logo
02 ŞUBAT 2026

Büyük güçlerin gölgesinde Suriye: Çıkar, güç ve insan

22.01.2026 00:00:00
Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler, büyük güçlerin bölgede nasıl bir siyaset izlediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Suriye sahasında değişen dengeler, dış desteğe yaslanan yapıların ne kadar kırılgan bir zeminde durduğunu açık biçimde ortaya koydu. Bugün sahada olan bitene bakan herkes aynı gerçeği görüyor: Büyük devletlerin dostluğu, çıkarlarıyla sınırlıdır.
 
Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye politikası, ilk günden bu yana bu gerçeğin somut örnekleriyle dolu. Washington, sahaya kendi askerini sürmeden sonuç almak istedi. Bunun için yerel aktörlerle iş birliğine gitti. Bu iş birlikleri, taktik ve geçici hedeflere dayanıyordu. Ancak sahadaki bazı yapılar bu tabloyu stratejik ortaklık olarak okudu. Yanılgı tam da burada başladı.
 
Amerikan dış politikasında ahlaki söylemler önemlidir ama belirleyici olan her zaman çıkardır. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları vurgusu, çoğu zaman bu çıkarların meşruiyet için devreye sokulur. Sahadaki maliyet arttığında ya da öncelikler değiştiğinde ise bu söylemler sessizce geri çekilir. Suriye'de yaşananlar, bu yaklaşımın en güncel örneklerinden biridir.
 
Bugün gelinen noktada Amerika'nın bölgedeki yükünü azaltmak istediği görülüyor. Öncelikler değişiyor, riskler yeniden hesaplanıyor. Bu durum, dış desteğe fazlasıyla güvenen aktörler için ciddi bir belirsizlik anlamına geliyor. Sahadaki güç dengeleri hızla değişirken, dün vazgeçilmez görülen yapılar bugün tali unsurlara dönüşebiliyor.
 
Burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir ayrım var. Bir halkın varlığı ile o halk adına siyaset yaptığını iddia eden yapıların geleceği aynı şey değildir. Halklar bu coğrafyada kalıcıdır. Ancak siyasi ve askeri yapılar, uluslararası dengelere bağlı olarak güç kazanır ya da zayıflar. Büyük güçler, halkların taleplerinden çok sahadaki işlevle ilgilenir.
 
Dış destekle kurulan siyasi projeler, kısa vadede etkili olabilir. Ancak bu tür projelerin uzun ömürlü olması zordur. Çünkü desteği veren taraf, oyunun kurallarını belirler. Şartlar değiştiğinde, destek alan aktörün manevra alanı daralır. Kendi toplumsal meşruiyetini ve bölgesel uzlaşısını kuramayan yapılar, bu değişime hazırlıksız yakalanır.
 
Ortadoğu tarihi, bu tür örneklerle doludur. Dün desteklenen, bugün gözden çıkarılan birçok aktör bu coğrafyada iz bırakmıştır. Büyük güçler için bölge, satranç tahtası gibidir. Taşların değeri, oyuna katkıları ölçüsündedir. Gerektiğinde en güçlü taş bile feda edilebilir.
 
Türkiye'nin uzun süredir dile getirdiği güvenlik kaygıları da bu tablo içinde yeniden tartışılıyor. Ankara, Suriye sahasında dış destekli yapıların kalıcı istikrarsızlık üreteceğini savunuyordu. Bugün yaşananlar, bu uyarıların tamamen temelsiz olmadığını gösteriyor. Ancak bu durum, bölgedeki sorunların kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmiyor.
 
Bölgede kalıcı bir denge kurulabilmesi için tek taraflı yaklaşımlardan uzak durulması gerekiyor. Halkların tamamen dışlandığı, taleplerinin yok sayıldığı her denklem yeni krizler üretir. Aynı şekilde, bölge ülkelerinin güvenlik hassasiyetlerini görmezden gelen politikalar da sürdürülebilir değildir. Çözüm, dış aktörlerin geçici hesaplarında değil, bölgesel diyalog ve gerçekçi uzlaşılarda aranmalıdır.
 
