logo
09 HAZİRAN 2026

BTP'den Başkanlık açıklaması

TBMM'de kavga gürültü eşliğinde görüşmeleri devam eden başkanlık sistemi getirecek anayasa değişikliği paketini değerlendiren BTP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Abdullah Terzi, "Şayet anayasa değişikliği Meclis'ten geçer ve halk da referandumda evet derse hangi sorunumuz çözülecek?" diye sordu.

12.01.2017 00:00:00
YENİ MESAJ / ANKARA

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkan Yardımcısı Dr. Abdullah Terzi gündemi değerlendirdi.
TBMM'de kavga gürültü eşliğinde görüşmeleri devam eden başkanlık sistemi getirecek anayasa değişikliği paketini değerlendiren Dr. Terzi, "Şayet anayasa değişikliği Meclis'ten geçer ve halk da referandumda evet derse hangi sorunumuz çözülecek?" diye sordu. Dr. Abdullah Terzi bu konudaki kritik sorularını şu şekilde sıraladı: "Örneğin başımızın belası olan terör bitecek mi? Komşularımızla olan sorunlarımızı çözmüş olacak mıyız? Dolar, euro aldı başını gidiyor bunlar düşecek mi? Vatandaşın ve devletin borcu bitecek mi? İşsizler işe kavuşacak mı? Madenlerimiz, yeraltı kaynaklarımız tekrar milletin ve devletin malı olacak mı? Saman, yem ve buğday gibi tarım ürünleri ithalatı sona erecek mi? Adalet yeniden mi sağlanacak? Geçim kolaylaşacak, işçimizin, memurumuzun, emeklimizin maaşları artacak mı? Tefessüh etmiş sosyal dokumuz, ahlaki yapımız düzelecek mi? Meclis'in itibarı artacak, yargı tam bağımsız olacak mı? Vahşi kapitalizm, faizci sömürü düzeni terk edilecek mi? Gelir dağılımımız düzelecek mi? Ekonomimiz büyüyecek mi? Daha doğrusu girdiğimiz bu zifiri karanlıktan çıkabilecek miyiz? Anayasa değişikliğinin bunların hiç birini sağlamayacağı aşikârdır. Dolayısıyla 15 yıldır tek başına iktidar olan, her istediğini yapabilme gücünü elde etmiş bir siyasi partinin bu saydıklarımın hiçbirini zaten yapamadığını yaşadık ve gördük."
Fay hatları hareketlendi!
"Şimdi milletin iradesini, Meclis'ten alıp bir siyasi partiye ve o partinin liderine verip, onu da Cumhurbaşkanı yaparak bu sorunların üstesinden gelemeyeceğimizi yaşadığımız 15 yıl bize gösterdi" diyen BTP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Abdullah Terzi açıklamasında, "Şimdi terörden savaşa, ekonomik krizlerden sosyal krizlere kadar tüm fay hatlarını hareketlendiren etnik, mezhepsel ve ideolojik kırılmaları tetikleyen bir zeminde bulunuyoruz. Devasa sorunlarla boğuşan ülkemiz bugün maalesef bir kaşık suda fırtınalar koparırcasına bir ayrışmayı, kamplaşmayı da beraberinde getiriyor. Bunu iktidar partisi AKP'nin yanındaki MHP'nin ve CHP'nin söylemlerinden görmemiz mümkün" ifadelerini de kullandı.
'Asıl mesele milli bir projemizin olmaması'
"Bugün Türkiye'nin asıl meselesi nedir" sorusunu soran BTP Genel Başkan Yardımcısı Terzi, "Türkiye'nin asıl meselesi milli menfaatler istikametinde bir milli projeye, milli bir çözüme sahip olmaması ve bunu hayata geçirememesidir. Eğer milletimiz ve siyasetimiz bir değişim istiyorsa, bağımsızlık, sosyal refah, sosyal adalet, iş ve aş istiyorsa Milli Ekonomi Modeli'ne ve onun sahibi genel başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş'a ve bu modeli parti programına koymuş olan Bağımsız Türkiye Partisi'ne müracaat etmek ve oradan bir çıkış yolu yakalamak zorundadır"  dedi.
'MEM yeni dünya realitesidir'
"Biz bunları söylerken uygulanmamış, denenmemiş, hayata geçmemiş bir modelden bahsetmiyoruz" ifadelerini kullanan Dr. Terzi sözlerini şöyle sürdürdü: "Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli'ni Türk milleti için yazdı ama milletimiz bunu görmedi, göremedi, görmek istemedi. Hatta bu noktada hipermetrop oldu, yani yakını göremedi. Ama neticede 2005'ten beri dünyada bir realite var. Rusya bu modelin değişik maddelerini uygulamaya koydu. 2013 yılında heyetler gönderip, özel davetiye gönderip genel başkanımızı Duma'ya davet etti. 2013 Şubat'ında genel başkanımız Rus parlamentosu Duma'da Milli Ekonomi Modeli'ni anlattı. Bugün Rusya bu modeli hayata geçirdi, ona bağlı BRICS ülkeleri de bu tezi uyguluyor. Yani dünyada 120 ülke MEM'in değişik maddelerini uyguluyor. BRICS ülkeleri ise bunu milli paralarla ticaret dahil pek çok alanda hayata geçirdi. Bu noktada baktığımızda bu model Kapitalizmi tarihe gömüyor, ABD'nin ve ABD'nin parası doların hegemonyasına son veriyor ve dünyada yeni bir ekonomik güç alanı, askeri güç alanı, siyasi güç alanı ve yeni bir blok oluşmasına neden oluyor. Dünyanın realitesi budur. "
