logo
20 MAYIS 2026

Bosna Diyalog kıskacında

21.09.2005 00:00:00
Bosna Hersek'teki savaşın ciddi bir uyanışı beraberinde getirmesine rağmen Müslüman Boşnakları asimile hareketinin şimdi de Dinlerarası Diyalog ile yürütüldüğüne dikkat çeken BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş, "Dinlererası Diyalog ile özünden koparılan insanlar farklı medeniyetlerin, farklı örflerin kurbanı haline getirilmek isteniyor" dedi.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Bosna-Hersek'e üç günlük bir ziyarette bulundu ve bu haftaki "Haftanın Sohbeti" Mostar köprüsünün hemen yanıbaşında gerçekleştirildi. Prof. Dr. Haydar Baş, Selim Kotil'in sorularına verdiği cevaplarda Bosna Hersek'in, Mostar'ın, Balkanların, Kafkasların, Türk dünyasının, Ortadoğu'nun Müslüman Türk milleti için ne anlam ifade ettiğini, bu minval üzere neler yapılması gerektiğini anlattı.

Muhterem Hocam, tarihi bir mekanda, Mostar'dayız. Şu anda arkamızda Mostar köprüsü bulunuyor. Mostar'ı nasıl buldunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş: Anadolu şehirlerinden, Anadolu medeniyetinden, Türk İslam görüntülerinden bir yerde kendimi buldum. Gördüm ki Müslüman Türk milleti hangi coğrafyaya gitmişse oraya kültürünü, siyasetini, medeniyetini getirdi. Bu siyasetini bir zorlama yapmadan, bir baskı kurmadan, tamamen gönül yoluyla, hazmettire ettire uyguladı. İnsanlarla, buralı arkadaşlarla yaptığımız temaslarda, gezdiğimiz pazarda, çarşısında bunu çok açık ve net olarak yaşıyoruz.

Mostar köprüsünün önemiMostar köprüsündeki teknik incelikten bir iki kelime bahsetmek istiyorum. Dikkat ederseniz Mostar köprüsünün tekniği tıpkı kubbe teknolojisine uygun yapılmıştır. Çok geniş bir mekan var. Bu geniş mekanda, o günün şartlarında, demir kullanmadan, bu koskocaman köprüyü ayakta tutuyorsunuz. Bu, aslında hakikaten zor bir iştir. Ama bunu bizim Türk sanat anlayışı, mimari anlayışı zor da olsa gerçekleştirmiştir. Böylece yukarıdan ne kadar yük binerse binsin bu köprünün yıkılması mümkün değildir. Bu teknolojinin yanında, bu çok güçlü bir anlayışın, medeniyetin orada sergilenmesinin yanında Müslüman Türk milleti aynı zamanda hemen bu köprünün etrafında, şu kadar küçük bir mekanda on tane küçük cami yapmıştır. 100- 500 metrede cami yaparak kendi sanatını, kültürünü, medeniyetini buradaki insanların gönül dünyalarını fethederek sergilemiştir. Yine yukarıda dikkat ederseniz bir haç var. Dağın tepesinde. Son Hırvat Boşnak savaşında bu köprü yıkılıyor. Hemen akabinde de Hırvatlar Haçlarını oraya dikiyorlar. Demek ki burada yapılan savaş her hangi bir ekonomik zafiyetten, kazançtan doğan bir savaş değil. İnançların, kültürlerin, medeniyetlerin savaşıdır. Bu haç bunun çok açık bir göstergesidir. Burada yapılmak istenilen şey Haçlı kültürünün, Haçlı medeniyetinin, burada yaşayan Müslüman Bosnalıların üzerine hakim kılmanın bir ifade tarzı idi. Ama yıkılan köprü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin  ilgi ve alakası ile yeniden inşa edilmiştir. Milletin bir bireyi olarak kendilerine buradan teşekkür ediyorum. Fevkalade bir tarzda, eskisini hatırlatacak mimari tarzda onu ortaya koydular.

Bosna'daki yeni tehlike: Dinlerarası Diyalog

Medeniyetler çatışması olduğunu ifade buyurdunuz. Savaş döneminde en az 250 bini aşkın Müslüman Boşnak burada katledildi. Tito döneminde, Müslümanlar, Boşnaklar, Hırvatlar, Sırplar kardeştir adı altında bir süreçten hadise bu noktaya getirildi. Bu, önümüzde bir çelişki gibi duruyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş: Tabii Tito döneminde başlayan bir asimile hareketi vardı. Bu asimile hareketi önce insanların kültüründe, inancında başlatılmıştır. O günden bugüne de bilhassa inanca yoğun bir şekilde intikal ederek Bosnalı Müslüman kardeşlerimizin maalesef inançları ile oynanmıştır. Bir insanın inancı aynı zamanda örfüdür, adetidir, geleneğidir, medeniyetidir, siyasetidir. Yani insanların inançlarının hayatla birebir ilgisi vardır. Siz bunu koparıp atamazsınız. Onun için Müslüman Türk dünyasında siyaset, kültür, medeniyet, Tevhid akidesi üzerine bina edilmiştir. Sistemler ne olursa olsun hepsinde bir birlik ve beraberlik vardır. Ruhu birliğe dayalıdır. Hıristiyan Batı dünyasında ise bu Teslis akidesine dayalıdır. Siz bütün bu medeniyetlerin oturduğu temel taş, zemin olan dinle oynadığınız zaman o milletlerin medeniyetleri ile, siyasetleriyle, kültürüyle oynarsınız. Zaman içerisinde yetişen nesiller asıldan çok uzaklaşır ve kendinden kopar. Burada o yapılmıştır. Mesela burada karşılaştığımız insanların halinden, yaptığımız sohbetlerden, bize gelen bilgilerden bu asimile hareketlerinin sonunda o kadar Bosnalı kendinden koptu ki kendini unuttu. Vurdumduymaz bir pozisyona girdi. Ama son Sırp Hırvat savaşı bir ders oldu. "Hani kardeştik. Tito döneminde bu böyleydi. Biz Müslüman kadınları bunlarla evlendirdik. Biz kardeş olacaktık. Demek ki bunların hepsi bir hikaye, hepsi bir aldatmaca" denilmek suretiyle o günden bu tarafa Bosnalılarda ciddi bir uyanış var. Fakat bu yoğun hareket, asimile hareketi, savaştan hemen sonra Dinlerarası Diyalog adı altında yine devam ediyor. Ki Türkiye'de zaten bu hareketin girmediği, istila etmediği bir şey de kalmadı. Bu, büyük bir hastalıktır. Müslüman Türk'ü içten içe kemirmek, onu hıristiyan yapmaktır Dinlererası Diyalogun özü. Başka bir şey değildir. İnsan kendi kurallarından koptuğu zaman, nasıl aç olan insanın önüne siz yiyeceği gıdayı koymazsanız zararlı da olsa her gıdayı yemek mecburiyetinde kalır. İnançlar da böyledir. Kendine has olanı, kendine faydalı olanı bulamadığı zaman önüne gelene sarılır. Yani sahte ilahlara sarılması bir tabiat zorunlamasıdır. Fıtrattan gelen bir ihtiyaçtır. Burada ve dünyada oynanan oyun bu. Dinlerarası Diyalog ile kendi özünden kopartılan insanları farklı kulvarlara sürükleyerek, farklı medeniyetlerin, farklı örflerin kurbanı haline getirmektir. Buralarda aynı şey uygulanıyor.

