logo
28 EYLÜL 2026

Çelik: İsrail müzakereler sürerken saldırdı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Nükleer tesisleri bahane ederek İsrail'in İran'a saldırmasının herhangi bir meşruiyeti yok. Tamamen gayrimeşru bir saldırı bu. İran'a yapılan her türlü saldırıyı kınıyoruz" dedi

23.06.2025 21:47:00
AA
 
Çelik: İsrail müzakereler sürerken saldırdı
Çelik: İsrail müzakereler sürerken saldırdı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezi önünde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Toplantıda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş'ün teşkilat çalışmalarına ilişkin bilgi verdiğini, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın sunum yaptığını aktaran Çelik, AK Parti TBMM Grubu'nun yaptığı çalışmalara ilişkin ise değerlendirmelerin yapıldığını söyledi.

Büyükgümüş'ün sunumunda hangi stratejik çalışmalar yapılacağını, yaz döneminde neler gerçekleştirileceğini anlattığını ifade eden Çelik, "Temmuz ortasında kampımız olacak. Orada da Cumhurbaşkanımızın katılımıyla yaz dönemi çalışmalarını ve önümüzdeki dönemi değerlendireceğiz." diye konuştu.

Ömer Çelik, İsrail'in İran'a saldırısını, İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım ile Rusya-Ukrayna çatışmasını MKYK'de her zaman kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını, Dışişleri Bakanlığının sunumunun da bu çerçevede olduğunu belirtti.

İsrail'in İran'a yaptığı hukuksuz, vahşi saldırıda, sivil altyapının yok edilmesi ve insanların üzerine bomba yağdırılmasının söz konusu olduğuna dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:

"Bunun yanı sıra daha vahim olabilecek, hepimizin büyük bir sıkıntı olarak gördüğü nükleer tehlikenin ortaya çıkması gibi bir gündemi hep beraber takip ediyoruz. Nükleer tesislerin üzerine bomba yağdırılıyor. Atom Enerjisi Kurumu, 'Natanz'da bir sızıntı var' demişti ama bu tehlike her an bütün bölgeyi daha büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakacak sonuçlar doğurabilir. Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmada bölgedeki nükleer santrallerle ilgili yapılan uyarıların çok daha büyük, vahim bir tablo olmasına rağmen İran'daki nükleer tesislerle ilgili dile getirilmemesi son derece ibret vericidir. İsrail'in İran'a saldırısı ile Birleşmiş Milletler şartı dahil olmak üzere hepsinin ihlal edildiği bir tablo ortaya çıkmıştır. Uluslararası kurumların işlevselliği açısından da uluslararası hukukun geçerliliği açısından vahim bir manzaradır."

Türkiye'nin nükleer silahlarla ilgili tavrı

Parti Sözcüsü Çelik, nükleer silahlarla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllar önce AK Parti'nin prensibini net bir şekilde ortaya koyduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bölgede hiç kimsenin nükleer silah sahibi olmasını istemiyoruz." dediğini anımsatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bölgedeki ülkelerin nükleer çalışmalarını tehdit olarak görenler, İsrail'in nükleer silah sahibi olmasını gayet doğal karşılamamızı istiyorlardı. Cumhurbaşkanımız, siyasi hayatının her safhasında buna itiraz etmiştir. Cumhurbaşkanımız, bu çatışmalar, soykırım başlamamışken New York'ta BM Genel Kurulu marjında liderlerle görüşme yapıyordu, Cumhurbaşkanımız o zaman Netanyahu'nun görüşme talebini kabul etmişti. Orada kendisine 'Siz başkalarının nükleer silah çalışmasını eleştiriyorsunuz ama kendiniz nükleer silah sahibisiniz' dedi."

"Nükleer, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından daha büyük tehlike"

Çelik, hem ulusal hem de uluslararası basının gündeminde Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapatılıp kapatılmayacağının yer aldığını hatırlatarak, boğazın kapatılmasının petrol fiyatlarından tedarik zincirlerine kadar birçok olumsuz etkisi olacağına işaret etti.

