logo
06 MAYIS 2026

Çelik: İsrail müzakereler sürerken saldırdı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Nükleer tesisleri bahane ederek İsrail'in İran'a saldırmasının herhangi bir meşruiyeti yok. Tamamen gayrimeşru bir saldırı bu. İran'a yapılan her türlü saldırıyı kınıyoruz" dedi

23.06.2025 21:47:00
AA
Çelik: İsrail müzakereler sürerken saldırdı
Çelik: İsrail müzakereler sürerken saldırdı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezi önünde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Toplantıda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş'ün teşkilat çalışmalarına ilişkin bilgi verdiğini, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın sunum yaptığını aktaran Çelik, AK Parti TBMM Grubu'nun yaptığı çalışmalara ilişkin ise değerlendirmelerin yapıldığını söyledi.

Büyükgümüş'ün sunumunda hangi stratejik çalışmalar yapılacağını, yaz döneminde neler gerçekleştirileceğini anlattığını ifade eden Çelik, "Temmuz ortasında kampımız olacak. Orada da Cumhurbaşkanımızın katılımıyla yaz dönemi çalışmalarını ve önümüzdeki dönemi değerlendireceğiz." diye konuştu.

Ömer Çelik, İsrail'in İran'a saldırısını, İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım ile Rusya-Ukrayna çatışmasını MKYK'de her zaman kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını, Dışişleri Bakanlığının sunumunun da bu çerçevede olduğunu belirtti.

İsrail'in İran'a yaptığı hukuksuz, vahşi saldırıda, sivil altyapının yok edilmesi ve insanların üzerine bomba yağdırılmasının söz konusu olduğuna dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:

"Bunun yanı sıra daha vahim olabilecek, hepimizin büyük bir sıkıntı olarak gördüğü nükleer tehlikenin ortaya çıkması gibi bir gündemi hep beraber takip ediyoruz. Nükleer tesislerin üzerine bomba yağdırılıyor. Atom Enerjisi Kurumu, 'Natanz'da bir sızıntı var' demişti ama bu tehlike her an bütün bölgeyi daha büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakacak sonuçlar doğurabilir. Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmada bölgedeki nükleer santrallerle ilgili yapılan uyarıların çok daha büyük, vahim bir tablo olmasına rağmen İran'daki nükleer tesislerle ilgili dile getirilmemesi son derece ibret vericidir. İsrail'in İran'a saldırısı ile Birleşmiş Milletler şartı dahil olmak üzere hepsinin ihlal edildiği bir tablo ortaya çıkmıştır. Uluslararası kurumların işlevselliği açısından da uluslararası hukukun geçerliliği açısından vahim bir manzaradır."

Türkiye'nin nükleer silahlarla ilgili tavrı

Parti Sözcüsü Çelik, nükleer silahlarla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllar önce AK Parti'nin prensibini net bir şekilde ortaya koyduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bölgede hiç kimsenin nükleer silah sahibi olmasını istemiyoruz." dediğini anımsatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bölgedeki ülkelerin nükleer çalışmalarını tehdit olarak görenler, İsrail'in nükleer silah sahibi olmasını gayet doğal karşılamamızı istiyorlardı. Cumhurbaşkanımız, siyasi hayatının her safhasında buna itiraz etmiştir. Cumhurbaşkanımız, bu çatışmalar, soykırım başlamamışken New York'ta BM Genel Kurulu marjında liderlerle görüşme yapıyordu, Cumhurbaşkanımız o zaman Netanyahu'nun görüşme talebini kabul etmişti. Orada kendisine 'Siz başkalarının nükleer silah çalışmasını eleştiriyorsunuz ama kendiniz nükleer silah sahibisiniz' dedi."

"Nükleer, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından daha büyük tehlike"

Çelik, hem ulusal hem de uluslararası basının gündeminde Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapatılıp kapatılmayacağının yer aldığını hatırlatarak, boğazın kapatılmasının petrol fiyatlarından tedarik zincirlerine kadar birçok olumsuz etkisi olacağına işaret etti.

"Nükleer tehlike Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından daha büyük bir tehlikeyken konuşulmuyor, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması konuşuluyor." diyen Çelik, şunları kaydetti:

"Saldırgan taraf İsrail olduğu halde bu saldırganlık üzerine çok cılız cümleler kuranlar, İran'ın cevap vermemesi gerektiğini ya da İran'ın cevabının çok vahim sonuçlar doğurabileceğini ifade ediyorlar. Halbuki bunu başlatan İsrail'dir. Bu iki noktanın dikkatle gözden kaçırılması aslında saldırgan tarafın korunmasından, teşvik edilmesinden başka bir anlama gelmiyor. Nükleer tesisleri bahane ederek, İsrail'in İran'a saldırmasının herhangi bir meşruiyeti yok. Tamamen gayrimeşru bir saldırı bu. İran'a yapılan her türlü saldırıyı kınıyoruz. İran'ın güvenliğini, milli egemenliğini, toprak bütünlüğünü sonuna kadar destekliyoruz. BM üyesi bir ülkenin kuralsız ve kanunsuz bir şekilde saldırıya uğraması hiçbir şekilde kabul edilemez."

Çelik, İsrail ve ABD'nin İran'a saldırısının ardından konunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'a arz edildiğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla silahlı kuvvetler ve diğer birimlerin ülkenin güvenliği açısından her türlü tedbiri aldığını, teyakkuz durumuna geçildiğini vurguladı.

"Önce nükleer tesisler, nükleer silahların önlenmesi deniliyordu"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Önce nükleer tesisler, nükleer silahların önlenmesi deniliyordu, arkasından sivil altyapı vurulmaya başlandı. Şimdi ise rejim değişikliğinden bahsediliyor. Hele de İran'da dini liderin hedef alınması gibi bir yaklaşım asla kabul edilmez." ifadelerini kullandı.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Toplantısı'na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

ABD'nin İran'a yönelik saldırılarından sonra bölgede çok geniş ve derin çatışmaların ortaya çıkabileceği bir tablonun oluştuğunu belirten Çelik, şunları kaydetti:

"Bugün yine İsrail aynı saldırganlığı sürdürerek sivil altyapıyı vurdu. En tehlikeli konulardan bir tanesi, rejim değişikliği meselesinin bu şekilde konuşulmasıdır. Kimsenin başka bir ülkeye saldırarak, rejim değişikliğinden bahsetmek gibi bir yaklaşımı olamaz. Yani bu, bizzat terör eylemleriyle birilerinin gerçekleştirmeye çalıştığının, İsrail'de hükümet eliyle gerçekleştirilmesi tutumudur. Rejim değişikliğinden bahsetmek, hele de bir saldırıyı rejim değişikliği hedefine doğru kaydırmak.... Önce nükleer tesisler, nükleer silahların önlenmesi deniliyordu, arkasından sivil altyapı vurulmaya başlandı. Şimdi ise rejim değişikliğinden bahsediliyor. Hele de İran'da dini liderin hedef alınması gibi bir yaklaşım asla kabul edilmez."

Çelik, şimdiye kadar Netanyahu hükümeti tarafından pek çok cinayetin işlendiğini vurgulayarak, "Ama İran'ın güvenliğine, milli egemenliğine, toprak bütünlüğüne dönük olarak bu şekilde bir sonraki aşamaya götürülmeye çalışılması, rejim değişikliği ya da herhangi bir şekilde orada dini lidere dönük olarak böyle bir tutumun ortaya koyulması, vahşette yeni bir aşamaya geçmek demektir. O zaman herkesin en çok korktuğu senaryolar gündeme gelir. Bu da herkes için son derece tehlikeli olur. Kimse güvenliğinden emin olamaz." şeklinde konuştu.