Türkiye sırtını dönmüş vaziyetteBurasını da ayıktıracak olan, daha önce buralara bu medeniyeti kazandıran Türk milleti olacaktır. Onun için Türk milletinin, Balkanlarda, Kafkaslarda, Türk dünyasında, Ortadoğu'da çok güçlü bir politikası olması lazımdır. Bir hariciye politikası olması lazımdır. Ama maalesef bunu biz bugün göremiyoruz. Şu anda hariciye politikamız sanki kendi kendine mahkum olmuş, esir olmuş bir anlayış içerisinde, sanki biz dünyaya muhtaçmışız mantığı içerisinde gidiyor. Bu halde himmete muhtaç olan dede nasıl başkasına himmet edemez ise görüntümüz de bir başka topluluğa yardım etmek, onu bir noktaya taşımak değil bilakis  onlardan uzaklaşma dönemine girmiştir. Çünkü bizim kendimize olan itimadımızı kaybetmişiz. Bugünkü siyaset bunu kaybetmiştir. Aslında buna dönmek lazım. Milletin kendisine dönmesi lazım. Kafkaslar politikasını, Balkanlar politikasını ele alarak bir bilek, bir yürek olmamız lazım. Buraya geldik. Kendimizi hiç Anadolunun dışında bir mekanda gibi hissettik mi? Herkes  bize sıcak bakıyor. Sanki aylarca, yıllarca beraber yaşadık. Mesela Saraybosna'da Başçarşı'da çok ciddi bir medeniyeti, kültürü hep beraber yaşadık, gördük. Bu insanlar bizden bunu bekliyor. Ama biz buralara maalesef sırtımızı dönmüş vaziyetteyiz. Siyasilerin kulaklarını, gözlerini açarak, nazarlarını biraya tam teksif ederek o birliği hayata geçirmeleri lazım.

Müslüman Türk kimliğinin önemi

Muhterem Hocam, ifade ettiğiniz gibi Dinlerarası Diyalog süreci ile Bosna Hersek bu noktaya kadar getirildi. Benzeri olay Irak'ta da yaşandı. Irak ilk işgal edildiğinde Iraklı kadınların işgalcileri güllerle karşıladıklarını gördük. Ama ondan sonra o bölge insanı büyük bir eziyet ve işkence ile karşı karşıya kaldı. Kendi ülkemizde de Dinlerarası Diyalog adı altında insanımız kendi akaidinden ve kimliğinden kopartılarak kendi devleti ve kimliği ile adeta karşı karşıya getiriliyor. Bu noktada siz her konuşmanızda sık sık Müslüman Türk kimliğinden bahsediyorsunuz. Buranın insanının da kimliğini kaybettiğini ifade ettiniz. Müslüman Türk kimliğinin niye bu kadar üzerinde duruyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş: Müslüman Türk kimliği insanlık kimliğidir. Bunu çok iyi bilelim. Biz, geçmişimizi, milletimizi, Türk milletini tanımadığımız için ona verilmesi gereken değerden haberdar değiliz. Türk milleti bir defa insan olarak insani değerlere, tarihin her döneminde, Müslüman olmadan önce de değer vermiştir. Müslüman olduktan sonra yürüdüğü yolda karıncayı bile incitmemiştir. Eğer Türk milleti kabadayıdır. Atının sırtından inmemiştir. Obalardan obalara delikanlı gibi gitmiştir. Ama hiç bir insanın hakkına tecavüz etmemiştir. Gezdiği coğrafyalarda  can, mal, namus, din ve vicdan emniyetini doya doya bütün insanlığa yaşatmıştır. Fakat bunları yaşatırken de kendi kültürünün, kendi medeniyetinin, kendi siyasetinin üstünlüğüne inanarak onu hayata geçirmiştir. Gittiği coğrafyalarda o kültüre, o medeniyete, o insanlığa bütün insanlık adeta aşık olmuştur. "Biz de bundan olacağız. Biz de bununla beraber olacağız" demek suretiyle bu kimliğe bürünmüştür. "Ben Türküm" demiştir. Bugün dünyanın global güçleri bir coğrafyaya gidiyor. Yaptığı iş yağmalamaktır, talandır. Ondan sonra da "Niye beni filan millet sevmiyor" diyor. Elbette seni sevmez. Eğer onlar da gittiği coğrafyalarda, Türk kimliği gibi, onların canına, malına, namuslarına, dinine dokunmamış, bilakis korumuş olsaydı bu durumdan şikayet etmeyeceklerdi. Korumadıkları için dünya onlardan mustarip oldu. "Senin varlığın benim yokluğumu gerektiriyor" diyorlar. Müslüman Türk kimliği ise bu değildi. Geçmişte kimsenin varlığını tehdit etmedi. Gitti, onlara emniyeti getirdi. Şimdi bütün dünya bu anlayışa, bu iffete, bu haysiyete, bu şerefe, bu telakkiye muhtaç. Bunu arıyor. Bu izzeti, bu gururu arıyor. Evet Saraybosna'ya, Mostar'a geldi. Ama Türk burada bir zulüm yapmadı. Ne yaptığını görüyoruz. Onlar da gururla Türk milletini seyretti. Medeniyet getirdi. Bir medeniyetin taşıyıcısı oldu. Şimdi de Türk milletinin üzerine düşen misyon budur. Dünyayı işgal etme projeleriyle, insanlığa bir veba hastalığı şeklinde global güçlerin tasallut etmesi ancak Türk milletinin insanlığa sahip çıkmasıyla önlenebilir.

