardından Meclis'e girebilen gaziler, bu kez de Milli Savunma Komisyonu salonuna sokulmadı. İYİ Parti Milletvekili Selçuk Türkoğlu, kürsüye gazi proteziyle çıkarak Komisyon Başkanı Hulusi Akar'ı istifaya davet ederken, haksızlıkların giderilmesi için sunulan muhalefet önergesi AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi

06.08.2026 19:30:00
Haber Merkezi
 
Gazi Meclis’in kapısında utanç barikatı
Gazi Meclis’in kapısında utanç barikatı
Ankara Güvenpark'ta haftalardır sürdürdükleri adalet nöbetini son 5 gündür açlık grevine dönüştüren er statüsündeki terör malulü gaziler ve er şehit aileleri, kendileriyle ilgili kanun teklifini yerinde takip etmek üzere İYİ Parti heyetinin resmi davetiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) geldi. Ancak Meclis dikmen ve çankaya kapılarında adeta bir güvenlik ablukasıyla karşılaştılar.

Giriş kartları basılmasına rağmen emniyet güçleri ve meclis koruma amirliği tarafından içeriye alınmayan gazi ve şehit yakınları, uzun süre kapıda bekletildi. Duruma müdahale etmek için nizamiye kapısına koşan muhalefet milletvekilleri ile güvenlik güçleri arasında çok sert tartışmalar ve itişmeler yaşandı.

"Bölücüler içeri giriyor, biz neden dışarıdayız?"

Kapı önünde tekerlekli sandalyeleriyle ve bastonlarıyla barikatın açılmasını bekleyen gaziler duruma feryat etti. Sedyede ve protez bacaklarıyla bekleyen kahramanlar, kolluk kuvvetlerine seslenerek, "Bu Meclis'e bölücüler, hainler, sabıkalılar elini kolunu sallayarak giriyor! Biz bu vatan için uzuvlarımızı bıraktık, terörist değiliz! Bizi kendi Meclisimize niye almıyorsunuz?" sözleriyle isyan etti.

Yaşanan arbedeyi ve kapıdaki insanlık dramını engellemeye çalışan İYİ Parti Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş, gazilerin hıçkırıklarını duyduktan sonra kameralar önünde gözyaşlarına boğuldu. Muhalefet milletvekillerinin fiziki olarak kapılarda etten duvar örmesi ve kameraların kayda girmesiyle oluşan toplumsal baskı sonucu, kapıdaki barikatlar yaklaşık 1,5 saat sonra gevşetildi ve gaziler feryatlar eşliğinde Meclis bahçesine giriş yaptı.

Komisyon salonunda ikinci şok: İzleyici yasağı!

Bahçeyi aşarak ana binaya giren gazi dernek başkanları ve malul gaziler, bu kez de kendilerini doğrudan ilgilendiren yasa teklifinin görüşüldüğü TBMM Milli Savunma Komisyonu salonunun kapısında durduruldu. Komisyon Başkanı Hulusi Akar'ın talimatıyla, "Salonda yer olmadığı ve güvenlik gerekçesi" öne sürülerek gazilerin komisyon görüşmelerini izleyici locasından takip etmesi tamamen yasaklandı.

Komisyon salonunda tansiyon tavan yaparken, içeriye alınmayan gazilerin sesi Meclis Genel Kurulu kürsüsüne taşındı. İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, kürsüye Güvenpark'taki gazilerden aldığı gerçek bir "gazi protez bacağı" ile çıktı. Kürsüden protez bacağı kaldırarak iktidar sıralarına gösteren Türkoğlu, sert bir tonda şu ifadeleri kullandı:

"Sayın gazilerimiz, dernek başkanlarımız, şehit ailelerimiz; Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, bizler adına sizlerden özür diliyorum. Bu memlekette bölücünün, hainin itibar gördüğü bu Meclis'te, gazilerimizin kendileriyle ilgili komisyon toplantısına izleyici olarak bile alınmasını yasaklayan Komisyon Başkanı Hulusi Akar, yazıklar olsun sana! İstifa et! İstifa et! İstifa et!"