"En büyük tehdit Netanyahu hükümetinin kendisidir"

İsrail yönetiminin saldırgan tutumunun kendi vatandaşlarını da tehdit ettiğinin altını çizen Çelik, "Birileri çıkıp sürekli olarak İsrail'in güvenliğini sağlamakla ilgili yapılan işler olduğundan bahsetmesinin hiçbir zemini yoktur. Bugün İsrail vatandaşlarını, İsrail'deki sivilleri en güvensiz ortama sokan Netanyahu hükümetinin bu agresifliği ve saldırganlığıdır. Onun için bugün İsrail için bir tehdit varsa, tek bir tehdit vardır. En büyük tehdit Netanyahu hükümetinin kendisidir. İsrail vatandaşları Netanyahu hükümetinin saldırganlığı neticesinde İsrail'i terk etmek zorunda kalıyor." ifadelerini kullandı.

Çelik, dünyada elinde güç olan, uçak gemisi, bombardıman uçağı, füzesi olan ülkelerin başka ülkelerin rejimini değiştirmeye kalkmasının dünyayı cehenneme çevireceğini belirterek, şöyle konuştu:

"Buradaki Sayın Amerikan Büyükelçisi, 'Sykes-Picot'un yanlış olduğundan, herhangi bir şekilde Amerika'nın rejim değişikliği peşinde koşmayacağından' bahsetmişti. Biz de bu tip açıklamaların son derece olumlu olduğunu ifade ettik. Çünkü rejim değişikliği meselesi ya da başka ülkeleri bir şekilde kendi projene göre şekillendirme meselesinin, Afganistan'da ve Irak'ta ne tür sonuçlar doğurduğu, bunun hem oranın halkları için hem dünya sistemi için hem de Batı ülkeleri için ne kadar yüksek insani ve başka güvenlik maliyetleri ürettiği herkes tarafından görüldü. O sebeple İsrail'in bu yaptığı propagandanın herhangi bir şekilde bir siyaset biçimine dönüşmemesi gerekir. Daha önceki hataların tekrarlanmaması gerekir. Kimsenin rejimini değiştirmek ya da üst düzey yönetimini hedef almak gibisinden bir yaklaşımı söz konusu olamaz."

"Terörsüz Türkiye son derece yerinde, doğru bir strateji"

Türkiye'nin kendi iç politikalarını tutarlı ve güçlü bir şekilde yürüttüğünün altını çizen Çelik, "Terörsüz Türkiye hedefinde herhangi bir aksama, bir gevşeme ya da geri gitme gibi bir durum söz konusu değildir" dedi.

Türkiye'nin kendi gündemine hakim olduğuna vurgu yapan Çelik, "Terörsüz Türkiye hedefi konusunda bizim olgunlaşmış bir stratejimiz söz konusudur. Bu çerçevede önümüzdeki aylar içerisinde bu silah bırakmanın somut, kapsayıcı ve tam olarak gerçekleşmesi, bunun sahada Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından, doğrulama mekanizması tarafından takip edilmesi şeklindeki yaklaşımımız aynen devam etmektedir." diye konuştu.

"Terörsüz Türkiye" hedefinin, aynı zamanda terörsüz bir bölge siyasetine de ilham vereceğine değinen Çelik, şunları kaydetti:

"Çünkü bölgemizde görüldüğü gibi terör örgütleri, birtakım vekalet savaşları için, birtakım güç odakları tarafından kullanılmaktadır. Pek çok güç odağı, kendisi doğrudan çatışmaya girmeyerek, bir vekalet savaşı çerçevesinde bölgemizi terör örgütleri üzerinden çatışmalarla dizayn etmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede baktığınızda da Terörsüz Türkiye hedefinin hem Türkiye için hem de bölgemiz için son derece yerinde, doğru bir strateji olduğu görülmektedir. Bu çerçevede biz, Terörsüz Türkiye ile ilgili çalışmalarımızın, aynı öngördüğümüz takvim, öngördüğümüz stratejiler ve uygulamalar çerçevesinde hayata geçmesiyle ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Toplantılarımız düzenli bir şekilde devam ediyor. Bugün artık gelinen aşamada, terör örgütünün silah bırakması, bu silahların Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatının içinde olduğu doğrulama mekanizmasıyla teyit edilmesi esas hedeftir. Bunun da çok uzak olmayan bir zaman içerisinde gerçekleşmesi lazım.

Bu olaylar başladığından beri, birilerinin bölge ülkeleri üzerinde birtakım oyunlar oynarken, aynı zamanda da Türkmenleri, Arapları, Kürtleri, Sünnileri, Alevileri, Şiileri, Ezidileri, Nusayrileri karşı karşıya getirmek şeklinde çok yönlü bir strateji gündeme soktuğunu görüyoruz. Bunun neticesinde bu tip stratejiler başarılı olduğu her durumda, bölge halkları kaybetmiştir. Etnik aidiyeti ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, dini ne olursa olsun, bölge halkları kaybetmiştir. Ama birtakım maalesef sömürgeci odaklar bundan kazançlı çıkmıştır."

"Terörsüz Türkiye için çalışmalarımızı sürdürüyoruz"

Şam'da bir kiliseye yapılan saldırıyla bölgedeki gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığına dikkati çeken Çelik, "Saldırıyı DAEŞ'in gerçekleştirdiğine dair teyit edilmiş istihbarat bilgisi var ama bu meselede, bu bölge ile ilgili tecrübemizle arkasında kimler olabileceği konusunda da yüksek bir deneyimimiz var." dedi.

Saldırıyı bir kez daha kınadıklarını belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu kararlılığı hatırlattı.

Mezhebi, dini, etnik aidiyeti ne olursa olsun, bölge halklarının arasına duvarlar örülmesine müsaade edilmeyeceğini vurgulayan Çelik, "Adlarımız farklı olabilir, soyadımız Türkiye. Bu kardeşlik atmosferini bütün bölgeye taşımanın bir ilham kaynağı, bir modeli olarak da inşallah Terörsüz Türkiye hedefimize ulaşmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.

"İran'ın müzakereye yaklaşmaması diye bir sorun yok"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın telefon diplomasisi hatırlatılarak Türkiye'nin, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda olduğu gibi, İran-İsrail geriliminde de arabuluculuk için devreye girip girmeyeceğinin, İstanbul'da bir müzakere masası kurulma ihtimali olup olmadığının sorulması üzerine Çelik, şöyle cevap verdi:

"Daha çatışmaların en yoğun olduğu zamanda, Cumhurbaşkanımızın müzakere masasına dönülmesiyle ilgili olarak hem bölge liderleriyle hem dünya liderleriyle yoğun bir telefon trafiği oldu. Özellikle İran'a saldırının gerçekleştiği günün ertesinde, cumartesiden pazar gününe doruk noktasına çıktı. Zannediyorum şimdiye kadar takip ettiğimiz kadarıyla da Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü diplomasi trafiğinin genişliğinde bir diplomasi trafiği, dünyada hiçbir lider tarafından yürütülmemiştir. Tabii herkesin söylediği, bu müzakere masasına dönülmesi söz konusu olursa, bunun Türkiye'de olabileceği şeklindeydi. Sayın Cumhurbaşkanımız da 'buna memnuniyetle Türkiye'nin ev sahipliği yapacağını ve ara buluculuk yapabileceğini' söyledi. Tabii ki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, 'Türkiye'nin bunun için uygun bir adres, Erdoğan'ın doğru bir lider olduğunu' çeşitli vesilelerle zaten ifade ediyor. İran haklı şunu söylüyor, diyor ki, 'Biz zaten müzakere masasındaydık. Umman'da görüşmelerin yeni bir safhasına geçecektik. Ama bize bir saldırı oldu. Dolayısıyla bu saldırı devam ederken herhangi bir şekilde müzakere masasına dönmemiz mümkün değil.' İran bu konuda haklı. Çünkü saldıran taraf İsrail tarafı. Pazar günü yine Amerika'yla Umman'da görüşeceklerdi. İran müzakere masasındaydı. Dolayısıyla İran'ın buradaki yaklaşımı, saldırılar durduktan sonra müzakere masasına dönebiliriz şeklindedir."