Kaynaklar peşkeş çekiliyor

Türk milletinin insanlığa sahip çıkması mefkuresini milletimizin önüne koyan tek kişi sizsiniz. Ama maalesef Türk siyaseti çok daha başka yerde duruyor. Bırakın buralara sahip çıkmayı, kendi kaynaklarımızı adeta özelleştirme adı altında bedavadan, ucuz fiyata devrediyor. Sayın Maliye Bakanımız da örnek olarak bize Balkanlardaki ülkeleri gösteriyor. Bununla ilgili yaptığımız araştırmalarda gerek Bosna, gerek Bulgaristan, gerek Macaristan vs. de %70'lerde olan kamu payının % 25'lere düştüğünü görüyoruz. Yer altı, yer üstü kaynaklarının adeta global güçler tarafından yağmalandığını görüyoruz. Tam bu noktada geçen yıl 8,4 milyar dolar devlete katkıda bulunan TÜPRAŞ'ın özelleştirilmesi var. Adeta bu coğrafya Türkiye ile benzeri bir kaderi yaşıyor. Bu özelleştirme sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş: Global güçlerin bir amacı da girdikleri coğrafyanın yer altı kaynaklarına tamamen hakim olmaktır. Onların amacı kendi menfaatleridir. O topraklar üzerinde yaşayan insanların geçimiymiş, emniyetiymiş, asayişiymiş; onları hiç ilgilendirmez. Bunu nereden biliyorsunuz? Girdikleri her coğrafyada insanların canını yakmışlardır da ondan biliyoruz. Mesela Irak'a demokrasi gelecekti, insan hakları gelecekti; geldi mi? Rahmetli İzzet Begoviç'in en sonunda kanser hastalığına yakalanması nedendir? Sırp ve Hırvatlara karşı zaferle bitmiş netice var. Ama global güç "hayır" diyor, "ben burayı şu şekilde taksim edeceğim" diyor. Bosnalıların etrafını Hırvat ve Sırplarla çeviriyor, kuşatma altına alıyor.Bu savaş kıyamete kadar dinmez. Biz diyoruz ya "kültür mücadelesidir, medeniyet mücadelesidir"; bunu çok açık olarak burada görüyoruz. Bunu yapan global güç, Bosnalının yer altı kaynağını ona bırakır mı? Balkanlardaki yer altı kaynaklarını onlara bırakır mı? Elbette bırakmaz. Bırakmadığı için % 70 kamu malı olan değerleri % 30'a indirmiştir. Bunları bedava fiyatına almıştır. Aynı hareket Türkiye'de de oynanıyor. Türkiye de aynı kaderi paylaşıyor. İnşaallah siyaset aklı başında bir tavır takınır da bu yanlış davranışlarından vaz geçer. Aksi takdirde bunun gelecek zamanlar içerisinde hesabının sorulması belki de kaçınılmaz olabilir. Milletin malı, serveti, millete ait olan değeri, "İşte dünya globalleşiyor, özelleşiyor, kamu gücü, Kamu İktisadi Teşekkülleri özelleşiyor" diye hiç kimse Türk milletinin zararına peşkeş çekemez.

TÜRKİYE AB İLE BÖLÜNMEK İSTENİYOR

Eski cumhurbaşkanı sayın Süleyman Demirel'in bir açıklaması oldu. "Türkiye Yugoslavya yapılmak isteniyor" dedi. Malumunuz Bosna Hersek'te bir çok kanton var. Altı ayda bir de Bosna Hersek'in cumhurbaşkanı değişiyor. Burada bölük pörçük bir yapı hakim. Sayın Demirel'in geçenlerde ifade ettiğini siz 1990'lı yılların başında, kendileri iktidarda iken, "Eğer önüne geçmez isek Türkiye Yugoslavya yapılacak. Hatta Türkiye'nin önüne Sevr getiriliyor" demiştiniz. O zaman Türk siyaseti bu gibi söylemlere çok uzak bir noktada duruyordu. Şimdi gelinen noktada Türkiye'nin benzeri bir modelin içine doğru sürüklendiği görülüyor. Sayın Başbakanımızın da bu hususta talihsiz bir açıklaması oldu. "Kürt sorunu" dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş: Sayın Süleyman Demirel hakikaten Türk milletinin yetiştirdiği ender siyasilerden biridir. O zaman da belki aynı şeyi düşünmüş olabilir. Ama bugün bunu ifade etmiş olması o zaman bunu düşünmüyor manasında değildir. Belki onu o gün düşündüğünde bunun içinden nasıl çıkarız sorusunun cevabı henüz tespit edilemediğinden söylenmemiştir. Sayın Demirel gibi zeki bir insanın bunu o gün görmemesi mümkün değil. Ben görmüştür kanaatindeyim. Bugün de söylemiş olması bizim için çok büyük bir nimettir. Halkın ayıkması bakımından, duyarlı olması bakımından bu sözler tarihi senettir. Dediğiniz gibi biz bunu 1990'lı yılların başında söyledik. Hatta 1997 senesinde "Dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzdür" oturumunda bendeniz kapanış konuşması yaptığımda, Türkiye'nin Yugoslavya şartlarına itildiğini, Sevr'in çok ötesinde zamanları yaşayacağımız sürece girdiğimizi ifade ettiğimde hiç unutmam bir partinin daha evvelki Hariciye Bakanı, "Siz birtakım şeyler düşünüyorsunuz ama abartıyorsunuz" demişti. Biz, kendilerine delillerle cevap verdik. Aradan bir yıl geçmeden bizi telefonla arıyor. "Özür dilerim" diyor. "Sizin hakikaten o gün gördüğünüz artık çıkmaya başlamıştır" diyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Beyin söylediği gibi artık o günün şartlarında bakanlık, vekillik yapmış insanlarımızın tamamı ayıkmıştır. Benim asıl anlamadığım şu anda iktidar olan siyasetin aleni olarak ortaya çıkmış haliyle yabancı güçler tarafından Türkiye'yi bölme projesinin hayata geçirilmek istenmesini ısrarla görmemesidir. Niye bunu görmek istemiyor? AB aşaması da Türkiye'nin bölünme  sürecinin üzerinden geçtiği bir aşamadır. Türkiye'nin AB'ye girmesini ABD istiyormuş! Bunun sebebi Türkiye parçalansındır. O dese bütün şimşekleri üzerine çekecek. Ama AB üzerinden Türkiye parçalanırsa ABD'nin üzerine hiç bir şey olmayacak. Burada taktikler savaşıyor. Burada bütün mesuliyet siyasetindir. Ayık olması, oyuna gelmemesi lazımdır.