Önerge AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi

İçeride bu kriz yaşanırken muhalefet partileri, Güvenpark'taki er gazilerin talebi olan "Rütbeli personel ile er/erbaş vazife malulleri arasındaki maaş, protez kalitesi ve özlük haklarının tamamen eşitlenmesi" yönünde komisyona bir kanun araştırma ve düzeltme önergesi sundu. Ancak bu önerge, salondaki hararetli tartışmaların ardından AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Komisyonda kabul edilen mevcut 12 maddelik yasa teklifinde, 15 Temmuz'da yaralanan ancak gazi sayılmayanlara aylık bağlanması ve şehit anne-babalarına asgari ücret tabanı gibi iyileştirmeler yer alsa da; Güvenpark'ta açlık grevi yapan terörle mücadele malulü erlerin "Emsal Rütbe Maaşı" ve sağlık imkanlarında eşitlik talebi taslağa dahil edilmedi.

Hulusi Akar: "Gönül çok şey istiyor ama kısıtlar var"

Komisyonun ardından basına açıklamalarda bulunan TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ise kapıdaki engellemelere değinmeden taslağı savundu. Devletin imkanları ölçüsünde en iyi düzenlemeyi yapmaya çalıştıklarını belirten Akar, "Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin hakkını korumak için gece gündüz gayret gösteriyoruz. Memleketimizin, milletimizin imkanları nispetinde bu adımları atıyoruz. Gönül çok şeyler istiyor fakat belli bir noktadan sonra bazı mali kısıtlar bizleri durduruyor. Ama biz burada durmayacağız, çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Komisyondan bu haliyle geçen yasa teklifinin önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu'na gelmesi beklenirken, dışarıda bekleyen gaziler teklif bu haliyle yasalaşırsa açlık grevini ölüm orucuna çevireceklerini ilan ettiler.

Güvenpark'ta direniş 25. günde

Ankara Güvenpark'ta rütbeli personelle eşit özlük ve sosyal haklar talebiyle 25 gündür oturma eylemi yapan ve son 5 gündür açlık grevini sürdüren er/erbaş şehit yakınları ile malul gazileri, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ziyaret etti. Meclis gündemindeki "Çerçeve Yasa" tartışmalarının gölgesinde konuşan Özel, "Herkes 'Ben bu düzenlemelerden razıyım' diyene kadar arkanızdayız. Gözünüze bakamayacağımız hiçbir işin içinde olmayız" dedi. Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu ise "Eğer bu yasada bizi ağlatırsanız size hakkımızı helal etmiyoruz" diyerek siyasi iradeye sert bir rest çekti

06.08.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Türkiye'nin 81 ilinden Ankara'ya gelerek Güvenpark'ta toplanan er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin hak arayışı kararlılıkla devam ediyor. Rütbeli personelle aralarındaki maaş, sağlık hakları, protez kalitesi ve sosyal imkan adaletsizliklerine karşı 13 Temmuz'dan bu yana oturma eylemi yapan kitle, seslerini duyurabilmek amacıyla 4 Ağustos itibarıyla açlık grevi başlattı. Siyasi partilerin yoğun ziyaret gerçekleştirdiği alana gelen son isim, kısa süre önce CHP'den ayrılarak yeni bir siyasi hareket başlatan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel oldu.


Özgür Özel: "Sorunlar çözülüyormuş gibi yapılması samimiyetsiz"


