logo
07 MAYIS 2026

Bolu'da öğrenciler Türk bayrağıyla caddede yürüdü

Bolu'da, yaklaşık 500 öğrenci 200 metrelik Türk bayrağıyla yürüyüş gerçekleştirdi

20.04.2026 12:25:00
İhlas Haber Ajansı
Bolu'da öğrenciler Türk bayrağıyla caddede yürüdü
Bolu'da öğrenciler Türk bayrağıyla caddede yürüdü
Bolu'da, okullarda yaşanan saldırılara dikkat çekmek ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri kapsamında yaklaşık 500 öğrenci 200 metrelik Türk bayrağıyla yürüyüş gerçekleştirdi.






50. Yıl İzzet Baysal İlköğretim okulu öğrencileri anlamlı bir etkinlik düzenledi. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta gerçekleştirilen okul saldırılarına dikkat çekmek ve 23 Nisan etkinlikleri kapsamında yaklaşık 500 öğrenci yürüyüş yaptı. 






200 metre uzunluğundaki Türk bayrağını 3. ve 4. Sınıf öğrencileri İzzet Baysal Caddesi boyunca taşıdı. Etkinliğe mehteran takımı da eşlik etti. 






Yürüyüşe öğrencilerin velileri de katılırken, çevredeki vatandaşlardan da destek geldi. Belediye önünden başlayan yürüyüş, 50. Yıl İzzet Baysal İlköğretim Okulu'nda sona erdi.

Bülent Gezer'in cansız bedeni 4 ay sonra bulundu

31 Aralık 2025 günü meydana gelen çığ felaketinde kaybolan Bülent Gezer, aradan geçen 4 ayın ardından ekipler tarafından bulundu

05.05.2026 14:44:00
İhlas Haber Ajansı
Bülent Gezer'in cansız bedeni 4 ay sonra bulundu
Bülent Gezer'in cansız bedeni 4 ay sonra bulundu
Artvin'in Ardanuç ilçesinde 31 Aralık 2025 günü meydana gelen çığ felaketinde kaybolan Bülent Gezer, aradan geçen 4 ayın ardından ekipler tarafından çığ altından çıkarıldı.






Ardanuç ilçesine bağlı Zekeriya köyünde yürütülen arama kurtarma çalışmalarında yeri tespit edilen Gezer'in cansız bedeni, ekiplerin yoğun çalışması sonucu bulunduğu noktadan çıkarıldı. Zorlu arazi ve hava şartlarına rağmen sürdürülen çalışmalarda, çığ kütlesi altında kalan Gezer'e ulaşılmasının ardından dikkatli şekilde çıkarma işlemi gerçekleştirildi. Ekiplerin koordinasyonuyla bölgeden çıkarılan Bülent Gezer'in cenazesi, otopsi için Artvin Adli Tıp Kurumu'na sevk edildi.








31 Aralık 2025 günü Zekeriya köyünde meydana gelen çığda, sürülerini yayladan köye indirmeye çalışan 6 çoban ve yaklaşık bin 200 küçükbaş hayvan çığa yakalandı. Çobanlardan 3'ü kendi imkânlarıyla kurtulurken, Suat Temel ile Kerimullah Azizullah'ın cansız bedenlerine ulaşıldı. Bülent Gezer ise kaybolmuştu. Olayın ardından başlatılan arama çalışmaları, bölgede artan çığ riski ve olumsuz hava şartları nedeniyle 3 Ocak 2026 tarihinde durduruldu. AFAD ekiplerinin bölgede sürdürdüğü ölçüm ve risk analizleri sonucunda çığ tehlikesinin azalmasıyla birlikte arama faaliyetlerine geçtiğimiz hafta sonu yeniden başlamıştı.

Vertigoyu tetikleyen 10 hata


 
Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Günümüzde yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle gençlerde de sık rastlanan vertigonun bir hastalık değil, önemli bir belirti olduğunu vurgulayan KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, “Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin döndüğünü, sallandığını veya hareket ettiğini hissetmesidir" dedi.

05.05.2026 08:14:00
MURAT ÇORBACI
Vertigoyu tetikleyen 10 hata
Vertigoyu tetikleyen 10 hata

KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, vertigonun tek başına bir hastalık değil, altta yatan başka bir sağlık sorununun habercisi olduğunu kaydetti. KBB Uzmanı Doç. Dr. Sürmeli, günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen hatta kişiyi eve hapsedebilen vertigoyu tetikleyen hataları anlattı...







Yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanıyor ama!

Halk arasında baş dönmesi olarak bilinen vertigo yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanırken, yüzde 15'i beyinle ilgili hastalıkların (migren, inme, tümörler, MS vb) belirtisi olabiliyor. Ancak baş dönmesi durumunda pek çok hasta, çoğu zaman hastanede hangi branşa başvuracağını bilemeyerek zaman kaybedebiliyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli bu konuda şöyle konuşuyor: "Baş dönmesi baş hareketleriyle tetikleniyorsa, kulak çınlaması, işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi eşlik ediyorsa öncelikle KBB (Kulak Burun Boğaz) uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü bu belirtiler iç kulak kaynaklı bir soruna işaret eder. Ancak baş dönmesi şiddetli baş ağrısıyla geliyor, kolda-bacakta uyuşma/güçsüzlük, çift görme, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü gibi belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır."







