Uyuşturucu meselesi Türkiye'de çoğu zaman polis baskınları, mahkeme salonları ya da hayatı kararan gençlerin dramatik hikâyeleri üzerinden ele alınmaktadır. Oysa dünyada uyuşturucu kullanımına ilişkin en güvenilir ve nesnel göstergelerden biri, bireysel beyanlara veya adli kayıtlara değil, atık su analizlerine dayanmaktadır.
Bugün uyuşturucuya dair en dürüst veriler, itiraflardan ya da mahkeme tutanaklarından değil şehirlerin altından sessizce akan atık sulardan gelmektedir.
Atık su bazlı epidemiyoloji, bireyleri değil toplumları ölçer. İnsan vücudunda metabolize edilen yasa dışı maddelerin kalıntıları kanalizasyona karışmakta, şehirlerin altından akan bu görünmez veri hattı, hangi maddelerin hangi yoğunlukta ve hangi dönemlerde kullanıldığını ortaya koymaktadır. Avrupa, Avustralya ve Latin Amerika'da bu yöntem uzun süredir ulusal halk sağlığı ve güvenlik politikalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmişken, Türkiye'de yalnızca sınırlı akademik çalışmalarla gündeme gelebilmiştir.
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin (UNODC) son raporları, küresel uyuşturucu pazarında kokain ve sentetik maddelerin tarihsel zirvelere ulaştığını göstermektedir. Özellikle metamfetamin, amfetamin türevleri ve sentetik opioidler; düşük maliyet, kolay üretim ve yüksek bağımlılık potansiyelleri nedeniyle geleneksel uyuşturucu maddelerin yerini hızla almaktadır.
Bu maddelerin önemli bir bölümü, "tasarım uyuşturucu" olarak da adlandırılan Yeni Psikoaktif Maddeler (New Psychoactive Substances – NPS) kategorisinde yer almaktadır. Kimyasal yapıları küçük değişikliklerle yeniden tasarlanabilen bu maddeler, mevcut yasal düzenlemelerin önünde ilerleyerek toplumları farkına varmadan yeni ve çoğu zaman daha ölümcül maddelerle karşı karşıya bırakmaktadır.
Türkiye'de bugüne kadar yapılmış en kapsamlı atık su bazlı uyuşturucu analizi 2019 yılında gerçekleştirilmiş ve 11 büyük şehir çalışmaya dâhil edilmiştir. Bulgular, kamuoyundaki yerleşik algıları ciddi biçimde sarsmıştır.
Bu çalışmaya göre Gaziantep, metamfetamin tüketiminde açık ara ilk sırada yer almış; Kayseri ikinci sıraya yerleşmiş, Adana'da ise birkaç yıl içinde üç kattan fazla artış saptanmıştır. Aynı analizde MDMA kullanımının özellikle hafta sonları Mersin, Diyarbakır ve Adana'da keskin artışlar gösterdiği; kokain kullanımının ise Diyarbakır, Mersin ve Gaziantep'te belirgin bir yükseliş eğilimine girdiği tespit edilmiştir.
2019 sonrasında Türkiye'de ulusal ölçekli yeni bir atık su izleme çalışması bulunmamakla birlikte; 2019 verileri, Avrupa'daki SCORE Network bulguları ve 2023–2024 yıllarına ait yakalama, klinik başvuru ve ölüm verileri birlikte değerlendirildiğinde, metamfetamin ve sentetik uyarıcı kullanımının Türkiye'de belirgin biçimde arttığı bilimsel açıdan güçlü göstergelerle desteklenmektedir.
Bu tablo, Türkiye'nin yalnızca Balkan Rotası üzerinde yer alan bir geçiş ülkesi olmadığını; aynı zamanda hızla genişleyen bir hedef pazar hâline geldiğini göstermektedir.
Resmî güvenlik verileri, bu dönüşümü açık biçimde doğrulamaktadır. Metamfetamin ele geçirme miktarları son yıllarda onlarca kat artış göstermiştir. Daha da çarpıcı olan, uyuşturucu üretiminin artık büyük ölçüde sınır ötesinden değil; mahalle aralarındaki depolar, apartman bodrumları ve yerel laboratuvarlar üzerinden yürütülüyor olmasıdır.