'Dünya şimdi MEM etrafında şekilleniyor'
"Biz kendi içimizde bir kaşık suda fırtına kopararak gündemi bunun etrafında oluşturarak hiç bir şey elde edemeyeceğiz" şeklinde konuşan BTP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Abdullah Terzi, dünyanın Milli Ekonomi Modeli'ni çoktan keşfettiğini ve uygulamaya koyduğunu ifade etti. Terzi şunları söyledi: "Dünya şimdi bu tez etrafında şekilleniyor. O bakımdan şunun altını çizelim. Hani dedik ya biz kendi içimizdeki siyasi dehayı, önemli tezi ve çözümü göremiyoruz bari uzaktan bakalım. Rusya'dan, Hindistan'dan, Çin'den, Brezilya'dan yani BRICS ülkelerinden bakalım. Birkaç örnek vermek istiyorum. Yaklaşık 6 ay önce BRICS İş Geliştirme Merkezi Başkan Yardımcısı Vladimir Gorbonovski İstanbul'a geldi. Prof. Dr. Haydar Baş'a, "lütfen bizi talebeniz olarak kabul edin, biz size hocam diyelim. Çünkü biz sizden çok şey öğrendik. ABD ve Kapitalizmin saldırılarından, hegemonyasından sizin tezinizle kurtuluyoruz' dedi.  İşte yine Rus siyaset ve bilim adamı Prof. Dr. Victor Minin, "MEM bir alfabe gibidir. Bu alfabeyi çözerseniz o zaman kendi kitabınızı okursunuz, yani kendi ülkenizin kaynaklarını, insan gücünü kendi ülkenize adapte eder ve oradan bir çıkış yolu yakalayabilirsiniz' diyor."
'Milli Para ilk defa MEM'de yer aldı'
MEM'in milli paralarla ticaret formülünün de dünyada çok büyük bir karşılık bulduğunu ifade eden Abdullah Terzi, "Bugün artık ABD'nin ayakları titriyorsa, Trump ve Clinton ekolü arasında bir savaş varsa bunun nedeni doların dünyadaki hâkimiyetinin kırılmış olmaya başlamasındandır ki bunun tek adresi milli para, yerli para projesi yani MEM'dir. Bundan önce hiçbir ekonomi literatüründe, kitabında, tezinde milli para- yerli para ifadesi yoktur. 2005'te MEM'de ithalatta, ihracatta ve bir ülkenin kaynaklarının korunmasında milli paranın yeri öne çıkartıldı ve daha sonra bu Rusya'da uygulanmaya başladı. Rusya bunu Çin ile birlikte uygulamaya başladı. Rusya bunu daha sonra Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a teklif etti. Akabinde milli para bizim siyasetçilerimizin de diline dolandı ama şunu bilelim ki milli ve yerli para ilk defa Prof. Dr. Haydar Baş'ın modelinde yer aldı" dedi.
Türk milleti kafasını kuma gömüyor!
Milli Ekonomi Modeli'ndeki vatandaşlık maaşı projesinin de geniş bir alanda karşılık bulduğunu ifade eden Dr. Abdullah Terzi, "MEM'in başka bir etki alanından örnek vermek istiyorum 'basic income' yani temel gelir desteği yani vatandaşlık maaşı bu yeni değil. 2-3 yıldan bu yana bu kavram Finlandiya'da başta olmak üzere İsviçre'de Hollanda'da ifade edilmeye, verilip verilmeyeceği halka referandumla sorulmaya başlandı. Türk milleti de bu kavrama yabancı değil. Prof. Dr. Haydar Baş kar-kış demeden Anadolu'nun köylerini bile dolaşarak 'Ey Türk milleti ben her birinize vatandaşlık maaşı vereceğim' dedi. Bu sesini Avrupalılar duydu, Rusya, Çin, Hindistan duydu. Bu sesi yaklaşık 4 milyar insan iş-aş projeleri olarak bunu yaşıyor. Peki ya Türk milleti? Türk milleti kafasını kuma gömmüş, yakını göremeyen hipermetrop olmuş bari uzağı görerek bir netice çıkarsın diye biz de dua ediyoruz. Bugün komünizm gibi siyasetimizin odaklandığı serbest piyasa ekonomisi ve kapitalizm de çökmüştür. Bugün Avrupa Birliği de çökmektedir. Biz şimdi ister koro halinde parlamenter sistemin çözümsüz partileriyle, ister solo halinde kapitalizm şarkısını söyleyelim bu reçeteyle beraber bu hasta iyileşmez.  Bugün 1938'den bu yana bağımlı dış politikaya ram olmuş bir Türkiye'nin bu sorunları aşması mümkün değildir. Onun için Atatürk'ün bağımsızlık ilkesinin içini dolduran; ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri alanda bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bunun adresi de çok açık ve nettir, Prof. Dr. Haydar Baş'tır, onun Bağımsız Türkiye Partisi'dir" dedi.