Bugün sağlanması gereken şeyin, İsrail'in saldırganlığının durdurulması olduğunu işaret eden Çelik, "O zaman, yani durdurulduktan bir dakika sonra müzakere gündemi tekrar enerjik bir gündem haline gelecektir. Burada İran'ın müzakereye yaklaşmaması diye bir sorun yok. Burada sorun, İsrail'in saldırganlığıyla hem İran'ı hedef alması hem de Umman'da yürüyen müzakereleri hedef almasıdır. Uluslararası hukuku hedef almıştır. Birleşmiş Milletler Şartını hedef almıştır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız bunu bütün muhataplarına ifade etti, üzerine düşeni yapmaya hazırdır." diye konuştu.

"Vekalet savaşları yürütmek isteyenlerin bütün zemini ortadan kalkacak"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşıldığı zaman provokasyonları yapanların ve onların arkasında bu provokasyonlar vasıtasıyla vekalet savaşları yürütmek isteyenlerin bütün zemini ortadan kalkacak." dedi.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Toplantısı'na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor'un Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecine ilişkin açıklamalarına ilişkin soru üzerine Çelik, "Raportör 'Avrupa Birliği'ne giden yol Silivri'den başlıyor. Baykar'dan başlamıyor' demiş. Bu raportörlerin tabii yazdığı raporlardan da görüyoruz ki bunlar adrese teslim, birtakım köşe yazılarını bir araya getirerek birtakım raporlar yazıyorlar." ifadelerini kullandı.

Bunların gerçeklikle hiçbir ilgisinin bulunmadığını vurgulayan Çelik, "Raportörlerin hepsi artık retorik raportörü haline gelmiş. Şimdi bu raportörü alın, Avrupa Birliği'nin herhangi bir mekanizmasında güvenlikten sorumlu bir konuma getirin. Dünyada ilk ziyaret edeceği yer Baykar'dır, Avrupa'nın güvenliği açısından." diye konuştu.

CHP Grup Başkanı Ali Mahir Başarır'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik sözlerine ilişkin soru üzerine Çelik, şunları kaydetti:

"Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı, partimize karşı kullandıkları çirkin ifadeler, içinde bulundukları durumu örtbas etmekle ilgili ifadelerdir. Olayın başından beri bugün gerek kurultay meselesinde gerekse İstanbul'da yürüyen yolsuzluk soruşturması çerçevesindeki iddiaların tamamı CHP'lilerin CHP'lilere karşı getirdiği iddialardır. Yani AK Parti'liler gidip de Cumhuriyet Halk Partisi kurultayıyla ilgili iddiaları dile getirmediler. Mahkeme süreci de dahil olmak üzere bu CHP'liler tarafından dile getirildi. Bugün de itirafçı olanlardan tutun da bu yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili olarak ortaya çıkanlarla ilgili konuşanların hepsi Cumhuriyet Halk Partililerdir."

"Özgür Özel yönetiminin dış politika yazılımında problem var"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimle iş başına gelen, dünyadaki en tecrübeli lider olduğunu vurgulayan Çelik, şunları ifade etti:

"Uluslararası kriz olduğu zaman 'Türkiye'de devletin başında kimi görmek istersiniz' sorusuna bütün parti aidiyetlerinden bağımsız olarak açık ara ve en yüksek şekilde Cumhurbaşkanımız işaret edilmektedir. Sayın Özel'in yürüttüğü herhangi bir diplomatik süreç olmadı bugüne kadar. Herhangi bir uluslararası krizi yönetmedi. Sayın Özel'in yönetmeye çalıştığı tek kriz, Cumhuriyet Halk Partisi kurultayıyla ilgili gündeme gelen iddialarla ilgili kriz, o da yönetilemiyor. 'Bugün İsrail'in İran'a saldırısı karşısında İran'ın Türkiye için bir nükleer tehdit olabileceği', dolayısıyla bunu bu şekilde ifade ederek sanki bu saldırı iyi oldu gibisinden dolaylı ifadelerle yazı yazanlar CHP'liler. Sayın Özgür Özel yönetiminin dış politika yazılımında problem var. Dış politika yazılımındaki problemleri sürekli olarak AK Parti'ye dönük aplikasyon yükleyerek sistemde gidermeye çalışıyor. Yok, sistem sürekli olarak arıza veriyor."

Çelik, bölgede yaşanan gelişmelere karşı ana muhalefetin yapması gerekenin, iç cephenin güçlendirilmesine katkı sağlamak olduğuna işaret ederek, "Biz, açık ve net bir şekilde bu son olayda da İran'ın güvenliğini, milli egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğimizi ifade ediyoruz. Bunu yok etmeye dönük her saldırıyı da kınadığımızı zaten ifade ettik. Tutumumuz açık ve nettir." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yürütülen diplomasinin kıymetinin dünyada herkes tarafından bilindiğini belirten Çelik, "Türkiye'de de herkes kıymetini biliyor. Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi hariç. Cumhuriyet Halk Partisine gönül vermiş, destek veren vatandaşlarımızın da bunu takdir ettiğini biz çok iyi biliyoruz." ifadelerini kullandı.

"Amaçları net görüyoruz ve takip ediyoruz"

"Şam'da bir terör saldırısı gerçekleşti ve DEAŞ'ın gerçekleştirdiği öğrenildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Öte yandan MHP lideri Bahçeli'nin de işaret ettiği gibi tüm bu yaşananlar, 'Terörsüz Türkiye' sürecini baltalamaya yönelik bir eylem olarak değerlendirilebilir mi?" sorusu üzerine Çelik, Şam'da kiliseye yapılan saldırıyla gerçekleştirilen terör eylemini bir kere daha en güçlü şekilde kınadıklarını, lanetlediklerini söyledi.

Çelik, "Bu, DEAŞ tarafından yapıldığı söylendi ama bu meseleleri noktasal olarak 'şu adres yaptı' diye tabii konuşmanın bir değeri var. Ama denklem açısından, şu anda bölgedeki aktif gündem açısından baktığında başka birtakım mücadelelerin devamı olarak bunu okumak da mümkün. Onu da görüyoruz zaten." dedi.

Orada DEAŞ, PKK, SDG'nin olduğunu, başka unsurların bulunduğunu hatırlatan Çelik, bu etiketlerin arkasında da bunları yönetmeye çalışan başka güç denklemleri olduğuna dikkati çekti.