Türkiye'nin birçok ilinde yasa dışı uyuşturucu laboratuvarlarının tespit edilmesi, uyuşturucu sorununu "ithal" bir güvenlik meselesi olmaktan çıkararak yerli ve yapısal bir kriz hâline getirmiştir.
Ege Üniversitesi'nde 0-18 yaş aralığında 4.524 çocuk ve ergen üzerinde yürütülen geniş kapsamlı toksikolojik çalışma, uyuşturucu meselesinin yalnızca bağımlılık polikliniklerinin değil; acil servislerin, yoğun bakımların ve çocuk cerrahilerinin de temel sorunlarından biri hâline geldiğini ortaya koymuştur. Vakaların %13,2'sinde alkol veya madde kullanımı saptanmış; en yüksek risk grubunun 15–18 yaş aralığı olduğu belirlenmiştir. Dikkat çekici bir diğer bulgu ise her beş kullanıcıdan birinin kız çocukları olmasıdır.
Yoğun bakım ve acil servis deneyimleri, bu tabloyu yalnızca istatistik olarak değil; kaybedilen hayatlar ve parçalanan aileler üzerinden okumamıza neden olmaktadır.
Adli tıp verileri, uyuşturucuya bağlı ölümlerin son otuz yılda yedi kattan fazla arttığını ortaya koymaktadır. Vakaların yarısından fazlasında çoklu madde kullanımı tespit edilmektedir.
Sosyoekonomik düzey ile kullanılan madde türü arasında belirgin bir ayrışma söz konusudur: Yüksek gelirli bölgelerde ölümler daha çok kokain kaynaklıyken, düşük gelirli bölgelerde ucuz fakat çok daha ölümcül olan amfetamin türevleri ve eroin ön plana çıkmaktadır. Bu durum, uyuşturucu piyasasının toplumsal eşitsizlikleri kimyasal düzeyde yeniden ürettiğini göstermektedir.
Geniş ölçekli araştırmalar, ceza sürelerinin madde kullanımını azaltmada etkili olmadığını; buna karşılık tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine erişimin suç tekrar oranlarını belirgin biçimde düşürdüğünü ortaya koymaktadır. Buna rağmen Türkiye'de AMATEM ve ÇEMATEM'lerin kapasitesi sınırlıdır; tedavi süreleri kısa ve yapılandırılmış aile temelli müdahale programları yaygın değildir.
Oysa bilimsel literatür, aile temelli müdahalelerin gençlerde madde kullanımını %30–60 oranında azalttığını açık biçimde göstermektedir.
Uyuşturucu ile etkili mücadele, yalnızca ortaya çıkan sonuçlara tepki veren dar bir güvenlik refleksiyle değil; erken uyarı, önleme, tedavi ve sosyal onarım bileşenlerini eş zamanlı olarak içeren bütüncül bir kamu politikasıyla mümkündür.
Bu bağlamda erken uyarı sistemleri mücadelenin temel taşlarından biridir. Atık su bazlı epidemiyoloji, acil servis başvuruları ve adli verilerle entegre edildiğinde, hangi maddelerin hangi bölgelerde ve hangi zaman dilimlerinde yükselişe geçtiğini gerçek zamanlı olarak izleme imkânı sunmaktadır.
Mücadelenin ikinci ve en kritik ayağı önlemedir. Aile içi iletişimi güçlendiren, ebeveynleri risk belirtileri konusunda donatan ve gençlere yaşam becerileri kazandıran yapılandırılmış programların ulusal ölçekte yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Üçüncü temel alan tedavi ve rehabilitasyondur. Bağımlılığın kronik ve nükslerle seyreden bir hastalık olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, kısa süreli detoks uygulamaları yetersiz kalmaktadır. Tedaviye erişimin kolaylaştırılması ve uzun dönemli rehabilitasyon modellerinin güçlendirilmesi zorunludur.
Uyuşturucu ile mücadeleye dikkat çeken farkındalık günleri, bu nedenle yalnızca sembolik tarihler olarak görülmemelidir. Bu günler, reaktif politikalarla kaybedilen zamanı telafi etmek; önleme ve tedavi merkezli yaklaşımları güçlendirmek için birer toplumsal muhasebe fırsatıdır.