Tanı koymada gecikme yaşanabiliyor, çünkü…

Ülkemizde her 10 kişiden birinde vertigo görüldüğünü, ancak vertigonun her hastada aynı şekilde ortaya çıkmadığını belirten Doç. Dr. Sürmeli, bu durumun tanıyı zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi olduğunu söylüyor. Doç. Dr. Sürmeli şöyle konuştu: "Hastalar şikayetlerini çoğu zaman 'her şey dönüyor', 'yürürken savruluyorum', 'yer ayağımın altından kayıyor' ya da 'sarhoş gibiyim' şeklinde ifade ediyor. Bazı hastalarda ise sadece sersemlik hissi, göz kararması veya dengesizlik ön planda olabiliyor. Bu nedenle her baş dönmesi aynı değildir ve detaylı değerlendirme gerektirir." Vertigonun çoğunlukla tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir durum olduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, "Doğru tanı, düzenli takip, önerilen egzersizlerin yapılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile vertigo ataklarını en aza indirmek mümkündür. Ancak vertigoyla birlikte nörolojik bulgular (uyuşma, güçsüzlük, bilinç kaybı, bayılma, konuşma bozukluğu, çift görme, şiddetli ve hiç geçmeyen baş dönmesi) eşlik ediyorsa, ani ve tek taraflı işitme kaybıyla geliyorsa, ileri yaşta ilk kez ortaya çıktıysa, hipertansiyon, diyabet hastalığı varsa, zaman kaybetmeden nöroloji uzmanına başvurulmalıdır" dedi.







Vertigoyu tetikleyen 10 hata!


"Klinik gözlemler ve araştırmalar; son yıllarda vertigo şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısında belirgin bir artış olduğuna işaret etmektedir" diyen KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, günlük yaşamda yapılan bazı hatalı davranışların da vertigoyu tetiklediğini vurguladı.







Doç. Dr. Sürmeli vertigoyu tetikleyen 10 hatalı davranışı şöyle sıralıyor;
• Yataktan hızla kalkmak
• Başı ani çevirmek veya yukarı-aşağı sallamak
• Aşırı tuz tüketmek
• Yetersiz su içmek
• Uzun süre ekran başında hareketsiz kalmak
• Yeterli ve kaliteli uyumamak
• Düzensiz ve hareketsiz yaşam tarzı
• Stresi kontrol edememek ve anksiyete
• Düzensiz ve sağlıksız beslenme, öğün atlama
• Aşırı kafein ve alkol tüketmek

Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul'a geldi

İsrail'in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu'ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı'na geldi

05.05.2026 06:20:00
İHA
Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul'a geldi
Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul'a geldi
Gazze'ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan'da İspanya'nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan'ın Girit Adası'na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul'a getirilmişti. İsrail'in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu'ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya'dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali'ne geldi. Bükreş'ten THY'nin tarifeli uçağıyla Türkiye'ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi'nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu'na gitti.








"Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar"

İstanbul Havalimanı'nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım 'Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım' dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. 'Bu gemiler hayra alamet değil' dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım 'Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak' dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail'in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi.









"Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar"

Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. 'Çıkarılacaksınız' dediler. Biz de 'Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız' diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro'nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. 'Onu Yunanlara teslim ettik' dediler. Yunan'lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan'lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.İHA

Siber zorbalık: Okul bahçesinden ekran karasına taşınan şiddet

Eskiden okul koridorlarında veya mahalle aralarında fiziksel bir temasla sınırlı kalan akran zorbalığı, dijitalleşen dünyayla birlikte kabuk değiştirdi

05.05.2026 00:26:00
Abdülkadir Gündoğdu
Siber zorbalık: Okul bahçesinden ekran karasına taşınan şiddet
Siber zorbalık: Okul bahçesinden ekran karasına taşınan şiddet
Eskiden okul koridorlarında veya mahalle aralarında fiziksel bir temasla sınırlı kalan akran zorbalığı, dijitalleşen dünyayla birlikte kabuk değiştirdi.

"Siber Zorbalık" adı verilen bu yeni nesil şiddet türü, artık okul zili çaldığında bitmiyor; akıllı telefonlar aracılığıyla çocukların en güvenli kalesi olan evlerine, hatta yatak odalarına kadar sızıyor.







Zil çalınca bitmeyen şiddet

Eğitim uzmanları ve psikologlar, zorbalığın mekân değiştirmesinin yarattığı tehlikeye dikkat çekiyor. Geleneksel zorbalıkta mağdur eve gittiğinde şiddetten uzaklaşabilirken, siber zorbalıkta taciz 7/24 devam ediyor.







Sosyal medya platformları, oyun sohbetleri ve anlık mesajlaşma grupları üzerinden yürütülen bu süreç; dışlama, aşağılama, izinsiz fotoğraf paylaşımı ve sahte hesaplarla karalama gibi yöntemlerle yapılıyor.






"Görünmez yaralar" akademik başarıyı vuruyor

Konuyla ilgili görüş bildiren uzmanlar, dijital şiddetin fiziksel şiddet kadar iz bıraktığını vurguluyor. Yapılan araştırmalara göre, siber zorbalığa maruz kalan çocuklarda:







Özgüven kaybı ve sosyal izolasyon,

Uyku bozuklukları ve yoğun anksiyete,

Okula gitme isteğinde azalma ve akademik başarıda ani düşüşler gözlemleniyor.

Siber zorbaların en büyük silahı ise "anonimlik". Kimliğini gizleyen saldırganlar, ekranın sağladığı sahte cesaretle çok daha acımasız davranabiliyor.