Çelik, o örgütlerin hareketlerini ve arkasında onları yönetmeye, onlarla ideolojik, herhangi bir şekilde stratejik bağı olmasa da başka denklemler kurmaya çalışan birtakım yaklaşımları gördüklerini belirterek, "Arkasındaki hem politik oyunu görüyoruz hem de Suriye'nin güvenliğine dönük ortaya çıkarılmaya çalışılan kaostan ne elde edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bunu en yakın bir şekilde takip ettiğimizi ifade etmek isterim. Yani böyle bir dönemde Hristiyanlara dönük bu saldırının cephedeki unsurlarını gördüğümüz gibi arkasındaki amaçları da net bir şekilde görüyoruz ve takip ediyoruz." diye konuştu.

"Oyunları bozmanın yolu "Terörsüz Türkiye" hedefine ulaşmaktır"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Terörsüz Türkiye" sürecinin her aşamasında stratejik yönlendirmelerle ve müdahalelerle sürecin hedefine ulaşması için son derece kıymetli açıklamalar yaptığını anımsatan Çelik, şunları kaydetti:

"Bu son açıklaması da yine çok kıymetlidir. 'Terörsüz Türkiye' sürecinin, terörsüz bölge sürecine bir ilham kaynağı olacağı ve olumlu anlamda bölge halklarının lehine bir denklemi oluşturabileceği de görüldüğünde, bölgeye dönük olarak daha çok vahşet, daha çok gözyaşı ve kan vadedenlerin 'Terörsüz Türkiye' sürecini baltalamak üzere aktif olduklarını biliyoruz. Aktif tutum içerisinde olduklarını biliyoruz. Perde gerisinde bunların yapmaya çalıştığı provokasyonlarla mücadelemiz devam ediyor. Bunların yapmaya, akamete uğratmaya çalıştığı süreçlerle ilgili olarak da arka planda bu mücadele devam ederken, yapmamız gereken en önemli şey, bütün bu oyunları bozmanın yolu 'Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşmaktır. 'Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşıldığı zaman tek tek bu provokasyonları yapanların ve onların arkasında bu provokasyonlar vasıtasıyla vekalet savaşları yürütmek isteyenlerin bütün zemini ortadan kalkacaktır."

Yeni anayasa çalışmalarına ilişkin TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un ifadelerinin hatırlatıldığı Çelik, "Yani devlet teşkilatına dair, milletin geleceğine dair en temel kanun olduğu için Meclisten onay alınsa bile tabii ki milletin onayı her zaman gereklidir ve nihaidir. Bunu hem Cumhur İttifakı olarak söyledik, hem Meclis Başkanımız da ifade etti. İlk karar verici de millettir, son karar verici de millettir. Meclisten millet adına bu karar verilse bile, bu kadar büyük çerçeveli, Türkiye Yüzyılı'nın ana yazılımını oluşturacak yeni anayasa sürecinde tabii ki milletin onayını her zaman arayacağız" ifadelerini kullandı.

YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta Seçildi

YSK, yeni başkanını belirledi. Yargıtay üyesi ve mevcut YSK Üyesi Dr. Serdar Mutta, YSK Başkanlığı'na seçildi

06.05.2026 17:08:00 / Güncelleme: 06.05.2026 18:05:40
Haber Merkezi
YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta Seçildi
YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta Seçildi
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), yeni başkanını belirledi. Yargıtay üyesi ve mevcut YSK Üyesi Dr. Serdar Mutta, YSK Başkanlığı'na seçildi.

YSK üyeleri, bugün gerçekleştirdiği olağan toplantıda gizli oylama ile başkan ve başkanvekili seçimini tamamladı. Yapılan seçim sonucunda Dr. Serdar Mutta, YSK'nın yeni başkanı olarak belirlendi. Seçimde Mutta'nın oy çokluğuyla kazandığı öğrenildi.

Serdar Mutta, 26 Ocak 2023 tarihinde Yargıtay kontenjanından YSK üyeliğine seçilmişti. Hatay'ın Kırıkhan ilçesi doğumlu olan Mutta, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup Yargıtay 12. Hukuk Dairesi üyeliği görevini de yürütüyordu. Daha önce Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Sekreter Yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunan Mutta, seçim hukuku ve yargı süreçlerindeki tecrübesiyle tanınıyor.

YSK kaynakları, başkanlık seçiminin sorunsuz tamamlandığını ve yeni yönetimin çalışmalarına kısa süre içinde başlayacağını belirtti. Ahmet Yener'in görev süresi dolan başkanlığının ardından gelen bu değişim, yaklaşan seçim süreçleri öncesi yakından takip ediliyor.

Dr. Serdar Mutta'dan ilk açıklama 

Mutta yaptığı ilk açıklamada, "Ülkemizin demokrasisine ve adil seçim süreçlerine katkı sunmak için büyük bir sorumluluk üstlendim. Bağımsızlık, tarafsızlık ve hukuka bağlılık ilkeleri doğrultusunda görevimi en iyi şekilde yerine getireceğim" ifadelerini kullandı.

Kurban Bayramı'nda yola çıkacaklar dikkat: Bilet fiyatlarına zam bekleniyor

Kurban Bayramı'nda 9 gün tatil ilan edilmesinin ardından otobüs ve uçak biletleri fiyatlarında da zam sinyalleri geldi

06.05.2026 14:30:00
Haber Merkezi
Kurban Bayramı'nda yola çıkacaklar dikkat: Bilet fiyatlarına zam bekleniyor
Kurban Bayramı'nda yola çıkacaklar dikkat: Bilet fiyatlarına zam bekleniyor
Türkiye, Kurban Bayramı'na hazırlanırken 9 gün tatil ilan edilmesiyle birlikte çok sayıda kişi de tatile ya da memleketine gitmek için bilet bakmaya başladı. Ama hem otobüs hem de uçak bileti fiyatlarına zam hazırlığı da başladı. Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Başkanı Mustafa Yıldırım maliyetlerden dolayı zam yapmak zorunda kalındığını belirtirken "Yaz dönemine girerken yeniden bir yüzde 20'lik zam gelir" ifadelerini kullandı. Sosyal medyada ise bilet fiyatlarındaki artışa tepki gösterildi.

Yaz döneminde yeniden zam gelir uyarısı
Sözcü'nün haberine göre Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Başkanı Mustafa Yıldırım, son beş yılda seyahat talebinin yüzde 50 düştüğünü belirterek, "Akaryakıt, otoyol gibi maliyetlerimiz arttığı için sektör, iş olmamasına rağmen zam yapmak zorunda kalıyor. Yaz dönemine girerken yeniden bir yüzde 20'lik zam gelir" dedi.

Memlekete gitmek bile lüks
Bir sosyal medya kullanıcısı, İstanbul-Hatay uçak biletlerinin 5 bin liradan başladığını belirterek, "Allah sizi bildiği gibi yapsın ya bayramda memlekete gitmek bile lüks" ifadelerini kullandı.
İstanbul-Ankara uçak bileti 1500-2000 lira, otobüs bileti 1100-1400 lira arasında seyrediyor. İstanbul-İzmir uçak bileti 3000-5000 lira, otobüs bileti 1300-1500 lira. İstanbul-Gaziantep gibi uzun mesafelerde ise uçak bileti 6000-7300 lira, otobüs bileti 1800-2100 lira arasında değişiyor.
Uçak bileti fiyatlarına ise tavan fiyatlara geçen ay yüzde 14 zam gelmiş ve iç hat biletlerde tavan fiyat 6 bin 990 liraya yükselmişti. Ancak sektörde bilet fiyatları şimdiden bu tutarı geçti. Havayolu şirketlerinin yeni bir zam daha yapabileceği konuşulmaya başlandı.

İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Politico’ya yazdığı yazıda AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin ifadelerini eleştirerek, "Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak, AB'nin kendi jeopolitik gerçeklerine ve stratejik çıkarlarına aykırıdır" dedi

06.05.2026 13:59:00
Haber Merkezi
İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"
İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"
19 Mart 2025'den bu yana Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ABD'nin önde gelen medya kuruluşlarından Politico'da yazdı.

"Türkiye AB kapısında bekletilecek bir ülke değildir" başlığıyla yayımlanan yazıda İmamoğlu; AB'nin genişleme politikalarına değinirken, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile aynı çerçevede değerlendirilmesine karşı çıktı.

"Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak jeopolitik gerçeklere aykırı"
İmamoğlu, "Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak, AB'nin kendi jeopolitik gerçeklerine ve stratejik çıkarlarına aykırıdır. Türkiye, bu aktörlerden farklı olarak, Avrupa'nın kurumsal yapılarıyla uzun yıllara yayılan bir entegrasyon ilişkisine ve doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye'yi dışlayan bir AB, uzun vadeli güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığını da eksik kurgulamış olur" ifadelerini kullandı.

"AB ile ortak geleceği savunmak AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir"
Türkiye'nin ihtiyacının net bir yön olduğunu vurgulayan İmamoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Türkiye'nin bugün ihtiyacı olanın hamaset değil, net bir istikamet olduğudur. AB ile ortak geleceği savunmak, AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir. Aynı şekilde, AB'deki çifte standardı görmek de Avrupa fikri ve projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. Asıl ihtiyaç, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu dışsal bir beklenti olarak değil, Türk toplumunun öz hakkı olarak savunan bir siyasi aklın güçlenmesidir."

"Türkiye demokratik güven üretemiyor"
İmamoğlu, ayrıca Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu'nun son taslağı ile von der Leyen'in açıklamalarını birlikte değerlendirerek, AB ile Türkiye arasında ortak bir gelecek iradesinin zayıfladığına dikkat çekti. "İlk bakışta farklı başlıklar gibi görünse de ikisi de benzer bir sıkıntıya işaret ediyor: AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe ilişkin inandırıcı ve ortak bir iradenin zayıflığı. AB Türkiye'ye bakarken ilkeler ile çıkarlar arasında gidip geliyor ve vizyoner bir perspektif ortaya koyamıyor. Türkiye ise AB ile ortak bir yön ve gelecek iddiasını diri ve sürdürülebilir tutacak demokratik güveni üretemiyor" dedi.

Öte yandan Ursula von der Leyen, geçen ay Almanya'nın Hamburg kentinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı konuşmada, AB'nin genişlemesini desteklediğini belirterek, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz" ifadelerini kullanmıştı.

"Bugün Silivri'de olmam kişisel bir hukuk meselesi değildir"
Ekrem İmamoğlu'nun Politico'daki "Türkiye AB kapısında bekletilecek bir ülke değildir" başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

"Bu satırları Silivri Cezaevi'nden yazıyorum. Bugün burada olmam, yalnızca kişisel bir hukuk meselesi değildir. Türkiye'nin demokrasi, hukuk devleti ve Avrupa Birliği ile ortak gelecek iddiasının da içinden geçtiği kırılmayı gösteriyor.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki uzun zamandır dürüstlükten de dengeden de yoksundur. 1999'dan bu yana resmen devam eden adaylık süreci zamanla içi boşalmış bir çerçeveye dönüşmüştür. Türk Hükümeti, AB tam üyeliğini stratejik hedef olarak tanımladığını söylüyor. Ancak içeride demokratik siyaseti ve kurumlarını, hukuk devleti ve insan hak ve özgürlüklerini zayıflatarak bu ilişkinin zeminini kendi eliyle aşındırıyor.

"Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koyarak..."
Son günlerde iki güncel gelişme bu çelişkiyi yeniden görünür hale getirdi. İlki, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu'nun Dış İlişkiler Komitesi'nden geçen son taslağı. İkincisi, Ursula von der Leyen'in Türkiye'yi Rusya ve Çin'le aynı kefeye koyarak bir ortak olarak değil, karşıt bir aktör olarak değerlendirmesi.

İlk bakışta farklı başlıklar gibi görünse de ikisi de benzer bir sıkıntıya işaret ediyor: AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe ilişkin inandırıcı ve ortak bir iradenin zayıflığı. AB Türkiye'ye bakarken ilkeler ile çıkarlar arasında gidip geliyor ve vizyoner bir perspektif ortaya koyamıyor. Türkiye ise AB ile ortak bir yön ve gelecek iddiasını diri ve sürdürülebilir tutacak demokratik güveni üretemiyor.

"AB parlamentosunun son raporu muhalefet üzerinde baskıyı kayda geçiriyor"
Avrupa Parlamentosu'nun yakında Genel Kurul'da kabul edilmesi beklenen son raporu, Türkiye'deki demokratik gerilemeye dair genel tespitleri tekrarlamanın ötesine geçiyor. Bu yılki metin, gözaltına alındığım 19 Mart sonrasında yaşanan süreci, muhalefet üzerindeki artan baskıyı ve demokratik kurumlarda derinleşen aşınmayı daha somut ve doğrudan kayda geçiriyor.

Aynı zamanda Avrupa Birliği genişleme siyasetinde yeniden bir hareket alanı oluşurken, Türkiye'nin gerekli demokratik reformları hayata geçirmemesi nedeniyle bu fırsat penceresinin dışında kaldığını açıkça söylüyor. Bu vurgu çok önemli. Çünkü mesele artık yalnızca donmuş bir üyelik dosyası değil; Türkiye ile AB'nin ortak geleceğine dair stratejik bir yön meselesidir.

Türkiye'nin AB ile ilişkisinde yaşanan tıkanma da tam bu noktada belirginleşiyor. Zira mevcut siyasi çerçevede muhalefet üzerinde uygulanan baskı giderek kalıcı bir yönetim pratiğine dönüştükçe, mesele dış politikanın dar sınırlarını aşarak daha yapısal bir nitelik kazanıyor. Bir rejim meselesine dönüşüyor. Bu nedenle, AB ile yaşanan gerilimlerin önemli bir kısmı demokratik standartlardaki bu iç bozulmanın dış politikaya yansımasından besleniyor.

"Türkiye Avrupa güvenlik mimarisinin önemli bir bileşenidir"
Türkiye, Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden biri olarak Avrupa'nın demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti temelinde inşa ettiği kurumsal yapının en başından beri parçasıdır. NATO'nun içindeki konumuyla da Avrupa güvenlik mimarisinin ve kolektif savunma sisteminin önemli bir bileşenidir. Bugün ise Karadeniz'den yaşamsal enerji hatlarına, göçten sanayi üretimine kadar AB'nin uzun vadeli güvenliği ile ekonomik dayanıklılığı Türkiye'yi dışlayarak kurulamaz. Bu gerçek, ilişkilerin siyasi olduğu kadar aynı zamanda stratejik karşılıklı bağımlılık temelinde yeniden düşünülmesini gerekli kılıyor.

Bu yüzden Türkiye'yi Rusya ve Çin'le aynı düzlemde değerlendirmek, AB'nin kendi jeopolitik gerçekliği ve stratejik vizyonuyla çelişmektedir. Türkiye, bu aktörlerden farklı olarak, Avrupa'nın kurumsal yapılarıyla uzun yıllara yayılan bir entegrasyon ilişkisine ve doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye'yi dışlayan bir AB, uzun vadeli güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığını da eksik kurgulamış olur.

