Yıllardır canım sıkılıyordu, 14 yıldır can sıkıntım katlanarak artmıştı..
Son Kahpe Kalkışma; sâdık ordu mensupları ve ehîl emniyet mensuplarının sevk idaresinde, milletin de can-hıraş katkısıyla püskürtülünce can sıkıntım biraz azalır gibi olmuştu ama yine canım sıkılıyor!
Kendim gibi davrandığım için algılanma, anlaşılma sıkıntısı yaşıyorum!
Oysa tek sermayemdir kendim gibi davranmak.
Kendim gibi davrandıkça hür; hür kaldıkça kimlikli, kimlikliliğimi fark ettikçe Türklüğümü hissettim ve Türklüğüme şükrettim yıllarca.
Bezm-i Elest' ten beri rûhen İslam yaratılıp, Türk tenim ve Türkçe lisanımla yer yüzüne indirildiğim için kendimi hep özel yaratılmış hissettim. Hala kendimi özel yaratılmış Türk Milleti mensubu olarak hissetmenin şükür ve hamdiyle beslenen onuru var içimde.
Hem bu kadar özel yaratılmış bir millet mensubu olup, hem İslâm dini ile şereflenmiş bir kul olarak neden canım sıkılır ki, değil mi?
Evet; "Canım sıkılıyor!"
Yıllar öncesine gittim can sıkıntımı fark edince.
Erzurum'da eksi bilmem kaç dereceye rağmen hiç üşümediğim, çok sıcak olan dost dünyamda, yerel Hakikat Gazetesinde günlük olarak "Meydan"ım açıktı.
Gazetenin dağıtıcısı Mahmut (kulakları çınlasın), her sabah gazetemi getirir, yeni yazımı alır giderdi.
O yıllarda yazımı kalemle kâğıda yazardım. Yazımın güzel olduğu söylenir ama yine de el yazımı gazetede Mehmet'im okurdu (Onun da kulakları çınlasın, gözlerinden öpüyorum). Hızlı yazan bir kardeşimiz de bilgisayara yüklerdi.
Bir kaç gün, peş-peşe; "Canım Sıkılıyor!" başlığı ile bir seri yazı yazmıştım.
Bir gün Mahmut, yazımı gazeteye götürür. Mehmet, okumak üzere kâğıdı açar. Başlığı görünce;
- Ey vah! Hoca'nın gene canı sıkılıyor!... Diye sesli düşünür.
Yazıyı bilgisayara yükleyecek olan kardeşimiz, gayet ciddi olarak;
- Hoca'nın canı sıkılmasın ne etsin? Her gün, her gün bu kadar mesele ve her gün yazı!... Elbette canı sıkılır!...
Ve günlerce gazetede söylenip gülünecek bir can sıkıntısı ilacı icat edilir.
Yıllar sonra yine canım sıkılıyor!...
Memleketin; sağcısı-solcusu, laiki-antilaiki, ümmetçisi-cumhuriyetçisi, ülkücüsü-devrimcisi, aydını-cahili, kadını-erkeği, yaşlısı-genci birebir sohbetlerde AKP'den rahatsız!
Birebir sohbetlerde AKP karşıtılar ama sandıktan da hep AKP çıkıyor!...
Ya sayı saymak bilmiyoruz, ya da Cumhurbaşkanı'nın, Başbakanların, Generallerin, hakimlerin-savcıların, kocaman profesörlerin kolayca kandırıldığı bir ülkede çok kolay kandırılıyoruz!...
Biliyor musunuz, ben hâlâ fanatik bir AKP'liyle karşılaşmadım ama fanatik veya militanca AKP'lilik yapmamasına rağmen Recep Tayyip Erdoğan'a oy vermeyen AKP'liye de rastlamadım!
Bu tarif ve bakışı diğer kulvarlara çevirdiğimde; yıllardır tanıdığım fanatik "Yavru Muhalefet MeHaPe"lilerin, ülkücülerin, yüzde kaçının MHP'ye oy verdiğini tespit edemiyorum!