Sigara tadı tuzu da kaçırıyor


 
Sigaranın ağız, boğaz ve solunum yolları üzerindeki etkilerine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara kullanımı; ağız, boğaz, gırtlak ve ses telleri başta olmak üzere kulak burun boğaz bölgesinde ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Özellikle gırtlak kanseriyle sigara arasındaki ilişki çok güçlü” dedi. 

09.06.2026 00:18:00
MURAT ÇORBACI
Sigara tadı tuzu da kaçırıyor
Sigara tadı tuzu da kaçırıyor

Sigaranın yalnızca akciğerleri değil, kulak burun boğaz sistemini de doğrudan etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanındaki toksik ve tahriş edici maddeler; ağız, boğaz, ses telleri ve burun mukozasında kalıcı hasara neden olabiliyor. Uzun süreli kullanım, kanser dahil pek çok ciddi hastalığın riskini artırıyor" şeklinde konuştu. Sigaranın en erken etkilerinden birinin tat ve koku duyusunda azalma olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanı burundaki koku alma hücrelerine zarar veriyor. Özellikle günde bir paket ve üzeri sigara kullanan kişilerde bu kayıp daha belirgin hale geliyor. Yemeklerden alınan tat azalıyor, yaşam kalitesi düşüyor" dedi.







Erken uyarı: ses kısıklığı

Sigaranın ses tellerinde tahrişe ve kronik ödem oluşumuna neden olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Uzun süreli sigara kullanımı ses tellerinin yapısını bozuyor. Bu durum kalıcı ses kısıklığına yol açabiliyor. Özellikle iki haftadan uzun süren ses değişiklikleri mutlaka dikkate alınmalı" diye konuştu.







Burun ve sinüs sağlığını bozuyor

Sigaranın yalnızca boğazı değil, burun ve sinüsleri de etkilediğini paylaşan Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanı burun mukozasında şişmeye neden oluyor. Bu durum kronik sinüzit, burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı gibi sorunların daha sık görülmesine yol açabiliyor" dedi. Sigaranın bağışıklık sistemini zayıflattığını da belirten Prof. Dr. Üstündağ, sigaranın burun mukozasında hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere neden olduğuna dikkat çekti.







Pasif içiciliğin de faturası ağır

Pasif içiciliğin de en az aktif sigara kullanımı kadar tehlikeli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanına maruz kalan kişilerde özellikle boğaz enfeksiyonları, alerjik problemler ve solunum yolu hastalıkları daha sık görülüyor. Çocuklar bu konuda çok daha hassas bir grupta yer alıyor" şeklinde konuştu.







Sigara bırakıldıktan sonra iyileşme başlıyor

Sigaranın bırakılmasıyla birlikte vücudun kendini onarma sürecine girdiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara bırakıldıktan sonraki ilk haftalarda tat ve koku alma duyularında iyileşme başlayabiliyor. Zaman içinde ses kalitesi düzeliyor, enfeksiyon riski azalıyor ve kanser gelişme riski önemli ölçüde düşüyor" dedi.

Gençler bataklığa sürükleniyor


 
İkinci Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, gençler arasında sanal bahis ve kumarın alarm verici boyutlara ulaştığını söyledi.
 

09.06.2026 00:10:00 / Güncelleme: 09.06.2026 00:14:29
MURAT ÇORBACI
Gençler bataklığa sürükleniyor
Gençler bataklığa sürükleniyor

Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden birkaç saniyede ulaşılabilen sanal bahis ve kumar uygulamaları, gençler arasında giderek büyüyen bir bağımlılık sorununa dönüşüyor. Uzmanlar, özellikle ekonomik kaygılar ve kısa yoldan kazanç elde etme isteğinin gençleri bu platformlara yönelttiğini belirtirken, başlangıçta sunulan küçük kazançların bağımlılık döngüsünü tetiklediğine dikkat çekiyor.







Salgına dönüştü

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Bağımlılık Akademisi ve İstanbul Kent Üniversitesi iş birliği ile Kent Üniversitesi Taksim Kampüsü'nde düzenlenen 2. Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu'nda konuşan Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, sanal kumarın Türkiye'de en hızlı yayılan bağımlılık türlerinden biri haline geldiğini söyledi. Kumarın artık yalnızca fiziksel mekânlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Ögel, cep telefonları aracılığıyla günün her saatinde erişilebilen dijital platformların riski katladığını ifade etti.







Para kazanmak mümkün değil

"Sanal kumar yeni neslin karşı karşıya olduğu en önemli bağımlılık alanlarından biri haline geldi" diyen Prof. Dr Ögel, özellikle gençlerin hızlı para kazanma arzusu nedeniyle bu sistemlerin hedef kitlesi haline geldiğini belirtti. Ancak sanal kumarın vaat ettiği kazancın büyük ölçüde bir yanılsama olduğunu vurgulayan Ögel, "Bu yolla düzenli para kazanmak mümkün değil. Buna rağmen gençler bir kez başladığında kendilerini durdurmakta ciddi güçlük yaşıyor" dedi.







Önce kazandırıyorlar!