"Nükleer tehlike Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından daha büyük bir tehlikeyken konuşulmuyor, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması konuşuluyor." diyen Çelik, şunları kaydetti:

"Saldırgan taraf İsrail olduğu halde bu saldırganlık üzerine çok cılız cümleler kuranlar, İran'ın cevap vermemesi gerektiğini ya da İran'ın cevabının çok vahim sonuçlar doğurabileceğini ifade ediyorlar. Halbuki bunu başlatan İsrail'dir. Bu iki noktanın dikkatle gözden kaçırılması aslında saldırgan tarafın korunmasından, teşvik edilmesinden başka bir anlama gelmiyor. Nükleer tesisleri bahane ederek, İsrail'in İran'a saldırmasının herhangi bir meşruiyeti yok. Tamamen gayrimeşru bir saldırı bu. İran'a yapılan her türlü saldırıyı kınıyoruz. İran'ın güvenliğini, milli egemenliğini, toprak bütünlüğünü sonuna kadar destekliyoruz. BM üyesi bir ülkenin kuralsız ve kanunsuz bir şekilde saldırıya uğraması hiçbir şekilde kabul edilemez."

Çelik, İsrail ve ABD'nin İran'a saldırısının ardından konunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'a arz edildiğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla silahlı kuvvetler ve diğer birimlerin ülkenin güvenliği açısından her türlü tedbiri aldığını, teyakkuz durumuna geçildiğini vurguladı.

"Önce nükleer tesisler, nükleer silahların önlenmesi deniliyordu"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Önce nükleer tesisler, nükleer silahların önlenmesi deniliyordu, arkasından sivil altyapı vurulmaya başlandı. Şimdi ise rejim değişikliğinden bahsediliyor. Hele de İran'da dini liderin hedef alınması gibi bir yaklaşım asla kabul edilmez." ifadelerini kullandı.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Toplantısı'na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

ABD'nin İran'a yönelik saldırılarından sonra bölgede çok geniş ve derin çatışmaların ortaya çıkabileceği bir tablonun oluştuğunu belirten Çelik, şunları kaydetti:

"Bugün yine İsrail aynı saldırganlığı sürdürerek sivil altyapıyı vurdu. En tehlikeli konulardan bir tanesi, rejim değişikliği meselesinin bu şekilde konuşulmasıdır. Kimsenin başka bir ülkeye saldırarak, rejim değişikliğinden bahsetmek gibi bir yaklaşımı olamaz. Yani bu, bizzat terör eylemleriyle birilerinin gerçekleştirmeye çalıştığının, İsrail'de hükümet eliyle gerçekleştirilmesi tutumudur. Rejim değişikliğinden bahsetmek, hele de bir saldırıyı rejim değişikliği hedefine doğru kaydırmak.... Önce nükleer tesisler, nükleer silahların önlenmesi deniliyordu, arkasından sivil altyapı vurulmaya başlandı. Şimdi ise rejim değişikliğinden bahsediliyor. Hele de İran'da dini liderin hedef alınması gibi bir yaklaşım asla kabul edilmez."

Çelik, şimdiye kadar Netanyahu hükümeti tarafından pek çok cinayetin işlendiğini vurgulayarak, "Ama İran'ın güvenliğine, milli egemenliğine, toprak bütünlüğüne dönük olarak bu şekilde bir sonraki aşamaya götürülmeye çalışılması, rejim değişikliği ya da herhangi bir şekilde orada dini lidere dönük olarak böyle bir tutumun ortaya koyulması, vahşette yeni bir aşamaya geçmek demektir. O zaman herkesin en çok korktuğu senaryolar gündeme gelir. Bu da herkes için son derece tehlikeli olur. Kimse güvenliğinden emin olamaz." şeklinde konuştu.

