Salı sabahı başlayan Çanakkale gezim, Cuma günü saat 18:30'da Kaplıca sefasıyla son buldu.
Kaplıca sefası biraz da kutlama niyetineydi. Üç gün süren çalışma BTP'nin teşkilatlanmasına ayrılmıştı. Oradaki arkadaşlar aslında bana gerek kalamadan işleri yaptılar.
Hepsini tebrik ederim.
Bana düşen mini bir gayretti.
Perşembe günü Ayvacık'a gittik. Hususi araç olmadan bir gün sürer gidiş-dönüş Ayvacık'a.
Siz, havanın çok güzel olduğunu ve saniye saniye hissedilen yeşillenmeyi seyrederek yol aldığınızı bir düşünün.
Neye değmez?
Bir de Çanakkale Savaşı'nın yaşandığı yerleri ya uzaktan seyrederek, ya da mevzilerden geçerek yol almak.
Bir ruhani hayat sarıyor sizi.
Gözlerinizin önüne, tarifi imkansız bazı tablolar canlanıyor.
O an bazı şeyleri yaşar gibi oluyorsunuz.
Ama o bölgeyi az biraz anlamak için en az bir hafta dolaşmak lazım, hem de bir rehber eşliğinde.
Mesela sayın Mehmet Niyazi'nın "Çanakkale Mahşeri" adlı o muhteşem romanı, romanda geçen mekanları da içine alacak şekilde bir kamera eşliğinde görüntülense ne güzel olurdu.
Tabi sayın Niyazi beyin rehberliğinde.
Çanakkale insanı, Anadolu'nun her tarafında olduğu gibi, bir dokun bin ah iş türünden.
Siyasetten bıkmış usanmış.
Ne iktidara ne de muhalefete zerre güveni kalmamış.
"Bugün içinde bulunduğumuz halden en az iktidar kadar muhalefet de sorumludur" diyorlar.
Benim birkaç yerde anlattığım fıkrayı normal anlatışla anlatıyorlar.
Fıkrayı hatırlayın.
Temel'in Dursun'a borcu vardır.
Dursun her gün Temel'in kapısında. Temel'de para yok ki ne versin.
Günlerden bir gün Temel Dursun'un geldiğini görünce saklanmış. Kızına da Dursun gelince babam Ankara'ya gitti evde yok dersin diye de tembihlemiş.
Dursun burnundan soluyarak Temel'in kapısına dayanmış.
- Baban nerde?
- Babam yok, Ankara'ya gitti.
Dursun açmış ağzını yummuş gözünü:
- Kepaze herif! Paramı vermez Ankaralara gezmeye gider. Hayatımda onun kadar utanmaz adam görmedim. Hele bir gelsin, ben ona göstereceğim günün.
Daha bir sürü hakareti de ekleyerek uzaklaşır Temel'in evinden.
Laf söyleme sırası şimdi, saklandığı yerden çıkıp kapıdan Dusun'un gidişini gizlice seyreden Temel'e gelmiştir:
- Utanmaz sensin, ahlaksız sensin, namussuz sensin! Bacak kadar kıza hakaret etmekten utanmıyor musun? Ah ben şimdi olmayacaktım Ankara'da da görecektin gününü.
Aynen bu misal, kaç yıldır TBMM'nin nimetlerinden istifade eden bu kahramanlar, tam bir pişkinlik örneği sergileyerek; "Biz Ankara'da olacaktık da görecektiniz nasıl bu işleri çözerdik" demeye getiriyorlar.
Yazmıştım:
İktidar; millet ve memleket yararına işler yapabilmeye muktedir olmak anlamına geldiği gibi, muhalefet de, millet ve memleket yararına olmayan şeyleri engelleye muktedir olmanın adıdır.
Her biri arif olan insanımız işte bunun için; gelinen noktadan hem iktidar, hem muhalefet aynı oranda sorumludur diyor.
Tüm umutlarını kaybetme noktasına gelen insanımız BTP'yi, programını, olaylara bakış ve çözümünü dinleyince, Nisan yağmuruna kavuşan nebatatın yeşermesi gibi yüzünde ümit ışıkları beliriyor.
Ara sıra rastladığım beni televizyondan izleyen arkadaşların sevgisini gösterdikleri ilgi ve alakayı da gurur çukuruna düşmeden ifade etmekte bir sakınca görmüyorum.
Ama duaların en çoğu muhterem Prof. Dr. Haydar Baş hocama.
Duaların, teşekkürlerin, hayranlıkların en fazlası ona.
Bir düşünün bir vilayete gidiyorsunuz, babanız yaşında bir adam sizi görüp ayağa kalkıyor, ceketini ilikliyor, sizi kucaklıyor, dakikalarca size dua ediyor.
Ne büyük saadet bu.
Kaç kere düşündüm. Ben ilahiyat mezunuyum. Ne olabilirdim? Öğretmen olurdum, müftü olurdum (Allah'tan olmadım), vaiz olurdum. Bu mesleklerden en çok sevdiğim öğretmenlik mesleği olduğunu peşinen söyleyeyim.
Kim tanır seni?
En fazla bir vilayettekiler.
Ama seni bir ülke tanıyor, tanımakla kalmıyor, sana hayır dua ediyor. Seni bağrına basıyor.
İyi de bize bu imkanı bahşeden muhterem Hocam'a biz nasıl teşekkür etmeliyiz?
Bu ölçü sadece benim için geçerli olmasa gerek.
Bütün arkadaşlar için.
Nerden nereye?
Aslında Çanakkale için yazacak çok şey var ama...