Sosyal demokratların, yüzde kaçının CHP'ye; demokratik solcuların ne kadarının DSP'ye; milli görüşçülerin yüzde kaçının RP'ye, liberallerin yüzde kaçının ANAP'a, sağcıların yüzde kaçının DYP'ye oy verdiğini söyleyebilecek birileri var mıdır?
Bu kulvarların en ateşli, taraftarlarının dahi AKP'ye oy vermiş olabileceğini, hatta AKP'den siyaset yaptığını göre göre, hala AKP'lilerle mi, yoksa kendi vehimlerimizle mi münakaşa ederiz anlayabilmiş değilim!...
Ülkücü AKP'ye saldırmaya niyetlendiğinde AKP'deki ülküdaşından dolayı; sosyal demokrat, AKP'deki yoldaşından dolayı; demokratik solcu, AKP'deki bakan arkadaşından dolayı; milli görüşçü, AKP'deki bakan fikirdaşından dolayı susmuyor mu?
Ve hâlâ nasıl bu kadar çok oy aldı diye, veya neden bu kadar çok oy verdiler diye millete sitem ederken kendi vehimlerimizle baş-başa değil miyiz?
Ve bu ortamda benim canım sıkılmasın mı?
Herkes kendi partisinde olmazsa, herkes kendi kulvarından yürümezse, herkes kendi kulvarında ıslahata gitmezse; siyaset yapmaya hakkı mı vardır?
Siyaseten başarılı kıldıkları adresi tenkit ederek ısrarla orada kalmanın akıl ve vicdanla alakası var mıdır?
Partileri işgal etmiş siyaset korsanları, durumun farkında değiller midir?
Yoksa görevleri mi budur?
Başta kendime olmak kaydıyla çok öfkeliyim ve çok canım sıkılıyor!...
Bu gidişle de canım çok sıkılacak ve canımız çooook sıkılacak!...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN." Vesselâm...
Selam, sevgi, dua
Son Kahpe Kalkışma; sâdık ordu mensupları ve ehîl emniyet mensuplarının sevk idaresinde, milletin de can-hıraş katkısıyla püskürtülünce can sıkıntım biraz azalır gibi olmuştu ama yine canım sıkılıyor!
Kendim gibi davrandığım için algılanma, anlaşılma sıkıntısı yaşıyorum!
Oysa tek sermayemdir kendim gibi davranmak.
Kendim gibi davrandıkça hür; hür kaldıkça kimlikli, kimlikliliğimi fark ettikçe Türklüğümü hissettim ve Türklüğüme şükrettim yıllarca.
Bezm-i Elest' ten beri rûhen İslam yaratılıp, Türk tenim ve Türkçe lisanımla yer yüzüne indirildiğim için kendimi hep özel yaratılmış hissettim. Hala kendimi özel yaratılmış Türk Milleti mensubu olarak hissetmenin şükür ve hamdiyle beslenen onuru var içimde.
Hem bu kadar özel yaratılmış bir millet mensubu olup, hem İslâm dini ile şereflenmiş bir kul olarak neden canım sıkılır ki, değil mi?
Evet; "Canım sıkılıyor!"
Yıllar öncesine gittim can sıkıntımı fark edince.
Erzurum'da eksi bilmem kaç dereceye rağmen hiç üşümediğim, çok sıcak olan dost dünyamda, yerel Hakikat Gazetesinde günlük olarak "Meydan"ım açıktı.
Gazetenin dağıtıcısı Mahmut (kulakları çınlasın), her sabah gazetemi getirir, yeni yazımı alır giderdi.
O yıllarda yazımı kalemle kâğıda yazardım. Yazımın güzel olduğu söylenir ama yine de el yazımı gazetede Mehmet'im okurdu (Onun da kulakları çınlasın, gözlerinden öpüyorum). Hızlı yazan bir kardeşimiz de bilgisayara yüklerdi.
Bir kaç gün, peş-peşe; "Canım Sıkılıyor!" başlığı ile bir seri yazı yazmıştım.