AB bugün Türkiye'ye baktığında çoğunlukla şu tabloyu görüyor: Yıpranmış kurumlar. Siyasallaşmış bir yargı. Baskı altındaki muhalefet. Zayıflayan yerel demokrasi. Biz bunları en ağır biçimde bizzat yaşıyoruz. Türkiye'yi AB'den uzaklaştıran şey coğrafyası değil, otoriterleşme eğilimin bir süredir yarattığı birikmiş tahribattır.

Yıllardır Türkiye'yi Avrupa Konseyi standartlarından uzaklaştıran, hukuk devletini zedeleyen, AİHM kararlarına uymamakta ısrar eden, yerel demokrasiyi baskı altına alan iktidar, dönüp Avrupa değerlerinin savunucusu gibi konuşamaz. Bu söylem AB nezdinde de inandırıcılıktan uzaktır.

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey hamaset değil, net bir istikamettir. AB ile ortak geleceği savunmak, AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir. Aynı şekilde, AB'deki çifte standardı görmek de Avrupa fikri ve projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. Asıl ihtiyaç, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu dışsal bir beklenti olarak değil, Türk toplumunun öz hakkı olarak savunan bir siyasi aklın güçlenmesidir.

"Hedefimiz hukuku toplumsal hayatın temeli sayan bir Türkiye"
Bizim tahayyülümüzde, yöneteceğimiz Türkiye işte bu yüzden farklı olacaktır. Hedefimiz, AB ile ilişkisini edilgen bir bekleyiş üzerinden değil; eşitlik, değerler ve ortak çıkarlar temelinde kuran; hak ve özgürlüklerden korkmayan, bilakis toplumsal düzenin temeli ve güvencesi olarak gören; hukuku pazarlık konusu değil, toplumsal hayatın temeli olarak sayan bir Türkiye'dir.

Bu noktada AB tarafından beklentimiz, Türkiye'ye korkuların, klişelerin ve kısa vadeli siyasi hesapların merceğinden bakmasını geride bırakması; Türkiye'nin tarihini, toplumsal dinamiklerini ve AB ile kurduğu kurumsal bağları daha ciddiyetle ele almasıdır.

Bugün bu satırları hapishanedeki hücremden yazıyor olabilirim. Ancak bu zorlu koşullarda dahi, Türkiye'nin yönünün demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve Avrupa ile ortak bir gelecek olduğuna dair inancım sarsılmış değildir.
Türkiye, AB kapısında bekletilebilecek bir ülke değildir."

Leyen ne demişti?
Hamburg'da Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde konuşan von der Leyen, AB'nin genişlemesini desteklediğini vurgulayarak, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki; Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz" açıklamasında bulunmuştu.

Leyen'in, Avrupa'nın Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğine ilişkin ifadelerinin ardından AB Komisyonu Sözcülüğü açıklama yapmıştı. Yapılan açıklamada Türkiye'nin önemli bir NATO müttefiki ve AB aday ülkesi olduğuna dikkat çekilerek "Türkiye, bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız önemli bir ortaktır" izahatında bulunmuştu.

Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi

Konya'nın Beyşehir ilçesinde KOM ekiplerince düzenlenen silah operasyonunda çok sayıda kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek ve tabanca ele geçirilirken, 11 kişi gözaltına alındı

06.05.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi
Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi
Konya'nın Beyşehir ilçesinde KOM ekiplerince düzenlenen silah operasyonunda çok sayıda kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek ve tabanca ele geçirilirken, 11 kişi gözaltına alındı.



İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekiplerince Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında silah operasyonu düzenlendi. Yürütülen çalışmalar neticesinde, Beyşehir ilçesinde belirlenen 13 ikamet, 3 iş yeri ve 18 araca eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi.



Operasyon kapsamında yapılan aramalarda 51 adet AK-47 kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek, 1 adet uzi otomatik tabanca, 34 adet tabanca, 2 adet av tüfeği, 41 adet fişek ve 10 adet tüfek kartuşu ele geçirildi. Operasyonda 11 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Konuyla ilgili adli tahkikatın çok yönlü olarak sürdüğü bildirildi.

Öte yandan, soruşturmanın ilk aşamalarında gerçekleştirilen iki ayrı ara yakalamada toplam 101 adet ruhsatsız tabanca ve şarjör ele geçirilirken, 3 şüpheli şahıs tutuklanmıştı.

Nisan ayında en az 26 kadın katledildi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'na göre geçen ay en az 26 kadın erkekler tarafından öldürüldü

05.05.2026 16:22:00 / Güncelleme: 05.05.2026 16:28:51
Haber Merkezi
Nisan ayında en az 26 kadın katledildi
Nisan ayında en az 26 kadın katledildi
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'na göre geçen ay en az 26 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 23 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu geçen aya ilişkin verilerini yayımladı. Buna göre Türkiye'de nisanda en az 26 kadın öldürülürken, 23 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu.

Rapora göre öldürülen 26 kadından 20'sinin hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi. 4'ü ekonomik bahanelerle, 1'i barışmayı kabul etmemesi bahanesiyle, 1'i de bebeğini aldırmadığı bahanesiyle öldürüldü.

Kadınların yüzde 69'u evlerinde öldürüldü

Katledilen 26 kadından 10'u evli olduğu erkek, 2'si eskiden evli olduğu erkek, 2'si birlikte olduğu erkek, 1'i babası, 1'i akrabası, 1'i oğlu ve 1'i tanıdığı tarafından öldürüldü. Kadınların 18'i evinde, 2'si sokakta, 1'i otelde, 1'i arabada, 1'i su kenarında ve 1'i boş arazide öldürüldü. 2 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Kadınların yüzde 69'u evlerinde katledildi.

Cinayetlerin 16'sı ateşli silahlarla, 2'si boğularak, 7'si kesici aletlerle, 1'i de darbedilerek öldürüldü.

Türkücü İzzet Yıldızhan tahliye edildi

Ümraniye'de, amatör futbolcu Kubilay Kaan Kundakçı'nın (21) hayatını kaybettiği silahlı saldırıya ilişkin 10 sanık hakkında hazırlanan iddianame ağır ceza mahkemesince kabul edildi

05.05.2026 14:03:00
Anadolu Ajansı
Türkücü İzzet Yıldızhan tahliye edildi
Türkücü İzzet Yıldızhan tahliye edildi

Anadolu 27. Ağır Ceza Mahkemesi, Alaattin Kadayıfçıoğlu'nun da aralarında bulunduğu 7'si tutuklu 10 sanık hakkında hazırlanan iddianame üzerindeki incelemesini tamamladı.

İddianamenin kabulünü kararlaştıran mahkeme, tensip zaptı hazırlayarak ilk duruşmanın 22 Haziran'da yapılmasına karar verdi.

Mahkeme, sanık şarkıcı İzzet Yıldızhan'ın yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol şartıyla tahliyesine hükmetti.

İddianameden

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Ümraniye Tatlısu Mahallesi'nde 19 Mart'ta park halindeki araçta arkadaşıyla oturan Kubilay Kaan Kundakçı'nın, olay yerine iki araçla gelen sanıklardan birinin silahla ateş etmesi sonucu ağır yaralanması ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmesine ilişkin iddianame hazırlanmıştı.