Uzmanlara göre sanal bahis sitelerinin en tehlikeli yönlerinden biri ise kullanıcıyı sisteme bağlamak için kullandıkları yöntemler. Renkli tasarımlar, anlık bildirimler ve hızlı geri dönüş mekanizmalarıyla dikkat çeken platformların özellikle ilk aşamada kazandırarak güven oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Ögel, "Bir kez kazanan kişi kaybetmeye başladığında da oyunda kalmayı sürdürüyor. Çünkü kayıplarını geri kazanabileceğine inanıyor. Asıl tuzak da burada başlıyor" ifadelerini kullandı.







'Gençlerin kumar borcunu asla ödemeyin'

Klinik Psikolog Yusuf Babacan da bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğunu belirterek, "Bağımlılık beynin bazı bölgelerinin işlevselliğini kaybetmesi anlamına geliyor. Beyin ödül merkezi ve kontrol merkezinden oluşur. Kontrol merkezindeki bozulma bağımlılığın gelişmesine neden oluyor. Kontrol merkezi devre dışı kaldığı için kişi kendisini frenleyemiyor. Beynin içsel frenleme sistemi devre dışı kalıyor" diye konuştu. Babacan, online bahis sisteminin ve kumarın gençleri hedef aldığına işaret etti. Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Zengin olma fantezisi onları dipsiz bir kuyuya çekerek, ailelerinin de iflasına sebep oluyor. Çünkü gençler kumar borçlarını ailelerine ödetmeye çalışıyor. 'Bağımlı olduğum için değil, borcumdan dolayı kumar oynadım, borcum olmazsa oynamayacağım' diyerek ailelerini borçlarını ödemeye ikna ediyorlar. Aile de borcu üstleniyor, oysa bu gençlerde bağımlılığın devam etmesine neden oluyor. Çünkü borç kapandığında çok hızlı bir şekilde ve bu defa daha yüklü oranda oynamaya devam ediyorlar. Bu nedenle biz ailelere diyoruz ki, 'Siz borcu ödemeyin. Gelin yapılandıralım.' Çünkü uluslararası araştırmalar gösteriyor ki, gençler uzun vadede kendi borçlarını ödediklerinde, bağımlılıklarının negatif sonuçlarıyla yüzleşiyorlar ve bu durum kumar oynama davranışını durdurmada daha etkili oluyor."

'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, 2012'den bu yana AYM'ye 739 bin 417 başvuru yapıldığını, yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini belirterek, "Anayasa yargısının nihai amacı ihlalleri tespit etmek değil, tekrarını önleyecek bir hukuk kültürü oluşturmaktır" dedi

08.06.2026 20:43:00
İhlas Haber Ajansı
'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı
'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, 2012'den bu yana AYM'ye 739 bin 417 başvuru yapıldığını, yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini belirterek, "Anayasa yargısının nihai amacı ihlalleri tespit etmek değil, tekrarını önleyecek bir hukuk kültürü oluşturmaktır" dedi. Ayrıca Özkaya, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası'nın yeni halinin kullanıma açıldığını söyledi.

'Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği Avrupa Konseyi Ortak Projesi' kapsamında kapanış töreni ve Adana Bölge Toplantısı kentteki bir otelde düzenlendi.

"Anayasa yargısının nihai amacı anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır"



Açılışta konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, hukuk devletinin gerçek gücünün, normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklandığına değinerek, "Bilindiği üzere hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde anayasal güvencelerin gerçek anlamı da yalnızca mahkeme kararlarında değil o kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıkmaktadır. Esasen anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır" ifadelerini kullandı.

"14 yılda 739 bin 417 başvuru"



Bireysel başvurunun Türk hukuk sistemi için önemli reformlardan olduğuna vurgu yapan Özkaya, "Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvuru sisteminin bugün ulaştığı nokta, yürüttüğümüz çalışmaların ve kurumsal iş birliğinin ne denli önemli sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. Güncel veriler incelendiğinde, bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi'ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır. Derdest bulunan başvuru sayısı ise 102 bin 143'tür. Bu rakamlar, bir yandan vatandaşlarımızın Anayasa Mahkemesine ve bireysel başvuru mekanizmasına duyduğu güveni ortaya koyarken diğer yandan mahkememizin karşı karşıya bulunduğu iş yükünün büyüklüğünü de göstermektedir" dedi.

"87 bin ihlal kararı verilmiştir"



Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar 87 bin ihlal kararı verildiğini de anlatan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, daha sonra şunları söyledi:

"Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dahil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verilmiş olması, bireysel başvurunun hak eksenli hukuk kültürünün gelişmesinde ne kadar önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bireysel başvurunun temel amacı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde daha güçlü şekilde korunmasını sağlamaktır. Bunun yanında bireysel başvuru, insan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkan tanıyan etkili bir iç hukuk yolu niteliği taşımaktadır. Nitekim bireysel başvurunun uygulanmaya başlamasıyla birlikte temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok uyuşmazlık ulusal hukuk sistemimiz içerisinde çözüme kavuşturulabilmiş, böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurularda azalma yaşanmış ve insan haklarının korunmasında iç hukuk mekanizmalarının etkinliği önemli ölçüde güçlenmiştir."