Kaplıca sefası biraz da kutlama niyetineydi. Üç gün süren çalışma BTP'nin teşkilatlanmasına ayrılmıştı. Oradaki arkadaşlar aslında bana gerek kalamadan işleri yaptılar.
Hepsini tebrik ederim.
Bana düşen mini bir gayretti.
Perşembe günü Ayvacık'a gittik. Hususi araç olmadan bir gün sürer gidiş-dönüş Ayvacık'a.
Siz, havanın çok güzel olduğunu ve saniye saniye hissedilen yeşillenmeyi seyrederek yol aldığınızı bir düşünün.
Neye değmez?
Bir de Çanakkale Savaşı'nın yaşandığı yerleri ya uzaktan seyrederek, ya da mevzilerden geçerek yol almak.
Bir ruhani hayat sarıyor sizi.
Gözlerinizin önüne, tarifi imkansız bazı tablolar canlanıyor.
O an bazı şeyleri yaşar gibi oluyorsunuz.
Ama o bölgeyi az biraz anlamak için en az bir hafta dolaşmak lazım, hem de bir rehber eşliğinde.
Mesela sayın Mehmet Niyazi'nın "Çanakkale Mahşeri" adlı o muhteşem romanı, romanda geçen mekanları da içine alacak şekilde bir kamera eşliğinde görüntülense ne güzel olurdu.
Tabi sayın Niyazi beyin rehberliğinde.
Çanakkale insanı, Anadolu'nun her tarafında olduğu gibi, bir dokun bin ah iş türünden.
Siyasetten bıkmış usanmış.
Ne iktidara ne de muhalefete zerre güveni kalmamış.
"Bugün içinde bulunduğumuz halden en az iktidar kadar muhalefet de sorumludur" diyorlar.
Benim birkaç yerde anlattığım fıkrayı normal anlatışla anlatıyorlar.
Fıkrayı hatırlayın.
Temel'in Dursun'a borcu vardır.
Dursun her gün Temel'in kapısında. Temel'de para yok ki ne versin.
Günlerden bir gün Temel Dursun'un geldiğini görünce saklanmış. Kızına da Dursun gelince babam Ankara'ya gitti evde yok dersin diye de tembihlemiş.
Dursun burnundan soluyarak Temel'in kapısına dayanmış.
- Baban nerde?
- Babam yok, Ankara'ya gitti.
Dursun açmış ağzını yummuş gözünü:
- Kepaze herif! Paramı vermez Ankaralara gezmeye gider. Hayatımda onun kadar utanmaz adam görmedim. Hele bir gelsin, ben ona göstereceğim günün.
Daha bir sürü hakareti de ekleyerek uzaklaşır Temel'in evinden.
Laf söyleme sırası şimdi, saklandığı yerden çıkıp kapıdan Dusun'un gidişini gizlice seyreden Temel'e gelmiştir:
- Utanmaz sensin, ahlaksız sensin, namussuz sensin! Bacak kadar kıza hakaret etmekten utanmıyor musun? Ah ben şimdi olmayacaktım Ankara'da da görecektin gününü.
Aynen bu misal, kaç yıldır TBMM'nin nimetlerinden istifade eden bu kahramanlar, tam bir pişkinlik örneği sergileyerek; "Biz Ankara'da olacaktık da görecektiniz nasıl bu işleri çözerdik" demeye getiriyorlar.
Yazmıştım:
İktidar; millet ve memleket yararına işler yapabilmeye muktedir olmak anlamına geldiği gibi, muhalefet de, millet ve memleket yararına olmayan şeyleri engelleye muktedir olmanın adıdır.
Her biri arif olan insanımız işte bunun için; gelinen noktadan hem iktidar, hem muhalefet aynı oranda sorumludur diyor.
Tüm umutlarını kaybetme noktasına gelen insanımız BTP'yi, programını, olaylara bakış ve çözümünü dinleyince, Nisan yağmuruna kavuşan nebatatın yeşermesi gibi yüzünde ümit ışıkları beliriyor.
Ara sıra rastladığım beni televizyondan izleyen arkadaşların sevgisini gösterdikleri ilgi ve alakayı da gurur çukuruna düşmeden ifade etmekte bir sakınca görmüyorum.
Ama duaların en çoğu muhterem Prof. Dr. Haydar Baş hocama.
Duaların, teşekkürlerin, hayranlıkların en fazlası ona.
Bir düşünün bir vilayete gidiyorsunuz, babanız yaşında bir adam sizi görüp ayağa kalkıyor, ceketini ilikliyor, sizi kucaklıyor, dakikalarca size dua ediyor.
Ne büyük saadet bu.
Kaç kere düşündüm. Ben ilahiyat mezunuyum. Ne olabilirdim? Öğretmen olurdum, müftü olurdum (Allah'tan olmadım), vaiz olurdum. Bu mesleklerden en çok sevdiğim öğretmenlik mesleği olduğunu peşinen söyleyeyim.
Kim tanır seni?
En fazla bir vilayettekiler.
Ama seni bir ülke tanıyor, tanımakla kalmıyor, sana hayır dua ediyor. Seni bağrına basıyor.
İyi de bize bu imkanı bahşeden muhterem Hocam'a biz nasıl teşekkür etmeliyiz?
Bu ölçü sadece benim için geçerli olmasa gerek.
Bütün arkadaşlar için.
Nerden nereye?
Aslında Çanakkale için yazacak çok şey var ama...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024




























































