İddianamede, güvenlik kamerası görüntülerinin bilirkişi incelemesine göre, hayatını kaybeden Kundakçı'nın içinde bulunduğu aracın önüne iki aracın yanaştığı, araçtan inen şüpheli Alaattin Kadayıfçıoğlu'nun belinden silah çıkararak maktulün bulunduğu aracın ön yolcu kapısını açıp ateş ettiği anlatılıyor.

Kundakçı'nın ölümcül yaralanmaya yol açan tek kurşunla hayatını kaybettiği aktarılan iddianamede, sanıkların olaydan saatler önce bölgeye gelip gittikleri, saldırının spontane değil planlı olabileceğine yönelik kuvvetli şüphe oluştuğu kaydediliyor.

HTS kayıtları, cep telefonu incelemeleri ve kriminal raporlara göre, olay öncesi sanıklar arasında yoğun irtibat bulunduğu, olay sonrası bazı temasların devam ettiği vurgulanan iddianamede, sanık Alaattin Kadayıfçıoğlu'nun, "kasten öldürme", Aleyna Tutuş ve Zuhal Kalaycıoğlu'nun ise "kasten öldürmeye azmettirme" suçundan ayrı ayrı müebbet hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Sanıklar Hüseyin Can Avcı, Mustafa Rece ve Bilal Kadayıfçıoğlu'nun ise "kasten öldürmeye yardım etme" suçundan 10 yıldan 15'er yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülen iddianamede, Metin Kadayıfçıoğlu'nun "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "suçluyu kayırma" suçlarından 1 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

İddianamede, sanık Engin Taşkıran hakkında "suçluyu kayırma" ve "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçlarından 6 aydan 10 yıla kadar, sanıklar İzzet Yıldızhan ve Ahmet Özkoç'un ise "suçluyu kayırma" suçundan 6 aydan 5'er yıla kadar hapsi talep ediliyor.

Yetersiz su tüketimi böbrek taşına yol açıyor


 
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, çay ve kahvenin sanıldığı gibi vücutta sıvı kaybına yol açmadığını, aksine böbrek taşı riskini azaltabildiğini belirterek, taş oluşumunda belirleyici faktörün çay tüketimi değil, yetersiz su alımı olduğunu bildirdi. 

05.05.2026 10:32:00
AA
Yetersiz su tüketimi böbrek taşına yol açıyor
Yetersiz su tüketimi böbrek taşına yol açıyor

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, çay ve kahvenin sanıldığı gibi vücutta sıvı kaybına yol açmadığını, aksine böbrek taşı riskini azaltabildiğini belirterek, taş oluşumunda belirleyici faktörün çay tüketimi değil, yetersiz su alımı olduğunu bildirdi. Günde 4-6 bardak çay veya 3-5 fincan kahve tüketiminin hidrasyon açısından suyla benzer etki gösterdiğini aktaran Salabaş, düzenli tüketimde kafeinin 'sıvı attırıcı' etkisinin ortadan kalktığını ve klinik olarak anlamlı sıvı kaybı oluşmadığını aktardı.

Salabaş, "Yarım milyonu aşkın kişinin takip edildiği çalışmalarda düzenli çay içenlerde böbrek taşı riskinin yüzde 27'ye kadar daha düşük bulundu. Yüz binlerce kişiyi kapsayan başka araştırmalarda ise kahve tüketimi taş riskini yüzde 26 ile 31 arasında azalttığı kaydedildi. Türkiye verilerine göre böbrek taşı hastalarının yüzde 46'sı günde 1 litrenin altında su tüketiyor. Taş oluşumunda belirleyici faktör çay tüketimi değil, yetersiz su alımıdır. 'Çay dehidratasyon yapar' veya 'Her çayın yanında su içilmeli' gibi yaygın öneriler, güncel bilimsel verilerle desteklenmemektedir" ifadelerini kullandı.

Salabaş, günlük sıvı tüketiminin 2-2.5 litre olması gerektiğini belirterek, çay ve kahvenin bu miktara dahil edilebileceğini ancak su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Yeşil çayın antioksidan içeriği sayesinde böbrek sağlığını destekleyebileceğini de ifade eden Salabaş, yapılan laboratuvar çalışmalarında çayın içindeki doğal bileşenlerin taş kristallerinin böbrek dokusuna tutunmasını azalttığını belirtti.

Baharda cilt sorunlarına karşı 7 etkili önlem


 
Kış aylarının soğuk, rüzgarlı ve kurutucu etkisinin ardından bahar mevsimine geçiş, cildimiz için önemli bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor. Kış boyunca düşük nem, soğuk hava ve kapalı ortamlarda geçirilen uzun süreler cildin bariyerini zayıflatabiliyor ve kuruluğa neden olabiliyor. 

05.05.2026 08:29:00
MURAT ÇORBACI
Baharda cilt sorunlarına karşı 7 etkili önlem
Baharda cilt sorunlarına karşı 7 etkili önlem

Kış aylarının soğuk, rüzgarlı ve kurutucu etkisinin ardından bahar mevsimine geçiş, cildimiz için önemli bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor. Kış boyunca düşük nem, soğuk hava ve kapalı ortamlarda geçirilen uzun süreler cildin bariyerini zayıflatabiliyor ve kuruluğa neden olabiliyor. Bahar aylarıyla birlikte ise sıcaklık artıyor, nem oranı değişiyor ve güneş ışınları daha güçlü hissedilmeye başlıyor. Ayrıca bahar aylarında artan ağaç ve çimen polenleri ile küf sporları gibi çevresel alerjenler de daha yoğun hale geliyor. Bu çevresel etkenler nedeniyle, cilt bakımına dikkat edilmediğinde; ciltte kuruluk, hassasiyet, kızarıklık, pullanma,  lekelenme ve yağ üretiminin artmasına bağlı akne oluşumu gibi sorunlar gelişebiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, "Kışın uygulanan yoğun ve besleyici bakım rutinlerinin bahar aylarına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi, cildin bu geçiş sürecine daha sağlıklı  uyum sağlaması için çok önemlidir" dedi.

Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, bahar aylarında cilt sağlığı için dikkat edilmesi gereken 7 kuralı anlattı.
1. Cildinizi günde iki kez temizleyin. Özellikle akşam temizliği; makyaj, güneş koruyucu ve gün boyunca biriken çevresel kirletici etkenlerin uzaklaştırılması açısından önemli.
2. Güneşten korunmayı rutin haline getirin. Bahar aylarında UV ışınlarının yoğunluğu artmaya başlıyor ve bu durum ciltte fotoaging (ışığa bağlı yaşlanma) ile pigmentasyon artışına, yani cilt lekelerinin gelişimine yol açabiliyor.

3. Mevsime uygun nemlendirici kullanın. Cilt bariyerinin sağlıklı olması, çevresel faktörlere karşı cildin direncini artırıyor. Ancak kış aylarında kullanılan yoğun ve yağ bazlı nemlendiriciler, bahar aylarında bazı cilt tiplerine ağır gelebiliyor ve gözeneklerin tıkanmalarına neden olabiliyor.
4. Mevsim geçişlerinde, cilt yüzeyinde biriken ölü hücreler, cildin mat ve cansız görünmesine yol açabiliyor. Cilt sağlığı için haftada 1-2 kez nazik peeling uygulamalarını önerdiklerine işaret etti.

5. Günde 2-2.5 litre su için. Yeterli sıvı alımı, vücudun genel metabolik fonksiyonlarının yanı sıra cilt sağlığı için de önem taşıyor.