"İlk derece mahkemelerinin verdiği kararlar önemli"

İlk derece mahkemelerinin verdiği kararın önemine atıfta bulunan AYM Başkanı Özkaya, "Bireysel başvurunun başarısı sadece Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlarla ölçülemez. Asıl önemli olan, bu kararların ilk derece mahkemelerine, bölge adliye mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, idari uygulamalara ve toplumsal hayata etkili şekilde yansımasıdır. Özellikle ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik hazırlanan yol haritası, kararların hayata geçirilmesinde karşılaşılan sorun alanlarını tespit etmiş ve uygulama süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik son derece değerli öneriler sunmuştur" diye konuştu.

"Bireysel başvuru sayısı çok fazla"

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak ise Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru fazlalığına değinerek, " Bireysel başvuru ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilmiş çağdaş ve önemli bir kazanımdır. Türk Anayasa Mahkemesinin önüne gelen bireysel başvuru sayısının fazla olmasıdır. Bu fazlalık hem işin önemini, hem yürütülüşünü, hem de sıkıntıları birlikte getiriyor. Bu fazlalık öyle bir fazlalık ki, iyi uygulayan Avrupa ülkelerindeki rakamlara baktığımızda 10-12 kat daha fazla. 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bile üstünde Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru geliyor. Bu sayının çokluğu konusunda hiçbir şüphemiz yok. Bu artan iş yüküyle Anayasa Mahkemesinin başa çıkmak için mümkün olduğunca ve en kısa sürede bu başvuruları sonuçlandırmak için yoğun ve fark edilebilir bir çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz" diye konuştu.

"Adalet, mülkün temelidir"

Adana Valisi Mustafa Yavuz ise Adana'nın program için öneminden bahsederek, "Adana, tarih boyunca milletlerin hafızasında iz bırakan şehirlerden bir tanesidir. Toroslara vakıf duruşunu ufkunda taşıyan Adana'mız tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir, geçmişten bu güne dayanışmanın önemli şehirlerinden bir tanesi olmuştur. Bu topraklar asırlar boyunca devlet geleneğinin ve milletimizin hakkaniyet duygusunu aynı zeminde buluşturmuştur. Adalet, mülkün temelidir. Bu tür programlar vatandaşlarımızın adalete olan güveninin pekişmesine katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi.

Ayrıca toplantıda Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbe, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek, Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu'da birer konuşma yaptı.

Açılış konuşmalarının ardından 'Bireysel Başvuru İhlal Kararlarının Objektif ve Subjektif Etkisi' konulu oturum gerçekleştirildi.
Programa hakim ve savcılar katıldı.

Haydar Baş Vakfı’ndan İstanbul’da anlamlı Gadir-i Hum kutlaması

İslam alemi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Veda Haccı dönüşü Hz. Ali Efendimizin imametini, velayetini ve halifeliğini bizzat ilan ettiği mübarek Gadir-i Hum Bayramı’nı büyük bir coşkuyla idrak etti. Bu özel ve anlamlı gün vesilesiyle Haydar Baş Vakfı, İstanbul’da geniş katılımlı, hafızalarda iz bırakacak önemli bir programa imza attı

08.06.2026 11:52:00
Hasan Gündoğdu
Haydar Baş Vakfı’ndan İstanbul’da anlamlı Gadir-i Hum kutlaması
Haydar Baş Vakfı’ndan İstanbul’da anlamlı Gadir-i Hum kutlaması
İstanbul Fatih'teki Ali Emiri Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen anma programına, çok sayıda davetlinin yanı sıra ilim, siyaset ve düşünce dünyasından önemli isimler katıldı.






"Ehl-i Beyt Paydasında Buluşmak" ana fikriyle düzenlenen etkinlikte, İslam dünyasının birliği, beraberliği ve Ehl-i Beyt sevgisinin bu birliği sağlamadaki hayati rolü ele alındı.






"Bizim Safımız Ehl-i Beyt'in Yanıdır"

Yoğun bir katılımın gözlendiği programda kürsüye çıkan konuşmacılar, Ehl-i Beyt'i doğru anlamanın, onları sevmenin ve yollarından gitmenin her Müslüman için bir mükellefiyet olduğunu dile getirdi.






"Bizim safımız Ehl-i Beyt'in safıdır ve bu saf her daim ortak değerimiz olarak kalacaktır" mesajının öne çıktığı konuşmalarda, bu öğretinin evlatlarımıza ve gelecek nesillere eksiksiz bir şekilde aktarılmasının, toplumsal mayanın korunması adına en büyük görev olduğu vurgulandı.






Iraklı Alim Seyyid Celal Meaş'tan Prof. Dr. Haydar Baş'a Vefa

Programın en dikkat çeken ve duygu dolu anlarından biri, merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın yakın dostu olan Iraklı ünlü din alimi Seyyid Celal Meaş'ın hitabı sırasında yaşandı. Önceki yıllarda Prof. Dr. Haydar Baş'a, Hz. Hüseyin Efendimizin Kerbela'daki mukaddes kabrinin örtüsünü hediye ederek aralarındaki derin muhabbeti taçlandıran Seyyid Celal Meaş, İstanbul'daki bu özel buluşmada da yerini aldı.