"En büyük tehdit Netanyahu hükümetinin kendisidir"

İsrail yönetiminin saldırgan tutumunun kendi vatandaşlarını da tehdit ettiğinin altını çizen Çelik, "Birileri çıkıp sürekli olarak İsrail'in güvenliğini sağlamakla ilgili yapılan işler olduğundan bahsetmesinin hiçbir zemini yoktur. Bugün İsrail vatandaşlarını, İsrail'deki sivilleri en güvensiz ortama sokan Netanyahu hükümetinin bu agresifliği ve saldırganlığıdır. Onun için bugün İsrail için bir tehdit varsa, tek bir tehdit vardır. En büyük tehdit Netanyahu hükümetinin kendisidir. İsrail vatandaşları Netanyahu hükümetinin saldırganlığı neticesinde İsrail'i terk etmek zorunda kalıyor." ifadelerini kullandı.

Çelik, dünyada elinde güç olan, uçak gemisi, bombardıman uçağı, füzesi olan ülkelerin başka ülkelerin rejimini değiştirmeye kalkmasının dünyayı cehenneme çevireceğini belirterek, şöyle konuştu:

"Buradaki Sayın Amerikan Büyükelçisi, 'Sykes-Picot'un yanlış olduğundan, herhangi bir şekilde Amerika'nın rejim değişikliği peşinde koşmayacağından' bahsetmişti. Biz de bu tip açıklamaların son derece olumlu olduğunu ifade ettik. Çünkü rejim değişikliği meselesi ya da başka ülkeleri bir şekilde kendi projene göre şekillendirme meselesinin, Afganistan'da ve Irak'ta ne tür sonuçlar doğurduğu, bunun hem oranın halkları için hem dünya sistemi için hem de Batı ülkeleri için ne kadar yüksek insani ve başka güvenlik maliyetleri ürettiği herkes tarafından görüldü. O sebeple İsrail'in bu yaptığı propagandanın herhangi bir şekilde bir siyaset biçimine dönüşmemesi gerekir. Daha önceki hataların tekrarlanmaması gerekir. Kimsenin rejimini değiştirmek ya da üst düzey yönetimini hedef almak gibisinden bir yaklaşımı söz konusu olamaz."

"Terörsüz Türkiye son derece yerinde, doğru bir strateji"

Türkiye'nin kendi iç politikalarını tutarlı ve güçlü bir şekilde yürüttüğünün altını çizen Çelik, "Terörsüz Türkiye hedefinde herhangi bir aksama, bir gevşeme ya da geri gitme gibi bir durum söz konusu değildir" dedi.

Türkiye'nin kendi gündemine hakim olduğuna vurgu yapan Çelik, "Terörsüz Türkiye hedefi konusunda bizim olgunlaşmış bir stratejimiz söz konusudur. Bu çerçevede önümüzdeki aylar içerisinde bu silah bırakmanın somut, kapsayıcı ve tam olarak gerçekleşmesi, bunun sahada Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından, doğrulama mekanizması tarafından takip edilmesi şeklindeki yaklaşımımız aynen devam etmektedir." diye konuştu.

"Terörsüz Türkiye" hedefinin, aynı zamanda terörsüz bir bölge siyasetine de ilham vereceğine değinen Çelik, şunları kaydetti:

"Çünkü bölgemizde görüldüğü gibi terör örgütleri, birtakım vekalet savaşları için, birtakım güç odakları tarafından kullanılmaktadır. Pek çok güç odağı, kendisi doğrudan çatışmaya girmeyerek, bir vekalet savaşı çerçevesinde bölgemizi terör örgütleri üzerinden çatışmalarla dizayn etmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede baktığınızda da Terörsüz Türkiye hedefinin hem Türkiye için hem de bölgemiz için son derece yerinde, doğru bir strateji olduğu görülmektedir. Bu çerçevede biz, Terörsüz Türkiye ile ilgili çalışmalarımızın, aynı öngördüğümüz takvim, öngördüğümüz stratejiler ve uygulamalar çerçevesinde hayata geçmesiyle ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Toplantılarımız düzenli bir şekilde devam ediyor. Bugün artık gelinen aşamada, terör örgütünün silah bırakması, bu silahların Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatının içinde olduğu doğrulama mekanizmasıyla teyit edilmesi esas hedeftir. Bunun da çok uzak olmayan bir zaman içerisinde gerçekleşmesi lazım.