Klavye başındaki tehlikeye karşı "dijital empati"

Haber merkezimize konuşan eğitimciler, çözümün sadece yasaklarda olmadığını belirtiyor. Uzmanlar, ailelerin çocuklarıyla "yargılamadan" iletişim kurması gerektiğini savunurken, şu önerilerde bulunuyor:

"Çocuklara dijital ayak izinin kalıcılığını ve ekran başındaki davranışların gerçek dünyadaki sonuçlarını öğretmeliyiz. Dijital okuryazarlık, matematik kadar temel bir ihtiyaç haline geldi."







Mağdurlar ne yapmalı?

Uzmanlar, siber zorbalığa maruz kalan gençlere şu üç temel adımı öneriyor:

Cevap Vermeyin: Zorbanın amacı tepki almaktır, sessiz kalarak bu döngüyü bozun.

Kanıt Toplayın: Yapılan tacizlerin ekran görüntülerini alarak kayıt altında tutun.







Yardım İsteyin: Durumu vakit kaybetmeden güvenilir bir yetişkinle, öğretmenle veya aileyle paylaşın.

Emniyet birimleri de siber zorbalığın bir suç olduğunu ve ciddi hukuki yaptırımlarının bulunduğunu hatırlatarak, aileleri bilişim suçları konusunda duyarlı olmaya davet ediyor.

'Keneler hep vardı, 2002'den sonra KKKA ortaya çıktı'

Kene vakalarındaki artışın doğal süreçlerle ilişkili olduğunu belirten Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Şahin, virüsün zamanla hastalık yapıcı özelliğinde değişiklik gösterebildiğini ifade etti. Şahin, kenenin 'uçakla atıldı' ve 'gemiyle getirildi' gibi söylemlerin bilimsel bir temele dayanmadığını söyledi

04.05.2026 13:37:00 / Güncelleme: 04.05.2026 13:41:06
İHA
'Keneler hep vardı, 2002'den sonra KKKA ortaya çıktı'
'Keneler hep vardı, 2002'den sonra KKKA ortaya çıktı'
Havaların ısınmasıyla kene vakalarında artış görülmeye başlandı. Özellikle ilkbahar ve yaz ayları ile birlikte doğada daha fazla vakit geçirilmesi, kene ile temas riskini artırıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Klinik Öncesi Bilimleri Bölümü Veterinerlik Parazitolojisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Şahin, Türkiye'de 2002 yılından itibaren kene kaynaklı vakaların, özellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ile birlikte görülmeye başlandığı, bu süreçten bugüne kadar dönemsel olarak vaka artışları ve ölümler yaşandığı söyledi.






Şahin, kene artışının biyolojik bir müdahale sonucu ortaya çıktığı iddialarının gerçeği yansıtmadığı ve bu durumun doğal bir süreç olduğu belirterek, "Virüsün o yıllardan bugüne kadar virülentinin, yani hastalık yapıcı özelliğinin değiştiğini söyleyebiliriz. Geçmişte öldürmüyordu, artık öldürmeye başladı işte 'uçakla atıldı', 'gemiyle getirildi', farklı yöntemlerle ülkemize ulaştırıldı' şeklindeki algıların önüne geçmeliyiz. Bu tür gerçek dışı söylemler yerine, geçmişte de var olan bir canlının taşıdığı hastalığın, yapısal olarak değişiklik gösterebildiğini ifade etmek daha doğru olacaktır" dedi.








"Farklı algıların önüne geçmeliyiz"

Ömer Faruk Şahin, kenenin ekosistemin bir parçası olduğunu söyleyerek, "Kene vakalarında dönem bazlı periyodik bir artış söz konusudur. Ancak bu artışın, vaka nezdinde toplumda infial etkisi ve panik oluşturacak bir duruma dönüşmemesi gerekir. Keneler geçmişte vardı, bugün de var ve gelecekte de var olacaktır. En başta bunun bilincinde olmalıyız. Bu, panik havası oluşturulmaması gereken durumlardan biridir. Bu canlı, ekosistemin bir parçasıdır. 2002 yılı itibarıyla ülkemizde kene kaynaklı vakaların, özellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının ortaya çıktığını ve bugüne kadar periyodik şekilde vaka artışları ya da ölümler görüldüğünü biliyoruz. Virüsün o yıllardan bugüne kadar virülentinin, yani hastalık yapıcı özelliğinin değiştiğini söyleyebiliriz. Geçmişte öldürmüyordu, artık öldürmeye başladı işte 'uçakla atıldı', 'gemiyle getirildi', farklı yöntemlerle ülkemize ulaştırıldı' şeklindeki algıların önüne geçmeliyiz. Bu tür gerçek dışı söylemler yerine, geçmişte de var olan bir canlının taşıdığı hastalığın, yapısal olarak değişiklik gösterebildiğini ifade etmek daha doğru olacaktır" dedi.