Seyyid Celal Meaş, yaptığı konuşmada Ehl-i Beyt dünyasının birlik çağrılarına değinirken, ömrünü bu yola adayan Prof. Dr. Haydar Baş'ın İslam alemine yaptığı tarihi katkıları ve ortaya koyduğu Ehl-i Beyt külliyatının önemini yad etti. Salondaki katılımcılarla birlikte merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın ruhuna dualar okuyan Meaş'ın sözleri, salondan büyük alkış aldı.






Prof. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi: "Çözüm ve Birlik Ehl-i Beyt Paydasındadır"

Etkinlikte söz alan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi ise günün anlam ve önemine binaen kapsamlı bir konuşma gerçekleştirdi. İslam coğrafyasının içinde bulunduğu ayrışmalara ve sıkıntılara dikkat çeken Kepekçi, İslam aleminin Ehl-i Beyt paydasında bir ve beraber olmaktan başka bir seçeneğinin kalmadığını ifade etti.






Kepekçi; "Bizleri bir araya getirecek, kardeşliğimizi yeniden tahkim edecek yegane ortak payda Ehl-i Beyt'tir. Bu çatı altında birleştiğimizde aşamayacağımız hiçbir engel, bozamayacağımız hiçbir oyun yoktur" diyerek birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. Kepekçi'nin konuşması salondaki coşkulu kitle tarafından uzun süre alkışlandı.

İBB Davası'nın 46. duruşması başladı

İBB Davası'na ilişkin 68'i tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 46. duruşmasında tutuklu sanık reklamcı Serkan Öztürk'ün savunması alınıyor

 

08.06.2026 11:30:00
Anadolu Ajansı
İBB Davası'nın 46. duruşması başladı
İBB Davası'nın 46. duruşması başladı

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bir kısım tutuksuz sanıklar ile avukatların da geldiği duruşmada, CHP'li bazı milletvekilleri ile tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuklu sanık reklamcı Serkan Öztürk'ün savunmasının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğu"na ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş ile Adem Soytekin ve Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma", "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet", 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de arasında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianamede bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, tutuklu sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan ile tutuksuz sanıklar Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Yargılama sürecinde birleşen dosyadakilerle birlikte 42 sanığın tahliyesiyle davada 68 tutuklu sanık bulunuyor.

CHP Karabük İl Başkan Yardımcısı Erten, Filyos Çayı'nda akıntıya kapıldı

Karabük'te Filyos Çayı'na düşerek akıntıya kapılan, Örgütlerden Sorumlu CHP Karabük İl Başkan Yardımcısı Mustafa Erten'i bulmak için arama çalışması başlatıldı

08.06.2026 03:51:00
İHA
CHP Karabük İl Başkan Yardımcısı Erten, Filyos Çayı'nda akıntıya kapıldı
CHP Karabük İl Başkan Yardımcısı Erten, Filyos Çayı'nda akıntıya kapıldı
Olay, Karabük-Zonguldak karayolunun Yesil köy mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Yenice ilçesinden Karabük istikametine seyir halinde olan ve içerisinde CHP Karabük İl Başkanlığı Örgütlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Mustafa Erten'in (72) de bulunduğu 78 ACD 559 plakalı otomobil, yolculuk sırasında tuvalet molası verdi.








Araçtan inen Erten, Filyos Çayı kenarında bulunduğu sırada dengesini kaybederek yaklaşık 10 metre yükseklikten yuvarlanarak suya düştü. Akıntıya kapılan Erten, kısa sürede gözden kayboldu.








Durumu fark eden beraberindekilerin 112 Acil Çağrı Merkezi'ne yaptığı ihbar üzerine bölgeye sağlık, jandarma, AFAD, UMKE ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekipler, Filyos Çayı'nda akıntıya kapılan CHP Karabük İl Başkanlığı Örgütlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Mustafa Erten'i bulmak için bölgede arama ve kurtarma çalışmalarını sürdürüyor.
 







Olayın duyulması üzerine CHP Karabük İl Başkanı Vedat Yaşar, Merkez İlçe Başkanı Ali Yaşar ile partililer dolay yerine gelerek çalışmaları yakından takip etti.






















Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'

Mutlak butlan kararıyla CHP'de genel başkanlık görevine geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin 9 Haziran'daki grup toplantısına başkanlık edeceği duyuruldu

07.06.2026 16:37:00
Haber Merkezi
Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'
Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'
Kılıçdaroğlu'nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, CHP'nin Meclis Grup Toplantısı'nın Kılıçdaroğlu'nun başkanlığında 9 Haziran Salı Günü saat 13.30'da gerçekleştirileceğini belirtti.

CHP mutlak butlan kararı sonrasındaki ilk grup toplantısını Özgür Özel başkanlığında 2 Haziran'da yapmıştı.

21 Mayıs'taki mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu partiye genel başkan olarak döndü. Özgür Özel ise CHP'nin TBMM'deki Grup Başkanı olarak seçildi. Partide ikili bir yapı oluştu.

Kılıçdaroğlu kanadından yapılan son açıklamada Özgür Özel'in grup başkanlığının da iptal edileceği duyuruldu.

Yeni atanan CHP sözcüsü Müslüm Sarı, grup başkanlığı seçiminin "usulsüz" olduğunu savundu ve "Genel başkanın bilgisi dahilinde olmayan bir seçim yapılabilir mi, grup başkanı genel başkana bağlı olarak çalışılır" dedi.