Bu olaylar başladığından beri, birilerinin bölge ülkeleri üzerinde birtakım oyunlar oynarken, aynı zamanda da Türkmenleri, Arapları, Kürtleri, Sünnileri, Alevileri, Şiileri, Ezidileri, Nusayrileri karşı karşıya getirmek şeklinde çok yönlü bir strateji gündeme soktuğunu görüyoruz. Bunun neticesinde bu tip stratejiler başarılı olduğu her durumda, bölge halkları kaybetmiştir. Etnik aidiyeti ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, dini ne olursa olsun, bölge halkları kaybetmiştir. Ama birtakım maalesef sömürgeci odaklar bundan kazançlı çıkmıştır."

"Terörsüz Türkiye için çalışmalarımızı sürdürüyoruz"

Şam'da bir kiliseye yapılan saldırıyla bölgedeki gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığına dikkati çeken Çelik, "Saldırıyı DAEŞ'in gerçekleştirdiğine dair teyit edilmiş istihbarat bilgisi var ama bu meselede, bu bölge ile ilgili tecrübemizle arkasında kimler olabileceği konusunda da yüksek bir deneyimimiz var." dedi.

Saldırıyı bir kez daha kınadıklarını belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu kararlılığı hatırlattı.

Mezhebi, dini, etnik aidiyeti ne olursa olsun, bölge halklarının arasına duvarlar örülmesine müsaade edilmeyeceğini vurgulayan Çelik, "Adlarımız farklı olabilir, soyadımız Türkiye. Bu kardeşlik atmosferini bütün bölgeye taşımanın bir ilham kaynağı, bir modeli olarak da inşallah Terörsüz Türkiye hedefimize ulaşmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.

"İran'ın müzakereye yaklaşmaması diye bir sorun yok"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın telefon diplomasisi hatırlatılarak Türkiye'nin, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda olduğu gibi, İran-İsrail geriliminde de arabuluculuk için devreye girip girmeyeceğinin, İstanbul'da bir müzakere masası kurulma ihtimali olup olmadığının sorulması üzerine Çelik, şöyle cevap verdi:

"Daha çatışmaların en yoğun olduğu zamanda, Cumhurbaşkanımızın müzakere masasına dönülmesiyle ilgili olarak hem bölge liderleriyle hem dünya liderleriyle yoğun bir telefon trafiği oldu. Özellikle İran'a saldırının gerçekleştiği günün ertesinde, cumartesiden pazar gününe doruk noktasına çıktı. Zannediyorum şimdiye kadar takip ettiğimiz kadarıyla da Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü diplomasi trafiğinin genişliğinde bir diplomasi trafiği, dünyada hiçbir lider tarafından yürütülmemiştir. Tabii herkesin söylediği, bu müzakere masasına dönülmesi söz konusu olursa, bunun Türkiye'de olabileceği şeklindeydi. Sayın Cumhurbaşkanımız da 'buna memnuniyetle Türkiye'nin ev sahipliği yapacağını ve ara buluculuk yapabileceğini' söyledi. Tabii ki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, 'Türkiye'nin bunun için uygun bir adres, Erdoğan'ın doğru bir lider olduğunu' çeşitli vesilelerle zaten ifade ediyor. İran haklı şunu söylüyor, diyor ki, 'Biz zaten müzakere masasındaydık. Umman'da görüşmelerin yeni bir safhasına geçecektik. Ama bize bir saldırı oldu. Dolayısıyla bu saldırı devam ederken herhangi bir şekilde müzakere masasına dönmemiz mümkün değil.' İran bu konuda haklı. Çünkü saldıran taraf İsrail tarafı. Pazar günü yine Amerika'yla Umman'da görüşeceklerdi. İran müzakere masasındaydı. Dolayısıyla İran'ın buradaki yaklaşımı, saldırılar durduktan sonra müzakere masasına dönebiliriz şeklindedir."