"Kene küçüktür, etkisi büyüktür"

Şahin, havaların ısınmasıyla birlikte bu canlıların aktive olmaya başladığını belirterek, "Uzun kollu kıyafetlerin tercih edilmesi, açık renkli giysilerin kullanılması, doğayla temas hâlinde uzun boğazlı çizmelerin giyilmesi, pantolon paçalarının çorap içine sokulması ve piknik gibi durumlarda açık renkli örtülerin tercih edilmesi kene ile temas hâlinde onu fark etmeyi, takip etmeyi ve uzaklaştırmayı kolaylaştırır. Hayvancılık sektöründe de benzer önlemlerle birlikte kimyasal mücadele yöntemleri uygulanmaktadır. Özellikle büyükbaş hayvanlarda dökme tarzı preparatlar evcil hayvanlarda damla şeklindeki preparatlar ya da kas içi ve deri altı enjeksiyonlar, koruma ve kontrol açısından etkili stratejiler sunar. Havaların ısınmasıyla birlikte bu canlılar aktive olmaya başlar. Küresel ısınmanın etkisiyle kenelerdeki aktivite süresi de uzayabilmektedir. Özellikle toprağın 10-14 derece civarında ısınmasıyla yüksek oranda hareketlilik kazanırlar. Kene küçüktür, etkisi büyüktür. Bu nedenle bilinçli olmak, varlığını kabul etmek gerekir. Geçmişte de olan, bugün de varlığını sürdüren ve gelecekte de olacak olan bu canlı, ekosistemin bir parçasıdır. Bireysel olarak alınacak koruyucu önlemler oldukça basittir. Bunları uygulamayı ihmal etmemek gerekir" diye konuştu.




















Mayıs yağmurları Karadeniz'i çamura boyadı

Son 3 günde metrekareye 89,9 kilogram yağışın düştüğü Samsun'da akarsuların debileri yükseldi, Karadeniz kahverengiye döndü

04.05.2026 13:22:00
İHA
Mayıs yağmurları Karadeniz'i çamura boyadı
Mayıs yağmurları Karadeniz'i çamura boyadı
Samsun'da son 72 saat içerisinde metrekareye 89,9 kilo yağış düştü. Yağmur nedeniyle debileri yükselen akarsular çamur rengini aldı. Çamur akan akarsular, Karadeniz'in mavi renginin kahverengiye dönmesine neden oldu.






Ufuk çizgisinde deniz mavi rengini korurken, dron ile havadan görüntülen Karadeniz'de mavi ile kahverenginin kesiştiği noktalar renkli görüntüler oluşturdu.








Yağışların ardından güneşli havanın etkili olduğu kentte sahile gelen vatandaşlar, denizdeki renk değişiminin gözle görülür düzeyde olduğunu ifade etti. Karadeniz kıyısında oluşan bu doğal manzara, hem şaşkınlık hem de ilgiyle karşılandı.








Havalar ısınıyor

Samsun'un 5 günlük hava tahmini ise şöyle:

5 Mayıs Salı günü 15 derece sağanak yağışlı, 6 Mayıs Çarşamba günü 17 derece sağanak yağışlı, 7 Mayıs Çarşamba günü çok bulutlu 17 derece, 8 Mayıs Perşembe günü parçalı bulutlu 17 derece, 9 Mayıs Cuma parçalı bulutlu 22 derece.






Kadın avukat cinayetinde 5 kişi tutuklandı: Zanlının ifadesi ortaya çıktı

Bursa'nın Gürsu ilçesinde avukat Hatice Kocaefe'nin hayatını kaybettiği, kardeşi Elif Ç.'nin yaralandığı silahlı saldırıya ilişkin 5 kişi tutuklanırken, katil zanlısının ifadesi ortaya çıktı. Şüpheli Hakkı Ç. ateşi Elif Ç.'ye doğrulttuğunu, avukatı istemeden vurduğunu öne sürdü. Şüpheli Hakkı Ç. ve olaya adı karışan 4 kişi daha tutuklandı. 2 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

02.05.2026 11:16:00
İHA
Kadın avukat cinayetinde 5 kişi tutuklandı: Zanlının ifadesi ortaya çıktı
Kadın avukat cinayetinde 5 kişi tutuklandı: Zanlının ifadesi ortaya çıktı
29 Nisan günü Ağaköy Mahallesi'nde meydana gelen olayda, alacak verecek meselesi nedeniyle ablası için icra takibi başlatan Avukat Hatice Kocaefe' ile Hakkı Ç., arasında yaşanan gerginlik kanlı bitti. Şüpheli, depo önünde yürüyen baba ve iki kız kardeşe otomobilin içinden ateş açtı. Saldırıda Elif Ç. dizinden yaralanırken, avukat Hatice Kocaefe göğsüne isabet eden kurşunla ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan Kocaefe, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.






İddiaya göre Elif Ç.'nin alacağı nedeniyle başlatılan icra süreci sonrası taraflar arasında gerilim tırmandı. Süreci avukat Hatice Kocaefe'nin yürütmesi üzerine şüphelinin rahatsızlık duyduğu ve tehditlerde bulunduğu öne sürüldü. Olay günü ise şüpheli Hakkı Ç.'nin araçla bölgeye gelerek depo önünde yürüyen baba ve iki kız kardeşin önünü kestiği ve otomobilin içinden ateş açtığı belirtildi. Saldırıda Elif Ç. dizinden yaralanırken, Hatice Kocaefe göğsünden vurularak hayatını kaybetti.








Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Bürosu ekiplerinin başarılı operasyonuyla olaya adı karışan 7 kişi gözaltına alındı. Cumhuriyet Başsavcılığı'nın titiz bir şekilde yürüttüğü soruşturma sonrası Hakkı Ç. ve olaya adı karışan A.Ç., E.Ü., S.S., H.S. tutuklandı. V.A. ve S.U. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.








