Diktatörler yalnızca devletlerin başında olur sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Evet, zulümleriyle tarihe geçen diktatörler büyük çoğunlukla devletlerin başında olmuş kişilerdir.
Ancak günümüzde devletlerin başında olduğu gibi diğer pek çok yerde de kendi çapında diktatörlere rastlamanız mümkün.
Mesela bir ailede anne ya da çoğunlukla baba diktatör olabilir ve evde terör estirebilir.
Ya da bir iş yerinde patron veya bir takım yetkileri eline geçirdiği için zalimce davranan müdürlerin diktatörlük yaptıklarını da görmüşsünüzdür.
Bazen yaşadığınız apartmanda komşunuzdur bu diktatör, bazen de çocuğunuzun sınıfındaki bir arkadaşıdır.
Yani her zaman her yerde diktatörlük yapanlara rastlamanız mümkündür ve insanlık var oldukça da böyleleri hep olacaktır.
Siyasi bağlamda düşündüğümüzde partilerde de diktatörler olabiliyor.
Türkiye, bu konuda örnek bulmakta hiçbir zaman zorluk çekmeyeceğiniz ülkelerden biri.
Mesela 30-40 yıldır partisinin genel başkanlık koltuğuna oturmuş, kendisine azıcık dahi itiraz edenleri ilk fırsatta partiden ihraç edenler de kendi çöplüklerinin diktatörleridir. Ve elbette partilerinin gelişmesinin ve de iktidara gelmesinin önündeki engel de kendilerini merkeze koyan bu diktatörlerdir.
Geride bıraktığımız seçimlerden sonra böyle bir 'diktatörlük' örneğini ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nda görüyoruz.
Belki şiddet uygulamıyor ya da zulmetmiyor olabilir ancak, yenilgiyi kabul etmemek ve 28 Mayıs seçimlerinin hezimetle sonuçlanmasının nedeninin kendisi olduğu gerçeğini inkâr etmek ve CHP'nin başında kalmaya devam etmek de bir nevi şiddet ve diktatörlük değil midir?
Kılıçdaroğlu'nun başında bulunduğu CHP'nin yeni MYK listesi önceki gün belli oldu. Yeni listede Bülent Kuşoğlu'nu İdari ve Mali işler'in başında tutarak, Faik Öztrak'ı Parti Sözcülüğünde tutarak gitmeyeceğinin sinyallerini verdi. Parti örgütü ve örgüt yönetiminden sorumlu genel başkan yardımcılığı kaldıran ve parti örgütlerini kendine bağlayan Kılıçdaroğlu, belediye başkan adaylarını da kendisinin belirleyeceğini, itiraz sesleri istemediğini göstermiş oldu.
Sözlükte diktatör; bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse, diktatörlük ise egemen siyasi bir gücün, bir veya birçok kişinin oluşturduğu bir yürütme organınca, denetimsiz olarak yürütüldüğü siyasi düzen olarak tanımlanıyor.
Buna göre Kılıçdaroğlu'nun yaptıkları dikta değil midir?
Şakşakçılarına kendini övdürmek ve gözümüzün önündeki başarısızlıktan ıkına ıkına başarı çıkarmaya zorlamak diktatörlük değil midir?
Seçilemeyecek aday olduğu ortadayken kendi adaylığını dayatmak diktatörlük değil midir?
Aday olabilmek için tüm itirazlara rağmen CHP'nin vekil listelerini AKP ve FETÖ artığı partilerin şaibeli isimlerine peşkeş çekmek diktatörlük değil midir?
Bu yüzden ana muhalefet partisi CHP, Atatürk'ün CHP'si olmak ve Türkiye'yi diktatörce yönetilmekten kurtarmak istiyorsa önce 85 yıllık diktatörce yönetilmekten kendini kurtarması gerekmektedir.
Bunu başarmadan CHP'nin Türkiye'ye verebileceği hiçbir şey yoktur ve umutsuz bir vakadır…
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024



























