Bugün sağlanması gereken şeyin, İsrail'in saldırganlığının durdurulması olduğunu işaret eden Çelik, "O zaman, yani durdurulduktan bir dakika sonra müzakere gündemi tekrar enerjik bir gündem haline gelecektir. Burada İran'ın müzakereye yaklaşmaması diye bir sorun yok. Burada sorun, İsrail'in saldırganlığıyla hem İran'ı hedef alması hem de Umman'da yürüyen müzakereleri hedef almasıdır. Uluslararası hukuku hedef almıştır. Birleşmiş Milletler Şartını hedef almıştır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız bunu bütün muhataplarına ifade etti, üzerine düşeni yapmaya hazırdır." diye konuştu.

"Vekalet savaşları yürütmek isteyenlerin bütün zemini ortadan kalkacak"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşıldığı zaman provokasyonları yapanların ve onların arkasında bu provokasyonlar vasıtasıyla vekalet savaşları yürütmek isteyenlerin bütün zemini ortadan kalkacak." dedi.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Toplantısı'na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor'un Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecine ilişkin açıklamalarına ilişkin soru üzerine Çelik, "Raportör 'Avrupa Birliği'ne giden yol Silivri'den başlıyor. Baykar'dan başlamıyor' demiş. Bu raportörlerin tabii yazdığı raporlardan da görüyoruz ki bunlar adrese teslim, birtakım köşe yazılarını bir araya getirerek birtakım raporlar yazıyorlar." ifadelerini kullandı.

Bunların gerçeklikle hiçbir ilgisinin bulunmadığını vurgulayan Çelik, "Raportörlerin hepsi artık retorik raportörü haline gelmiş. Şimdi bu raportörü alın, Avrupa Birliği'nin herhangi bir mekanizmasında güvenlikten sorumlu bir konuma getirin. Dünyada ilk ziyaret edeceği yer Baykar'dır, Avrupa'nın güvenliği açısından." diye konuştu.

CHP Grup Başkanı Ali Mahir Başarır'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik sözlerine ilişkin soru üzerine Çelik, şunları kaydetti:

"Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı, partimize karşı kullandıkları çirkin ifadeler, içinde bulundukları durumu örtbas etmekle ilgili ifadelerdir. Olayın başından beri bugün gerek kurultay meselesinde gerekse İstanbul'da yürüyen yolsuzluk soruşturması çerçevesindeki iddiaların tamamı CHP'lilerin CHP'lilere karşı getirdiği iddialardır. Yani AK Parti'liler gidip de Cumhuriyet Halk Partisi kurultayıyla ilgili iddiaları dile getirmediler. Mahkeme süreci de dahil olmak üzere bu CHP'liler tarafından dile getirildi. Bugün de itirafçı olanlardan tutun da bu yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili olarak ortaya çıkanlarla ilgili konuşanların hepsi Cumhuriyet Halk Partililerdir."

"Özgür Özel yönetiminin dış politika yazılımında problem var"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimle iş başına gelen, dünyadaki en tecrübeli lider olduğunu vurgulayan Çelik, şunları ifade etti:

"Uluslararası kriz olduğu zaman 'Türkiye'de devletin başında kimi görmek istersiniz' sorusuna bütün parti aidiyetlerinden bağımsız olarak açık ara ve en yüksek şekilde Cumhurbaşkanımız işaret edilmektedir. Sayın Özel'in yürüttüğü herhangi bir diplomatik süreç olmadı bugüne kadar. Herhangi bir uluslararası krizi yönetmedi. Sayın Özel'in yönetmeye çalıştığı tek kriz, Cumhuriyet Halk Partisi kurultayıyla ilgili gündeme gelen iddialarla ilgili kriz, o da yönetilemiyor. 'Bugün İsrail'in İran'a saldırısı karşısında İran'ın Türkiye için bir nükleer tehdit olabileceği', dolayısıyla bunu bu şekilde ifade ederek sanki bu saldırı iyi oldu gibisinden dolaylı ifadelerle yazı yazanlar CHP'liler. Sayın Özgür Özel yönetiminin dış politika yazılımında problem var. Dış politika yazılımındaki problemleri sürekli olarak AK Parti'ye dönük aplikasyon yükleyerek sistemde gidermeye çalışıyor. Yok, sistem sürekli olarak arıza veriyor."