Uyuşturucu krizi artık yalnızca bir güvenlik sorunu değil; halk sağlığını, aile yapısını ve ekonomik geleceği tehdit eden hibrit bir toplumsal çöküş alanıdır. Kanalizasyonlardan gelen veriler, acil servislerden taşan vakalar ve mezarlıklara yansıyan istatistikler aynı gerçeği işaret etmektedir: Bu kriz sessiz ilerleyen, derinleşen ve müdahale edilmediğinde hızlanan bir yayılım sergilemektedir.
Uyuşturucu, belirtileri geç ortaya çıkan kronik bir hastalık gibidir. Tanı geciktikçe hasar derinleşir ve tedavi zorlaşır. Bu nedenle çözüm yalnızca cezai müdahalelerle sınırlı kalamaz; aileyi güçlendiren, gençlere sürdürülebilir gelecek yolları sunan, tedaviye erişimi artıran ve toplumsal bağışıklık oluşturan kapsamlı bir yaklaşımı gerektirir.
Çünkü bu mesele rakamlarla değil; kaybedilen bir neslin bedeliyle ölçülmektedir.
Kaynakça (APA 7)
Bugün uyuşturucuya dair en dürüst veriler, itiraflardan ya da mahkeme tutanaklarından değil şehirlerin altından sessizce akan atık sulardan gelmektedir.
Atık su bazlı epidemiyoloji, bireyleri değil toplumları ölçer. İnsan vücudunda metabolize edilen yasa dışı maddelerin kalıntıları kanalizasyona karışmakta, şehirlerin altından akan bu görünmez veri hattı, hangi maddelerin hangi yoğunlukta ve hangi dönemlerde kullanıldığını ortaya koymaktadır. Avrupa, Avustralya ve Latin Amerika'da bu yöntem uzun süredir ulusal halk sağlığı ve güvenlik politikalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmişken, Türkiye'de yalnızca sınırlı akademik çalışmalarla gündeme gelebilmiştir.
Küresel Resim: Sessizce Büyüyen Kimyasal Dalga
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin (UNODC) son raporları, küresel uyuşturucu pazarında kokain ve sentetik maddelerin tarihsel zirvelere ulaştığını göstermektedir. Özellikle metamfetamin, amfetamin türevleri ve sentetik opioidler; düşük maliyet, kolay üretim ve yüksek bağımlılık potansiyelleri nedeniyle geleneksel uyuşturucu maddelerin yerini hızla almaktadır.Bu maddelerin önemli bir bölümü, "tasarım uyuşturucu" olarak da adlandırılan Yeni Psikoaktif Maddeler (New Psychoactive Substances – NPS) kategorisinde yer almaktadır. Kimyasal yapıları küçük değişikliklerle yeniden tasarlanabilen bu maddeler, mevcut yasal düzenlemelerin önünde ilerleyerek toplumları farkına varmadan yeni ve çoğu zaman daha ölümcül maddelerle karşı karşıya bırakmaktadır.
Türkiye'nin Aynası: Atık Sular Ne Söylüyor?
Türkiye'de bugüne kadar yapılmış en kapsamlı atık su bazlı uyuşturucu analizi 2019 yılında gerçekleştirilmiş ve 11 büyük şehir çalışmaya dâhil edilmiştir. Bulgular, kamuoyundaki yerleşik algıları ciddi biçimde sarsmıştır.Bu çalışmaya göre Gaziantep, metamfetamin tüketiminde açık ara ilk sırada yer almış; Kayseri ikinci sıraya yerleşmiş, Adana'da ise birkaç yıl içinde üç kattan fazla artış saptanmıştır. Aynı analizde MDMA kullanımının özellikle hafta sonları Mersin, Diyarbakır ve Adana'da keskin artışlar gösterdiği; kokain kullanımının ise Diyarbakır, Mersin ve Gaziantep'te belirgin bir yükseliş eğilimine girdiği tespit edilmiştir.