Emniyette ifade veren şüpheli Hakkı Ç. olayın planlı olmadığını savunarak "Ben pusu kurmadım, tesadüfen gördüm. Araçtan inmeden ayaklarına doğru ateş ettim" dedi. Zanlı ayrıca, "Amacım öldürmek değildi, avukatı istemeden vurdum" sözleriyle kendini savundu.








Ancak soruşturma dosyasına giren güvenlik kamerası kayıtları, zanlının olay öncesinde köy meydanında araçla bir süre tur attığını ortaya koydu. Görüntülerde şüphelinin aynı bölgede dolaştığı ve bir süre sonra saldırının gerçekleştiği noktaya yöneldiği görüldü.








İfadesinde, Elif Ç.'yi gördükten sonra ateş ettiğini ve çevredeki diğer kişileri fark edince ateşi kestiğini belirten zanlı, olayın ardından hızla kaçtığını, farklı noktalara giderek saklanmaya çalıştığını anlattı. Daha sonra saklandığı evde yakalanan şüpheli, olayda kullandığı silahı da polise teslim etti.








Saldırı anı da güvenlik kameralarına saniye saniye yansırken, görüntülerde aracın yaklaşarak ateş açtığı ve iki kardeşin yere yığıldığı anlar yer aldı.

Gözaltına alınan şüpheli çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin olayla ilgili soruşturması sürüyor.

Memur-Sen, 1 Mayıs'ı Çorum'da kutladı

Çorum'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısı meydanı dolduran binlerce kişiye seslenen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "12 kişi için tüm dünyayı Paris'e toplamışlardı ama 70 bin aşkın insan soykırıma uğradı, hepsi sustu" dedi

01.05.2026 14:34:00 / Güncelleme: 01.05.2026 14:38:54
İhlas Haber Ajansı
Memur-Sen, 1 Mayıs'ı Çorum'da kutladı
Memur-Sen, 1 Mayıs'ı Çorum'da kutladı
Memur-Sen Konfederasyonu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü Çorum'da kutladı. Çorum Saat Kulesi Meydanı'nda oluşturulan alandaki kutlamalara binlerce kişi katıldı. Memur-Sen Konfederasyonu Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Memur-Sen'e bağlı sendika başkanlarının katıldığı kutlamaya katılan vatandaşlar, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını sloganlarla kınadı. Türk bayraklarıyla alanı dolduran binlerce kişi, 1 Mayıs'ı kutladı.






"1 Mayıs kardeşlik sözün, sesin yükseldiği gündür"

Alanı dolduran vatandaşlara ve sendika üyelerine seslenen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "Paylaşımda adalet, dünyada barış diyoruz. Buluşmamız emekli, işçi, memur, bütün emekçiler, ülkemiz, üyelerimiz, milletimiz, insanlık için, mazlumlar ve mağdurlar için, alın teri mücadelemiz için hayırlara vesile olsun. Bugün bu coşkulu meydandan kadınıyla, erkeğiyle, amiriyle, memuruyla, emeklisiyle, engellisiyle, kadını, genciyle emeğin gür sesi yükseliyor. Uzak, yakın demeden meydanı dolduran coşkulu, emekçi kardeşlerimle birlikte, kamu görevlilerimizin gururu tüm kamu çalışanlarının umudu olarak sendikalarımızı tek tek selamlıyorum. 1 Mayıs kardeşlik günüdür, birlik ve beraberliğin günüdür, emeklisiyle, işçisiyle, emekçisiyle sözün, sesin yükseldiği gündür. 1 Mayıs emperyalizme karşı küresel adaleti, kapitalizme karşı alın terindeki asaleti, zalime karşı mazluma refakati, adil bir dünyayı, hakça savunma günüdür. Bugün kapitalistlerin, kompradorların emek istismarına dur demek için, küresel iktisat şebekelerinin aile düşmanlığına, LGBT borazanlarına sus demek için meydandayız. Sebebi olmadığımız enflasyonun bedeli emekçiye ödetilmesin, insan çalışma şartları tahsis edilsin demek için, kamuda ücrette denge, gelirde adalet talebimizi haykırmak, emekçinin gür sesini duyurmak için, aile dostu vergi politikamızı bir kez daha dillendirmek için buradayız. Uluslarası çalışma normlarına, ILO normlarına uygun bir sendika yasası, memur sendika yasası için, sorunlarından arınmış bir kamu personel rejimi için bugün buradayız. Küresel zulüm düzenine karşı dünya beşten büyüktür demek için, emek sermayeden büyüktür demek için, emeğin adalet talebini yükseltmek için, savaşlara hayır, soykırıma hayır demek için buradayı" dedi.






"En namuslu kelimeler, en namussuz insanların ağzında"