Konuyla ilgili 6 Haziran'da konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP'nin grup toplantısını genel başkan liderliğinde yapmasının önünde yasal bir engel olmadığını söyledi.

Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde 53 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırılara ilişkin karar davasında; mahkeme 3 sanığı 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 3 bin 921 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gerçekleştirilen terör saldırısında evladını ve kardeşini Hatice Kübra Erboz, suçluların cezalarının alması kendilerinin yüreklerine su serptiğini belirterek, "Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti" dedi

06.06.2026 11:28:00
İHA
Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet
Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen terör saldırılarında 53 vatandaş hayatını kaybederken birçok vatandaş yaralandı. Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilen bombalı saldırılara ilişkin, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Memet Gezer, Temir Dükancı, Cengiz Sertel ve Mohammad Dib Korali cezaevlerinden SEGBİS aracılığıyla katıldı. Esasa ilişkin son savunmalarında sanıklar, saldırıyla bağlantılarının bulunmadığını ileri sürdü. Beyanların ardından hükmünü açıklayan mahkeme, sanıklar Memet Gezer, Temir Dükancı ve Cengiz Sertel'i "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçundan bir kez, 5'i çocuk 52 kişinin öldürülmesi suçundan ise 52 kez olmak üzere toplam 53 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etti.






Mahkeme ayrıca, sanıklara 28'i çocuk 130 kişiyi "öldürmeye teşebbüs" suçundan 2 bin 600 yıl, terör örgütü faaliyeti kapsamında "izinsiz patlayıcı bulundurmak" suçundan 13 yıl 4 ay, mağdurlara yönelik "duyu organları zarar görecek şekilde yaralama" suçundan 13 yıl 6 ay, bir kadının çocuk düşürmesine yol açacak şekilde yaralanması suçundan 20 yıl 3 ay, 3 kişiye yönelik "basit yaralama" suçundan 20 yıl 3 ay, 134 mağdura yönelik "mala zarar verme" suçundan bin 206 yıl, Reyhanlı'daki Emniyet Müdürlüğü, belediye, PTT ve notere verilen zarar dolayısıyla da "kamu malına zarar vermek" suçundan 48 yıl olmak üzere toplam 3 bin 921 yıl hapis cezası verildi. Heyet, sanık Mohammad Dib Korali ile firari sanıklar Omar Alkhatıp ve Mihraç Ural hakkındaki dosyaların ayrılmasına karar verirken, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına hükmetti.








Reyhanlı ilçesinde bombalı saldırıda hayatını kaybeden 2 yaşındaki Fatmanur Erboz ve teyzesi Nadire Kuvvet'in ailesi 13 yıldır buruk acıyla yaşıyor. Evladını ve kardeşini bombalı saldırıda kaybeden Hatice Kübra Erboz, suçluların cezalarının alması kendilerinin yüreklerine su serptiğini belirterek, "Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti" dedi.








"Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti"

Kızının ve kardeşinin katillerinin ceza alması yüreklerine su serptiğini belirten Hatice Kübra Erboz, "Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs patlamasında ablam Nadire Kuvvet ve kızım Fatma Nurel'i kaybettim. Suçluların ceza almasını duyduğumda çok sevindim. Sevinçten hatta ki ağladım, adalet yerini buldukça yüreğimize bir damla su serpiliyor. Tabii ki ölenler geri gelmiyor ama gene de bu sevinç bizi ağlatmaya, bizi sevindirmeye ve yüreğimi de su serpmeye yetiyor. Ülkemizde idam cezası olmadığı için bu ceza adaletimize göre yeterli oldu. Biz de kabul etmek zorundayız. Keşke onlar da bizim çocuklarımızın öldüğü gibi onlar da idam olsa onlar da ölse, onların öldüğünü görsek, acı çektiğini görsek ama maalesef adalet sistemiz de böyle bir şey olmadığı için; onların ömür boyu hapiste olması, demir parmaklıklar haricinde olması, hücrede olması bizi sevindirmeye yetti. Türk adaletine güveniyoruz. 13 yıl boyunca Ankara'ya gidip geldik. Mahkemeye takip ettim. Kendim katıldım. Mahkeme sürecini yakından takip ettim. Bu yüzden 53 defa müebbet almaları sevindirdi. Umarım ki en kısa zamanda dışarıda olan sanık Miraç Ural'da yakalanır ve gerekli cezayı alırlar. Bence aydınlatıldığını düşünüyorum. Çünkü MİT'imiz, askerimiz, polisimiz 13 yıldır didik didik aradılar. Suçluları ne yapmak istediklerini, çözdüklerini düşünüyorum. Türk adaletine güveniyoruz. Zaten bu bizi bir nebze rahatlatmıştı. Eninde sonunda adaletin yerini bulacağına inanıyordum, çok şükür yerini buldu ve çok sevinçliyiz. Ben ve bütün şehit aileleri devletimize teşekkür ederiz. Ülkemizi bölmek isteyenler şehrimizi karıştırmak isteyenlere fırsat vermedik. Hiçbir zaman vermeyiz. İnşallah ülkemizde bir daha böyle sorunlar yaşanmaz. Hiçbir anne evladıyla, hiçbir eş eşiyle, hiçbir çocuk anne babasıyla sınanmaz diyorum. Bu son olur. Ben ablam ve çocuğumu kaybettim. İki acı birden yaşadım. Rabb'im hiç kimseye böyle acı yaşatmasın" ifadelerini kullandı.