2019 sonrasında Türkiye'de ulusal ölçekli yeni bir atık su izleme çalışması bulunmamakla birlikte; 2019 verileri, Avrupa'daki SCORE Network bulguları ve 2023–2024 yıllarına ait yakalama, klinik başvuru ve ölüm verileri birlikte değerlendirildiğinde, metamfetamin ve sentetik uyarıcı kullanımının Türkiye'de belirgin biçimde arttığı bilimsel açıdan güçlü göstergelerle desteklenmektedir.
Bu tablo, Türkiye'nin yalnızca Balkan Rotası üzerinde yer alan bir geçiş ülkesi olmadığını; aynı zamanda hızla genişleyen bir hedef pazar hâline geldiğini göstermektedir.
Metamfetaminleşen Bir Ülke
Resmî güvenlik verileri, bu dönüşümü açık biçimde doğrulamaktadır. Metamfetamin ele geçirme miktarları son yıllarda onlarca kat artış göstermiştir. Daha da çarpıcı olan, uyuşturucu üretiminin artık büyük ölçüde sınır ötesinden değil; mahalle aralarındaki depolar, apartman bodrumları ve yerel laboratuvarlar üzerinden yürütülüyor olmasıdır.Türkiye'nin birçok ilinde yasa dışı uyuşturucu laboratuvarlarının tespit edilmesi, uyuşturucu sorununu "ithal" bir güvenlik meselesi olmaktan çıkararak yerli ve yapısal bir kriz hâline getirmiştir.
Çocuklar, Ergenler ve Görünmeyen Salgın
Ege Üniversitesi'nde 0-18 yaş aralığında 4.524 çocuk ve ergen üzerinde yürütülen geniş kapsamlı toksikolojik çalışma, uyuşturucu meselesinin yalnızca bağımlılık polikliniklerinin değil; acil servislerin, yoğun bakımların ve çocuk cerrahilerinin de temel sorunlarından biri hâline geldiğini ortaya koymuştur. Vakaların %13,2'sinde alkol veya madde kullanımı saptanmış; en yüksek risk grubunun 15–18 yaş aralığı olduğu belirlenmiştir. Dikkat çekici bir diğer bulgu ise her beş kullanıcıdan birinin kız çocukları olmasıdır.Yoğun bakım ve acil servis deneyimleri, bu tabloyu yalnızca istatistik olarak değil; kaybedilen hayatlar ve parçalanan aileler üzerinden okumamıza neden olmaktadır.
Ölüm, Yoksulluk ve Kimyasal Ayrışma
Adli tıp verileri, uyuşturucuya bağlı ölümlerin son otuz yılda yedi kattan fazla arttığını ortaya koymaktadır. Vakaların yarısından fazlasında çoklu madde kullanımı tespit edilmektedir.Sosyoekonomik düzey ile kullanılan madde türü arasında belirgin bir ayrışma söz konusudur: Yüksek gelirli bölgelerde ölümler daha çok kokain kaynaklıyken, düşük gelirli bölgelerde ucuz fakat çok daha ölümcül olan amfetamin türevleri ve eroin ön plana çıkmaktadır. Bu durum, uyuşturucu piyasasının toplumsal eşitsizlikleri kimyasal düzeyde yeniden ürettiğini göstermektedir.
Ceza Yetmiyor, Tedavi Kurtarıyor
Geniş ölçekli araştırmalar, ceza sürelerinin madde kullanımını azaltmada etkili olmadığını; buna karşılık tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine erişimin suç tekrar oranlarını belirgin biçimde düşürdüğünü ortaya koymaktadır. Buna rağmen Türkiye'de AMATEM ve ÇEMATEM'lerin kapasitesi sınırlıdır; tedavi süreleri kısa ve yapılandırılmış aile temelli müdahale programları yaygın değildir.Oysa bilimsel literatür, aile temelli müdahalelerin gençlerde madde kullanımını %30–60 oranında azalttığını açık biçimde göstermektedir.