Dünyadaki gelir adaletsizliğine değinen Yalçın, "Emperyalizmin dünyanı kan gölüne çevirdiği, insanlığa açlığı, yoksulluğu, sefaleti, ölümü dayattığı bir çağdayız. Bu çağda adalet insanlığın hasretidir. Bu çağda adalet insanlığın umudu, duasıdır. Çünkü çivisi çıkmış olan bu dünyada kapitalist hırsızlar, emperyalist arsızlar dünyayı dünyayı cehenneme çeviriyor, adaletsizlik her geçen gün yeryüzünü kuşatıyor, emek horlanıyor, sömürü gittikçe azgınlaşıyor. Bu çağda adalet susturuluyor, zulüm konuşuyor, insanlık kan kaybediyor. Böyle bir düzene razı mıyız, tabi ki hayır. Dünyanın nüfusunun yüzde 20'si aşırı yoksulluk sınırının altında, yarısı ise yoksullukla mücadele ediyor, küresel serveti ise dünyanın yüzde 1'i kontrol ediyor. En zengin 26 kişinin serveti dünyadaki toplam servetin yarısına denk geliyor. Tam 1 milyar insanın açlıkla boğuştuğu bu çarpık düzene 'gelişmişlik', 'büyüme', 'yeni dünya' düzeni diyorlar. Bir tarafta servet dağ olur, bir tarafta açlık can alır. Bu düzende büyüyen dünya değil, büyüyen ancak zulümdür. Milyonlarca çocuğun açlıktan öldüğü, namussuzluğun, alçaklığın, hırsızlığın kol gezdiği böyle bir düzeni asla tasvip etmiyoruz. Bunun neresinde gelişmişlik, neresinde adalet, neresinde insan, vicdan var' İnsanlığa cennet vaad ediyor ama cehennemi yaşatıyorlar. Onun için emperyalizme hayır diyoruz, siyonizme hayır diyoruz, kapitalizme hayır diyoruz, sömürüye hayır diyoruz. Çünkü emperyalizm sömürür, aç bırakır, savaş çıkarır, savaş yapar. Sonra 'insan hakları', 'özgürlük, 'insan hakları', 'özgürlük' 'medeniyet', 'demokrasi' der. En namuslu kelimeler, en namussuz insanların ağzında" diye konuştu.






"12 kişi için tüm dünyayı Paris'e toplamışlardı ama 70 bin aşkın insan soykırıma uğradı, hepsi sustu"

Gazze'de yaşanan soykırıma değinen Yalçın, "Coğrafyamızın durumu ortada. Gazze'de 10 binleri katlettiler. Yüz yılın soykırımı yaptılar, soykırıma uğrayanların tamamına yakını savunmasız kadınlar, yaşlılar, bebekler ve çocuklar. Anneler parçalanmış evlatlarının bedenini ellerine alıp çığlık atarken, siyonist katiller çocukları bilinçli olarak hedef yapıyorlar. Hani nerede insan hakları, nerede kadın hakları savunucuları, hani çocuk hakları, insan hakları hamaseti yapanlar nerede Kutup ayıları, su kaplumbağaları, bilmem ne balinaları için ortalığı yıkanlar Gazze'de yaşanan vahşet karşısında ne oldu, kökünüze kibrit suyu mu döküldü, neredesiniz' Charlie Hebdo saldırısında ölen 12 kişi için tüm dünyayı Paris'e toplamışlardı ama 70 bin aşkın insan soykırıma uğradı, hepsi sustu. Bu onların çifte standartı, işte bu küresel adaletsizliğin en çarpık hali. Öyle bir düzen ki kendi kirini bile ört bas ediyor, kendi suçunu bile dosyalara gömüyor. Epstein dosyalarından ortaya çıkan o çürümüşlük bile bu kirli düzeni anlatmada az kalır" diye konuştu.






"Birimizi alırsanız, binimiz yola çıkarsınız"

Gazze'deki ağır kuşatmayı kırmak amacıyla yola çıkan Sumud Filosu'na uluslarası sularda saldıran İsrail'e tepki gösteren Yalçın, "Yüreği sınırsız aktivistler, kardeşlerimiz Barselona'dan yola çıktı, İtalya kıyısında duraklayıp yeni aktivistler aldı. Gazze için yolculuğunda Girit açıklarında, uluslararası sularda haydut, korsan İsrail tarafından alıkonuldu. Gemileri açıklarda bırakılarak batması istendi. Onun için buradan söylüyoruz. Bakın, birimizi alırsanız, binimiz yola çıkarsınız. Onlar o kontejsana sığabilen arkadaşlarımız. İçlerinde 10 tane Memur-Sen il temsilcimiz, genel başkan yardımcımız var. Aktivistlerimize bir şey olursa bunun bedelini ödetiriz diye başlangıçtan beri sesimizi, sözümüzü yükseltiyoruz. Sadece bizim kardeşlerimiz değil, dünyanın tamamında, dini, rengi, mezhebi, meşrebi, milliyeti farklı olsa da insanlık ortak paydasında yüreği aynı olan yiğit aktivistlerin tamamını buradan selamlıyoruz. İletişimi karartıyorlar ama unutmayın, cicdanlarımızı karartamazsınız. Biz itiraz etmeye, hareket etmeye, Gazze'ye ulaşmak için gayreret edeceğiz. O çocuklara eğitim yardımını, sağlık yardımını götüreceğiz. Gıda yardımları ulaşsın, Gazze özgürleşsin, Filistin özgür olsun diye elimizden geleni ilk günden bugüne kadar ortaya koyduğumuz gibi bundan sonra da devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

"Bizi güçlü kılacak olan alın teriyle yoğrulmuş bir adalettir"