Amerika'nın bugün sergilediği tutum, aslında bir sürpriz değil. Değişen sadece sahnedeki aktörler ve öncelik sıralaması. Dün bir yapı ön plandaydı, bugün geri plana çekildi. Yarın başka bir aktör aynı döngünün parçası olabilir. Bu nedenle mesele, tek bir örnek üzerinden değil, genel eğilim üzerinden okunmalıdır.
 
Büyük devletler kalıcı dostluklar kurmaz, kalıcı çıkarlar peşinde koşar. Bu çıkarlar örtüştüğü sürece ilişkiler sürer, örtüşmediğinde ise destek hızla çekilir. Bu gerçeği göz ardı eden her siyasi hesap, kaçınılmaz olarak ağır bir bedelle karşılaşır.
 
Bu tablo içinde en kritik soru ise şudur: Peki sahada kalan siviller ne olacak? Aleviler ne olacak, diğer etnik ve mezhepsel gruplar ne yaşayacak?
 
Suriye'de güç dengeleri değişirken en büyük bedeli her zaman silahlı yapılar değil, sivil halk ödüyor. Kontrol alanları el değiştirdikçe, farklı kimliklere mensup insanlar yeni baskı biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Özellikle mezhepsel kimlikler üzerinden şekillenen hesaplaşmalar, sahadaki gerilimi daha da derinleştiriyor.
 
Son dönemde bazı bölgelerden gelen bilgiler, silahlı grupların sivillere yönelik tutumunun ciddi endişe kaynağı olduğunu gösteriyor. Hukukun, denetimin ve hesap verebilirliğin olmadığı alanlarda güç, hızla keyfiliğe dönüşüyor. Silahı elinde bulunduran, kendisini sorgulanamaz görüyor. Bu durum, sadece Aleviler için değil; farklı mezheplere, etnik kökenlere ve siyasi görüşlere sahip tüm siviller için büyük bir risk anlamına geliyor.
 
İnsan hakları söylemleri sahada karşılık bulmadığında, yaşananlar sadece bir güvenlik meselesi olmaktan çıkıyor, açık bir insani krize dönüşüyor. Evinden edilenler, hedef haline gelenler, sessiz kalmaya zorlananlar; Suriye gerçeğinin değişmeyen yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Güç mücadelesi büyüdükçe, insan hayatının değeri giderek azalıyor.
 
Bu noktada dikkat çekici olan bir başka gerçek de şudur: Sahada etkili olan silahlı yapıların büyük bölümü, denetlenebilir bir siyasi sorumluluk taşımıyor. Emir-komuta zinciri net olmayan, ideolojik aidiyetle hareket eden gruplar, farklı kimliklere karşı kolayca sertleşebiliyor. "Güvenlik" gerekçesiyle yapılan uygulamalar, çoğu zaman açık bir baskı mekanizmasına dönüşüyor.
 
Aleviler özelinde yaşanan kaygılar, aslında daha geniş bir sorunun parçası. Bugün Aleviler hedefteyse, yarın başka bir grup aynı akıbetle karşılaşabilir. Çünkü hukuk yoksa, sınır yoktur. Gücü ele geçirenin insafı, sistem haline gelir. Bu da hiçbir topluluk için güvenli bir gelecek anlamına gelmez.
 
Uluslararası aktörlerin bu tabloya yaklaşımı ise yine tanıdık. Sert açıklamalar, genel çağrılar ve diplomatik ifadeler… Ancak sahadaki gerçekliği değiştirecek somut bir mekanizma çoğu zaman devreye sokulmuyor. Sivillerin korunması, büyük güçlerin öncelik listesinde genellikle alt sıralarda yer alıyor.
 
Oysa Suriye'de kalıcı bir düzen kurulacaksa, bu düzen silahlı grupların keyfine bırakılamaz. Hiçbir mezhep, hiçbir etnik kimlik, "yenilen taraf" muamelesi görmemelidir. Aksi halde ülke, çatışmanın farklı biçimlerde devam ettiği bir coğrafya olmaktan kurtulamaz.
 