Mücadele: Reaksiyondan Önlemeye, Güvenlikten Toplumsal Dayanıklılığa
Uyuşturucu ile etkili mücadele, yalnızca ortaya çıkan sonuçlara tepki veren dar bir güvenlik refleksiyle değil; erken uyarı, önleme, tedavi ve sosyal onarım bileşenlerini eş zamanlı olarak içeren bütüncül bir kamu politikasıyla mümkündür.Bu bağlamda erken uyarı sistemleri mücadelenin temel taşlarından biridir. Atık su bazlı epidemiyoloji, acil servis başvuruları ve adli verilerle entegre edildiğinde, hangi maddelerin hangi bölgelerde ve hangi zaman dilimlerinde yükselişe geçtiğini gerçek zamanlı olarak izleme imkânı sunmaktadır.
Mücadelenin ikinci ve en kritik ayağı önlemedir. Aile içi iletişimi güçlendiren, ebeveynleri risk belirtileri konusunda donatan ve gençlere yaşam becerileri kazandıran yapılandırılmış programların ulusal ölçekte yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Üçüncü temel alan tedavi ve rehabilitasyondur. Bağımlılığın kronik ve nükslerle seyreden bir hastalık olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, kısa süreli detoks uygulamaları yetersiz kalmaktadır. Tedaviye erişimin kolaylaştırılması ve uzun dönemli rehabilitasyon modellerinin güçlendirilmesi zorunludur.
Uyuşturucu ile mücadeleye dikkat çeken farkındalık günleri, bu nedenle yalnızca sembolik tarihler olarak görülmemelidir. Bu günler, reaktif politikalarla kaybedilen zamanı telafi etmek; önleme ve tedavi merkezli yaklaşımları güçlendirmek için birer toplumsal muhasebe fırsatıdır.
Sorun Yeraltında Değil, Hayatın İçinde
Uyuşturucu krizi artık yalnızca bir güvenlik sorunu değil; halk sağlığını, aile yapısını ve ekonomik geleceği tehdit eden hibrit bir toplumsal çöküş alanıdır. Kanalizasyonlardan gelen veriler, acil servislerden taşan vakalar ve mezarlıklara yansıyan istatistikler aynı gerçeği işaret etmektedir: Bu kriz sessiz ilerleyen, derinleşen ve müdahale edilmediğinde hızlanan bir yayılım sergilemektedir.Uyuşturucu, belirtileri geç ortaya çıkan kronik bir hastalık gibidir. Tanı geciktikçe hasar derinleşir ve tedavi zorlaşır. Bu nedenle çözüm yalnızca cezai müdahalelerle sınırlı kalamaz; aileyi güçlendiren, gençlere sürdürülebilir gelecek yolları sunan, tedaviye erişimi artıran ve toplumsal bağışıklık oluşturan kapsamlı bir yaklaşımı gerektirir.
Çünkü bu mesele rakamlarla değil; kaybedilen bir neslin bedeliyle ölçülmektedir.
Kaynakça (APA 7)
- European Monitoring Centre for Drugs and Drug Addiction. (2024). European Drug Report 2024: Trends and developments. EMCDDA.
- Ort, C., et al. (2014–2023). Spatial differences and temporal changes in illicit drug use quantified by wastewater analysis. Environmental Science & Technology.
- SCORE Network. (2024). Wastewater analysis and drugs: A European multi-city study.
- United Nations Office on Drugs and Crime. (2024). World Drug Report 2024. UNODC.
- United Nations Office on Drugs and Crime. (2023). Global Synthetic Drugs Assessment. UNODC.
- Zuccato, E., & Castiglioni, S. (2019). Wastewater-based epidemiology: Current status and future perspectives. Current Opinion in Environmental Science & Health.
- Degenhardt, L., et al. (2019). Global prevalence and burden of drug use. The Lancet Psychiatry, 6(12), 987–1012.
- Kumpfer, K. L., et al. (2010). Family-based interventions for the prevention of substance abuse. Journal of Primary Prevention, 31(1–2), 65–87.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Merve Zıvalı / diğer yazıları
- Zehir görünmüyor ama akıyor: Türkiye’de uyuşturucu krizi kanalizasyonda / 17.01.2026
- Beyaz kefene sarılan vatan / 24.12.2025
- Beyaz kefene sarılan vatan / 24.12.2025

























































