DEVLET MİLLET BİRLİ?İ ŞARTTIR

Siz sık sık devlet-millet beraberliğinden bahsediyorsunuz. Son dönemlerde askeri kademelerden de "Türkiye Filistin yapılmak isteniyor" diye açıklamalar geliyor. Gerçekten de buralarda yaptığımız tespitlerde buradaki insanların en büyük sıkıntısının askeri gücünün olmaması olduğu görülüyor. Bu minvalde devlet-millet, asker-sivil birliği gerçekten bu kadar mı önemli ki her fırsatta ifade ediyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş: Biz, belki olması gerekenin %10'unu konuşuyoruz. Ne demek; Devletle millet birbirine ters düşebilir mi? Siville asker birbirine ters düşebilir mi? Bizi son zamanlarda öyle bir noktaya sürüklediler ki çocuğunu askere gönderirken kurban kesiyor, davulunu-zurnasını çalıyor, horonunu oynuyor, vs yapıyor; ondan sonra çocuğunu gönderdiği bu ocağa karşı çok ciddi bir ayrılık psikolojisine sokuluyor. Bu milletin kendisine has bir tarz değil. Milleti o noktaya sürüklemek isteyen yabancı güç odakları var. Maalesef onların Türkiye'de de ajanları var. Milleti gaflete getirip devleti ile, milleti ile karşı karşıya getirmek istiyorlar. Devleti millete, milleti devlete, askeri sivile, sivili askere düşürmek istiyorlar. Bu korkunç bir oyundur. Bunu görmeyen bir insan milleti de kabul etmez, devleti de kabul etmez. Devletten yana görünmesi de roldür, milletten yana görünmesi de roldür. Onun için biz diyoruz ki bu beraberliğin olması farz-ı ayndır. Farz-ı kifaye değildir. Yani bir bilek bir yürek olmak mecburiyetindeyiz. Olduğumuz takdirde bütün zorlukları aşacak iradeyi Türk milleti gösterecektir. Türk milletine güvenelim. Üzerine düşeni her kurumunun yeri ve zamanı geldiğinde yapacağına inancım benim tamdır.

Türkiye'nin buralara yönelik çok güzel projelerinden olabileceğinden bahsettiniz. Şu andaki iktidarların buralarla ilgili projeleri yok. Gelecekte buradaki insanların tabir-i caizse anavatanından beklentisi olabilir mi?

Prof. Dr. Haydar Baş: Kesinlikle olabilir. Olması da şarttır. Zaten bir bütünün parçalarıyız. Mühim olan o bütünü biraraya getirmektir. Kısmet olursa bu anlayışın iktidar olduğu dönemde millet bunu yaşayarak görecektir.

Son hacı kafilesi yarın yola çıkacak

Hac farizasını yerine getirmek için Türkiye'den kutsal topraklara gidecek son hacı kafilesi, yarın yola çıkacak
 

20.05.2026 14:34:00
AA
Son hacı kafilesi yarın yola çıkacak
Son hacı kafilesi yarın yola çıkacak
Diyanet İşleri Başkanlığının "2026 Yılı Hac Organizasyonu" kapsamında 18 Nisan'da Türkiye'den Suudi Arabistan'a başlayan hac yolculuğu yarın itibarıyla sona erecek.

Mekke'ye hareket edecek kafileyle birlikte yaklaşık 85 bin hacı adayının kutsal topraklara gidişi tamamlanacak.

Hacı adayları hac farizalarını yerine getirdikten sonra 25 Mayıs akşamından itibaren Arafat'a çıkacak ve orada vakfeye duracak.

Buradan Müzdelife ve Mina yolculuğu yapacak hacılar, Cemerat'ta şeytan taşladıktan sonra Kabe'ye giderek tavaf ve say gerçekleştirecek.

Daha sonra ihramdan çıkacak hacılar, 27 Mayıs'ta başlayacak Kurban Bayramı'nı kutsal topraklarda idrak edecek.

Hacıların yurda dönüş yolculuğu ise 31 Mayıs'ta başlayacak. Kafilelerin dönüşü 19 Haziran'a kadar sürecek.

Şener Üşümezsoy, Malatya depreminde Pütürge’ye dikkat çekti

Malatya’nın Battalgazi ilçesinde meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depremin ardından gözler uzman açıklamalarına çevrildi. Yer bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, özellikle Pütürge fayına dikkat çekerek bölgede enerji akışının yön değiştirdiğini söyledi

20.05.2026 13:35:00
Haber Merkezi
Şener Üşümezsoy, Malatya depreminde Pütürge’ye dikkat çekti
Şener Üşümezsoy, Malatya depreminde Pütürge’ye dikkat çekti
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgilere göre, merkez üssü Malatya'nın Battalgazi ilçesi olan 5,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Depremin 7,03 kilometre derinlikte gerçekleştiği açıklanırken, bölgede yaşanan sarsıntılar kamuoyunda yeni bir büyük deprem endişesini gündeme taşıdı.

Şener Üşümezsoy'dan Pütürge uyarısı
Deprem sonrası değerlendirmelerde bulunan yer bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, bölgedeki fay hareketliliğine ilişkin dikkat çeken açıklamalar yaptı.
Üşümezsoy, 2020 yılında meydana gelen Sivrice depremini hatırlatarak kırılmanın Pütürge yönüne ilerlediğini ancak Doğan Yol kesiminde stresin tam anlamıyla boşalmadığını söyledi.
Uzman isim, 6 Şubat depremlerinin ardından Pütürge masifinin kırılmayan ve dirençli kalan bölgelerden biri olduğunu ifade etti.

'Bölgede 6.5 büyüklüğünde deprem potansiyeli var'
Fayın uzunluğu dikkate alındığında bölgede 6.5 büyüklüğünde deprem potansiyeli bulunduğunu belirten Üşümezsoy, enerji birikiminin uzun süredir devam ettiğini dile getirdi.
Üşümezsoy'a göre ana fay hattındaki kilitlenme nedeniyle enerji farklı kollara yöneliyor.
'Bağdat Caddesi tıkanınca trafik ara sokaklara sapıyor'
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, fay hareketlerini günlük yaşamdan verdiği örnekle anlattı.
Üşümezsoy şu ifadeleri kullandı:
"Bağdat Caddesi'nde trafik tıkanınca araçlar nasıl ara sokaklara saparsa, Pütürge'deki ana fay tıkandığı için enerji de Battalgazi ve Yeşilyurt'taki küçük faylara yöneldi."
Uzman isim, bölgede yaşanan küçük sarsıntıların ana fay yerine yan kollarda meydana geldiğini belirtti.
Yeşilyurt ve Battalgazi'de hissedilen küçük depremlerin büyük enerji boşaltımı yaratamayacağını söyleyen Üşümezsoy, bu fayların sürekli küçük sarsıntılar üretse de ana kırılmayı temsil etmediğini ifade etti.
Üşümezsoy, bu durumu "yan sokakların depremi" olarak tanımladı.