Güvenpark'taki eylem alanında gazilerin ve şehit ailelerinin alkışlarıyla karşılanan YENİ Parti lideri Özgür Özel, hükümetin Meclis komisyonuna getirdiği yasal düzenlemeleri sert bir dille eleştirdi. Yapılan hamlelerin bir göz boyamadan ibaret olduğunu savunan Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Bugün burada 25 gün sonra bir kez daha birlikteyiz. Eylemin ilk başladığı gün, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş Genel Başkanı olarak son ziyaretimi buraya gerçekleştirmiştim. Bugün ise YENİ Parti Genel Başkanı olarak yanınızdayım. 25 gün boyunca o kararlılığın gereğini yaptınız, beş gündür de açlık greviyle tepkinizi en üst düzeye çıkardınız. Biz sonuna kadar, siz sonuç alana kadar, hakkınız teslim edilene kadar yanınızdayız. Meclis komisyonunda sanki gazilerin ve şehit ailelerinin sorunları çözülüyormuş gibi bir izlenim yaratılmasını samimiyetsiz buluyoruz. Getirilen teklifler sizin taleplerinizi ve beklentilerinizi hiçbir şekilde karşılamıyor."


"Biz gözünüze bakamayacağımız işlerin içinde olmayız"


Konuşmasında Meclis Başkanlığına sunulan ve kamuoyunda büyük tartışma yaratan yeni "Çerçeve Yasa" sürecine de değinen Özel, partisi üzerinde kurulan siyasi baskılara rağmen taviz vermeyeceklerini açıkladı. Hukukçularla birlikte metin üzerinde sabaha kadar çalıştıklarını aktaran Özel, duruşunu şu sözlerle özetledi:

"Biz zor günlerden geçiyoruz. Seçilmiş kadrolarımızın darbe niteliğinde adımlarla uzaklaştırıldığı bir süreçte, bir yandan da Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik bir süreç yürütülüyor. Emin olun meseleyi ve tüm hassasiyetleri en az sizin kadar yakından takip ediyoruz. İlk gün nerede duruyorsak bugün de tam olarak aynı noktadayız. Bizler şehit ailelerinin yanına varamayacağımız, gözlerinin içine bakamayacağımız hiçbir gizli ya da yanlış işin içinde olmayız. Türkiye'de terörün bitmesi, silahların tamamen susması, tek bir silahın dahi terör örgütünün elinde kalmaması ve bir daha hiçbir ocağa ateş düşmemesi için demokratik zeminde adımlar atılmasını sonuna kadar savunuyoruz."

Özel ayrıca, Türkiye genelinde hak mağduriyeti yaşayan er gazi ve şehit yakını sayısının yaklaşık 5 bin 500 kişi olduğunu belirterek, "Madem artık terör olmayacak, madem artık kan akmayacak; o halde bu vatan uğruna kolunu, bacağını, gözünü, canını vermiş bu insanlara haklarını teslim etmek devlet için hiçbir maddi yük değildir. El insaf diyerek Meclis çatısı altında sesiniz olmaya devam edeceğiz" vurgusunu yaptı.


Erdem Çerçioğlu: "Eğer bizi ağlatırsanız hakkımızı helal etmiyoruz"


Özgür Özel'in ardından söz alan Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu, siyasi partilerin getirdiği alternatif tekliflerin ve hükümetin sunduğu paketlerin mevcut yaraları sarmadığını ifade etti. Çerçioğlu, Meclis'te grubu bulunan tüm milletvekillerine doğrudan seslendiği konuşmasında şu ifadelerle isyan etti:

"Biz Cumhur İttifakı'nın meclise sunduğu kanun teklifini de komisyondaki mevcut yaklaşımları da kabul etmiyoruz. Bizim derdimiz paradan ziyade adaletle ilgilidir, rütbeli personel ile aramızdaki emsal özlük haklarımızın eşitlenmesi mücadelesidir. Er Şehit Aileleri ve Er Gaziler Platformu olarak açlık grevimize kararlılıkla devam edeceğiz. Buradan Meclis'teki tüm siyasilere açıkça haykırıyorum: Eğer bu hazırlanan çerçeve yasada şehit ailelerini ve gazileri bir kez daha boynu bükük bırakır, bizi ağlatırsanız, size de bu devlete de hakkımızı helal etmiyoruz!"

Haber kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, Güvenpark'taki çadırlarda nöbetleşe devam eden açlık grevi eylemine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da daha önce destek ziyaretlerinde bulunarak meclis zemininde hakların savunulacağı sözünü vermişlerdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.