6. Cilt bariyerini destekleyen içerikleri tercih edin. Mevsim geçişleri bazı kişilerde cilt hassasiyetini artırabiliyor. Bu nedenle cilt bakım ürünlerinde bariyer onarıcı içeriklerin bulunması fayda sağlayabilir. Güçlü bir cilt bariyeri cildin çevresel stres faktörlerine karşı daha dirençli olmasını sağlar. Seramidler, niasinamid, panthenol ve hyaluronik asit gibi içerikler cildimizin üst tabakasında bariyer fonksiyonunu destekleyerek, ciltten su kaybını azaltmaya yardımcı olur.

7. Cildi tahriş edebilen ürünlerden kaçının. Alkol oranı yüksek tonikler, yoğun parfüm içeren kozmetikler veya aşındırıcı peeling ürünleri bazı ciltlerde hassasiyeti artırabiliyor. Özellikle mevsim geçişlerinde cilt bariyeri daha kırılgan hale gelebileceği için bu tür ürünlerden kaçınılması öneriliyor.

Rusya'nın Balkanlar'a ilgisinin arka planı


 
Rus düşünce tarihi üzerine yaptığı akademik çalışmalarla öne çıkan Tayyip Çakan’ın kaleminden Balkanlar’ın tarihsel ve düşünsel arka planına odaklanan “Rus Düşünce Tarihinde Balkanlar (1711-1877)” kitabı okurlarla buluştu.
 

05.05.2026 08:21:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
 Rusya'nın Balkanlar'a ilgisinin arka planı
 Rusya'nın Balkanlar'a ilgisinin arka planı

"Rus Düşünce Tarihinde Balkanlar (1711-1877)" adlı eseri, 2026 yılının öne çıkan araşturma eserlerinden biri...
Kitap Osmanlı coğrafyasını konu alıyor. Rus zihniyetinin Balkanlara bakışı kitabın ana eksenini oluşturuyor. Özellikle Balkanlardaki isyanlarda Rus parmağı...
Hürriyet Kitap etiketiyle yayımlanan eser, Slavcılık ve Pan-Slavizm düşüncesinin yükselişiyle birlikte Balkan halklarının Rus düşünce dünyasında kazandığı anlamı, edebiyat ile tarih arasındaki etkileşim çerçevesinde ele alıyor.

Baştan sona bizim tarihimiz

"Rus Düşünce Tarihinde Balkanlar", I. Petro döneminden 93 Harbi'ne (1877) kadar uzanan süreçte Balkan isyanlarını yalnızca askerî ve diplomatik gelişmeler çerçevesinde değil; Rus aydınları, yazarları ve basınının perspektifinden inceleyerek çok katmanlı bir okuma sunuyor. Tayyip Çakan, "Bu eser, I. Petro döneminden 93 Harbi'ne kadar geçen sürede Rusya'nın Balkanlara yönelik giderek büyüyen ilgisini incelemektedir. Eser, yakınçağ Osmanlı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan 93 Harbi öncesinde gerçekleşen Balkan isyanlarını, Rus aydınlarının ve basınının perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır" sözleriyle kitap hakkındaki düşüncelerini aktarıyor.
"Rus Düşünce Tarihinde Balkanlar", tarih ve düşünce dünyasına ilgi duyan okurların yanı sıra Osmanlı-Rus ilişkilerini farklı bir perspektiften değerlendirmek isteyen geniş bir okuyucu kitlesine hitap ediyor. Disiplinlerarası yapısıyla, edebiyat, basın ve tarih ekseninde derinlikli bir analiz sunan eser, Balkan meselesine çok yönlü bir bakış geliştirmek isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

Dr. Tayyip Çakan, ilk, orta ve lise öğrenimini Antalya'da tamamladı. 2016 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. 2017 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimine başladı. "Nikolay Leskov ve Rusya'da Edebiyat ve İdeoloji" başlıklı tezini tamamlayarak 2020 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı'nda doktora programına başladı. "Rus Edipleri ve Basını Çerçevesinde 1875 Bosna-Hersek ve 1876 Bulgaristan Ayaklanmaları" başlıklı doktora tezini tamamlayarak doktor unvanını aldı. Rus düşünce tarihi üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

İstanbul'da Halk Ekmek'e zam geldi

İBB iştiraki Halk Ekmek AŞ, normal ve kepekli ekmek fiyatlarına yüzde 25 zam yaptı. Zamla birlikte 250 gramlık normal ve kepek ekmeğin fiyatı 10 liradan 12,5 liraya yükseldi 

04.05.2026 18:35:00
Haber Merkezi
İstanbul'da Halk Ekmek'e zam geldi
İstanbul'da Halk Ekmek'e zam geldi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki Halk Ekmek AŞ, normal ve kepekli ekmek fiyatlarına yüzde 25 zam yaptı. Zamla birlikte 250 gramlık normal ve kepek ekmeğin fiyatı 10 liradan 12,5 liraya yükseldi. Yeni fiyatlar bugün itibarıyla tüm Halk Ekmek satış noktalarında uygulanmaya başlandı.

Halk Ekmek AŞ'den yapılan açıklamada, zam kararının artan üretim maliyetleri nedeniyle zorunlu hale geldiği belirtildi. Un fiyatlarındaki yükseliş, enerji giderleri, nakliye maliyetleri ve genel enflasyon baskısı, şirketin bu adımı atmasında etkili oldu. Yetkililer, kaliteli ve hijyenik üretimi sürdürmek için fiyat güncellemesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Diğer ekmek çeşitleri ve ambalajlı ürünlerde ise şu an için bir değişiklik yapılmadığı öğrenildi.

Halk Ekmek, İstanbul'da dar gelirli vatandaşların temel gıda maddesi olan ekmeğe erişimini kolaylaştırmak amacıyla faaliyet gösteren önemli bir kurum. Şehir genelinde yüzlerce satış noktasıyla hizmet veren şirket, özellikle emekliler, öğrenciler ve düşük gelir grupları için uygun fiyatlı ekmek alternatifi sunuyor. Ancak son dönemde yaşanan genel ekonomik sıkıntılar, un ve enerji gibi girdi maliyetlerini önemli ölçüde artırdı. Türkiye genelinde de fırıncılar benzer maliyet baskıları nedeniyle zamlara gitmiş, standart ekmek fiyatlarında da artışlar yaşanmıştı.

Vatandaşlar arasında zam tepkileri hızlı yükseldi. Sosyal medyada birçok kullanıcı, "Ekmeğe her zam daha da zorlaştırıyor" yorumlarını yaparken, bazıları da maliyet artışlarını anlayışla karşıladıklarını ifade etti. Özellikle büyükşehirlerde yaşam maliyeti yüksek olduğu için bu tür zamlar dar kesimleri doğrudan etkiliyor. Bir ailenin günlük ekmek tüketimi göz önüne alındığında, aylık bütçeye yansıyacak ek yükün 100-150 lirayı bulabileceği hesaplanıyor.

İBB yetkilileri, zamın sınırlı tutulduğunu ve Halk Ekmek'in sosyal sorumluluk misyonunu sürdüreceğini belirtti. Şirket, üretimde verimlilik artırıcı önlemlerle maliyetleri kontrol altında tutmaya çalışacağını açıkladı. Önümüzdeki dönemde un destekleri veya belediye sübvansiyonları gibi adımların gündeme gelip gelmeyeceği ise merak konusu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.