'Haritaya bakıp konuşuyorlar'
Açıklamalarında bazı deprem uzmanlarını da eleştiren Üşümezsoy, sadece haritalar üzerinden yapılan yorumların doğru olmadığını savundu.
Üşümezsoy şu ifadeleri kullandı:
"İstanbul'da Adalar fayı kırılacak, 8.1 büyüklüğünde deprem olacak diyen koro halinde konuşan uzmanlar vardı. Ben Düzce dedim, Sındırgı dedim ve buralarda kırılmalar oldu. Sadece haritaya bakıp konuşan, hayatında Sındırgı'yı görmemiş uzmanları ciddiye almayın. Onlar fayları yerinde inceleyen gerçek uzmanlar değiller."

'Malatyalılar müsterih olsun'
Fay hatlarındaki enerji dağılımını insan vücudundaki damar sistemine benzeten Üşümezsoy, küçük fayların büyük enerji üretmeyeceğini belirtti.
"Kılcal damarlar hayat kurtarır" benzetmesini yapan uzman isim, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
"Bu küçük damarlar asla 6.5 büyüklüğünde bir enerji üretemez. Malatyalılar müsterih olsun; ana koldaki büyük enerji henüz bu küçük faylara tam olarak yüklenmiş değil."

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP yönetimini topa tuttu

Kemal Kılıçdaroğlu, yayımladığı videolu mesajda CHP'nin "emanet" olduğunu vurgulayıp "arınma" ve "iç muhasebe" ifadelerini kullandı. Açıklamalarda parti içi süreçlere ve yargı tartışmalarına doğrudan değinilmemesi dikkat çekti

20.05.2026 13:30:00 / Güncelleme: 20.05.2026 14:16:37
Haber Merkezi
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP yönetimini topa tuttu
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP yönetimini topa tuttu
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yayımladığı videolu mesajında Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir miras değil "emanet" olduğunu belirtti. Partinin tarihine ve mücadelesine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, CHP'nin zor dönemlerden geçtiğini hatırlattı.

Kılıçdaroğlu konuşmasında CHP'yi "ulu çınar" olarak nitelendirerek, partinin "kirlenmişliğe sığınak olamayacağını" ifade etti. Gerektiğinde "arınma" ve "iç muhasebe" yapılabileceğini ancak partinin yolundan dönmeyeceğini söyledi.

Kılıçdaroğlu'nun açıklamasının tamamı ise şöyle:

"Değerli dostlarım, cesur yol ve dava arkadaşlarım. Ve bu güzel ülkenin vicdan sahibi asil yurttaşları. Bir milletin geleceği siyasetin aklıyla, vicdanıyla ve ahlakıyla şekillenir. Milletin helal sofraları temiz siyasetle bereketlenir. Çünkü kirlenen siyaset önce vicdanı çürütür, sonra ahlakı yok eder ve en sonunda da gözünü milletin ekmeğine diker. İşte bu yüzden siyaseti temiz tutmak ve milletin sofrasına bereketi taşımak bu ülkede siyaset yapan herkesin namus borcudur.

Ve dostlarım, bu ağır sorumluluk herkesten önce ve herkesten daha fazla Cumhuriyet Halk Partililerin görevidir. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi koca bir çınardır. Cumhuriyet Halk Partisi bu milletin yokluk içinden ayağa kalkma iradesidir. Darbeler görmüştür, boyun eğmemiştir. Kapatılmıştır, teslim olmamıştır. Baskılar yaşamıştır ama asla diz çökmemiştir. Teslim alınamamıştır.

Dostlarım, Cumhuriyet Halk Partisi kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olan ve milletimizin istiklal iradesinin üzerinde tecelli ettiği bir ruhtur. Ruhaniyete ihanet olmaz. Cumhuriyet Halk Partisi bize bırakılmış bir miras değildir. Partimiz bizlere kutsal bir emanettir. Emanet kirletilemez. Emanete kara çalınamaz.

Kardeşlerim, hele ki bu ulu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla ve asla olamaz. Gerektiğinde arınmasını da bilir, iç muhasebesini yapmasını da. Ama yolundan asla dönmez. Çünkü bu yürüyüş bir iktidar yürüyüşüdür. Çünkü bu yürüyüş halkın umudunu yeniden ayağa kaldırma yürüyüşüdür.

Benden susmamı veya başka şeyler söylememi bekleyenler var. Beni iyi dinleyin. Kemal Kılıçdaroğlu milletin ve partisinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmez. Bin kere toprak olur da, bin kere çiçek açar, namuslu, dürüst evlatlarının elinde ama eğilip bükülmez. İftiralarınız da, tehditleriniz de vız gelir. Ben doğruyu söylerim. Ben hakikatin yanında dururum.

Bakınız, yetmiş yılı aşkın ömrünü bu halkın adalet kavgasına adamış, boğazından tek bir haram lokma geçmemiş ve evlatlarına bırakacağı tek mirası verdiği ahlak kavgası olan Bay Kemal'den hiç kimse başka bir şey söylemesini asla beklemesin. Aklımız nefsimize uymasın. Yolumuz dürüstlükten ayrılmasın. Rehberimiz vicdanımız olsun. Sağlıcakla kalın, benim sevgili yurttaşlarım."

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından en son 22 Kasım 2025 tarihinde video yayımlamıştı.

CHP'DEN KILIÇDAROĞLU'NA JET YANIT
 
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır TBMM'de düzenlediği basın toplantısında Kılıçdaroğlu'nun paylaştığı videoya ilişkin açıklamalarda bulundu:
 
"Videoyu tam izleyemedim, Erdoğan konuşurken paylaştı sayın Kılıçdaroğlu videoyu... CHP tertemiz bir partidir, böyle olduğu için biz kendisiyle kilometrelerce Ankara'dan İstanbul'a adalet yürüyüşü yaptık.
 
Cumhuriyet Halk Partisi tertemiz bir partidir. Tertemiz bir parti olduğu için biz kendisiyle kilometrelerce, Ankara'dan İstanbul'a Adalet Yürüyüşü yaptık. Niye? Seçilmiş bir milletvekili tutuklandığı için.
 