Konuşmasında Memur-Sen Konfederasyonunun taleplerini de dile getiren Yalçın, "Güçlü memur, güçlü Türkiye. Güçlü Türkiye'den kastımız gelir dağılımında adaletin olduğu, toplumun her kesiminin refahtan ve büyümeden hakkına düşeni alabildiği, alın terinin karşılığının tastamam teslim edildiği adil Türkiye'dir. Bizi güçlü kılacak olan alın teriyle yoğrulmuş bir adalettir. Bizi muhkem kılacak olan gelirde adalet, vergide adalet, paylaşımda adalettir, insanı yaşat ki devlet yaşasın şiarına sımsıkı sarılmaktır. Fakat bu noktada tablo iç açıcı değil. Yüksek enflasyon ve fiyat istikrarsızlığı sabit gelirliyi eziyor, enflasyonla mücadelede fatura emekçiye kalıyor. Neoliberal politikalar sebebiyle gelir dağılımında adalet derinleşiyor, orta sınıf yok oluyor, emekliler ay sonunu getiremiyor. Görev aylığımız ile emekli aylığı arasındaki bağ koptu. Emekliler 22 bin TL seyyanen zammı hala alamadılar. Onun için emekliyi el açtıracak durumdan bir an önce kurtarmak gerekiyor. Genç işsizliği, gençlerimizi umutsuzluğa düşürmesin. Ücretlerin vergi yükü azaltılsın. Emeğin payı küçülürse umut da küçülür. Umut küçülürse alın teri başkasının kazancına dönüşür. Defalarca bu böyle olmaz dedik. Sebebi olmadığımız enflasyonun faturasını bize kesmeyin dedik. Ücretleri kısaltarak enflasyonu düşüremezsiniz dedik ve bütün bu yanlışların sosyal maliyetini anlattık. Bir kez de dünyanın merkezi Çorum'dan haykırıyoruz. Kamuda ücret adaletsizliği var, kamuda gelir dengesizliği var. Ücretlerimiz arasındaki makas büyüyor. Statüler arasındaki çalışma barışını bozan tartışma her geçen gün yükseliyor. Onun için bir an önce adım atmak gerekiyor. 8. Dönem Toplu Sözleşme'de uzlaşamadık, 7'incisinde de genel hükümlerde uzlaşamamıştık, süreç gergin bitti. Bu zam oranıyla kamuda aynı işi yapanlar arasında ücret dengesini alt üst edersiniz, aynı iş yapanların arasını açarsınız, kamuda çalışma barışını başarırsınız dedik, anlatamadık. Büyümeden, refahtan pay vermeden gelirde adaleti sağlamayı bırakın, alım gücündeki azalmayı düzeltemezsiniz dedik, anlatamadık. Onun için 'bütçe disiplini', 'enflasyon hedefi' dediler, gerçekleri görmezden geldiler. Bugün geldiğimiz noktada enflasyona reva görüleni yedi, bitirdi" ifadelerini kullandı.

Basın İlan Kurumu ile Anadolu Üniversitesi arasında iş birliği protokolü

Protokolle, eğitim ve staj programlarından akademik çalışmalara, araştırma projelerinden ortak bilimsel etkinliklere uzanan geniş bir çerçevede iş birlikleri hayata geçirilecek

30.04.2026 19:07:00
Haber Merkezi
Basın İlan Kurumu ile Anadolu Üniversitesi arasında iş birliği protokolü
Basın İlan Kurumu ile Anadolu Üniversitesi arasında iş birliği protokolü
Basın İlan Kurumu (BİK), kamu-akademi iş birliği vizyonu doğrultusunda üniversitelerle yürüttüğü ortaklıklara bir yenisini daha ekleyerek Anadolu Üniversitesi ile iş birliği protokolü imzaladı.

Protokol ile eğitim, uygulama ve sektör deneyimini bir araya getiren çalışmaların hayata geçirilmesinin yanı sıra öğrencilerin mesleki yetkinliklerinin artırılması ve medya alanındaki nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesi hedefleniyor.

Protokol, öğrencilere önemli fırsatlar sunacak

İmza töreninde konuşan Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, protokolün özellikle iletişim ve basın-yayın alanında öğrencilere önemli fırsatlar sunacağını belirtti.
Rektör Adıgüzel, "İletişim bilimleri alanındaki güçlü birikimimizle, sektörle daha yakın temas kurmayı önemsiyoruz. Genel Müdürümüzle gerçekleştirdiğimiz görüşmeler sonucunda medya ve iletişim alanında yapılabilecek ortak çalışmaları değerlendirdik ve bu iş birliği protokolünü hayata geçirdik. Bu adımla birlikte başta basın-yayın alanı olmak üzere öğrencilerimizin sektöre hazırlanması ve istihdam olanaklarının artırılması hedeflenmektedir" ifadelerini kullandı.

İş birliği, sektöre geçişte köprü işlevi görecek

Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biri olan Anadolu Üniversitesi'nde bulunmaktan büyük memnuniyet duyduklarını dile getiren Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay ise "İki köklü kurum arasında kurulan bu iş birliğinin; Eskişehir'deki yerel medya için olduğu kadar Üniversitede eğitim gören öğrencilerin sektöre daha hızlı uyum sağlamaları açısından da önemli bir köprü işlevi göreceğine inanıyoruz. Amacımız genç iletişimcilerin mesleki gelişimlerine katkı sunmak ve sektöre daha donanımlı bireyler kazandırmaktır" şeklinde konuştu.






Akademik ve mesleki iş birlikleri geliştirilecek

Genel Müdür Çay ve Rektör Adıgüzel'in imza attığı protokol çerçevesinde taraflar; sertifika programları, eğitim programları, seminer, çalıştay, konferans, uygulamalı eğitim, araştırma projeleri ve benzeri somut akademik ve mesleki iş birliği faaliyetleri gerçekleştirecek.