Çelik, bölgede yaşanan gelişmelere karşı ana muhalefetin yapması gerekenin, iç cephenin güçlendirilmesine katkı sağlamak olduğuna işaret ederek, "Biz, açık ve net bir şekilde bu son olayda da İran'ın güvenliğini, milli egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğimizi ifade ediyoruz. Bunu yok etmeye dönük her saldırıyı da kınadığımızı zaten ifade ettik. Tutumumuz açık ve nettir." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yürütülen diplomasinin kıymetinin dünyada herkes tarafından bilindiğini belirten Çelik, "Türkiye'de de herkes kıymetini biliyor. Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi hariç. Cumhuriyet Halk Partisine gönül vermiş, destek veren vatandaşlarımızın da bunu takdir ettiğini biz çok iyi biliyoruz." ifadelerini kullandı.

"Amaçları net görüyoruz ve takip ediyoruz"

"Şam'da bir terör saldırısı gerçekleşti ve DEAŞ'ın gerçekleştirdiği öğrenildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Öte yandan MHP lideri Bahçeli'nin de işaret ettiği gibi tüm bu yaşananlar, 'Terörsüz Türkiye' sürecini baltalamaya yönelik bir eylem olarak değerlendirilebilir mi?" sorusu üzerine Çelik, Şam'da kiliseye yapılan saldırıyla gerçekleştirilen terör eylemini bir kere daha en güçlü şekilde kınadıklarını, lanetlediklerini söyledi.

Çelik, "Bu, DEAŞ tarafından yapıldığı söylendi ama bu meseleleri noktasal olarak 'şu adres yaptı' diye tabii konuşmanın bir değeri var. Ama denklem açısından, şu anda bölgedeki aktif gündem açısından baktığında başka birtakım mücadelelerin devamı olarak bunu okumak da mümkün. Onu da görüyoruz zaten." dedi.

Orada DEAŞ, PKK, SDG'nin olduğunu, başka unsurların bulunduğunu hatırlatan Çelik, bu etiketlerin arkasında da bunları yönetmeye çalışan başka güç denklemleri olduğuna dikkati çekti.

Çelik, o örgütlerin hareketlerini ve arkasında onları yönetmeye, onlarla ideolojik, herhangi bir şekilde stratejik bağı olmasa da başka denklemler kurmaya çalışan birtakım yaklaşımları gördüklerini belirterek, "Arkasındaki hem politik oyunu görüyoruz hem de Suriye'nin güvenliğine dönük ortaya çıkarılmaya çalışılan kaostan ne elde edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bunu en yakın bir şekilde takip ettiğimizi ifade etmek isterim. Yani böyle bir dönemde Hristiyanlara dönük bu saldırının cephedeki unsurlarını gördüğümüz gibi arkasındaki amaçları da net bir şekilde görüyoruz ve takip ediyoruz." diye konuştu.

"Oyunları bozmanın yolu "Terörsüz Türkiye" hedefine ulaşmaktır"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Terörsüz Türkiye" sürecinin her aşamasında stratejik yönlendirmelerle ve müdahalelerle sürecin hedefine ulaşması için son derece kıymetli açıklamalar yaptığını anımsatan Çelik, şunları kaydetti:

"Bu son açıklaması da yine çok kıymetlidir. 'Terörsüz Türkiye' sürecinin, terörsüz bölge sürecine bir ilham kaynağı olacağı ve olumlu anlamda bölge halklarının lehine bir denklemi oluşturabileceği de görüldüğünde, bölgeye dönük olarak daha çok vahşet, daha çok gözyaşı ve kan vadedenlerin 'Terörsüz Türkiye' sürecini baltalamak üzere aktif olduklarını biliyoruz. Aktif tutum içerisinde olduklarını biliyoruz. Perde gerisinde bunların yapmaya çalıştığı provokasyonlarla mücadelemiz devam ediyor. Bunların yapmaya, akamete uğratmaya çalıştığı süreçlerle ilgili olarak da arka planda bu mücadele devam ederken, yapmamız gereken en önemli şey, bütün bu oyunları bozmanın yolu 'Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşmaktır. 'Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşıldığı zaman tek tek bu provokasyonları yapanların ve onların arkasında bu provokasyonlar vasıtasıyla vekalet savaşları yürütmek isteyenlerin bütün zemini ortadan kalkacaktır."