Bugün Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu da bu koltukta otursaydı; mesela iki dönem, üç dönem üst üste belediye başkanlığımızı yapan, kendi döneminde atanan çok kıymetli Zeydan Karalar tutuklandığında o da bizimle yürürdü. Ya da evinden gidip, Beylikdüzü'nden getirip "İstanbul'u kazanacaksın" dediği Sayın Ekrem İmamoğlu tutuklandığında yine Ankara'dan İstanbul'a beraberce yürürdük.
 
Biz bu yürüyüşü bir anlamda Türkiye'nin her yerinde yapıyoruz. Büyükçekmece, Kartal, Beşiktaş, Beylikdüzü… Bunların hepsi 2019'da atanmış belediye başkanlarımız. Beraberce atadık, el kaldırdık. Çok kıymetli Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'yla kaldırdık.
 
Kılıçdaroğlu elbette arınmadan bahsederken adaletin arınmasından bahsediyor. Yargının arınmasından bahsediyor. Kendisiyle, bizimle yürüyen yol arkadaşlarımızın haksız, hukuksuz iddianameler ve soruşturmalarla şu anda cezaevinde olduğu bir düzenin arınmasından bahsediyor Sayın Başkanım. Ben öyle algıladım.
 
Partimize yapılan tehditlerin bu ülkeyi kirlettiğini düşündüğünü görüyorum ben. Mesela butlan konusunda da benzer şeyleri algıladım. AK Parti'nin sipariş usulü partiye darbe diye bir kararı ahlaksızlıkla tanımladığını görüyorum.
 
Açıklamasında bunları görüyorum. Mutlak butlan kararıyla, AK Parti'nin siparişiyle hiçbir arkadaşımızın şerefini, haysiyetini ayaklar altına alarak Cumhuriyet Halk Partisi'nin koltuğuna, Atamızın koltuğuna oturmayacağını söylediğini görüyorum Sayın Genel Başkanımızın.
 
O yüzden Adalet Yürüyüşü yaptığı Ankara'dan İstanbul'a; arkadaşları için, yol arkadaşları için…
 
Zeydan Bey bizim 2010 yılından beri yol arkadaşımız. Ekrem Bey 2010 yılından beri ilçe başkanımız. Ekrem Bey ilk ilçe başkanlığını çok kıymetli Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu döneminde kazandı, göreve başladı. Onun döneminde ilk ilçesini kazandı. Onun döneminde İstanbul'u iki kez kazandı.
 
Herhalde arınma derken ona yapılan komploları ve komplocuların yargıdan arınmasını demek istediğini görüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terörsüz Türkiye sürecimizi menziline ulaştırmakta kararlıyız" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizi ortak akılla sağduyuyla samimiyetle menziline ulaştırmakta kararlıyız” dedi
 

20.05.2026 13:26:00
AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terörsüz Türkiye sürecimizi menziline ulaştırmakta kararlıyız" dedi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terörsüz Türkiye sürecimizi menziline ulaştırmakta kararlıyız" dedi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, dün, Samsun'da istiklal meşalesinin yakılmasının 107. yıl dönümünü geride bıraktıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı aralarında şampiyon sporcuların da bulunduğu 200'ü aşkın gençle Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'nde kutladıklarını ifade etti.

Cumartesi günü ise Kocaeli'de, Kocaelispor Stadyumu'nun içini ve dışını hıncahınç dolduran gençlerle bir araya geldiklerini anımsatan Erdoğan, şunları söyledi:

"207 üniversitemizden, 81 vilayetimizden gelen gençlerimiz ülkemizde misafir olarak bulunan üniversiteli genç kardeşlerimizin heyecanına ortak oldular. Stadyumun içi kadar dışı da çok farklıydı. Heyecan vericiydi. Her yaştan, her kökenden, her gelir grubundan ve farklı hayat tarzından 100 bin gencimiz adeta bir insan seli olup Kocaeli'ye akmıştı. Kocaelili kardeşlerimiz de misafirlerine başarıyla ev sahipliği yaptılar. Türkiye'nin beşeri hazinesinin zenginliğine orada bir kere daha şahitlik ettik. Başta CHP olmak üzere muhalefeti kıskandıran, muhalefetin gençlerle ilgili iddialarını tek tek çürüten bir şölene imza attık. Kocaeli'deki şölen bizim sadece gençlerin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızdan 14'üncüsüydü. Bunun dışında kongrelerimizde, sohbet toplantılarımızda farklı etkinliklerde özellikle de gençlerimizle yüzlerce defa bir araya geldik, hasbihal ettik."

Bu programlarda gençlerle birlikte bütün vatandaşlara gönül kapılarını açtıklarını anlatan Erdoğan, "Yunus'un 'Biz kimseye kin tutmazuz, kamu alem birdir bize' anlayışıyla bu ülkenin tüm gençlerini aynı samimiyetle bağrımıza bastık. Yarım asra yaklaşan siyasi hayatı boyunca, daima gençlerle yol yürümüş bir kardeşiniz olarak şunu bir defa çok net söylemek isterim. Gençleri hafife alan, gençlere sırtını dönen bir hareketin başarı şansı yoktur." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlerin omuz vermediği bir mücadelenin zafere ulaşamayacağını, kalıcı olamayacağını dile getirdi. Merhum Nurettin Topçu'nun "Gençlik geleceğin tohumudur" sözünü aktaran Erdoğan, gençliğe yüz çevirmenin geleceğe yüz çevirmek anlamına geldiğini söyledi.

Terörsüz Türkiye süreci
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizi ortak akılla sağduyuyla samimiyetle menziline ulaştırmakta kararlıyız. Devletimizin ilgili kurumları örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak farklı modaliteler üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyor." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"İnşallah 15 Temmuz gecesi meydanlarda kurduğumuz Cumhur İttifakı ile yeni başarılara, zaferlere imza atacağız."

İBB davasında 40. gün

Sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. 11. haftasına giren İBB davasının 40. günü başladı. Davada, "Savcılık tarafından yönlendirildim" diyerek etkin pişmanlık ifadesini geri çeken Murat Kapki'nin son avukatı savunma yapmaktan vazgeçti

20.05.2026 11:47:00
Haber Merkezi
İBB davasında 40. gün
İBB davasında 40. gün
Sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. 11. haftasına giren İBB davasının 40. günü başladı. Davada, "Savcılık tarafından yönlendirildim" diyerek etkin pişmanlık ifadesini geri çeken Murat Kapki'nin son avukatı savunma yapmaktan vazgeçti.

Duruşma, Kültür A.Ş.'nin tutuklu eski genel müdürü Serdar Taşkın'ın savunmasıyla başladı.