Bir gün Mahmut, yazımı gazeteye götürür. Mehmet, okumak üzere kâğıdı açar. Başlığı görünce;
- Ey vah! Hoca'nın gene canı sıkılıyor!... Diye sesli düşünür.
Yazıyı bilgisayara yükleyecek olan kardeşimiz, gayet ciddi olarak;
- Hoca'nın canı sıkılmasın ne etsin? Her gün, her gün bu kadar mesele ve her gün yazı!... Elbette canı sıkılır!...
Ve günlerce gazetede söylenip gülünecek bir can sıkıntısı ilacı icat edilir.
Yıllar sonra yine canım sıkılıyor!...
Memleketin; sağcısı-solcusu, laiki-antilaiki, ümmetçisi-cumhuriyetçisi, ülkücüsü-devrimcisi, aydını-cahili, kadını-erkeği, yaşlısı-genci birebir sohbetlerde AKP'den rahatsız!
Birebir sohbetlerde AKP karşıtılar ama sandıktan da hep AKP çıkıyor!...
Ya sayı saymak bilmiyoruz, ya da Cumhurbaşkanı'nın, Başbakanların, Generallerin, hakimlerin-savcıların, kocaman profesörlerin kolayca kandırıldığı bir ülkede çok kolay kandırılıyoruz!...
Biliyor musunuz, ben hâlâ fanatik bir AKP'liyle karşılaşmadım ama fanatik veya militanca AKP'lilik yapmamasına rağmen Recep Tayyip Erdoğan'a oy vermeyen AKP'liye de rastlamadım!
Bu tarif ve bakışı diğer kulvarlara çevirdiğimde; yıllardır tanıdığım fanatik "Yavru Muhalefet MeHaPe"lilerin, ülkücülerin, yüzde kaçının MHP'ye oy verdiğini tespit edemiyorum!
Sosyal demokratların, yüzde kaçının CHP'ye; demokratik solcuların ne kadarının DSP'ye; milli görüşçülerin yüzde kaçının RP'ye, liberallerin yüzde kaçının ANAP'a, sağcıların yüzde kaçının DYP'ye oy verdiğini söyleyebilecek birileri var mıdır?
Bu kulvarların en ateşli, taraftarlarının dahi AKP'ye oy vermiş olabileceğini, hatta AKP'den siyaset yaptığını göre göre, hala AKP'lilerle mi, yoksa kendi vehimlerimizle mi münakaşa ederiz anlayabilmiş değilim!...
Ülkücü AKP'ye saldırmaya niyetlendiğinde AKP'deki ülküdaşından dolayı; sosyal demokrat, AKP'deki yoldaşından dolayı; demokratik solcu, AKP'deki bakan arkadaşından dolayı; milli görüşçü, AKP'deki bakan fikirdaşından dolayı susmuyor mu?
Ve hâlâ nasıl bu kadar çok oy aldı diye, veya neden bu kadar çok oy verdiler diye millete sitem ederken kendi vehimlerimizle baş-başa değil miyiz?
Ve bu ortamda benim canım sıkılmasın mı?
Herkes kendi partisinde olmazsa, herkes kendi kulvarından yürümezse, herkes kendi kulvarında ıslahata gitmezse; siyaset yapmaya hakkı mı vardır?
Siyaseten başarılı kıldıkları adresi tenkit ederek ısrarla orada kalmanın akıl ve vicdanla alakası var mıdır?
Partileri işgal etmiş siyaset korsanları, durumun farkında değiller midir?
Yoksa görevleri mi budur?
Başta kendime olmak kaydıyla çok öfkeliyim ve çok canım sıkılıyor!...
Bu gidişle de canım çok sıkılacak ve canımız çooook sıkılacak!...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN." Vesselâm...
Selam, sevgi, dua
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017






























































