Yeni anayasa çalışmalarına ilişkin TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un ifadelerinin hatırlatıldığı Çelik, "Yani devlet teşkilatına dair, milletin geleceğine dair en temel kanun olduğu için Meclisten onay alınsa bile tabii ki milletin onayı her zaman gereklidir ve nihaidir. Bunu hem Cumhur İttifakı olarak söyledik, hem Meclis Başkanımız da ifade etti. İlk karar verici de millettir, son karar verici de millettir. Meclisten millet adına bu karar verilse bile, bu kadar büyük çerçeveli, Türkiye Yüzyılı'nın ana yazılımını oluşturacak yeni anayasa sürecinde tabii ki milletin onayını her zaman arayacağız" ifadelerini kullandı.

Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu

Gaziantep-Nurdağı kara yolunda yolcu otobüsü ile otomobilin kafa kafaya çarpıştığı feci kazada hayatını kaybeden 2'si çocuk 7 kişinin kimlikleri belirlendi. Otomobilde bulunan ve aynı aileden olan kurbanların cenazeleri otopsi işlemlerinin ardından Hatay'a gönderilirken, hastaneye kaldırılan 16 yaralıdan birinin durumunun ciddiyetini koruduğu açıklandı

28.09.2026 11:40:00 / Güncelleme: 28.09.2026 11:43:58
Haber Merkezi
 
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep'in Şehitkamil ilçesi kırsal Acaroba Mahallesi yakınlarında dün akşam saat 18.06'da meydana gelen, 34 HBS 100 plakalı yolcu otobüsü ile 31 AHB 98 plakalı otomobilin çarpıştığı feci kazanın bilançosu netleşti.

Hatalı sollama sonucu kontrolden çıkan otomobilin şerit ihlali yaparak otobüsün önüne kırılmasıyla gerçekleşen kazada, adli tıp kurumundaki kimlik tespit çalışmaları tamamlandı.

Aynı aileden 7 can yok oldu

Yapılan incelemelerin ardından otomobilde can veren sürücü ve yolcuların tamamının Hatay nüfusuna kayıtlı akrabalar olduğu belirlendi. Feci kazada hayatını kaybeden vatandaşların isimleri şu şekilde açıklandı:

• Gülistan Özdemir (46)

• Nisanur Özdemir (23)

• Zeynep Alin Özdemir (6 - Çocuk)

• Senem Gökşen (44)

• Atakan Gökşen (1 - Bebek)

• Fatma Balık (73)

• Gülhan Yaman (47) 

Gaziantep Adli Tıp Kurumu morgunda geceden bu yana süren otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından, 7 kişinin cenazesi ailelerine teslim edilerek defnedilmek üzere memleketleri Hatay'a uğurlandı.

1 kişinin hayati tehlikesi sürüyor

Kazanın ardından yan yatan midibüsten çıkarılarak kentteki çeşitli hastanelere sevk edilen 16 yaralının tedavisi hassasiyetle sürdürülüyor. Gaziantep Vali Yardımcısı İlker Eker, ilk saatlerde otobüsteki yolcuların büyük bölümünün hafif ve orta dereceli yaralanmalara sahip olduğunu bildirmişti.

Ancak gelişmeleri yakından takip eden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sosyal medya hesabından yaptığı son güncellemede, yaralılardan 1 vatandaşın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğunu ve hayati tehlikesinin devam ettiğini duyurdu. Diğer 15 yaralının ise genel durumlarının iyi olduğu ve hayati risklerinin bulunmadığı öğrenildi.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 1 Başsavcı Vekili ve 2 cumhuriyet savcısı eşliğinde, otobüs içi kameralar ve çevre güvenlik kameraları incelenerek kazayla ilgili geniş çaplı adli tahkikat sürdürülüyor.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.