Taşkın, savcılık sorgusunda isnat edilen eylemler hakkında hiçbir soru sorulmadığını söyledi. 23 Mart 2025'te tutuklandığını belirten Taşkın, 14 ay sonra dahi hakkında hiçbir somut delilin olmadığını belirtti.

Dervişoğlu'ndan 'çözüm süreci' tepkisi: 'Cumhuriyet'in savcılarını göreve çağırıyorum'

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin bugünkü grup toplantısında açıklamalarda bulundu

20.05.2026 11:44:00
Haber Merkezi
Dervişoğlu'ndan 'çözüm süreci' tepkisi: 'Cumhuriyet'in savcılarını göreve çağırıyorum'
Dervişoğlu'ndan 'çözüm süreci' tepkisi: 'Cumhuriyet'in savcılarını göreve çağırıyorum'
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin bugünkü grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

İYİ Parti lideri Dervişoğlu'nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar ise şöyle:

"Dün malum 19 Mayıs'tı. Bir milletin küllerinden yeniden doğmaya başladığı gün. Cesaret ile inancın vatan toprağında buluştuğu gün. Makamlara sarılmışların ardından milletin 'devlet başa' deme iradesidir. 19 Mayıs bir milletin içinde kopan fırtınadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de kuruluşunun ilk adımıdır. Kutlu ve mutlu olsun.

Bu milletin geleceğini ne mandacılar ne de yabancı ülkelerde yazılanlar kurtaracaktı. Bu vatanın çocukları kendi geleceklerini ne Saray hesaplarına ne de terör örgütünden medet umanların cazgırlığına teslim etmeyecektir.

"ÖCALAN'IN SON SUÇU SON ŞEHİDİMİZİN KATLİDİR"
Öcalan'ın son suçu son şehidimizin katlidir. Terörsüz Türkiye'nin yolu Türk milletinin iradesinden geçer. Hukukun üstünlüğünden geçer. Yasaklardan arınmış Türkiye'den geçer.

Ne şehit ne de gaziler feda ettikleri, her birimizin hayat vadettikleri için mübarektirler ve öyle yaşayacaklardır. Türk devletin geleceği bir terör hükümlüsünün dediklerine fena edilemez. Türk milliyetçiliği teröristi yeni sıfatlarda meşrulaştırmaya göz yummayacak. Herkes haddini bilecek.

"CUMHURİYET'İN SAVCILARINI GÖREVE ÇAĞIRIYORUM"
Öcalan'ın statüsü bellidir. Bir terör hükümlüsüdür. Ona rol biçilemez. Sarayın savcıları oturadursunlar, Cumhuriyet'in savcılarını göreve çağırıyorum. Malum şahısların ellerine tutuşturulan raporların dolaşıma sokullması da teröre yardımdır. Cumhuriyet'e sahip çıkmak için ey savcılar, ey bu milletin gençleri neyi bekliyorsunuz. Bu kardeşlik, barış değildir. Bu ihanettir.

Kardeşlik iddiası PKK'ya meşrulaştırmak değildir. Kürtleri PKK'nın temsil iddiasından kurtarmaktır. Örgüt baskısından kurtarmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle ilgili tek kurumu vardır o da milli güvenlik kurumudur. MGK'yı mı feshetmeye çağırıyorsunuz? Karnınızdan konuşmayı bırakın. Bu artık kesindir, sen içimizdeki İrlandalısın."

Batman merkezli 17 ildeki yasa dışı bahis operasyonunda 121 şüpheli yakalandı

Batman merkezli 17 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonunda 121 şüpheli gözaltına alındı

20.05.2026 10:00:00
AA
Batman merkezli 17 ildeki yasa dışı bahis operasyonunda 121 şüpheli yakalandı
Batman merkezli 17 ildeki yasa dışı bahis operasyonunda 121 şüpheli yakalandı

Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, yasa dışı bahis ve sanal kumar siteleri üzerinden elde edilen "kara paraların" çeşitli hesaplara, ardından kripto hesaplara aktarılarak aklandığını tespit etti.

143 şüphelinin 19 milyar 300 milyon lirayı aşkın işlem hacmi gerçekleştirdikleri belirlendi.

18 Mayıs'ta Batman, İstanbul, Kocaeli, Antalya, İzmir, Balıkesir, Zonguldak, Konya, Adana, Aydın, Erzurum, Siirt, Adıyaman, Zonguldak, Sivas, Ağrı ve Diyarbakır'da 200 ekip ve 700 personelin katılımıyla gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonda, 121 şüpheli yakalandı.

Bu kişilerin ikametlerinde yapılan aramalarda bazı dijital materyale el konuldu, 2 ruhsatsız tabanca ele geçirildi.

Gözaltına alınan şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürüyor.

22 şüphelinin de yakalanmasına yönelik çalışmalar devam ediyor. 

Komandolardan 19 Mayıs'a özel nefes kesen gösteri

Kastamonu'da 19 Mayıs kutlamalarında sahne alan jandarma komandoları, vatandaşlara heyecan dolu anlar yaşattı.

19.05.2026 19:43:00
İhlas Haber Ajansı
Komandolardan 19 Mayıs'a özel nefes kesen gösteri
Komandolardan 19 Mayıs'a özel nefes kesen gösteri
Kastamonu'da 19 Mayıs kutlamalarında sahne alan jandarma komandoları, vatandaşlara heyecan dolu anlar yaşattı.

Kastamonu'da 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla kutlama programı düzenlendi. Program, İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Ardından Gençlik ve Spor İl Müdürü Sami Kuşcu, günün anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı. Kuşcu, "Milletimizin bağımsızlık meşalesinin yakıldığı, umutların yeniden filizlendiği, tarihimizin en anlamlı dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nın 107. yılını büyük bir gurur ve coşkuyla kutlamak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz" dedi.

Atatürk'ün bu anlamlı günü gençlere emanet etmesinin tesadüf olmadığını belirten Kuşcu, gençlerin ülkenin geleceğinde sanat, spor, kültür, bilim ve teknoloji alanlarında önemli görevler üstleneceğini ifade etti.

Öğrenciler tarafından şiirler okundu, spor ve halk oyunları gösterileri sergilendi. Yaklaşık 350 öğrencinin katıldığı gösteriler, tribündeki vatandaşlardan alkış aldı.

Kutlamalarda en büyük ilgiyi ise Jandarma Komando Eğitim Merkez Komutanlığı Gösteri Birliği'nin gösterisi gördü. Komandoların silahlı hareketleri, kule inişi, yakın dövüş ve senaryo destekli operasyon gösterileri izleyenlerden beğeni aldı. Nefes kesen gösteriler sırasında heyecan dolu anlar yaşandı. Vatandaşlar, komandoların performansını cep telefonu kameralarıyla kaydetti.