Türk Telekom'dan gelecek için çevreci teknolojiler


 
Türk Telekom, çevre dostu çözümler sunan yeni nesil çevreci iletişim teknolojileriyle yenilenebilir kaynaklara yönelerek, yeşil dönüşümdeki çalışmalarını sürdürüyor.

06.06.2026 11:04:00
Haber Merkezi
Türk Telekom'dan gelecek için çevreci teknolojiler
Türk Telekom'dan gelecek için çevreci teknolojiler

Türk Telekom, çevre dostu çözümler sunan yeni nesil çevreci iletişim teknolojileriyle yenilenebilir kaynaklara yönelerek, yeşil dönüşümdeki çalışmalarını sürdürüyor. Ulaşımdan sağlığa, enerjiden güvenliğe kadar birçok alanda çevre dostu çözümler üreten şirket, "akıllı şehircilik uygulamaları", "akıllı aydınlatma projeleri" ve "akıllı kavşak" çözümleriyle farklı alanlarda sürdürülebilir ve çevreci projeler geliştiriyor.

Enerji verimliliği çözümleri, akıllı şehir uygulamaları ve yeni nesil yeşil şebeke teknolojileriyle iklim kriziyle mücadelede sektör liderliğini güçlendiren Türk Telekom, 4-7 Haziran'da yapılacak Sıfır Atık Festivali ile 5-7 Haziran'da düzenlenen Sıfır Atık Forumu'nun destekçileri arasında yer alarak, sıfır atık bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sunuyor.

Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, teknolojiyi yalnızca dijital dönüşümün değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir geleceğin de en güçlü araçlarından biri olarak gördüklerini belirtti.

ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu

Avukat Kübra Pekel, ATM'de unutulan banka kartlarından yapılacak olan işlemlerden kart sahibinin sorumlu tutulacağını söyleyerek, "Kartın olmadığını fark ettiğimizde vakit kaybetmeden bankaya bildirmeliyiz" dedi

06.06.2026 11:00:00 / Güncelleme: 06.06.2026 11:04:51
İHA
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
Hukuki olarak kartın kaybolduğu fark edildiği anda bankaya bildirim yapılması gerektiğini söyleyen Kübra Pekel, "ATM'de kart unutmak hepimizin başına gelebilecek çok insani bir durum. Burada genel olarak hani en fazla kartım yutulur yenisini çıkartırım şeklinde düşünüyoruz çoğumuz fakat madalyonun arka tarafı bu kadar da masum değil. Şimdi hukuksal olarak çok net bir gerçekliğin altını çizmek durumundayım. ATM'de unuttuğunuz kartı bankaya anda bildirmezseniz o andan itibaren yapılan işlemlerin çoğunluğundan veyahut da kötü niyetli harcamaların çoğunluğundan siz sorumlu tutulursunuz. Peki hukuk bu konuda ne diyor' 5464 sayılı banka kartları ve kredi kartları kanunu şu şekilde söylüyor, kartın kaybolması veya çalınması halinde durumu derhal bankaya bildirme yükümlülüğümüz bulunmaktadır. Eğer bu bildirimi yapmazsanız kartı bulan kötü niyetli kişilerin yapmış olduğu harcamalardan ağır kusurunuz olduğu gerekçesiyle sorumlu tutulursunuz. Yargıtay'ın yerleşik kararları da bu yöndedir. Hukuken bildirimde bulunmadığımız her dakika sizin aleyhinize işlemektedir. Burada en önemli nokta bildirim süreniz. Sizin bu noktada yani yapılan harcamayı ilk fark ettiğiniz anda veyahut da kaybolduğunu fark ettiğiniz ilk anda anında bildirimde bulunmanız gerekiyor. Hukuk bunu 24 saat ile sınırlamış olabilir ama bu somut olaya göre değişmekte oluyor" dedi.



"Hızlı bildirim fazla kayıp olmasını engeller"

Pekel, hızlı yapılacak bildirimlerin daha fazla maddi kayıp olmasını engelleyeceğini söyleyerek, "Sizin bu durumu ilk fark ettiğiniz anda anında bankaya ihbarda bulunmanız gerekiyor. Vatandaşlarımızın ATM işlemleri sonrasında kartlarını mutlaka kontrol etmeleri, mobil bankacılık bildirimlerini açık tutmaları ve şüpheli bir durumda vakit kaybetmeden bankaya başvurmaları gerekmektedir. Çünkü hızlı yapılan bildirim hem maddi kaybın büyümesine hem de daha sonrasında olması muhtemel bir hukuki süreçte hak kaybına uğramalarını engellemektedir. Cüzdanınızı kontrol ettiğinizde kartınızı göremediğiniz anda evde mi unuttum, arabada mı bıraktım şeklinde düşünmek yerine zaman kaybetmeden ilk iş olarak bankanızı arayın ve kartınızı bloke ettirin. Unutmayın hukuk haklarını arayanları korur, ihmal edenleri değil" ifadelerini kullandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.