Eğitim materyallerinin geliştirilmesi, karşılıklı uzman desteği sağlanması ve ihtiyaçlar doğrultusunda özel eğitim programlarının tasarlanmasının yanı sıra öğrencilerin, akademisyenlerin ve kurum personelinin yer alacağı eğitim, araştırma ve sosyal sorumluluk projeleri yürütülmesi de protokol kapsamında yer alıyor.

Staj ve uygulamalı eğitim imkânı

Anadolu Üniversitesi öğrencileri, ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda Basın İlan Kurumu bünyesinde uygulamalı eğitim ve staj imkânından yararlanabilecek. Staj programları, akademik takvimle sınırlı ve eğitim amaçlı olarak yürütülecek.

Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü Senato Odası'nda gerçekleştirilen imza törenine Rektör Danışmanı ve İletişim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Kılınç, BİK Özel Kalem Müdürü Sabri İşbilen, Kurumsal İletişim Müdürü Uğur Çelik ile Bursa Bölge Müdürü Gökhan Eren de katıldı.













Akran zorbalığı: Sistematik bir istismar türü

Akran zorbalığı, özellikle okul çağındaki çocuklar ve gençler arasında görülen, bir veya birden fazla kişinin kendilerinden daha güçsüz gördükleri bir akranına karşı uyguladığı süreklilik arz eden kasıtlı saldırganlık biçimidir

30.04.2026 16:47:00
Hasan Gündoğdu
Akran zorbalığı: Sistematik bir istismar türü
Akran zorbalığı: Sistematik bir istismar türü
Bu durum sadece "çocukluk şakası" ya da "geçici bir sürtüşme" değil, ciddi psikolojik ve fiziksel sonuçları olan sistematik bir istismar türüdür.






Akran zorbalığının boyutları

Zorbalık sadece fiziksel şiddetten ibaret değildir; günümüzde çok daha sinsi yöntemlerle karşımıza çıkar:

* Fiziksel zorbalık: İtme, vurma, eşyalarına zarar verme.
* Sözel zorbalık: Lakap takma, alay etme, aşağılama, tehdit etme.
* Sosyal (ilişkisel) zorbalık: Gruptan dışlama, hakkında dedikodu yayma, yalnızlaştırma.
* Siber zorbalık: Sosyal medya veya mesajlaşma platformları üzerinden taciz etme, izinsiz fotoğraf paylaşma veya dijital ortamda itibar suikastı düzenleme.






Zorba neden zorbalık yapar?

Zorbalık davranışı genellikle tek bir nedene bağlı değildir; bireysel, ailevi ve çevresel faktörlerin bir bileşimidir.

Aile içi dinamikler:
Zorba davranışı sergileyen çocukların birçoğu, kendi evlerinde şiddete, aşırı disipline veya tam tersi aşırı ilgisizliğe maruz kalmaktadır. Güç kullanmanın bir sorun çözme yöntemi olduğunu modelleyen çocuk, bu yöntemi okulda akranlarına uygular.

Güç ve kontrol arzusu:
Bazı çocuklar, düşük özgüvenlerini gizlemek veya akran grubu içinde bir statü kazanmak için başkalarını ezme yoluna giderler. Diğerlerini kontrol etmek, onlara kendilerini güçlü hissettirir.

Empati eksikliği:
Başkalarının duygularını anlama ve onların acısını hissetme (empati) yeteneği gelişmemiş çocuklar, davranışlarının sonuçlarını idrak edemezler. Karşıdakinin üzüntüsü onlar için bir "eğlence" kaynağına dönüşebilir.






Çözüm için nelerin yapılması lazım?

Akran zorbalığıyla mücadele tek taraflı olamaz; aile, okul ve toplumun eşgüdümlü çalışmasını gerektirir.

Okullar için stratejiler:
* Sıfır tolerans politikası: Zorbalığın bir "olgunlaşma süreci" değil, bir hak ihlali olduğu net bir şekilde vurgulanmalıdır.
* Gözlemci etkisi: Zorbalık genellikle bir izleyici kitlesi önünde gerçekleşir. İzleyicilerin "sessiz kalmak onaylamaktır" bilinciyle yetişmesi ve durumu rapor etmeye teşvik edilmesi gerekir.
* Rehberlik servisi: Sadece mağdurla değil, zorba çocukla da çalışılmalıdır. Saldırganlığın altındaki kök nedenler (ailevi sorunlar, travmalar) çözülmeden zorbalık bitmez.






Aileler için yol haritası:
* Mağdur ailesi: Çocuğunuzun içine kapanması, okul başarısının düşmesi veya açıklanamayan fiziksel yaralar bir sinyal olabilir. Çocuğunuza "Sen ne yaptın da sana vurdu?" gibi suçlayıcı sorular sormak yerine, onun yanında olduğunuzu hissettirin.
* Zorba ailesi: Çocuğunuzun birini zorbaladığını öğrendiğinizde savunmaya geçmek yerine durumu kabullenin. Bu bir davranış bozukluğudur ve profesyonel destek alarak çocuğunuza empati kurmayı öğretmelisiniz.






Bireysel farkındalık ve empati eğitimi:
Küçük yaşlardan itibaren çocuklara "farklılıkların bir zenginlik olduğu" aşılanmalıdır. Duygusal zekanın geliştirilmesi, zorbalığın panzehiridir.

Unutmayın; zorbalık, mağdurda ömür boyu sürecek özgüven eksikliği, anksiyete ve depresyon gibi izler bırakabilir. Sessiz kalmak, zorbanın en büyük yakıtıdır.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.