Bugün sorulması gereken soru şudur: Silahlar sustuğunda nasıl bir Suriye ortaya çıkacak? Korkuyla yaşayan, kimliğini gizlemek zorunda kalan insanların ülkesi mi, yoksa herkesin temel haklarının güvence altına alındığı bir düzen mi?
 
Sonuç olarak Suriye sahasında yaşananlar, sadece askeri ve siyasi dengelerin değil, insani sınırların da ne kadar aşındığını gösteriyor. Büyük güçlerin hesapları, yerel aktörlerin sertliği ve silahın belirleyici olduğu bir denklemde en savunmasız olanlar yine siviller oluyor. Kalıcı bir gelecek, ancak insanı merkeze alan, hukuku esas alan ve hiçbir grubu dışlamayan bir anlayışla mümkün olabilir. Aksi halde bugün konuşulan belirsizlikler, yarın çok daha ağır insani trajedilere dönüşmeye adaydır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
Kolajen eksikliği ciddi sağlık sorunlarına neden olur
Hangi gıdalarda kolajen bulunur?
Yağmur sularının değerlendirilmesi
Kuraklığa karşı sürdürülebilir bir yaklaşım
Cimbom doludizgin
Galatasaray sahasında Kayserispor'u farklı yendi
Antalya'dan sonra Burdur'da da feci kaza: 7 kişi hayatını kaybetti
Erciyes'e sömestir bereketi
Rekor sayıda turist ziyaret etti
Kahramanmaraş'ta asırlık evler hâlâ ayakta
Depremlere de yıllara da meydan okuyorlar
Dev kayalar yola düştü
Araçlar ezilmekten son anda kurtuldu
CHP lideri Özel'den ilginç çıkış
"CHP 47 yıldır ikinci parti"
Tatil cennetinde korku dolu anlar
Rüzgar tekneleri kıyıya savurdu!
Beklenen yağış başladı
Edirne beyaz gelinliğini giydi
BTP İstanbul sahada
Ümraniye ve Bakırköy'de yoğun çalışma
Boğaz ağrısına iyi gelen şifalı besinler
Üstelik hiçbir yan etkisi de yok
Epstein ile yazışmalar istifa ettirdi
Ulusal Güvenlik Danışmanı istifa etti
Bulgar levası ile alışveriş sona erdi
Sınır ticaretinde euro dönemi
İranlı yetkiliden sert çıkış
Avrupa orduları da terör örgütü...
Kolajen eksikliği ciddi sağlık sorunlarına neden olur
Hangi gıdalarda kolajen bulunur?
Yağmur sularının değerlendirilmesi
Kuraklığa karşı sürdürülebilir bir yaklaşım
Cimbom doludizgin
Galatasaray sahasında Kayserispor'u farklı yendi
Antalya'dan sonra Burdur'da da feci kaza: 7 kişi hayatını kaybetti
Erciyes'e sömestir bereketi
Rekor sayıda turist ziyaret etti
Kahramanmaraş'ta asırlık evler hâlâ ayakta
Depremlere de yıllara da meydan okuyorlar
Dev kayalar yola düştü
Araçlar ezilmekten son anda kurtuldu
CHP lideri Özel'den ilginç çıkış
"CHP 47 yıldır ikinci parti"
Tatil cennetinde korku dolu anlar
Rüzgar tekneleri kıyıya savurdu!
Beklenen yağış başladı
Edirne beyaz gelinliğini giydi
BTP İstanbul sahada
Ümraniye ve Bakırköy'de yoğun çalışma
Boğaz ağrısına iyi gelen şifalı besinler
Üstelik hiçbir yan etkisi de yok
Epstein ile yazışmalar istifa ettirdi
Ulusal Güvenlik Danışmanı istifa etti
Bulgar levası ile alışveriş sona erdi
Sınır ticaretinde euro dönemi
İranlı yetkiliden sert çıkış
Avrupa orduları da terör örgütü...
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.