Programa Vali Meftun Dallı ve il protokolü ve vatandaşlar katıldı.

Gülistan Doku dosyasında yeni gelişme

Gülistan Doku soruşturmasında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in kullandığı 3 makam aracı ile Tunceli İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği’ne ait 2 araç, gizli tanık iddiaları doğrultusunda DNA ve kriminal inceleme yapılmak üzere Ankara Kriminal Daire Başkanlığı’na gönderildi

19.05.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Gülistan Doku dosyasında yeni gelişme
Gülistan Doku dosyasında yeni gelişme
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı ve Tunceli merkezli yürütülen soruşturmada, bugüne kadar yalnızca şahsi araçlar odak noktasındayken son adımla resmi filolar da mercek altına alındı.

Eski vali Tuncay Sonel'in kullanımındaki 3 makam otosu ve İl Özel İdaresi'ne kayıtlı 2 araç farklı nakil araçlarına yüklenerek Ankara'ya ulaştırıldı.

Uzman ekipler araçlar içinde biyolojik iz, saç, kıl, temas kalıntıları ile olası bir dezenfekte işlemine karşı kimyasal temizlik kalıntılarını araştırıyor.

Toplanan bulgular, Diyarbakır'da DNA örneği veren anne Bedriye Doku ve baba Halit Doku'nun profilleriyle eşleştirilecek.

Gizli tanık beyanı ve şüpheli araç trafiği

Soruşturmanın seyrini değiştiren en önemli etkenlerden biri, dosyaya giren gizli tanık ifadeleri ve Plaka Tanıma Sistemi (PTS) kayıtları oldu. İddialara göre, Tuncay Sonel'in "kasten öldürme" suçlamasıyla tutuklanan oğlu Mustafa Türkay Sonel ve arkadaşı Umut Altaş, Gülistan'ın kaybolduğu gece BMW marka bir araçla şehir içi ve şehir dışında şüpheli bir trafik sergiledi. Gizli tanık, genç kızın cansız bedeninin bu hareketlilik sırasında araçla nakledildiğini öne sürdü.

Plaka aynı, araç farklı çıktı

Soruşturma ekibi, Mustafa Türkay Sonel'in olay döneminde kullandığı BMW marka aracın izini sürdüğünde çarpıcı bir detayla karşılaştı. Şüphelinin o dönemki aracı birkaç yıl önce sattığı, yerine aynı marka, model ve renkte yeni bir araç alarak eski plakasını bu yeni araca taktığı belirlendi. Olay gününe ait gerçek eski araç yeni sahibinden alınarak İstanbul'da ilk incelemeden geçirildi, somut bulgu alınamayınca o araç da kesin sonuç için Ankara'ya gönderildi.

Süreçte ne olmuştu?

6 yıldır "kayıp şahıs" olarak yürütülen dosya, Nisan 2026'da "cinayet" şüphesiyle baştan aşağı yenilendi. Yapılan teknik incelemelerde Gülistan Doku'nun kaybolmadan önce Tunceli Devlet Hastanesi'ne yaptığı girişlerin ve POLNET kayıtlarının HBYS (Hastane Bilgi Yönetim Sistemi) üzerinden profesyonelce silindiği belgelendi. Bu kapsamda eski Başhekim Çağdaş Özdemir gözaltına alınırken, dönemin Valisi Tuncay Sonel "suç delillerini yok etme ve gizleme" iddialarıyla İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınıp 21 Nisan 2026'da tutuklandı. Soruşturma kapsamında toplam tutuklu sayısı 12'ye yükselmiş durumda.

Ankara Kriminal Daire Başkanlığı'ndan gelecek rapor, 6 yıllık sır perdesini aralayacak en somut delil niteliğini taşıyor.

'Kütahyalı'nın para hareketleri MASAK'a takıldı'

Rasim Ozan Kütahyalı'nın tutuklanmasıyla ilgili konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Adana Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yürütülen büyük bir operasyon söz konusu. Süreç tamamen MASAK raporlarına bağlı olarak ilerliyor" dedi

19.05.2026 14:00:00
AA
'Kütahyalı'nın para hareketleri MASAK'a takıldı'
'Kütahyalı'nın para hareketleri MASAK'a takıldı'
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Rasim Ozan Kütahyalı'nın tutuklandığı yasa dışı bahis operasyonunun arkasında ciddi bir mali takip olduğunu belirterek, "Adana Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yürütülen büyük bir operasyon söz konusu. Süreç tamamen MASAK raporlarına bağlı olarak ilerliyor" dedi.

Gürlek, Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında, dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Rasim Ozan Kütahyalı'nın yasa dışı bahis soruşturması kapsamında tutuklanmasıyla ilgili soruyu yanıtlayan Gürlek, operasyonun arkasında ciddi bir mali takibin olduğunu vurguladı.

Bakan Gürlek, Kütahyalı'nın yasa dışı bahisten tutuklandığını hatırlatarak, ​"Adana Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yürütülen büyük bir operasyon söz konusu. Süreç tamamen MASAK raporlarına bağlı olarak ilerliyor. O da bu para hareketleri esnasında MASAK takibine takılmış durumda. İllegal bahis sitelerine para gönderme, aracılık etme gibi iddialar var. Başsavcılığımız mali hareketleri inceleyerek kendi takdiri doğrultusunda bu kararı verdi" ifadesini kullandı.

Gürlek ayrıca, mevcut kanunlara göre, yasa dışı bahsi oynatan, buna aracılık eden, yer ve imkan sağlayan ya da bu sitelere para transferi gerçekleştirenlerin eylemlerinin "suç teşkil ettiğini" anımsattı.

Yasa dışı bahis organizasyonlarında adı geçen ve yurt dışında bulunan şüphelilere yönelik adli süreçlerin kesintisiz sürdüğünü ifade eden Gürlek, dijital mecralara yönelik yaptırımların da kararlılıkla uygulandığını belirtti.

Kırmızı Bülten çıkarıldı

Akın Gürlek, firari isimler ve erişim engelleriyle ilgili olarak ise "Kamu düzenini ilgilendirdiği için bu sitelere yönelik hızlıca erişim engelleme kararları alınıyor. Yurt dışındaki şüphelilerin, aralarında adı geçen eski futbolcuların da bulunduğu isimlerin hepsine yönelik kırmızı bülten çıkarıldı" diye konuştu.

Adalet Bakanı Gürlek, yasa dışı bahisle mücadelenin kararlılıkla süreceğini bildirdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.